Geçen hafta akıl ile inanç arasındaki ilişkiye dair büyük tavırları ve klasik Tanrı argümanlarını tanıdık. Bu hafta bir adım ileri gidiyor ve bu argümanları çözümlüyoruz. Önce öncüllerini birbirinden ayıracak, sonra geçerli olup olmadıklarını sınayacak, ardından yöneltilen itirazları ve verilen yanıtları tartacağız. Anselmus'a karşı Gaunilo ve Kant'ı, tasarım argümanına karşı Hume'u, Pascal'ın bahsini, Clifford ile James'in 'inanma ahlakı' tartışmasını, kötülük probleminin mantıksal ve kanıtsal biçimlerini ve Gazâlî ile İbn Rüşd arasındaki ünlü Tehâfüt tartışmasını birlikte inceleyeceğiz. Amacımız hazır bir cevabı ezberlemek değil; bir argümanı parçalarına ayırarak kendi felsefi düşüncemizi gerekçeleriyle ortaya koyabilmek.
1. Felsefi Argüman Nasıl Çözümlenir: Öncül, Sonuç, Geçerlilik ve Sağlamlık
Felsefede argüman, bir yargıyı başka yargılarla desteklemek için kurulan akıl yürütme dizisidir. Her argümanın iskeletinde iki öğe bulunur. Birincisi kabul edilmesi istenen yargı olan sonuç, ikincisi bu yargıya gerekçe olarak sunulan öncüllerdir. Akıl-inanç tartışmalarındaki 'Tanrı vardır', 'Tanrı'ya inanmak akıllıcadır' ya da 'Kötülüğün varlığı Tanrı inancıyla çelişir' gibi iddiaların her biri aslında bir sonuçtur. Bu iddialar ancak onları taşıyan öncüller ortaya konduğunda tartışılabilir hâle gelir. Bir argümanı çözümlemek, onu parçalarına ayırmak, her parçanın görevini belirlemek ve parçalar arasındaki bağın sağlam olup olmadığını sınamak demektir.
Bir argüman, öncülleri doğru kabul edildiğinde sonucun da zorunlu olarak doğru olacağı biçimde kurulmuşsa geçerli sayılır. Geçerlilik yalnızca biçimle ilgilidir; öncüllerin gerçekten doğru olup olmadığı hakkında bir şey söylemez. Örneğin 'Bütün kuşlar uçar; penguen bir kuştur; öyleyse penguen uçar' argümanı geçerlidir. Ancak birinci öncülü yanlış olduğu için sağlam değildir. Sağlam argüman, hem geçerli olan hem de bütün öncülleri doğru olan argümandır. Klasik Tanrı argümanlarının çoğu geçerli bir biçimde kurulabilir; bu yüzden asıl tartışma genellikle biçim üzerinde değil, öncüllerin doğruluğu üzerinde yürür. Her argüman da tümdengelimli değildir. Teleolojik argüman çoğunlukla analojiye ya da en iyi açıklamaya çıkarıma dayanır. Bu tür argümanlar sonucu kesinleştirmez, yalnızca olası kılar; bu nedenle 'geçerli-geçersiz' ölçütüyle değil, 'güçlü-zayıf' ölçütüyle değerlendirilir.
Çözümleme belirli adımlarla yapılır: Önce tezi (sonucu) bulun. Sonra öncülleri numaralandırarak tek tek yazın. Ardından argümanın işlemesi için gerekli olduğu hâlde açıkça söylenmemiş örtük öncülleri açığa çıkarın. Biçimin geçerli olup olmadığını denetleyin, her öncülü karşı örneklerle sorgulayın ve son olarak bir safsata bulunup bulunmadığına bakın. Akıl-inanç tartışmalarında sık karşılaşılan safsatalar şunlardır: Kanıtlanması gereken şeyi öncülde varsaymak (döngüsel akıl yürütme), parçaların özelliğini bütüne aktarmak (bileşim safsatası), bir şeyin yanlışlığı kanıtlanmadı diye onu doğru saymak (cehaletten çıkarım) ve fikir yerine fikir sahibini hedef almak (adam karalama). Bu adımlar hem inanç lehine hem de inanç aleyhine kurulan argümanlara aynı titizlikle uygulanmalıdır; felsefi dürüstlük bunu gerektirir.
| Kavram | Tanımı | Akıl-inanç tartışmasından örnek |
|---|---|---|
| Öncül | Sonucu desteklemek için ileri sürülen yargı | Var olmaya başlayan her şeyin bir nedeni vardır. |
| Sonuç | Öncüllerden çıkarıldığı iddia edilen yargı | Öyleyse evrenin var olmasının bir nedeni vardır. |
| Örtük öncül | Argümanın işlemesi için gerekli olan ama açıkça söylenmeyen kabul | Nedenler zinciri sonsuza kadar geriye gidemez. |
| Geçerlilik | Öncüller doğruysa sonucun da zorunlu olarak doğru olması | Mackie'nin tutarsız üçlü argümanı biçim bakımından geçerlidir. |
| Sağlamlık | Geçerlilik ile öncüllerin gerçekten doğru olmasının bir araya gelmesi | Tartışma, ilk nedenin varlığını kanıtlayan öncüllerin doğruluğu üzerinde yoğunlaşır. |
| Safsata | Doğru görünen ama hatalı akıl yürütme | 'Tanrı'nın yokluğu kanıtlanamadı, öyleyse vardır' (cehaletten çıkarım) |
2. Ontolojik Argümanın Çözümlenmesi: Anselmus, Gaunilo ve Kant
Canterburyli Anselmus'un 'Proslogion' adlı eserinde geliştirdiği ontolojik argüman, adım adım yazıldığında bir olmayana ergi (çelişkiye indirgeme) kanıtıdır. Öncül 1: Tanrı, kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen varlıktır. Öncül 2: Bu varlık, Tanrı'yı inkâr eden kişinin zihninde bile bir kavram olarak bulunur. Öncül 3: Hem zihinde hem de gerçeklikte var olan, yalnızca zihinde var olandan daha büyüktür. Ara sonuç: Tanrı yalnızca zihinde var olsaydı, ondan daha büyüğü yani gerçekte de var olanı düşünebilirdik; bu ise birinci öncülle çelişirdi. Sonuç: Öyleyse Tanrı hem zihinde hem de gerçeklikte vardır. Çözümleme, argümanın bütün yükünün üçüncü öncülde taşındığını gösterir. Bu öncülde 'gerçekte var olmak' bir yetkinlik, yani bir şeyi daha büyük yapan bir özellik olarak kabul edilmektedir.
Argümana ilk ciddi itiraz, Anselmus'un çağdaşı olan keşiş Marmoutierli Gaunilo'dan gelmiştir. Gaunilo 'Ahmağın Lehine' adlı yanıtında argümanın kendisini değil biçimini hedef alan bir paralel argüman kurar: Kendisinden daha kusursuzu düşünülemeyen bir ada düşünelim; bu ada zihnimizde vardır; gerçekte var olmak daha kusursuzdur; öyleyse bu ada gerçekte de vardır. Sonuç açıkça saçmadır. Aynı biçim saçma bir sonuç üretebiliyorsa biçimde bir sorun olmalıdır. Anselmus buna, argümanın yalnızca 'kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen' varlık için işlediğini söyleyerek karşılık verir. Ona göre bir ada, ne kadar kusursuz tasarlanırsa tasarlansın, sınırlı ve olumsal (var olmayabilecek) bir şeydir; dolayısıyla zorunlu varoluş onun kavramına ait değildir.
Daha köklü eleştiri Immanuel Kant'tan gelir. Kant'a göre 'var olmak' gerçek bir yüklem değildir; yani bir kavrama yeni bir özellik eklemez. Kant'ın ünlü örneğinde, düşüncedeki yüz taler (dönemin gümüş parası) ile cepteki gerçek yüz taler kavram olarak tamamen aynıdır; gerçek olanın kavramında fazladan bir taler yoktur. Öyleyse 'gerçekte var olan daha büyüktür' öncülü, varlığı kavramın içine yerleştiren bir hatadır. Bir şeyin var olup olmadığı kavramın çözümlenmesiyle değil, ancak deneyimle belirlenebilir. Descartes'ın 'Üçgenin iç açılarının toplamı iki dik açıya eşit olduğu gibi, varlık da Tanrı kavramına aittir' biçimindeki yorumu da aynı eleştiriyle karşılaşır. Kant, üçgen kavramını kabul edersek açılarını da kabul etmek zorunda olduğumuzu, ama üçgeni açılarıyla birlikte tümden ortadan kaldırmanın bir çelişki doğurmadığını söyler. 20. yüzyılda Alvin Plantinga gibi düşünürler argümanı kipsel mantıkla yeniden kurmuştur: Zorunlu bir varlığın var olması mümkünse, o varlık zorunlu olarak vardır. Eleştirmenler ise bu kez tartışmanın 'mümkündür' öncülüne taşındığını belirtir.
| Argümanın adımı | Anselmus'un iddiası | Yöneltilen eleştiri |
|---|---|---|
| Tanım | Tanrı, kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen varlıktır. | Tanımın tutarlı ve düşünülebilir olduğu ayrıca gösterilmelidir. |
| Zihindeki varlık | Tanrı'yı inkâr eden bile bu kavramı anlar. | Bir kavramı anlamak, nesnesinin var olduğunu göstermez. |
| Gerçeklik bir yetkinliktir | Gerçekte var olmak, yalnızca zihinde var olmaktan daha büyüktür. | Kant: Varlık gerçek bir yüklem değildir (yüz taler örneği). |
| Çelişkiye indirgeme | Tanrı yalnızca zihinde olsaydı tanımla çelişki doğardı. | Gaunilo: Aynı biçim kusursuz bir adanın varlığını da kanıtlardı. |
| Sonuç | Tanrı gerçekte vardır. | Kipsel yorumda tartışma 'zorunlu varlık mümkündür' öncülüne kayar. |
3. Kozmolojik ve Teleolojik Argümanlara Yöneltilen İtirazlar ve Yanıtlar
Kozmolojik argümanın kelam geleneğindeki biçimi (hudûs delili) çok yalın bir tümdengelimdir: Öncül 1: Var olmaya başlayan her şeyin bir nedeni vardır. Öncül 2: Evren var olmaya başlamıştır. Sonuç: Evrenin bir nedeni vardır. Biçim geçerli olduğundan itirazlar öncüllere yönelir. Sık sorulan 'Öyleyse Tanrı'nın nedeni nedir?' sorusu, birinci öncülü dikkatli okumadığımızda ortaya çıkar. Öncül 'her şeyin' değil, 'var olmaya başlayan her şeyin' bir nedeni olduğunu söyler. Ezelî olduğu kabul edilen bir varlık var olmaya başlamadığı için bu öncülün kapsamına girmez. İkinci öncüle yönelik itiraz ise David Hume'un sorusunda dile gelir: Nedenler zincirinin sonsuza kadar geriye gitmesi neden imkânsız olsun? Gazâlî gibi kelamcılar, geçmişte gerçekten sonsuz sayıda olayın tek tek yaşanıp bugüne ulaşılmasının mümkün olmadığını savunarak bu öncülü desteklemeye çalışmıştır.
Argümanın imkân delili biçimine karşı en bilinen itiraz, 1948'de BBC radyosunda yapılan Bertrand Russell-Frederick Copleston tartışmasında dile getirilmiştir. Russell'a göre evrendeki her şeyin bir açıklaması olması, evrenin bütününün de bir açıklaması olmasını gerektirmez. Her insanın bir annesi vardır ama bu, insan türünün de bir annesi olduğunu göstermez. Bu itiraz, karşı tarafı bileşim safsatası yapmakla suçlar. Russell'ın deyişiyle 'evren oradadır, hepsi bu'. Copleston ve İbn Sînâ çizgisindeki savunucular ise şöyle yanıt verir: Var olmayabilecek (mümkün) varlıkların toplamı da var olmayabilir; bu toplamın neden var olduğu sorusu, her parçanın kendi açıklamasıyla cevaplanmış olmaz. Bu nedenle zinciri dışarıdan taşıyan bir Zorunlu Varlık aramak meşrudur. Tartışma, 'Her şeyin yeterli bir açıklaması olmalı mıdır?' sorusunda düğümlenir.
Teleolojik argüman tümdengelimli değil, analojik bir argümandır: Bir saatin karmaşık düzeni bir saatçiyi gösterdiği gibi, doğadaki düzen de bir tasarımcıyı gösterir. William Paley'in 1802'de yayımlanan ünlü saatçi benzetmesinden önce bile Hume, ölümünden sonra yayımlanan 'Doğal Din Üzerine Diyaloglar' adlı eserinde bu analojiye güçlü itirazlar yöneltmişti. Ona göre evren bir saate ya da eve değil, kendi kendine büyüyen bir organizmaya da benzetilebilir. Sınırlı ve kusurlu görünen bir etkiden sonsuz ve kusursuz bir nedene geçilemez. Ayrıca analoji tek bir tasarımcıyı değil, pekâlâ birçok tasarımcıyı da gösterebilir. 1859'da Charles Darwin'in doğal seçilim kuramı, canlılardaki uyumu bilinçli bir tasarımcıya başvurmadan açıklayan bir alternatif sundu. Argüman bu nedenle 20. yüzyılda ince ayar biçimine dönüştü: Fizik sabitlerinin yaşama olanak tanıyan dar aralıkta bulunması tasarımı akla getirir. Karşı görüştekiler ise bu dar aralığı çoklu evren varsayımı ya da gözlemci seçilimi ile açıklamaya çalışır. Böylece tartışma, hangi açıklamanın 'en iyi açıklama' olduğu sorusuna dönüşür.
| Argüman | Başlıca itiraz | Savunucuların yanıtı |
|---|---|---|
| Kozmolojik (hudûs) | Tanrı'nın da bir nedeni olmalıdır. | Öncül yalnızca var olmaya başlayanlar için geçerlidir; ezelî varlık nedene muhtaç değildir. |
| Kozmolojik (hudûs) | Nedenlerin sonsuza kadar geriye gitmesi mümkündür (Hume). | Gerçekten sonsuz sayıda geçmiş olay tek tek yaşanıp tamamlanamaz (kelamcılar). |
| Kozmolojik (imkân) | Parçaların açıklaması bütünün açıklamasını gerektirmez; bileşim safsatası (Russell). | Mümkünlerin toplamı da mümkündür ve kendi dışında bir dayanağa muhtaçtır (Copleston, İbn Sînâ çizgisi). |
| Teleolojik | Evren-saat benzetmesi zayıftır; sonlu etkiden sonsuz neden çıkmaz (Hume). | Argüman kesinlik değil, en iyi açıklama iddiasındadır. |
| Teleolojik | Doğal seçilim canlılardaki uyumu tasarımcısız açıklar (Darwin). | İnce ayar biçimi biyolojiye değil, fizik yasalarının ve sabitlerinin kendisine dayanır. |
4. İnancın Rasyonelliği Tartışması: Pascal'ın Bahsi, Clifford ve William James
Akıl-inanç tartışmasında iki ayrı soru sıklıkla birbirine karıştırılır: 'Tanrı'nın var olduğu kanıtlanabilir mi?' (teorik soru) ve 'Tanrı'ya inanmak akıllıca ya da ahlaken doğru mudur?' (pratik soru). Blaise Pascal, ölümünden sonra 'Düşünceler' adıyla yayımlanan notlarında ikinci soruya yönelik ünlü bir pragmatik argüman geliştirmiştir. Pascal'a göre akıl, Tanrı'nın varlığı konusunda kesin bir karara varamaz. Ama insan yine de seçim yapmak zorundadır; bahse girmekten kaçamaz. Seçeneklerin sonuçları bir karar tablosuna yerleştirildiğinde tablo şöyle görünür: Tanrı varsa ve inanırsan sonsuz bir kazanç elde edersin; Tanrı yoksa ve inanırsan kaybın sınırlı ve dünyevidir. Tanrı varsa ve inanmazsan sonsuz bir kayıp yaşarsın; Tanrı yoksa ve inanmazsan kazancın yine sınırlıdır. Sonsuz bir kazanç olasılığı sıfırdan büyük olduğu sürece beklenen değer inanmaktan yana ağır basar.
Argüman zekicedir ama önemli itirazlarla karşılaşmıştır. Birincisi çok tanrı itirazıdır. Tablo yalnızca iki seçenekten oluşmaz; birbirini dışlayan pek çok inanç seçeneği varsa hangi bahsin seçileceği belirsiz kalır. İkincisi, inanç doğrudan iradeyle seçilebilir mi? İnsan, yalnızca çıkarına olduğu için bir şeye içtenlikle inandığına kendini ikna edemeyebilir. Pascal bu soruyu öngörmüş ve inananlar gibi yaşamanın zamanla inancı besleyeceğini söylemiştir. Üçüncüsü, hesaba dayalı bir inancın dinî açıdan değerli olup olmayacağı sorusudur. Çözümleme açısından önemli olan nokta şudur: Bahis argümanı Tanrı'nın varlığını kanıtlamaz. Yalnızca, belirsizlik koşullarında inanmanın akılcı bir tercih olduğunu göstermeye çalışır. Dolayısıyla onu ontolojik ya da kozmolojik argümanla aynı ölçütle değerlendirmek yanlış olur.
19. yüzyılda bu tartışma bir 'inanma ahlakı' tartışmasına dönüştü. William Kingdon Clifford, 1877 tarihli 'İnancın Ahlakı' adlı denemesinde şu ilkeyi savundu: 'Yetersiz kanıta dayanarak herhangi bir şeye inanmak her zaman, her yerde ve herkes için yanlıştır.' Clifford, yolcularını taşıyan eski geminin sağlam olduğuna kendini inandıran gemi sahibini örnek verir. Gemi batmasa bile bu kişi, kanıtı incelemeden inandığı için suçludur. Bu görüşe kanıtçılık denir. William James ise 1896'daki 'İnanma İstenci' adlı konuşmasında, kanıtın tek başına karar veremediği bazı seçeneklerde tutkuyla karar vermenin meşru olduğunu savundu. James'e göre bu seçeneklerin üç özelliği vardır: canlıdır (kişi için gerçek bir olasılıktır), kaçınılmazdır (karar vermemek de bir karardır) ve önemlidir (sonuçları hayatı derinden etkiler). Geçen hafta tanıdığımız Plantinga'nın 'temel inanç' görüşü ise kanıtçılığın kendisini sorgulayan üçüncü bir yol sunar.
| Düşünür | Temel ilke | İnancın rasyonelliğine bakışı |
|---|---|---|
| Blaise Pascal (17. yy) | Belirsizlikte beklenen değeri en yüksek seçeneği seç. | İnanmak, kanıtlanmasa da akılcı bir bahistir. |
| W. K. Clifford (1877) | Yetersiz kanıtla inanmak ahlaken yanlıştır. | Yeterli kanıt yoksa inançtan kaçınmak gerekir (kanıtçılık). |
| William James (1896) | Canlı, kaçınılmaz ve önemli seçeneklerde tutkuyla karar verilebilir. | Kanıtın susduğu yerde inanma hakkı meşrudur. |
| Alvin Plantinga (20. yy) | Bazı inançlar başka inançlardan çıkarılmadan da yerinde olabilir. | Tanrı inancı, kanıtçılığın şart koştuğu türden bir kanıt olmadan da rasyonel olabilir. |
5. Kötülük Probleminin Mantıksal Yapısı: Mantıksal ve Kanıtsal Biçimler
Geçen hafta kötülük problemini ve teodise yaklaşımlarını genel hatlarıyla tanımıştık. Bu hafta problemi bir argüman olarak çözümlüyoruz, çünkü 'kötülük problemi' aslında birbirinden çok farklı iki argümanın ortak adıdır. Birincisi mantıksal kötülük problemidir. J. L. Mackie 1955 tarihli 'Kötülük ve Her Şeye Gücü Yetme' adlı makalesinde üç önermenin birlikte doğru olamayacağını, yani bir tutarsız üçlü oluşturduğunu savunmuştur: Tanrı'nın her şeye gücü yeter; Tanrı tamamen iyidir; kötülük vardır. Mackie çelişkiyi görünür kılmak için iki ek öncül ekler: İyi olan, elinden geldiğince kötülüğü ortadan kaldırır; her şeye gücü yeten bir varlığın yapabileceklerinin sınırı yoktur. Bu biçimiyle argüman tümdengelimlidir ve iddiası çok güçlüdür: Teist inanç kendi içinde tutarsızdır.
Bu argümana verilen en etkili yanıt, Alvin Plantinga'nın 1970'lerde geliştirdiği özgür irade savunmasıdır. Plantinga burada önemli bir yöntem ayrımı yapar. Teodise, Tanrı'nın kötülüğe neden izin verdiğini gerçekten açıklama iddiasındadır. Savunma ise yalnızca, üç önermeyi aynı anda doğru kılan tutarlı bir olasılığın bulunduğunu göstermeye çalışır. Mantıksal bir çelişki iddiasını çürütmek için bu yeterlidir. Plantinga'ya göre gerçekten özgür varlıkların bulunduğu bir dünya, özgür varlıkların hiç bulunmadığı bir dünyadan daha değerli olabilir. Tanrı özgür varlıkları her durumda iyiyi seçmeye zorlayamaz; zorlarsa onlar artık özgür olmaz. Bu durumda Mackie'nin 'iyi olan kötülüğü her zaman ortadan kaldırır' öncülü sorgulanır hâle gelir. Çünkü iyi bir varlık, daha büyük bir iyiliği (özgürlüğü) korumak için bazı kötülüklere izin verebilir. Pek çok çağdaş felsefeci, bu yanıttan sonra mantıksal biçimin gücünü yitirdiğini kabul eder; ancak deprem ve hastalık gibi doğal kötülükler ayrıca tartışılmaya devam eder.
Bu yüzden tartışma ikinci biçime, kanıtsal kötülük problemine kaymıştır. William Rowe 1979'da şunu savunur: Kötülük Tanrı inancıyla mantıksal olarak çelişmese bile, dünyadaki acının miktarı ve türü Tanrı'nın var olmadığını olası kılar. Rowe'un ünlü örneği, yıldırımın tutuşturduğu bir ormanda günlerce acı çekerek ölen ve kimsenin görmediği bir yavru geyiktir. Bu acı hiçbir büyük iyiliğe hizmet etmiyor gibi görünmektedir. Argüman tümevarımlıdır: 'Amaçsız görünen acı' gözleminden 'amaçsız acı vardır' sonucuna geçer. Buna verilen kuşkucu teizm yanıtı, sınırlı insan bilgisinin sonsuz bir bilginin gözettiği amaçları göremeyeceğini, dolayısıyla 'görünmüyor' demenin 'yoktur' anlamına gelmediğini söyler. İslam düşüncesinde de benzer biçimde her şeyin bir hikmet taşıdığı vurgulanır. Gazâlî'ye atfedilen 'Mümkün olan âlemlerin hiçbiri bu âlemden daha güzel değildir' sözü ve Leibniz'in 'mümkün dünyaların en iyisi' görüşü bu çizgide yer alır.
| Ölçüt | Mantıksal kötülük problemi | Kanıtsal kötülük problemi |
|---|---|---|
| Öne çıkan temsilci | J. L. Mackie (1955) | William Rowe (1979) |
| Argüman türü | Tümdengelimli | Tümevarımlı (olasılığa dayalı) |
| İddiası | Tanrı inancı ile kötülüğün varlığı birbiriyle çelişir. | Amaçsız görünen yoğun acı, Tanrı'nın yokluğunu olası kılar. |
| Çürütmek için gereken | Tutarlı bir olasılık göstermek yeterlidir (savunma). | Gözlemden yapılan çıkarımın zayıf olduğunu göstermek gerekir. |
| Başlıca yanıt | Özgür irade savunması (Plantinga) | Kuşkucu teizm, hikmet ve en iyi dünya görüşleri |
6. Bir Argüman Tartışması Örneği: Gazâlî'nin Tehâfüt'ü ve İbn Rüşd'ün Yanıtı
Felsefe tarihinde bir argüman ile karşı argümanın en sistemli biçimde karşılaştığı örneklerden biri, Gazâlî'nin yaklaşık 1095 yılında yazdığı 'Tehâfütü'l-Felâsife' (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eseridir. Gazâlî'nin amacı mantığı ya da matematiği reddetmek değildir. O, Fârâbî ve İbn Sînâ çizgisindeki filozofların metafizik iddialarını, bu filozofların kendi koydukları burhan (kesin kanıt) ölçütüyle sınamak ister. Yöntemi bir iç eleştiridir: 'Siz bu sonuçlara kesin kanıtla ulaştığınızı söylüyorsunuz; oysa öncülleriniz kesin değildir.' Gazâlî eserde yirmi mesele tartışır. Bunlardan üçünde, yani âlemin ezelî olduğu iddiasında, Allah'ın tikel (cüz'î) olayları bilmediği iddiasında ve bedenle dirilişin (cismani haşrin) inkârında filozofların dinin temel ilkeleriyle çeliştiğini ileri sürer.
Tartışmanın en ünlü meselelerinden biri nedenselliktir. Gazâlî'ye göre ateşin pamuğa değmesiyle pamuğun yanması arasında gözlemlediğimiz şey yalnızca bir birlikteliktir; ateşin yakmayı zorunlu olarak meydana getirdiğini gözlemle kanıtlayamayız. Olayların düzenli bir biçimde birbirini izlemesi, Allah'ın âdeti yani O'nun yaratmasındaki süreklilik sayesindedir. Bu yaklaşım hem ilahi kudreti hem de mucizenin imkânını korumayı amaçlar. Yaklaşık bir asır sonra Endülüslü İbn Rüşd, 'Tehâfütü't-Tehâfüt' (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adlı eseriyle bu itirazlara tek tek yanıt verdi. Ona göre varlıkların kendilerine özgü nitelikleri ve etkileri olduğunu inkâr etmek, şeylerin tanımlarını ve dolayısıyla bilgiyi ortadan kaldırır; nedenselliği reddeden aklı reddetmiş olur. İbn Rüşd ayrıca Gazâlî'nin itirazlarının bir kısmının burhani değil, yalnızca karşı tarafı susturmaya yönelik cedelî (tartışmacı) olduğunu ileri sürer. İlginçtir ki Gazâlî'nin nedenselliğe dair gözlemi, yüzyıllar sonra David Hume'un nedensellik eleştirisini andırır.
Bu tartışmadan iki önemli felsefi ders çıkar. Birincisi, aynı inanç geleneği içinde bile akıl ile vahyin ilişkisi farklı biçimlerde çözümlenebilir. Gazâlî aklın metafizikteki sınırlarını vurgularken, İbn Rüşd aklın burhani gücüne güvenir; ama ikisi de akla değer verir ve ikisi de vahyi kabul eder. İkincisi, verimli bir felsefi tartışma sonuçlar üzerinden değil, öncüller ve kavramlar üzerinden yürür. Örneğin âlemin ezelîliği meselesinde İbn Rüşd, tartışmanın önemli ölçüde 'kadîm' (öncesiz) ve 'hâdis' (sonradan olan) kavramlarının farklı anlaşılmasından kaynaklandığını söyler. Kendi felsefi düşüncenizi ortaya koyarken de aynı yolu izleyin: Tezinizi açıkça yazın, öncüllerinizi gerekçelendirin, en güçlü karşı argümanı dürüstçe dile getirin ve ona yanıt verin. Bu hafta incelediğimiz bütün tartışmalar, akıl-inanç ilişkisinde olgun bir düşüncenin kesin bir hükümden çok, iyi gerekçelendirilmiş bir tutum olduğunu gösterir.
| Mesele | Filozofların görüşü | Gazâlî'nin itirazı | İbn Rüşd'ün yanıtı |
|---|---|---|---|
| Âlemin ezelîliği | Âlem ezelî olarak Tanrı'dan sudur eder. | Bu görüş yaratılış inancıyla çelişir ve kesin kanıtla gösterilemez. | Tartışma büyük ölçüde 'kadîm' ve 'hâdis' kavramlarının anlaşılma biçimine dayanır. |
| Tikellerin bilinmesi | Tanrı tikelleri tümel bir biçimde bilir. | Bu görüş, Tanrı'nın tikel olayları bilmediği anlamına gelir. | Tanrı'nın bilgisi insan bilgisine benzemez; şeylerin sonucu değil, nedenidir. |
| Bedenle diriliş | Ahiret hayatı ruhani bir mutluluk ya da acı olarak anlatılır. | Bu yorum, vahyin açık bildirimini inkâr eder. | Filozoflar ahireti inkâr etmez; tartışma, ahiretin hangi biçimde gerçekleşeceği üzerinedir. |
| Nedensellik | Neden ile sonuç arasında zorunlu bir bağ vardır. | Gözlenen şey yalnızca birlikteliktir; düzen Allah'ın âdetidir. | Nedenselliği inkâr etmek bilgiyi ve aklı ortadan kaldırır. |
Örnekler
Örnek 1Aşağıdaki argümanı öncül ve sonuçlarına ayırınız, örtük öncülünü belirleyiniz ve itiraz edilebilecek öncülü gösteriniz: 'Evrendeki her şey var olmak için başka bir şeye dayanır. Böyle dayanan şeylerin zinciri sonsuza gidemez. Öyleyse kendisi hiçbir şeye dayanmayan bir varlık vardır.'
Cevabı göster
1. adım: Sonuç 'Kendisi hiçbir şeye dayanmayan bir varlık vardır' yargısıdır. 2. adım: Öncül 1 'Evrendeki her şey var olmak için başka bir şeye dayanır', Öncül 2 'Dayanma zinciri sonsuza gidemez' yargısıdır. 3. adım: Örtük öncül, 'Bir zincir sonsuza gidemiyorsa bir ilk halkası olmalıdır' kabulüdür. Bu ilk halka evrenin bir parçası olamaz, çünkü Öncül 1'e göre evrendeki her şey başka bir şeye dayanır; öyleyse ilk halka evrenin dışında olmalıdır. 4. adım: Biçim geçerlidir; tartışma öncüllerin doğruluğundadır. 5. adım: Hume çizgisindeki itiraz Öncül 2'ye yönelir: Sonsuz bir dayanma zinciri neden imkânsız olsun? Russell çizgisindeki itiraz ise, parçaların bir dayanağa muhtaç olmasından bütünün de bir dayanağa muhtaç olduğu sonucunu çıkarmanın bileşim safsatası olabileceğini söyler.
Örnek 2Gaunilo'nun 'kusursuz ada' itirazı, ontolojik argümanın hangi yönünü hedef alır? Anselmus bu itiraza nasıl yanıt verir?
Cevabı göster
Gaunilo argümanın içeriğini değil biçimini hedef alır. Anselmus'un akıl yürütme kalıbını aynen kullanarak 'kendisinden daha kusursuzu düşünülemeyen bir ada' için bir argüman kurar. Bu kalıp adanın gerçekte de var olduğu sonucunu verir; bu sonuç açıkça saçma olduğuna göre biçimde bir kusur bulunmalıdır. Bu yönteme paralel argüman yöntemi denir. Anselmus ise argümanın yalnızca 'kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen varlık' için geçerli olduğunu söyler. Bir ada ne kadar kusursuz düşünülürse düşünülsün sınırlı ve olumsal bir varlıktır; var olmaması düşünülebilir. Zorunlu varoluş yalnızca en büyük varlığın kavramına aittir. Bu nedenle ona göre paralel argüman işlemez.
Örnek 3Kant'ın 'Varlık gerçek bir yüklem değildir' tespiti ontolojik argümanın hangi öncülünü zayıflatır? Yüz taler örneğiyle açıklayınız.
Cevabı göster
Kant'ın itirazı 'Gerçekte var olan, yalnızca zihinde var olandan daha büyüktür' öncülünü hedef alır. Yüklem, bir kavrama yeni bir özellik ekleyen belirlemedir; örneğin 'kırmızı', 'yuvarlak' ya da 'gümüş' birer yüklemdir. Kant'a göre düşündüğüm yüz taler ile cebimdeki gerçek yüz taler kavram olarak aynıdır; gerçek olanın kavramında fazladan bir taler yoktur. Gerçekte var olmak yalnızca 'Bu kavrama uyan bir nesne vardır' demektir ve bu da ancak deneyimle belirlenebilir. Öyleyse varlığı, bir şeyi 'daha büyük' yapan bir özellik gibi kavramın içine yerleştirmek hatalıdır. Bu öncül düştüğünde, argümanın çelişkiye indirgeme adımı da işlemez.
Örnek 4Pascal'ın bahsini dört hücreli bir karar tablosu ile açıklayınız. 'Çok tanrı itirazı' bu argümanın hangi varsayımını sorgular?
Cevabı göster
1. adım: Sütunlar 'Tanrı varsa' ve 'Tanrı yoksa', satırlar 'İnanırsan' ve 'İnanmazsan' olarak belirlenir. 2. adım: İnanır ve Tanrı varsa sonsuz kazanç; inanır ve Tanrı yoksa sınırlı kayıp; inanmaz ve Tanrı varsa sonsuz kayıp; inanmaz ve Tanrı yoksa sınırlı kazanç ortaya çıkar. 3. adım: Tanrı'nın var olma olasılığı sıfırdan büyük olduğu sürece sonsuz kazanç beklenen değeri belirler; bu yüzden inanmak akılcı tercih olarak görünür. 4. adım: Çok tanrı itirazı, tablonun yalnızca iki seçenekten oluştuğu varsayımını sorgular. Birbirini dışlayan pek çok inanç seçeneği varsa her biri sonsuz kazanç vaat edebilir; bu durumda tablo hangi bahsin seçileceğini belirleyemez. 5. adım: Argüman zaten Tanrı'nın varlığını kanıtlamaz; inancın pragmatik akılcılığını savunur.
Örnek 5Şu iki ifadenin hangisi mantıksal, hangisi kanıtsal kötülük problemine aittir? Gerekçelendiriniz. (I) 'Her şeye gücü yeten ve tamamen iyi bir Tanrı ile kötülüğün varlığı birlikte doğru olamaz.' (II) 'Hiçbir iyiliğe hizmet etmiyor gibi görünen yoğun acıların çokluğu, Tanrı'nın var olmadığını olası kılar.'
Cevabı göster
(I) mantıksal kötülük problemine aittir. Çünkü bir çelişki iddia eder; önermelerin birlikte doğru olmasının imkânsız olduğunu söyler. Bu, Mackie'nin tutarsız üçlü argümanıdır ve tümdengelimlidir. Böyle bir iddiayı çürütmek için üç önermenin birlikte doğru olabileceği tutarlı bir olasılık göstermek yeterlidir; Plantinga'nın özgür irade savunması bunu yapar. (II) ise kanıtsal kötülük problemine aittir. Çelişki değil olasılık iddia eder ve gözlemden genellemeye giden tümevarımlı bir akıl yürütmedir; Rowe'un yavru geyik örneği bu biçimin tipik örneğidir. Buna karşı kuşkucu teizm, 'amaçsız görünmek' ile 'amaçsız olmak' arasındaki geçişin zayıf olduğunu ileri sürer.
Örnek 6Gazâlî'nin ateş-pamuk örneği nedensellik hakkında ne iddia eder? İbn Rüşd bu iddiaya hangi gerekçeyle karşı çıkar?
Cevabı göster
Gazâlî'ye göre ateşin pamuğa değmesinin ardından pamuğun yanması sürekli gözlenir. Ama bu gözlem yalnızca iki olayın birlikte bulunduğunu gösterir; ateşin yanmayı zorunlu olarak meydana getirdiğini kanıtlamaz. Yanmayı gerçekte yaratan Allah'tır. Olayların düzenli bir sırayla meydana gelmesi O'nun âdetidir; bu görüş mucizenin imkânını da korur. İbn Rüşd ise her varlığın kendine özgü nitelikleri ve etkileri olduğunu söyler; ateşin yakıcılığı onun tanımının bir parçasıdır. Bu nitelikleri inkâr etmek şeylerin tanımlarını, dolayısıyla bilgiyi ve bilimi ortadan kaldırır. Bu yüzden ona göre nedenselliği inkâr eden aklı inkâr etmiş olur. Tartışma, nedenselliğin zorunlu bir bağ mı yoksa düzenli bir birliktelik mi olduğu sorusuna dayanır.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Bir argümanın öncülleri doğru kabul edildiğinde sonucunun da zorunlu olarak doğru olmasını sağlayan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Geçerlilik yalnızca biçimle ilgilidir: Öncüller doğruysa sonuç da zorunlu olarak doğrudur. Sağlamlık ise bunun yanında öncüllerin gerçekten doğru olmasını da gerektirir.
2'Kendisinden daha kusursuzu düşünülemeyen bir ada düşünelim; aynı akıl yürütmeyle bu adanın gerçekte de var olduğu sonucuna ulaşırız. Bu saçma olduğuna göre akıl yürütmede bir kusur vardır.' Bu itiraz hangi argümana ve hangi düşünüre aittir?
Kusursuz ada örneği, Anselmus'un ontolojik argümanına karşı Gaunilo'nun kurduğu paralel argümandır ve argümanın biçimini hedef alır.
3'Eski geminin sağlam olduğuna kendini inandıran ve onu denetlemeden yolcularla yola çıkaran gemi sahibi, gemi batmasa bile suçludur; çünkü yetersiz kanıtla inanmıştır.' Bu görüş aşağıdakilerden hangisidir?
Gemi sahibi örneği Clifford'a aittir. Clifford, yetersiz kanıta dayanarak inanmanın her zaman yanlış olduğunu savunan kanıtçılığın temsilcisidir.
4'Kimsenin görmediği bir ormanda günlerce acı çeken bir hayvanın acısı hiçbir iyiliğe hizmet etmiyor gibi görünmektedir. Bu tür acıların çokluğu, her şeye gücü yeten ve tamamen iyi bir Tanrı'nın varlığını olasılık dışı kılar.' Bu akıl yürütme aşağıdakilerden hangisidir?
Metin bir çelişki değil, olasılık iddia ediyor ve gözlemden genellemeye gidiyor. Bu, Rowe'un tümevarımlı kanıtsal kötülük problemidir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Geçerli bir argümanın sonucu her zaman doğrudur.
Yanlıştır. Geçerlilik yalnızca biçimle ilgilidir; öncüllerden biri yanlışsa geçerli bir argümanın sonucu da yanlış olabilir.
- Gaunilo'nun kusursuz ada örneği, ontolojik argümanla aynı biçimde kurulan bir argümanın saçma bir sonuca götürdüğünü göstermeyi amaçlar.
Doğrudur. Bu, paralel argüman yöntemiyle biçimin kusurlu olduğunu gösterme girişimidir.
- Pascal'ın bahsi, Tanrı'nın varlığını kesin olarak kanıtlayan teorik bir argümandır.
Yanlıştır. Bahis argümanı pragmatiktir; Tanrı'nın varlığını değil, belirsizlikte inanmanın akılcı olduğunu savunur.
- Plantinga'nın özgür irade savunması, Tanrı'nın her bir kötülüğe izin verme nedenini bildiğini iddia eder.
Yanlıştır. Savunma yalnızca Tanrı ile kötülüğün birlikte var olmasının mümkün olduğunu göstermeyi hedefler; gerçek nedenleri açıklama iddiası teodiseye aittir.
- İbn Rüşd'e göre nedenselliği bütünüyle inkâr etmek, bilginin ve aklın imkânını ortadan kaldırır.
Doğrudur. İbn Rüşd 'Tehâfütü't-Tehâfüt' adlı eserinde nedenselliği inkâr edenin aklı inkâr ettiğini savunur.
- Geçerli bir argümanın sonucu her zaman doğrudur.
6Aşağıdaki düşünürleri akıl-inanç tartışmasındaki temel argüman ya da itirazlarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Biçimi geçerli olan ve bütün öncülleri doğru olan argümana argüman denir.
- Russell'a göre her parçanın bir açıklaması olmasından bütünün de bir açıklaması olduğu sonucunu çıkarmak safsatasıdır.
- Kant'a göre varlık, bir kavrama yeni bir özellik eklemediği için gerçek bir değildir.
- Plantinga, Tanrı ile kötülüğün birlikte var olmasının yalnızca mümkün olduğunu gösteren yaklaşımına teodise değil, adını verir.
- Gazâlî'ye göre ateş ile yanma arasındaki düzenli birliktelik, Allah'ın sayesindedir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Şu argümanı çözümleyiniz ve kendi felsefi değerlendirmenizi yazınız: 'Fizik sabitleri biraz farklı olsaydı yıldızlar, gezegenler ve canlılar oluşamazdı. Bu sabitlerin yaşama izin veren dar aralıkta bulunması ya zorunluluk ya rastlantı ya da tasarım ile açıklanabilir. Zorunluluk ve rastlantı yeterli bir açıklama değildir. Öyleyse en iyi açıklama tasarımdır.'
1. ipucu: 1. adım: Öncülleri ve sonucu numaralandırarak ayrı ayrı yazın; argümanın tümdengelimli mi yoksa en iyi açıklamaya çıkarım mı olduğunu belirleyin.
2. ipucu: 2. adım: Hangi öncülün en tartışmalı olduğunu bulun ve Hume ile çoklu evren savunucularının bu öncüle nasıl itiraz edeceğini yazın.
3. ipucu: 3. adım: Argümanın savunucusunun bu itirazlara vereceği yanıtı ekleyin; sonra kendi tezinizi gerekçeleriyle ve gerekçelerinizin gücüyle orantılı bir kesinlikle ifade edin.
Cevap: Çözümleme: Öncül 1: Fizik sabitleri yaşama izin veren dar bir aralıktadır. Öncül 2: Bu durum zorunluluk, rastlantı ya da tasarım ile açıklanabilir (seçeneklerin üçle sınırlı olduğu örtük bir kabuldür). Öncül 3: Zorunluluk ve rastlantı yeterli bir açıklama değildir. Sonuç: En iyi açıklama tasarımdır. Argüman, teleolojik argümanın çağdaş ince ayar biçimidir. Biçim olarak seçenekleri eleme yöntemini kullanır, ama sonucu 'en iyi açıklama' olarak sunduğu için kesinlik değil olasılık iddia eder. Tartışmalı öncüller: Öncül 2 sorgulanabilir, çünkü başka bir açıklama türü olmadığı nereden bilinmektedir? Öncül 3 de sorgulanabilir. Çoklu evren varsayımına göre çok sayıda evren varsa, bazılarında yaşama uygun sabitlerin bulunması şaşırtıcı değildir; biz de zaten yalnızca böyle bir evreni gözlemleyebiliriz (gözlemci seçilimi). Hume çizgisindeki bir itiraz ise tasarım sonucunun tek ve sonsuz yetkin bir tasarımcıyı değil, yalnızca bir tür düzenleyici nedeni göstereceğini söyler. Savunucunun yanıtı: Çoklu evren varsayımı da gözlemle doğrulanmış değildir; ayrıca çok sayıda evren üreten bir mekanizma varsa, o mekanizmanın kendisinin de ince ayarlı olup olmadığı sorusu ortaya çıkar. Örnek değerlendirme: Argüman, Tanrı inancının akılla tutarlı ve makul olduğunu göstermek için güçlü bir aday sayılabilir. Ancak çoklu evren seçeneği tümüyle dışlanamadığı için kesin bir kanıt değildir. Ayrıca tek başına dinlerin tanımladığı Tanrı'nın bütün sıfatlarını temellendirmez. Bu yüzden sonuç 'kanıtlanmıştır' değil, 'makul bir açıklamadır' biçiminde ifade edilmelidir. (Öğrenci karşıt bir tez de savunabilir; önemli olan öncülleri, itirazı ve yanıtı açıkça göstermektir.)
Kısaca
- Argüman çözümleme: Bir felsefi argüman öncüllere ve sonuca ayrılır; örtük öncüller açığa çıkarılır, biçimin geçerliliği ve öncüllerin doğruluğu ayrı ayrı sınanır.
- Geçerlilik ve sağlamlık: Geçerli bir argümanda öncüller doğruysa sonuç zorunlu olarak doğrudur; sağlam argüman ise hem geçerli olan hem de bütün öncülleri doğru olan argümandır.
- Ontolojik argümanın eleştirisi: Gaunilo kusursuz ada örneğiyle argümanın biçimini, Kant ise 'Varlık gerçek bir yüklem değildir' tespitiyle temel öncülünü sorgulamıştır.
- Kozmolojik ve teleolojik itirazlar: Bileşim safsatası, sonsuz geri gidiş tartışması, Hume'un analoji eleştirisi ve doğal seçilim açıklaması bu argümanlara yöneltilen başlıca itirazlardır.
- İnancın rasyonelliği: Pascal'ın bahsi pragmatik bir gerekçe sunar; Clifford yetersiz kanıtla inanmayı yanlış bulurken William James kanıtın karar veremediği durumlarda inanma hakkını savunur.
- Kötülük problemi ve Tehâfüt tartışması: Mackie'nin mantıksal, Rowe'un kanıtsal argümanı farklı yanıtlar gerektirir; Gazâlî ile İbn Rüşd arasındaki tartışma ise aynı gelenek içinde akıl-vahiy ilişkisinin farklı biçimlerde çözümlenebileceğini gösterir.
Bu dersin öteki kaynakları
- 11. Sınıf Felsefe Yıllık Planı (2026-2027) Yıllık plan
- Felsefe Dersi Öğretim Programı (ortaöğretim) Öğretim programı
- 11. Sınıf Felsefe Ortak Yazılı Senaryoları (1. dönem, 2026-2027) Yazılı senaryosu
- Felsefe Dersi 11.Sınıf Ders Kitabı Ders kitabı
- 11. Sınıf Felsefe Günlük Planları (2026-2027) Ders planı