Geçen hafta 1980 sonrası Türk şiirinin genel çizgilerini ve temsilcilerini tanımıştık. Bu hafta ise kuramdan metne geçiyoruz: Önce 1960 sonrası toplumcu şiir anlayışını İsmet Özel ve Süreyya Berfe gibi şairlerin çizgisinde bir şiir örneği üzerinden çözümleyeceğiz, ardından 1980 sonrası şiirden iki farklı duyarlılığı yansıtan örnekleri inceleyeceğiz. Haftanın sonunda bir şiiri tema, söyleyici, ahenk, imge, dönem ve şair ilişkisi bakımından adım adım çözümleyebilecek ve farklı dönem şiirlerini birbiriyle karşılaştırabileceksiniz.
1960 Sonrası Toplumcu Şiirin Doğduğu Ortam
27 Mayıs 1960'tan sonra kabul edilen 1961 Anayasası, düşünce ve örgütlenme alanında daha geniş bir özgürlük ortamı sağlamıştır. Bu ortamda toplumsal sorunları tartışan dergiler, yayınevleri ve öğrenci hareketleri çoğalmış; sanayileşme, köyden kente göç, işçi sorunları ve gelir adaletsizliği edebiyatın gündemine taşınmıştır. 1950'lerde şiire egemen olan İkinci Yeni'nin kapalı, bireyci ve anlamdan kaçan tavrına karşı bir tepki gelişmiş; şiirin yeniden toplumla, emekle ve gerçekle bağ kurması gerektiği savunulmuştur.
Bu dönemde 1940'lardan beri yazan toplumcu şairlerin şiirleri yeniden ilgi görmüş, Nazım Hikmet'in şiirleri 1960'ların ortalarından itibaren yurt içinde yeniden yayımlanıp geniş kitlelerce okunmuştur. Ahmed Arif, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi şairlerin yanında genç kuşaktan Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe gibi isimler toplumcu duyarlılığı yeni bir sesle dile getirmiştir. Behramoğlu ile Özel'in kurucuları arasında bulunduğu Halkın Dostları dergisi, 1970'lerin başında bu kuşağın önemli buluşma noktalarından biri olmuştur.
Toplumcu şiir 1971 muhtırası ve özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında değişen siyasi ve toplumsal ortamla birlikte etkisini yitirmeye başlamış; şiirde ideolojik söylemin yerini giderek bireysel duyarlılık ve imge almıştır. Bu dönüşüm, haftamızın ikinci yarısında inceleyeceğimiz 1980 sonrası şiir örneklerinin arka planını oluşturur.
| Özellik | 1960 Sonrası Toplumcu Şiirdeki Görünümü |
|---|---|
| Temel amaç | Toplumsal gerçekliği yansıtmak, okuru bilinçlendirmek, değişime çağırmak |
| Tema | Emek, sömürü, yoksulluk, göç, özgürlük, kardeşlik, gelecek umudu |
| Söyleyici | Çoğunlukla 'biz' bilinciyle konuşan emekçi, köylü ya da aydın |
| Dil ve anlatım | Açık, coşkulu, yer yer hitabet tonlu; konuşma diline yakın |
| Biçim | Serbest ölçü; tekrirler, seslenmeler, destansı söyleyiş |
| Beslendiği kaynaklar | Nazım Hikmet çizgisi, halk şiiri ve türkü söyleyişi, destan geleneği |
İsmet Özel: Şair ve Şiir İlişkisi
İsmet Özel 1944'te Kayseri'de doğmuştur. İlk şiirlerini 1960'larda yayımlamış; Geceleyin Bir Koşu (1966) ve Evet, İsyan (1969) adlı eserleriyle 1960 kuşağı toplumcu şiirin en dikkat çekici seslerinden biri olmuştur. Bu dönem şiirlerinde düzene başkaldıran, öfkeli ve tutkulu bir isyan tonu; kan, ateş, gece, koşu gibi sarsıcı imgeler ve İkinci Yeni'den devralınan yoğun bir imge örgüsü dikkat çeker. Şair, toplumsal adaletsizliği yalnızca dışarıdan anlatmaz; bunu bireyin iç sarsıntısıyla birleştirerek dile getirir.
1970'lerin ortalarından sonra İsmet Özel, Marksist dünya görüşünden uzaklaşarak İslami düşünceye yönelmiştir. Bu dönüşümden sonra yayımladığı Celladıma Gülümserken (1984), şiirlerini topladığı Erbain (1987) ve Bir Yusuf Masalı (2000) adlı eserlerinde metafizik sorgulama, modern dünyaya ve teknik medeniyete eleştiri ile inanç teması öne çıkar. Üç Mesele: Teknik-Medeniyet-Yabancılaşma ve Waldo Sen Neden Burada Değilsin gibi deneme eserleri de bu düşünsel dünyanın düzyazıdaki karşılığıdır.
Şair ile şiir arasındaki ilişkiyi değerlendirirken (A.1.10) İsmet Özel çok öğretici bir örnektir: Şairin dünya görüşü değişmiş, ama başkaldıran, uzlaşmaz ve sorgulayan kimliği her iki dönemde de sürmüştür. Toplumcu döneminde sömürüye, sonraki döneminde ise ruhsuzlaşan modern hayata karşı çıkar. Böylece şairin biyografisindeki kırılma, şiirin konusunu değiştirmiş; fakat şiirin sesini, yani isyankâr ve tutkulu tonunu değiştirmemiştir.
| Ölçüt | Toplumcu Dönem | Sonraki (İslami-Metafizik) Dönem |
|---|---|---|
| Başlıca eserler | Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet, İsyan (1969) | Celladıma Gülümserken (1984), Erbain (1987), Bir Yusuf Masalı (2000) |
| Karşı çıktığı şey | Sömürü, sınıfsal adaletsizlik, baskı | Ruhsuzlaşma, teknik medeniyet, yabancılaşma |
| Ton | Öfkeli, coşkulu, başkaldıran | Sorgulayan, iç hesaplaşmalı, yine başkaldıran |
| Değişmeyen | Güçlü imge, tutkulu ses, uzlaşmaz tavır | Güçlü imge, tutkulu ses, uzlaşmaz tavır |
Toplumcu Bir Şiir Örneğinin Çözümlenmesi
Aşağıdaki dizeler, 1960 sonrası toplumcu şiirin söyleyişini göstermek için bu çalışma amacıyla kurgulanmış bir örnektir; aynı yöntemi İsmet Özel'in ya da Süreyya Berfe'nin şiirlerine de uygulayabilirsiniz: 'Fabrikanın düdüğü çalar sabahın göğsüne / Ellerim yorgun bir kuş gibi tezgâha konar / Kardeşim, bu şehrin ekmeği taştan / Taşı da biz yontarız, ekmeği de biz / Dinle, çarklar dönerken bir türkü büyüyor / Kanımızda bir kıvılcım, gözümüzde bir sabah / Gün gelir kardeşim, gün gelir / Bu ellerle kurarız güneşli bir dünya'
Kelime ve kelime grupları (A.1.1): 'Ekmeği taştan' deyimsi söyleyişi geçimin zorluğunu; 'tezgâh' fabrikadaki çalışma yerini; 'kıvılcım' içte uyanan bilinç ve öfkeyi anlatır. Tema (A.1.2): Emeğin değeri, emekçinin yaşadığı zorluk ve daha adil bir geleceğe duyulan umuttur. Söyleyici ve hitap (A.1.6): Söyleyici, fabrikada çalışan ve 'biz' bilinciyle konuşan bir işçidir; hitap edilen 'kardeşim' ise kan bağıyla değil, aynı yazgıyı paylaşmakla kurulan bir kardeşliği temsil eder. Söyleyici kardeşine yalnızca dert yanmaz; 'Dinle' ve 'gün gelir' seslenmeleriyle onu umuda ve dayanışmaya çağırır.
Sosyal ve siyasi ögeler (A.1.7): Fabrika, düdük, tezgâh ve çark sanayileşen Türkiye'nin kent hayatını; ekmek ve taş ise emekçinin geçim mücadelesini yansıtır. Akım yansıması (A.1.8): Şiirdeki 'biz' dili, emeğin yüceltilmesi, karamsarlıktan umuda doğru ilerleyen yapı ve geleceğe dair iyimser son, toplumcu gerçekçi anlayışın açık izleridir. Yorum (A.1.9): Şiir, emekçinin yorgunluğunu bir yenilgi olarak değil, ortak bir türküye ve yeni bir sabaha dönüşebilecek bir güç olarak sunar; 'sabah' ve 'güneş' bu dönüşümün sembolleridir.
| İnceleme Basamağı | Örnek Şiirdeki Karşılığı |
|---|---|
| Tema | Emeğin değeri ve daha adil bir geleceğe duyulan umut |
| Söyleyici | Fabrikada çalışan, 'biz' bilinciyle konuşan işçi |
| Hitap edilen | 'Kardeşim': aynı yazgıyı paylaşan emekçi |
| Söyleyici-hitap ilişkisi | Dayanışma, dert ortaklığı ve umuda çağrı |
| Semboller | Sabah, güneş: umut ve aydınlık gelecek; taş: zorluk |
| Dönem yansıması | Sanayileşme, kente göç, emek sorunları |
Toplumcu Şiirde Ahenk, Biçim, İmge ve Dönemin Diğer Şairleri
Nazım biçimi ve türü (A.1.4): 1960 sonrası toplumcu şiirlerin büyük çoğunluğu serbest nazım biçimindedir; belirli bir ölçü, dörtlük düzeni ya da uyak şeması yoktur. Tür bakımından şiirler çoğunlukla sosyal (toplumsal) içerikli lirik şiir olarak değerlendirilir; bazı uzun şiirler destansı (epik) bir söyleyişe yaklaşır. Ahenk unsurları (A.1.3): Örnek şiirimizde ahenk ölçü ve uyaktan değil; 'gün gelir' gibi tekrirlerden, 'Taşı da biz yontarız, ekmeği de biz' dizesindeki paralel yapıdan, 'Kardeşim', 'Dinle' gibi seslenmelerden ve dizelerin konuşma ritminden doğar.
İmge ve edebî sanatlar (A.1.5): 'Fabrikanın düdüğü çalar sabahın göğsüne' dizesinde sabaha göğüs verilerek kişileştirme (teşhis) yapılmış, işçinin günü bir yara ya da darbe gibi başlatılmıştır. 'Ellerim yorgun bir kuş gibi tezgâha konar' dizesinde eller kuşa benzetilmiştir (teşbih); bu benzetme hem yorgunluğu hem de özgürlük özlemini çağrıştırır. 'Bu şehrin ekmeği taştan' söyleyişi ekmeğin zor kazanıldığını anlatan bir mecazdır. 'Sabah' ve 'güneş' ise geleceğe dair umudu simgeleyen sembollerdir. Bu sanatlar soyut bir düşünceyi, yani emeğin zorluğunu ve umudu, somut ve duyulur hâle getirir.
Dönemin diğer şairleri (A.1.11): 1960 sonrası toplumcu şiir tek bir şairle sınırlı değildir. Güneydoğu'nun destansı sesi Ahmed Arif (Hasretinden Prangalar Eskittim), halk deyişlerinden beslenen Hasan Hüseyin Korkmazgil (Acıyı Bal Eyledik), türkü söyleyişini şiire taşıyan Enver Gökçe (Dost Dost İlle Kavga), 1960 kuşağının öncülerinden Ataol Behramoğlu (Bir Gün Mutlaka, 'Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var' şiiri) ve 1950'lerden gelen Arif Damar (İstanbul Bulutu) bu çizginin önemli adlarıdır.
| Şair | Öne Çıkan Eser | Ayırt Edici Yön |
|---|---|---|
| İsmet Özel | Geceleyin Bir Koşu, Evet, İsyan | İsyankâr ton, yoğun imge, sonradan İslami düşünceye yöneliş |
| Süreyya Berfe | 1960'ların sonundan itibaren yayımlanan şiirleri | Toplumcu duyarlılığı lirik ve içe dönük sesle işleme |
| Ataol Behramoğlu | Bir Gün Mutlaka | Umut, devrimci coşku, Halkın Dostları dergisi |
| Ahmed Arif | Hasretinden Prangalar Eskittim | Destansı söyleyiş, Doğu Anadolu ağzı, hasret ve direniş |
| Hasan Hüseyin Korkmazgil | Acıyı Bal Eyledik | Halk deyişleri ve Anadolu insanının acısı |
| Enver Gökçe | Dost Dost İlle Kavga | Türkü ve halk şiiri söyleyişi |
1980 Sonrası Birinci Örnek: İmgeci-Lirik Duyarlılık
1980 sonrası şiirin birinci örneği olarak, Haydar Ergülen gibi şairlerin temsil ettiği imgeci-lirik çizgiyi yansıtan şu kurgu dizeleri inceleyelim: 'Annemin dikiş kutusunda bir bahar unutulmuş / İğneye geçirdim akşamı, söküldü pencere / Kardeşim uyurken saçına yıldız düşüyor / Ben bir düğme gibi kopuyorum gecenin yakasından / Sevgi, eski bir mendil: katlanır ve hep ılık' Bu dizelerde dikiş kutusu, iğne, düğme, mendil gibi gündelik ev eşyaları, alışılmamış bağdaştırmalarla bir iç dünya haritasına dönüşür. 'Dikiş kutusunda bir bahar' ya da 'iğneye geçirilen akşam' günlük dilde yan yana gelmeyen kavramların birleştirilmesiyle kurulmuş özgün imgelerdir.
Tema (A.1.2): Aile, çocukluk, geçmişe duyulan özlem ve sevginin kalıcılığıdır. Söyleyici ve hitap (A.1.6): Söyleyici, geçmişini ve ailesini hatırlayan, içine dönük bir 'ben'dir; doğrudan bir hitap yoktur, şiir bir iç konuşma (monolog) gibidir. Toplumcu örnekteki 'biz' ve 'kardeşim' seslenmesinin yerini burada bireyin sessiz hatırlayışı almıştır; 'kardeşim' kelimesi geçse de ona seslenilmez, onun uyuyan hâli şefkatle seyredilir. Ahenk (A.1.3): Serbest ölçü kullanılmış; ahenk, iç ses uyumları ('ince, iğne'), virgüllerle kırılan söyleyiş ve hüzünlü, yavaş bir ritimle sağlanmıştır.
Edebî sanatlar (A.1.5): 'Ben bir düğme gibi kopuyorum gecenin yakasından' dizesinde söyleyici düğmeye benzetilmiş (teşbih), geceye ise yaka verilmiştir (kişileştirme ve istiare); böylece kopuş, yalnızlık ve aidiyet kaybı somutlaşır. 'Sevgi, eski bir mendil' benzetmesi sevgiyi eski ama değerli, yıpranmış ama sıcak bir eşya gibi gösterir. Akım yansıması (A.1.8): İdeolojik mesajın yokluğu, bireysel iç dünya, İkinci Yeni'den gelen imge yoğunluğu ve aile-kardeşlik duygusu 1980 sonrası imgeci şiirin tipik özellikleridir. Yorum (A.1.9): Şiir, büyük toplumsal sözler yerine küçük eşyaların içinde saklı büyük duyguları arar; insanın kendini, evinin ve ailesinin hafızasında yeniden bulmasını anlatır.
| Dize ya da Söz Öbeği | İmge / Sanat | Anlama Katkısı |
|---|---|---|
| Dikiş kutusunda bir bahar | Alışılmamış bağdaştırma | Annenin evinde saklı mutlu geçmiş |
| İğneye geçirdim akşamı | İstiare, soyutu somutlaştırma | Zamanı onarma, geçmişi dikme isteği |
| Saçına yıldız düşüyor | İmge | Kardeşe duyulan şefkat, masalsı çocukluk |
| Düğme gibi kopuyorum gecenin yakasından | Teşbih ve kişileştirme | Yalnızlık, aidiyetten kopuş |
| Sevgi, eski bir mendil | Teşbih | Sevginin eski ama sıcak ve kalıcı oluşu |
1980 Sonrası İkinci Örnek ve Metinler Arası Karşılaştırma
1980 sonrası şiirin ikinci örneği, Hüseyin Atlansoy gibi şairlerin temsil ettiği metafizik-ironik çizgiyi yansıtan şu kurgu dizelerdir: 'Asansörde selamlaştım kendi gölgemle / Kat düğmelerinde bir dua arıyor parmağım / Şehir uyumaz, reklamlar uyumaz, ben uyumam / Sonra ezan geliyor, bütün ışıklar küçülüyor / Ve ruhum, iade edilmiş bir paket gibi, adresine dönüyor' Tema (A.1.2): Modern kent hayatında yabancılaşan bireyin manevi arayışı ve özüne dönüşüdür. Söyleyici (A.1.6): Kalabalık şehirde yalnızlaşmış bir 'ben'dir; kendi gölgesiyle selamlaşması, insanlarla bağının koptuğunu ironik biçimde gösterir. Doğrudan bir hitap yoktur; söyleyici kendi ruhuyla hesaplaşır.
Sanatlar ve ironi (A.1.5): 'Kat düğmelerinde bir dua arıyor parmağım' dizesi teknik bir nesne ile manevi bir eylemi bir araya getiren alışılmamış bağdaştırmadır. 'Şehir uyumaz, reklamlar uyumaz, ben uyumam' dizesinde tekrir ve sıralama ahengi sağlar; ayrıca şehre ve reklamlara uyumama eylemi verilerek kişileştirme yapılmıştır. Son dizede ruhun 'iade edilmiş bir paket'e benzetilmesi (teşbih), tüketim dünyasının diliyle manevi bir dönüşü anlatan ince bir ironidir. Manevi ve sosyal ögeler (A.1.7): Ezan, dua ve ruh manevi değerleri; asansör, reklam ve paket ise tüketim toplumunu temsil eder. Şiir bu iki dünyayı çatıştırarak manevi olanın gürültülü kent hayatındaki sessiz gücünü gösterir.
Metinler arası karşılaştırma (A.1.13): İncelediğimiz üç şiir aynı kent ve aynı insan üzerine farklı bakışlar sunar. Toplumcu örnekte kent bir sömürü ve emek alanıdır, çözüm 'biz'in ortak mücadelesinde ve gelecekte aranır. İmgeci-lirik örnekte bakış eve ve geçmişe döner; çözüm aile sevgisinin sıcaklığındadır. Metafizik-ironik örnekte kent bir yabancılaşma alanıdır; çözüm bireyin manevi özüne dönüşündedir. Böylece Türk şiirinin 1960'tan 1980 sonrasına uzanan yolculuğunda 'biz'den 'ben'e, açık mesajdan çok anlamlı imgeye, gelecek umudundan iç dünyaya doğru bir yön değişikliği görülür. Yine de üç şiir de insanın yalnızlığına ve onurlu bir hayat arayışına duyarlıdır; bu ortak insani değer, dönemleri birbirine bağlar.
| Ölçüt | Toplumcu Örnek (1960 sonrası) | İmgeci-Lirik Örnek (1980 sonrası) | Metafizik-İronik Örnek (1980 sonrası) |
|---|---|---|---|
| Söyleyici | 'Biz' bilinçli işçi | İçe dönük 'ben' | Kentte yalnızlaşmış 'ben' |
| Hitap | 'Kardeşim' (emekçi) | Yok, iç konuşma | Yok, ruhla hesaplaşma |
| Tema | Emek ve umut | Aile, özlem, sevgi | Yabancılaşma ve manevi dönüş |
| Mekân | Fabrika, şehir | Ev, aile | Asansör, reklamlı şehir |
| Anlatım | Açık, coşkulu, çağrı | İmgeci, hüzünlü | İmgeci, ironik |
| Ortak yön | Serbest ölçü, imge, insana duyarlılık | Serbest ölçü, imge, insana duyarlılık | Serbest ölçü, imge, insana duyarlılık |
Örnekler
Örnek 11960 sonrası toplumcu şiirin ortaya çıkışını hazırlayan toplumsal ve edebî etkenleri açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım (toplumsal ortam): 27 Mayıs 1960'tan sonra kabul edilen 1961 Anayasası düşünce ve örgütlenme alanında daha geniş bir özgürlük sağlamış; dergiler, yayınevleri ve öğrenci hareketleri çoğalmıştır. 2. adım (toplumsal sorunlar): Sanayileşme, köyden kente göç, işçi sorunları ve gelir adaletsizliği edebiyatın gündemine girmiştir. 3. adım (edebî tepki): 1950'lerde etkili olan İkinci Yeni'nin kapalı, bireyci ve anlamdan kaçan tavrına karşı şiirin yeniden toplumla ve gerçekle bağ kurması gerektiği savunulmuştur. 4. adım (beslendiği kaynaklar): Nazım Hikmet'in şiirlerinin 1960'ların ortalarından itibaren yeniden okunması, halk şiiri ve destan geleneği bu şiiri beslemiştir. Sonuç: 1960 sonrası toplumcu şiir, özgürleşen düşünce ortamı ile İkinci Yeni'ye tepkinin birleşmesinden doğmuştur.
Örnek 2İsmet Özel'in şiir serüvenindeki dönüşümü, şair ile şiir arasındaki ilişki (A.1.10) bakımından değerlendiriniz.
Cevabı göster
1. adım (toplumcu dönem): İsmet Özel, Geceleyin Bir Koşu (1966) ve Evet, İsyan (1969) ile sömürüye ve adaletsizliğe başkaldıran, öfkeli ve imge yoğun şiirler yazmıştır; Halkın Dostları dergisinin kurucuları arasındadır. 2. adım (dönüşüm): 1970'lerin ortalarından sonra İslami düşünceye yönelmiştir. 3. adım (sonraki dönem): Celladıma Gülümserken (1984), Erbain (1987) ve Bir Yusuf Masalı (2000) ile modern dünyaya, teknik medeniyete ve yabancılaşmaya eleştiri; inanç ve metafizik sorgulama öne çıkmıştır. 4. adım (değerlendirme): Şairin dünya görüşündeki değişim şiirlerinin konusunu değiştirmiş, ancak isyankâr, uzlaşmaz ve tutkulu sesi korunmuştur. Sonuç: İsmet Özel örneği, şairin hayatı ve düşüncesiyle şiiri arasında güçlü bir bağ olduğunu; fakat sanatçı kişiliğinin dönüşümlerden sonra da sürdüğünü gösterir.
Örnek 3'Ellerim yorgun bir kuş gibi tezgâha konar / Kardeşim, bu şehrin ekmeği taştan' dizelerindeki söz sanatlarını belirleyerek anlama katkısını açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: 'Ellerim yorgun bir kuş gibi' söyleyişinde eller kuşa benzetilmiştir; benzeyen (eller), benzetilen (kuş), benzetme edatı (gibi) ve benzetme yönü (yorgunluk) bulunduğu için bu bir teşbihtir. 2. adım: Kuş imgesi aynı zamanda özgürlüğü çağrıştırır; tezgâha konan kuş, emeğe bağlanmış ve özgürlüğünü yitirmiş bir hayatın görüntüsüdür. 3. adım: 'Bu şehrin ekmeği taştan' söyleyişi gerçek anlamda değil, ekmeğin zor kazanıldığını anlatan mecazlı bir anlatımdır. 4. adım: 'Kardeşim' seslenmesi söyleyici ile hitap edilen arasında dayanışma bağı kurar. Sonuç: Bu sanatlar emekçinin yorgunluğunu ve geçim zorluğunu somut, duyulur ve etkileyici hâle getirir.
Örnek 4'Gün gelir kardeşim, gün gelir / Bu ellerle kurarız güneşli bir dünya' dizelerinde ahengi sağlayan unsurları ve nazım biçimini belirtiniz.
Cevabı göster
1. adım (ölçü): Dizelerin hece sayıları eşit değildir ve aruz kalıbı yoktur; şiir serbest ölçüyle yazılmıştır. 2. adım (uyak): Düzenli bir uyak şeması bulunmaz. 3. adım (ahenk): 'Gün gelir' söz öbeğinin tekrarı (tekrir) ahengin temel kaynağıdır; 'kardeşim' seslenmesi ve coşkulu konuşma ritmi de ahenge katkı sağlar. 4. adım (nazım biçimi ve türü): Belirli bir kalıba bağlı olmadığı için serbest nazım biçimindedir; toplumsal içerikli lirik şiir türüne girer. Sonuç: Serbest şiirde ahenk ölçü ve uyaktan değil; tekrir, seslenme ve söyleyiş ritminden doğar.
Örnek 5'Ben bir düğme gibi kopuyorum gecenin yakasından' dizesini imge ve edebî sanatlar bakımından inceleyerek 1980 sonrası şiirle ilişkisini açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Söyleyici kendini düğmeye benzetmiştir (teşbih). 2. adım: Geceye 'yaka' verilmiş, gece bir giysi ya da insan gibi düşünülmüştür (kişileştirme ve istiare). 3. adım: 'Düğme' ile 'gece' günlük dilde yan yana gelmeyen kavramlardır; bunların birleşmesi alışılmamış bağdaştırma yoluyla özgün bir imge yaratır. 4. adım (anlam): İmge, bireyin ait olduğu yerden ve insanlardan kopuşunu, yalnızlığını somutlaştırır. 5. adım (dönem ilişkisi): İdeolojik mesaj yerine bireyin iç dünyasını öne çıkarması ve yoğun imge kullanımı 1980 sonrası imgeci-lirik şiirin tipik özellikleridir. Sonuç: Dize, küçük bir gündelik nesne aracılığıyla büyük bir varoluşsal duyguyu anlatır.
Örnek 6Toplumcu örnek şiir ile metafizik-ironik örnek şiiri 'kent' kavramına bakış açısından karşılaştırınız (A.1.13).
Cevabı göster
1. adım (ortak ölçüt): İki şiirde de mekân kenttir. 2. adım (toplumcu şiir): Kent fabrika, düdük, tezgâh ve çarklarla bir emek ve sömürü alanıdır; söyleyici 'biz' bilinciyle konuşur, çözümü ortak mücadelede ve gelecekte arar. 3. adım (metafizik-ironik şiir): Kent asansör, reklam ve paketlerle bir tüketim ve yabancılaşma alanıdır; söyleyici yalnız bir 'ben'dir, çözümü ezanla simgelenen manevi dönüşte bulur. 4. adım (benzerlik): İki şiir de serbest ölçüyle yazılmış, imgeye başvurmuş ve kentin insanı ezen yüzüne karşı durmuştur. 5. adım (dönemle açıklama): Fark, 1960 sonrasının toplumsal-ideolojik bakışı ile 1980 sonrasının bireysel ve manevi arayışa yönelen bakışından kaynaklanır. Sonuç: Aynı kent, birinde ekonomik, ötekinde manevi bir sorun olarak görülür.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1İlk eserleri Geceleyin Bir Koşu ve Evet, İsyan ile 1960 sonrası toplumcu şiirin güçlü seslerinden biri olan, 1970'lerin ortalarından sonra İslami düşünceye yönelerek Celladıma Gülümserken ve Erbain adlı eserlerini yayımlayan şair aşağıdakilerden hangisidir?
Geceleyin Bir Koşu (1966) ve Evet, İsyan (1969) toplumcu dönemine; Celladıma Gülümserken (1984) ve Erbain (1987) ise İslami-metafizik dönemine ait eserler İsmet Özel'e aittir.
2'Fabrikanın düdüğü çalar sabahın göğsüne / Ellerim yorgun bir kuş gibi tezgâha konar / Gün gelir kardeşim, gün gelir' dizeleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Dizeler serbest ölçüyle yazılmıştır; aruz ölçüsü ve gazel biçimi yoktur. 'Sabahın göğsü' kişileştirme, 'yorgun bir kuş gibi' benzetme, 'gün gelir' ise tekrirdir.
31980 sonrası Türk şiirini 1960 sonrası toplumcu şiirden ayıran en belirgin özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Serbest ölçü, kent teması ve söz sanatları iki dönemde de görülür. Asıl fark, 1980 sonrası şiirin 'biz' ve açık mesaj yerine 'ben' ve çok anlamlı imgeyi öne çıkarmasıdır.
4'Kardeşim, bu şehrin ekmeği taştan / Taşı da biz yontarız, ekmeği de biz' dizelerinde hitap edilen 'kardeşim' için aşağıdakilerden hangisi en doğru yorumdur?
Toplumcu şiirde 'kardeş' seslenmesi çoğunlukla kan bağını değil, ortak emek ve ortak yazgıdan doğan dayanışmayı anlatır; 'biz' öznesi de bunu destekler.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- 1960 sonrası toplumcu şiir, İkinci Yeni'nin kapalı ve bireyci tavrına bir tepki olarak gelişmiştir.
Toplumcu şairler şiirin yeniden toplumla ve gerçekle bağ kurmasını savunmuş, ancak İkinci Yeni'nin imge birikiminden de yararlanmıştır.
- Hasretinden Prangalar Eskittim, Ataol Behramoğlu'nun en tanınmış eseridir.
Hasretinden Prangalar Eskittim (1968) Ahmed Arif'in eseridir. Ataol Behramoğlu'nun tanınmış eserlerinden biri Bir Gün Mutlaka'dır.
- Serbest ölçüyle yazılmış şiirlerde ahenk; tekrir, paralel yapı, seslenme ve iç ses uyumlarıyla sağlanabilir.
Ölçü ve uyak bulunmasa da serbest şiirde ahenk bu unsurlarla oluşturulur.
- Bir şiirdeki söyleyici her zaman şairin kendisidir.
Şair, şiirde bir işçinin, bir çocuğun ya da başka bir kişinin sesini kurgulayabilir; söyleyici ile şair aynı kişi olmak zorunda değildir.
- 'Ruhum iade edilmiş bir paket gibi adresine dönüyor' dizesinde tüketim dünyasının diliyle manevi bir dönüş ironik biçimde anlatılmıştır.
Paket ve iade gibi tüketim kavramları ruh ve manevi dönüşle birleştirilerek ironi oluşturulmuştur.
- 1960 sonrası toplumcu şiir, İkinci Yeni'nin kapalı ve bireyci tavrına bir tepki olarak gelişmiştir.
6Aşağıdaki şairleri öne çıkan eserleriyle eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- 1960 sonrası şiirlerin çoğu belirli bir ölçü ve uyak düzenine bağlı olmayan nazım biçimindedir.
- Şiirde 'gün gelir' gibi bir söz öbeğinin ahenk ve vurgu amacıyla yinelenmesine denir.
- Şiirde konuşan kişinin seslendiği varlığa edilen kişi ya da varlık denir.
- 1980 sonrası şiirde günlük dilde yan yana gelmeyen kelimelerin birleştirilmesiyle özgün yaratılır.
- Söylenenle kastedilen arasında bilinçli bir mesafe kurarak eleştiri yapma tekniğine denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Aşağıdaki dizeleri tema, söyleyici-hitap ilişkisi, ahenk, imge-sanat ve dönem bakımından inceleyerek hangi şiir anlayışına daha yakın olduğunu gerekçeleriyle yazınız: 'Kapıda annemin terlikleri bekliyor hâlâ / Akşam, eski bir saat gibi duvarda tıklıyor / Kimseye söylemedim, söylemem: / Bu ev, içimde kalan son sıcak oda.'
1. ipucu: 1. adım: Söyleyicinin kim olduğunu, birine seslenip seslenmediğini ve şiirin hangi duygu etrafında kurulduğunu belirleyin.
2. ipucu: 2. adım: Ölçü ve uyak olup olmadığını kontrol edin; 'söylemedim, söylemem' gibi tekrarları ve benzetme, kişileştirme gibi sanatları işaretleyin.
3. ipucu: 3. adım: 'Biz' ve toplumsal mesaj mı, yoksa 'ben' ve iç dünya mı öne çıkıyor sorusunu sorun; sonucu 1960 sonrası toplumcu şiir ile 1980 sonrası imgeci-lirik şiir arasında karşılaştırarak yazın.
Cevap: Tema: Ev, anne, geçmişe duyulan özlem ve kayıptan sonra içte kalan sıcaklıktır. Söyleyici-hitap: Söyleyici evini ve annesini hatırlayan, içine dönük bir 'ben'dir; doğrudan kimseye seslenmez, 'Kimseye söylemedim, söylemem' sözüyle duygusunu kendine saklar; şiir bir iç konuşmadır. Ahenk ve biçim: Dizelerin hece sayıları eşit değildir, düzenli uyak yoktur; şiir serbest nazım biçimindedir. Ahenk 'söylemedim, söylemem' tekrarı, iki nokta ile duraklayan söyleyiş ve sakin, hüzünlü ritimle sağlanmıştır. İmge ve sanatlar: 'Akşam, eski bir saat gibi duvarda tıklıyor' dizesinde akşam saate benzetilmiş (teşbih), ona tıklama eylemi verilmiştir; bu imge zamanın yavaş ve yalnız akışını duyulur hâle getirir. 'Bekleyen terlikler' annenin yokluğunu ima eden etkili bir imgedir; terliklere beklemek eylemi verilerek kişileştirme yapılmıştır. 'Bu ev, içimde kalan son sıcak oda' söyleyişi evi bir iç mekâna dönüştüren istiareli bir imgedir. Dönem: Toplumsal mesaj, 'biz' dili ve harekete çağrı yoktur; bireyin iç dünyası, gündelik eşyalardan kurulan imgeler, aile ve hüzün öne çıkar. Bu nedenle dizeler 1960 sonrası toplumcu şiirden çok 1980 sonrası imgeci-lirik şiir anlayışına yakındır.
Kısaca
- Dönem ortamı: 1960 sonrası toplumcu şiir; 1961 Anayasası'nın getirdiği görece özgürlük ortamında, İkinci Yeni'nin kapalı ve bireyci şiirine tepki olarak doğmuş, emek, sömürü, adalet ve umut temalarını öne çıkarmıştır.
- İsmet Özel: Geceleyin Bir Koşu ve Evet, İsyan ile toplumcu şiirin güçlü seslerinden biri olan şair, 1970'lerin ortalarından sonra İslami-metafizik bir dünya görüşüne yönelmiş; isyankâr tonunu ve güçlü imge kurma yeteneğini her iki döneminde de korumuştur.
- Toplumcu şiir çözümlemesi: Bu şiirlerde söyleyici çoğunlukla 'biz' bilinciyle konuşan bir emekçi ya da aydındır; hitap edilen kişi aynı yazgıyı paylaşan 'kardeş', 'yoldaş' veya halktır; sabah, güneş ve şafak gibi imgeler umudu simgeler.
- Ahenk ve biçim: 1960 sonrası toplumcu şiir ve 1980 sonrası şiir genellikle serbest ölçüyle yazılır; ahenk ölçü ve uyaktan çok tekrir, iç ses, dize kırılmaları ve söyleyiş ritmiyle sağlanır.
- 1980 sonrası iki örnek: İmgeci-lirik çizgide gündelik ev eşyaları ve aile anıları alışılmamış bağdaştırmalarla hüzünlü bir iç dünyaya dönüşür; metafizik-ironik çizgide ise kent hayatının tüketim dünyası ile manevi arayış ironik bir dille karşı karşıya getirilir.
- Metinler arası karşılaştırma: Toplumcu şiir 'biz' ve gelecek umudu üzerine kuruluyken, 1980 sonrası şiir 'ben' ve bireyin iç dünyası üzerine kurulur; birinde açık mesaj, ötekinde çok anlamlı imge öne çıkar.
Bu dersin öteki kaynakları
- 12. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Yıllık Planı (2026-2027) Yıllık plan
- Türk Dili ve Edebiyatı Dersi Öğretim Programı (ortaöğretim) Öğretim programı
- 12. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ortak Yazılı Senaryoları (1. dönem, 2026-2027) Yazılı senaryosu
- 12. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Günlük Planları (2026-2027) Ders planı