Son iki haftada ATP'nin yapısını, fosforilasyon çeşitlerini ve kemiozmozu öğrendik. Bu hafta yeryüzündeki yaşamın büyük kısmını ayakta tutan sürece, fotosenteze başlıyoruz. Önce fotosentezin ne olduğunu ve neden bu kadar önemli olduğunu sorgulayacağız: Yediğimiz her lokmanın, soluduğumuz oksijenin, giydiğimiz pamuklunun ve arabalarda yanan yakıtın fotosentezle nasıl bir bağı var? Ardından van Helmont'un söğüt fidanından Calvin'in radyoaktif karbonuna uzanan yaklaşık üç yüz yıllık bilimsel keşif yolculuğunu izleyeceğiz. Fotosentezin şema üzerinde ayrıntılı işleyişi ve hızını etkileyen faktörler ise gelecek haftanın konusu olacak.
Fotosentez: Işık Enerjisinin Organik Maddeye Dönüşümü
Fotosentez, ışık enerjisi kullanılarak karbondioksit ve sudan glikoz gibi organik moleküllerin üretilmesidir. Bu süreç kara bitkilerinde, yeşil, kırmızı ve kahverengi alglerde, diatomlarda, öglena gibi bazı protistlerde ve siyanobakterilerde görülür. Ökaryot canlılarda fotosentez kloroplast organelinde gerçekleşir; prokaryot siyanobakterilerde ise kloroplast bulunmaz, fotosentetik pigmentler hücre zarının içe doğru katlanmasıyla oluşan zar sistemlerinde yer alır. Işığı soğuran temel pigment klorofildir. Mor ve yeşil kükürt bakterileri de ışık enerjisini kullanır, ancak elektron kaynağı olarak su yerine hidrojen sülfür kullandıkları için oksijen açığa çıkarmaz; bu tür fotosenteze oksijensiz fotosentez denir.
Oksijenli fotosentezin genel denklemi şöyle yazılır: 6CO2 + 12H2O + ışık enerjisi → C6H12O6 + 6O2 + 6H2O. Denklemin her iki tarafındaki suyun sadeleştirilmesiyle 6CO2 + 6H2O → C6H12O6 + 6O2 biçimi de kullanılır; ancak 12 su molekülü yazılan biçim, açığa çıkan oksijenin tamamının sudan geldiğini daha doğru gösterir. Fotosentez, küçük ve düşük enerjili moleküllerden büyük ve yüksek enerjili bir molekül kurulan anabolik ve dışarıdan enerji alan endergonik bir süreçtir. Bir mol glikozun kimyasal bağlarında yaklaşık 686 kcal enerji depolanır. Oksijenli solunum bu sürecin tersi yönünde yürür: Glikoz yükseltgenir, depolanan enerji açığa çıkar ve geçen haftalarda öğrendiğimiz gibi ATP'ye aktarılır.
Fotosentezle üretilen glikoz bitkide yalnızca bir başlangıç molekülüdür. Glikozun bir kısmı hemen solunumda kullanılarak bitkinin ATP gereksinimini karşılar; bir kısmı nişasta hâlinde depolanır, bir kısmı hücre çeperinin yapı taşı olan selüloza dönüştürülür, bir kısmı da sakkaroz hâlinde floem aracılığıyla kök, meyve ve tohum gibi fotosentez yapmayan organlara taşınır. Bitki, topraktan aldığı azot, fosfor ve kükürt gibi mineralleri glikozdan türeyen karbon iskeletlerine ekleyerek amino asit, yağ, nükleotit ve vitamin gibi tüm organik moleküllerini üretir. Yani fotosentez, bitkinin bütün organik maddesinin ham maddesini sağlar. Fotosentezin ışığa bağımlı ve ışıktan bağımsız tepkimeleri gelecek hafta şema üzerinde ayrıntılı olarak incelenecektir.
| Fotosentez Yapan Canlı | Hücre Tipi | Fotosentezin Gerçekleştiği Yer | Oksijen Açığa Çıkar mı? |
|---|---|---|---|
| Kara bitkileri | Ökaryot | Kloroplast (özellikle yaprak mezofil hücreleri ve yeşil gövde) | Evet |
| Algler (yeşil, kırmızı, kahverengi algler, diatomlar) | Ökaryot | Kloroplast | Evet |
| Öglena gibi bazı protistler | Ökaryot | Kloroplast | Evet |
| Siyanobakteriler | Prokaryot | Hücre zarının katlanmasıyla oluşan fotosentetik zarlar | Evet |
| Mor ve yeşil kükürt bakterileri | Prokaryot | Hücre zarı ve zar katlanmaları | Hayır (elektron kaynağı H₂S'dir) |
Besin Zincirinin Temeli: Üreticiler ve Enerji Akışı
Canlılar beslenme biçimlerine göre iki büyük gruba ayrılır. Kendi organik besinini inorganik maddelerden üretebilen canlılara ototrof (üretici), besinini hazır organik maddelerden sağlayanlara heterotrof (tüketici) denir. Ototrofların çok büyük çoğunluğu fotosentez yapar; geçen hafta öğrendiğimiz kemosentetik bakteriler ise hidrotermal bacalar gibi ışığın ulaşmadığı ortamlarda sınırlı bir üretim sağlar. Bu nedenle hayvanların, mantarların ve heterotrof bakterilerin tükettiği organik maddenin neredeyse tamamı, doğrudan ya da dolaylı olarak fotosentezden gelir. Ot yiyen bir koyun bitkinin fotosentez ürününü doğrudan, koyunu avlayan bir kurt ise aynı ürünü dolaylı olarak kullanır. Ölü organizmaları ayrıştıran mantar ve bakteriler de sonuçta fotosentezle kurulmuş organik maddeden enerji elde eder.
Ekosistemde enerji akışı tek yönlüdür: Güneş'ten gelen ışık enerjisi üreticiler tarafından kimyasal enerjiye dönüştürülür ve besin zinciri boyunca bir basamaktan diğerine aktarılır. Ancak her canlı aldığı enerjinin büyük bölümünü kendi solunumunda, hareketinde ve vücut ısısını korumada kullanır; bu enerji sonunda ısı olarak ortama verilir ve geri kazanılamaz. Bir besin basamağından sonrakine ortalama olarak enerjinin yalnızca yaklaşık %10'u aktarılır. Bu yüzden besin zincirleri genellikle dört-beş basamaktan uzun olmaz ve üst basamaklarda birey sayısı ve toplam biyokütle azalır. Madde ise ekosistemde döngüseldir: Ayrıştırıcılar organik maddeyi parçalayarak karbon, azot ve fosforu yeniden üreticilerin kullanabileceği inorganik hâle getirir; ışık enerjisinin sürekli girişi olmasaydı bu döngü de dururdu.
Üreticilerin fotosentezle belirli bir sürede ürettiği toplam organik maddeye brüt birincil üretim denir. Bitki bu ürünün bir kısmını kendi solunumunda harcar; geriye kalan ve büyüme, depolama ya da tüketicilere aktarılma için kullanılabilen kısma net birincil üretim denir (net üretim = brüt üretim − üreticinin solunumu). Bir ekosistemin taşıyabileceği tüketici sayısını net birincil üretim belirler. Tropikal yağmur ormanları ve mercan resifleri gibi ekosistemlerde net üretim çok yüksekken çöllerde ve kutup bölgelerinde düşüktür. Bu bilgi, fotosentezin yalnızca bitkinin değil bütün ekosistemin enerji bütçesini belirlediğini gösterir: Fotosentez azaldığında önce otçullar, ardından etçiller ve ayrıştırıcılar etkilenir.
| Besin Basamağı | Örnek Canlılar | Enerjiyi Nereden Alır? | Örnek Enerji Miktarı (kcal) |
|---|---|---|---|
| Üreticiler | Buğday, çayır otları, fitoplankton | Işık enerjisi (fotosentez) | 10 000 |
| Birincil tüketiciler (otçullar) | Çekirge, tavşan, zooplankton | Üreticilerin organik maddesi | 1 000 |
| İkincil tüketiciler | Kurbağa, tilki, küçük balıklar | Otçulların organik maddesi | 100 |
| Üçüncül tüketiciler | Yılan, kartal, büyük balıklar | İkincil tüketicilerin organik maddesi | 10 |
| Ayrıştırıcılar | Mantarlar, toprak bakterileri | Tüm basamakların ölü organik maddesi | Her basamaktan pay alır |
Atmosferin Oluşumu, Oksijen ve Karbon Döngüsündeki Rolü
Dünya'nın ilk atmosferinde serbest oksijen yok denecek kadar azdı. Suyu elektron kaynağı olarak kullanan ve oksijen açığa çıkaran ilk canlılar siyanobakterilerdir. Siyanobakterilerin milyonlarca yıl boyunca ürettiği oksijen önce okyanuslardaki çözünmüş demiri yükseltgeyerek çökeltti; bu çökeltiler bugün bantlı demir oluşumları olarak kayaçlarda izlenebilmektedir. Yaklaşık 2,4 milyar yıl önce oksijen atmosferde birikmeye başladı; bu döneme Büyük Oksidasyon Olayı denir. Oksijen birikimi canlılık tarihini kökten değiştirdi: Oksijenli solunum mümkün hâle geldi. Geçen hafta gördüğümüz gibi oksijenin son elektron alıcısı olması, bir glikozdan fermantasyona göre çok daha fazla ATP elde edilmesini sağlar; bu enerji bolluğu büyük ve karmaşık çok hücreli canlıların evrimine zemin hazırlamıştır.
Atmosferde biriken oksijenin bir kısmı stratosferde Güneş'in morötesi (UV) ışınlarının etkisiyle ozona (O3) dönüşür. Ozon tabakası canlılar için zararlı olan morötesi ışınların büyük kısmını süzer ve DNA'yı bu ışınların hasarından korur. Bu koruyucu kalkan oluşmadan önce yaşam büyük ölçüde suyun koruyucu katmanı altında sürüyordu; ozon tabakası, bitkilerin ve hayvanların karaya yayılmasını kolaylaştırmıştır. Fotosentezin evrimsel önemi bununla da sınırlı değildir: Endosimbiyoz kuramına göre ökaryot hücreler, fotosentez yapan bir siyanobakteriyi içlerine alıp ortak yaşama başlayarak kloroplasta sahip olmuştur. Bugün tüm bitki ve alglerin kloroplastları bu ortak geçmişin izlerini, kendi DNA'ları ve ribozomlarıyla taşır.
Fotosentez günümüzde karbon döngüsünün en büyük karbon bağlama yoludur. Üreticiler her yıl atmosferden ve sudan yaklaşık 100 milyar tonun üzerinde karbonu organik maddeye bağlar; solunum, ayrışma ve yanma ise bu karbonu yeniden CO2 olarak atmosfere geri verir. Doğal dengede bu iki yön birbirini büyük ölçüde karşılar ve atmosferde oksijen yaklaşık %21, karbondioksit yaklaşık %0,04 düzeyinde kalır. Okyanuslardaki mikroskobik fitoplankton küresel fotosentezin yaklaşık yarısını gerçekleştirir; bu nedenle oksijenin önemli bir kısmı ormanlardan değil denizlerden gelir. Kuzey yarım kürede ilkbahar ve yazın fotosentezin artmasıyla atmosferdeki CO2 derişimi azalır, kışın ise yükselir. Fosil yakıtların yakılması ve ormansızlaşma bu dengeyi bozarak CO2 derişimini artırmakta, sera etkisini güçlendirmekte ve iklim değişikliğine katkıda bulunmaktadır. Ormanların ve okyanusların korunması, fotosentezin bu dengeleyici rolünü sürdürmenin en doğal yoludur.
| Konu | Fotosentezle İlişkisi | Canlılar Açısından Önemi |
|---|---|---|
| Atmosferdeki oksijen (yaklaşık %21) | Oksijenli fotosentezin yan ürünü olarak birikmiştir | Oksijenli solunumu ve yüksek ATP verimini mümkün kılar |
| Ozon tabakası (O₃) | Fotosentezle oluşan O₂'den stratosferde oluşur | Morötesi ışınları süzerek kara yaşamını korur |
| Atmosferdeki CO₂ (yaklaşık %0,04) | Fotosentezle tüketilir, solunum ve yanmayla geri verilir | Sera etkisini ve iklim dengesini etkiler |
| Fosil yakıtlar | Geçmiş jeolojik dönemlerde fotosentezle üretilen organik maddeden oluşmuştur | Yanmalarıyla depolanmış karbon atmosfere geri döner |
| Okyanuslar | Fitoplankton küresel fotosentezin yaklaşık yarısını yapar | Denizel besin zincirinin temeli ve büyük bir karbon yutağıdır |
İnsan Yaşamı, Ekonomi ve Teknoloji Açısından Fotosentez
İnsanlığın besin güvenliği doğrudan fotosenteze bağlıdır. Dünya nüfusunun aldığı enerjinin büyük kısmı buğday, pirinç ve mısır gibi tahıllardan gelir; bu tahılların nişastası fotosentezle üretilen glikozun depolanmış biçimidir. Et, süt, yumurta ve balık gibi hayvansal besinler de hayvanların tükettiği bitkisel maddeye, yani dolaylı olarak fotosenteze dayanır. Besin piramidi kuralı gereği aynı tarım alanından bitkisel besinle hayvansal besine göre daha fazla insan beslenebilir. Tarımda verimi artırmak için uygulanan sulama, gübreleme, seralarda yapay aydınlatma ve sıcaklık denetimi gibi yöntemlerin ortak amacı bitkinin fotosentez kapasitesini en üst düzeye çıkarmaktır. Kuraklık, aşırı sıcaklar ve toprak kaybı ise fotosentezi azaltarak ürün kaybına ve gıda fiyatlarında artışa yol açabilir.
Fotosentez yalnızca besin değil, sayısız ham madde de sağlar. Pamuk ve keten lifleri büyük ölçüde selülozdan oluşur; odun ise kereste, mobilya ve kâğıt üretiminin temelidir. Bitkisel yağlar, doğal kauçuk, reçineler ve boyalar da fotosentez ürünlerinden türetilir. Birçok ilacın etken maddesi ilk kez bitkilerden elde edilmiştir: Örneğin söğüt kabuğunda bulunan salisilik asit türevleri, ağrı kesici aspirinin geliştirilmesine öncülük etmiştir. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlar ise milyonlarca yıl önce yaşamış bitki, alg ve planktonların fotosentezle ürettiği organik maddenin yer altında basınç ve sıcaklık etkisiyle dönüşmesiyle oluşmuştur. Bu yüzden fosil yakıtlar için depolanmış güneş enerjisi benzetmesi yapılır; bir arabanın motorunda yanan yakıt, aslında çok eski bir fotosentezin enerjisini açığa çıkarmaktadır.
Fosil yakıtların sınırlı olması ve atmosferdeki CO2 derişimini artırması, bilim insanlarını fotosenteze dayalı yeni enerji kaynakları aramaya yöneltmiştir. Şeker kamışı ve mısırdan elde edilen biyoetanol, bitkisel yağlardan ve alglerden üretilen biyodizel bu arayışın örnekleridir. Biyoyakıtlarda yanma sırasında açığa çıkan CO2, bitkinin büyürken atmosferden aldığı CO2 kadardır; ancak gıda üretimi için kullanılan arazilerin yakıt bitkilerine ayrılması tartışmalıdır. Araştırmacılar ayrıca güneş ışığıyla sudan hidrojen ve diğer yakıtları üretmeyi hedefleyen yapay fotosentez sistemleri ve fotosentez verimi artırılmış ürün bitkileri üzerinde çalışmaktadır. Fotosentezin önemini sorgularken şu sorular üzerinde düşünmek yararlıdır: Ormanlar yok olursa yalnızca oksijen mi azalır? Okyanus kirliliği fitoplanktonu nasıl etkiler? Tüketim alışkanlıklarımız fotosentezle üretilen kaynakları ne kadar hızlı tüketiyor?
| Kullanım Alanı | Fotosentezle Bağlantısı | Örnekler |
|---|---|---|
| Besin | Glikozdan türeyen nişasta, şeker, protein ve yağlar | Buğday, pirinç, mısır, baklagiller, meyveler; hayvansal ürünler dolaylı olarak |
| Giyim ve tekstil | Selüloz lifleri | Pamuk, keten, kenevir |
| Yapı ve kâğıt | Odundaki selüloz ve lignin | Kereste, mobilya, kâğıt, karton |
| İlaç ve kimya | Bitkilerin fotosentez ürünlerinden sentezlediği maddeler | Söğüt kabuğu salisilatları, bitkisel yağlar, doğal boyalar, kauçuk |
| Fosil yakıtlar | Geçmişteki fotosentezle oluşmuş organik maddenin dönüşümü | Kömür, petrol, doğal gaz |
| Yenilenebilir enerji | Günümüz fotosentez ürünlerinin yakıta dönüştürülmesi | Biyoetanol, biyodizel, biyogaz, odun peleti |
Fotosentezin Keşif Yolculuğu: 17. ve 18. Yüzyıl Deneyleri
Bitkilerin nasıl beslendiği sorusu yüzyıllarca yanıtsız kaldı. Antik çağdan beri yaygın olan görüşe göre bitkiler besinlerini topraktan alıyordu. Bu görüşü deneyle sınayan ilk bilim insanlarından biri Flaman hekim ve kimyacı Jan Baptista van Helmonttur. Van Helmont, tarttığı yaklaşık 90,7 kg kuru toprağı bir saksıya koyup yaklaşık 2,3 kg'lık bir söğüt fidanı dikti ve beş yıl boyunca yalnızca yağmur suyuyla suladı. Sürenin sonunda söğüt yaklaşık 76,7 kg'a ulaşmış, toprak ise yalnızca yaklaşık 57 g azalmıştı. Van Helmont bitkinin kütlesinin topraktan değil sudan geldiği sonucuna vardı; deney ölümünden sonra 1648'de yayımlandı. Sonuç kısmen doğruydu, çünkü su gerçekten fotosentezin ham maddesidir; ancak van Helmont havadaki gazları hesaba katmamıştı. Bugün bitkinin kuru kütlesinin büyük kısmının havadan alınan karbondioksitten geldiğini biliyoruz. 1727'de İngiliz bilim insanı Stephen Hales, bitkilerin beslenmesinde havanın da rol oynayabileceğini ileri sürerek bu eksikliğe dikkat çekti.
1771'de İngiliz din adamı ve kimyacı Joseph Priestley, kapalı bir cam fanus içinde yanan mumun kısa sürede söndüğünü ve fanusa konan farenin uzun süre yaşayamadığını gözledi. Fanusa bir nane dalı koyduğunda ise birkaç gün sonra mumun yeniden yakılabildiğini, farenin de yaşamını sürdürebildiğini gördü. Priestley bitkilerin, mum ve hayvanların “bozduğu” havayı iyileştirdiği sonucuna vardı. Priestley 1774'te oksijen gazını da elde etmiş, ancak dönemin yaygın kuramı nedeniyle onu farklı adlandırmıştır; gazın oksijen olarak tanımlanması Fransız kimyacı Antoine Lavoisier'nin çalışmalarıyla olmuştur. Priestley'in deneyleri her zaman aynı sonucu vermiyordu; bunun nedenini 1779'da Hollandalı hekim Jan Ingenhousz buldu. Ingenhousz yüzlerce deneyle bitkilerin havayı yalnızca ışıkta ve yalnızca yeşil kısımlarıyla iyileştirdiğini, karanlıkta ise tıpkı hayvanlar gibi havayı bozduğunu gösterdi. Böylece fotosentez ile solunumun ayrımına ilk kez dikkat çekilmiş oldu.
Bulmacanın diğer parçaları kısa sürede tamamlandı. 1782'de İsviçreli din adamı ve bilim insanı Jean Senebier, bitkilerin havayı iyileştirmesi için “sabit hava” adı verilen karbondioksitin gerekli olduğunu, suda çözünmüş karbondioksit arttığında açığa çıkan oksijenin de arttığını gösterdi. 1804'te İsviçreli bilim insanı Nicolas-Théodore de Saussure, bitkilerin aldığı karbondioksit ile verdiği oksijen miktarlarını ve bitkinin kütle artışını dikkatle ölçtü. Bitkinin kazandığı kütlenin aldığı karbondioksitin kütlesinden fazla olduğunu bularak suyun da organik maddeye katıldığı sonucuna ulaştı. Böylece 19. yüzyılın başında fotosentezin girdi ve çıktıları büyük ölçüde belirlenmişti: Karbondioksit + su + ışık → organik madde + oksijen. Bu süreç, bilimsel bilginin tek bir dâhinin buluşuyla değil, birbirinin eksiğini tamamlayan pek çok araştırmacının birikimiyle oluştuğunu gösteren güzel bir örnektir.
| Bilim İnsanı | Tarih | Çalışma | Ulaştığı Sonuç |
|---|---|---|---|
| Jan Baptista van Helmont | 17. yüzyılın ilk yarısı (yayın 1648) | Söğüt fidanını beş yıl toprak saksıda yalnızca suyla yetiştirdi | Bitkinin kütlesi topraktan değil, sudan gelir (havayı hesaba katmadı) |
| Stephen Hales | 1727 | Bitkilerde su ve gaz alışverişini inceledi | Bitkiler beslenmede havadan da yararlanıyor olabilir |
| Joseph Priestley | 1771 | Kapalı fanusta mum, fare ve nane dalıyla deneyler | Bitkiler bozulan havayı iyileştirir |
| Jan Ingenhousz | 1779 | Bitkileri ışıkta ve karanlıkta, yeşil ve yeşil olmayan kısımlarıyla denedi | Havayı iyileştirme yalnızca ışıkta ve yeşil kısımlarda olur |
| Jean Senebier | 1782 | Suda çözünmüş karbondioksitin etkisini inceledi | Fotosentez için karbondioksit gereklidir |
| Nicolas-Théodore de Saussure | 1804 | Gaz alışverişini ve kütle artışını nicel olarak ölçtü | Su da organik maddeye katılır |
19. ve 20. Yüzyılda Fotosentezin Aydınlatılması
19. yüzyılda fotosentez, girdi ve çıktılarının ötesinde enerji ve hücre düzeyinde incelenmeye başlandı. 1817'de Fransız kimyacılar Pierre-Joseph Pelletier ve Joseph Bienaimé Caventou, yapraklardaki yeşil pigmenti ayırarak ona “yeşil yaprak” anlamına gelen klorofil adını verdi. 1845'te Alman hekim Julius Robert Mayer, enerjinin korunumu ilkesinden yola çıkarak bitkilerin ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürüp depoladığını ileri sürdü. 1860'larda Alman bitki fizyoloğu Julius von Sachs, yaprakları iyotla test ederek nişastanın ışıkta ve kloroplastların içinde oluştuğunu, karanlıkta bekletilen yapraklarda ise azaldığını gösterdi; böylece fotosentezin kloroplastta gerçekleştiği anlaşıldı. 1915'te Alman kimyacı Richard Willstätter, klorofilin yapısını ve magnezyum içerdiğini aydınlatan çalışmalarıyla Nobel Kimya Ödülü'nü aldı.
1882'de Alman fizyolog Theodor Wilhelm Engelmann, zarif bir deney tasarladı. İpliksi bir yeşil algi mikroskop altına yerleştirdi ve bir prizmayla ışığı renklerine ayırarak algin farklı bölgelerine farklı renkte ışık düşürdü. Ortama oksijene doğru hareket eden aerobik bakteriler ekledi. Bakteriler en çok kırmızı ve mavi-mor ışık alan bölgelerde, en az ise yeşil ışık alan bölgelerde toplandı. Bu sonuç, fotosentezin en çok klorofilin soğurduğu kırmızı ve mavi ışıkta gerçekleştiğini, yansıtılan yeşil ışığın ise fotosentezde az etkili olduğunu gösterdi. 1930'larda Hollandalı-Amerikalı mikrobiyolog Cornelis van Niel, su yerine hidrojen sülfür kullanan ve oksijen yerine kükürt açığa çıkaran mor kükürt bakterilerini inceleyerek, yeşil bitkilerde açığa çıkan oksijenin karbondioksitten değil sudan gelebileceğini ileri sürdü.
Van Niel'in hipotezi kısa sürede deneylerle desteklendi. 1937'de İngiliz biyokimyacı Robin Hill, yapraklardan ayırdığı kloroplastların ışıkta, ortamda karbondioksit olmasa bile demir tuzları gibi bir elektron alıcısı bulunduğunda oksijen açığa çıkardığını gösterdi; bu olay Hill tepkimesi olarak bilinir. 1941'de Samuel Ruben ve Martin Kamen, ağır oksijen izotopu (oksijen-18) ile işaretlenmiş su verilen alglerin açığa çıkardığı oksijenin işaretli olduğunu, işaretli karbondioksit verildiğinde ise açığa çıkan oksijenin işaretsiz kaldığını göstererek oksijenin sudan geldiğini kesinleştirdi. 1954'te Daniel Arnon, ayrılmış kloroplastların ışıkta ATP sentezlediğini göstererek fotofosforilasyonu kanıtladı. 1940'ların sonu ve 1950'lerde Melvin Calvin, Andrew Benson ve James Bassham, radyoaktif karbon-14 ile işaretlenmiş karbondioksit verdikleri alglerde karbonun organik maddeye bağlanma yolunu adım adım izledi; Calvin bu çalışmayla 1961'de Nobel Kimya Ödülü'nü aldı. 1988'de ise Johann Deisenhofer, Robert Huber ve Hartmut Michel, bir bakterinin fotosentetik tepkime merkezinin üç boyutlu yapısını belirleyerek Nobel Kimya Ödülü'nü paylaştı. Bu buluşların ayrıntılı tepkime sırası gelecek hafta fotosentez şeması üzerinde ele alınacaktır.
| Bilim İnsanı | Tarih | Yöntem | Fotosentezin Anlaşılmasına Katkısı |
|---|---|---|---|
| Pelletier ve Caventou | 1817 | Yaprak pigmentinin ayrılması | Yeşil pigmente klorofil adı verildi |
| Julius Robert Mayer | 1845 | Enerjinin korunumu ilkesine dayalı akıl yürütme | Işık enerjisi kimyasal enerjiye dönüştürülür |
| Julius von Sachs | 1860'lar | Yaprakların iyotla nişasta testi | Nişasta ışıkta, kloroplastta oluşur |
| Theodor W. Engelmann | 1882 | Prizma, ipliksi alg ve aerobik bakteriler | Kırmızı ve mavi ışık fotosentezde en etkilidir |
| Cornelis van Niel | 1930'lar | Kükürt bakterilerinin karşılaştırılması | Açığa çıkan oksijenin sudan gelebileceği hipotezi |
| Robin Hill | 1937 | Ayrılmış kloroplastlar ve elektron alıcısı | CO₂ olmadan da ışıkta O₂ açığa çıkar |
| Ruben ve Kamen | 1941 | Oksijen-18 izotopuyla işaretleme | Fotosentezde açığa çıkan O₂ sudan gelir |
| Daniel Arnon | 1954 | Ayrılmış kloroplastlarda ATP ölçümü | Fotofosforilasyon kanıtlandı |
| Melvin Calvin ve ekibi | 1950'ler (Nobel 1961) | Karbon-14 ile işaretli CO₂ | Karbonun organik maddeye bağlanma yolu bulundu |
Örnekler
Örnek 1Van Helmont'un deneyinde söğüt fidanı başlangıçta yaklaşık 2,3 kg, beş yıl sonra yaklaşık 76,7 kg gelmiştir. Saksıdaki 90,7 kg toprak ise yalnızca yaklaşık 57 g azalmıştır. (a) Söğütün kütle artışını bulunuz. (b) Topraktan gelen kütlenin bu artışa oranını yüzde olarak hesaplayınız. (c) Van Helmont'un sonucunu bugünkü bilgilerimizle değerlendiriniz.
Cevabı göster
1. adım: (a) Kütle artışı: 76,7 − 2,3 = 74,4 kg. 2. adım: (b) Topraktan gelen kütle 57 g = 0,057 kg. Oran: 0,057 ÷ 74,4 ≈ 0,00077, yani yaklaşık %0,077. Artışın binde birinden bile azı topraktan gelmiştir. 3. adım: (c) Van Helmont kütlenin topraktan gelmediğini doğru belirlemiştir. Ölçülen taze kütlenin bir kısmı gerçekten bitkinin dokularındaki sudur ve su fotosentezin ham maddesidir. Ancak bitkinin kuru kütlesindeki karbon ve oksijen atomlarının büyük kısmı havadan alınan CO2'den gelir; van Helmont havayı ölçmediği için bunu fark edememiştir. Topraktan azalan küçük kütle ise kökle alınan mineral tuzlara karşılık gelir. Sonuç: Artış 74,4 kg'dır; topraktan gelen pay yaklaşık %0,077'dir. Sonuç kısmen doğrudur: Su ve özellikle CO2 bitki kütlesinin asıl kaynağıdır.
Örnek 2Bir bitki fotosentezle 900 g glikoz üretmiştir. Genel denklemi (6CO2 + 12H2O → C6H12O6 + 6O2 + 6H2O) kullanarak tüketilen CO2 ve su kütlesini, açığa çıkan O2 ve oluşan su kütlesini hesaplayınız ve kütlenin korunduğunu gösteriniz. (Mol kütleleri: CO2 = 44 g, H2O = 18 g, glikoz = 180 g, O2 = 32 g)
Cevabı göster
1. adım: Glikoz mol sayısı: 900 ÷ 180 = 5 mol. 2. adım: Tüketilen CO2: 5 × 6 = 30 mol → 30 × 44 = 1320 g. Tüketilen su: 5 × 12 = 60 mol → 60 × 18 = 1080 g. 3. adım: Açığa çıkan O2: 5 × 6 = 30 mol → 30 × 32 = 960 g. Oluşan su: 5 × 6 = 30 mol → 30 × 18 = 540 g. 4. adım: Girenler: 1320 + 1080 = 2400 g. Çıkanlar: 900 + 960 + 540 = 2400 g. Kütle korunmuştur. Sonuç: 1320 g CO2 ve 1080 g su tüketilir; 960 g O2 ve 540 g su oluşur. Net su tüketimi 1080 − 540 = 540 g'dır.
Örnek 3Ruben ve Kamen'in deneyine benzer iki düzenek kuruluyor. I. düzenekte alglere oksijen-18 ile işaretli su ve normal CO2, II. düzenekte normal su ve oksijen-18 ile işaretli CO2 veriliyor. Her düzenekte açığa çıkan O2, oluşan glikoz ve fotosentezde yeni oluşan su molekülleri işaretli mi olur? Bir glikoz için atom sayımı yaparak açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Denklem: 6CO2 + 12H2O → C6H12O6 + 6O2 + 6H2O. Açığa çıkan oksijenin tamamı sudan gelir. 2. adım: Atom sayımı: 12 su molekülünde 12 oksijen atomu vardır; 6 O2 molekülünde de 12 oksijen atomu vardır. Yani suyun oksijen atomlarının tamamı O2'ye geçer. 3. adım: 6 CO2'de 12 oksijen atomu vardır; bunların 6'sı glikoza (C6H12O6'da 6 oksijen), 6'sı yeni oluşan 6 su molekülüne geçer. 4. adım: I. düzenek: O2 işaretli; glikoz ve yeni oluşan su işaretsiz. II. düzenek: O2 işaretsiz; glikoz ve yeni oluşan su işaretli. Sonuç: Açığa çıkan oksijenin kaynağı sudur; karbondioksitin oksijenleri glikoza ve yeni oluşan suya geçer.
Örnek 4Bir çayır ekosistemine bir günde 2 000 000 kcal güneş enerjisi ulaşmaktadır. Üreticiler bu enerjinin %1'ini fotosentezle organik maddeye dönüştürmekte, her besin basamağından sonrakine enerjinin %10'u aktarılmaktadır. (a) Üreticilerde, birincil, ikincil ve üçüncül tüketicilerde depolanan enerjiyi bulunuz. (b) Güneş enerjisinin yüzde kaçı üçüncül tüketicilere ulaşır? (c) Fotosentez %50 azalırsa üçüncül tüketicinin enerjisi ne olur?
Cevabı göster
1. adım: (a) Üreticiler: 2 000 000 × 0,01 = 20 000 kcal. 2. adım: Birincil tüketiciler: 20 000 × 0,10 = 2 000 kcal. İkincil tüketiciler: 2 000 × 0,10 = 200 kcal. Üçüncül tüketiciler: 200 × 0,10 = 20 kcal. 3. adım: (b) 20 ÷ 2 000 000 = 0,00001, yani %0,001. 4. adım: (c) Üreticilerin enerjisi 10 000 kcal'ye düşer; aynı oranlarla 1 000 → 100 → 10 kcal. Üçüncül tüketicinin enerjisi de yarıya iner. Sonuç: 20 000, 2 000, 200 ve 20 kcal; güneş enerjisinin yalnızca %0,001'i üçüncül tüketicilere ulaşır. Fotosentezdeki her azalma bütün basamaklara aynı oranda yansır.
Örnek 5Priestley'in deneylerine benzer üç kapalı fanus hazırlanıyor: I. fanusta yalnızca bir fare, II. fanusta fare ve nane bitkisi ışıklı ortamda, III. fanusta fare ve nane bitkisi tamamen karanlık ortamda bulunuyor. Fareler hangi sırayla zorlanmaya başlar? Hangi bilim insanının bulgusu bu sonuçları açıklar?
Cevabı göster
1. adım: I. fanus: Fare solunumla oksijeni tüketir, CO2 biriktirir; yerine oksijen eklenmez ve fare bir süre sonra zorlanır. 2. adım: II. fanus: Işıkta nane fotosentez yapar; CO2'yi kullanır ve oksijen üretir. Fotosentez hızı bitkinin ve farenin solunumunu karşılayabildiği sürece fare uzun süre yaşar. 3. adım: III. fanus: Karanlıkta fotosentez olmaz, ancak nane solunuma devam eder. Oksijeni hem fare hem bitki tükettiği için oksijen I. fanustakinden daha hızlı azalır. 4. adım: Zorlanma sırası: önce III, sonra I; II'deki fare en uzun süre yaşar. Sonuç: Bitkilerin havayı yalnızca ışıkta iyileştirdiğini, karanlıkta ise hayvanlar gibi havayı bozduğunu 1779'da Jan Ingenhousz göstermiştir.
Örnek 6Engelmann deneyinde ipliksi bir yeşil algin farklı bölgelerine prizmayla ayrılmış ışık düşürülmüş ve ortama aerobik bakteriler eklenmiştir. (a) Bakteriler en çok hangi bölgelerde toplanır, neden? (b) Bu deneyden fotosentezle ilgili hangi sonuç çıkarılır? (c) Aerobik bakteriler yerine oksijenden kaçan anaerob bakteriler kullanılsaydı nasıl bir dağılım beklenirdi?
Cevabı göster
1. adım: (a) Aerobik bakteriler oksijene doğru hareket eder. En çok oksijen, fotosentezin en hızlı olduğu bölgelerde açığa çıkar. Klorofil en çok kırmızı ve mavi-mor ışığı soğurduğu için bakteriler bu ışık alan bölgelerde toplanır; yeşil ışık büyük ölçüde yansıtıldığından yeşil bölgede en az bakteri bulunur. 2. adım: (b) Fotosentez hızı ışığın rengine (dalga boyuna) bağlıdır; kırmızı ve mavi ışık fotosentezde en etkili, yeşil ışık en az etkili ışıktır. Bakteriler canlı bir “oksijen ölçer” olarak kullanılmıştır. 3. adım: (c) Anaerob bakteriler oksijenin az olduğu bölgeleri tercih edeceği için en çok yeşil ışık alan bölgede toplanır, kırmızı ve mavi bölgelerden uzak dururdu. Sonuç: Kırmızı ve mavi bölgelerde oksijen üretimi en yüksektir; bakteri dağılımı fotosentez hızının ışık rengine göre değiştiğini gösterir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Ruben ve Kamen'in oksijen-18 izotopuyla yaptığı deneylerin temel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
İşaretli su verildiğinde açığa çıkan oksijen işaretli, işaretli karbondioksit verildiğinde ise işaretsiz çıkmıştır. Bu, oksijenin kaynağının su olduğunu kanıtlar. Karbondioksitin oksijenleri glikoza ve yeni oluşan suya geçer; glikozdaki karbon ise CO2'den gelir.
2Van Helmont'un söğüt deneyinde, bitkinin kütlesinin yalnızca sudan geldiği şeklindeki eksik sonuca ulaşmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Van Helmont toprağı başta ve sonda tartmış, deneyi beş yıl sürdürmüş ve bitkiyi ışıkta yetiştirmiştir. Eksikliği, havanın da bitki kütlesine katkıda bulunduğunu düşünmemesidir; bugün kuru kütlenin büyük kısmının CO2'den geldiği bilinmektedir.
3Aşağıdakilerden hangisi fotosentezin canlılar açısından sağladığı yararlardan biri değildir?
Atmosferdeki azot gazının bitkilerin kullanabileceği bileşiklere dönüştürülmesi azot bağlama olayıdır ve bazı bakteriler tarafından gerçekleştirilir; fotosentezin işlevi değildir. Diğer seçenekler fotosentezin doğrudan sonuçlarıdır.
4Engelmann'ın prizma deneyinde aerobik bakteriler en çok hangi ışık bölgelerinde toplanmıştır?
Klorofil en çok kırmızı ve mavi-mor ışığı soğurur; bu bölgelerde fotosentez ve dolayısıyla oksijen üretimi en yüksektir. Aerobik bakteriler oksijene yöneldiği için buralarda toplanmıştır. Yeşil ışık büyük ölçüde yansıtıldığından en az etkili ışıktır.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Bitkilerin havayı iyileştirebilmesi için ışığın ve yeşil kısımların gerekli olduğunu Jan Ingenhousz göstermiştir.
Ingenhousz 1779'da bitkilerin havayı yalnızca ışıkta ve yeşil kısımlarıyla iyileştirdiğini, karanlıkta ise havayı bozduğunu göstermiştir.
- Fotosentezle oluşan glikozdaki oksijen atomları sudan gelir.
Sudaki oksijen atomlarının tamamı O2 olarak açığa çıkar; glikozdaki oksijen atomları karbondioksitten gelir.
- Fosil yakıtlarda depolanan enerjinin kaynağı geçmiş jeolojik dönemlerde gerçekleşmiş fotosentezdir.
Kömür, petrol ve doğal gaz, milyonlarca yıl önce fotosentezle üretilmiş organik maddenin dönüşmesiyle oluşmuştur.
- Atmosferde oksijen birikmesini başlatan ilk oksijenli fotosentez yapan canlılar siyanobakterilerdir.
Suyu elektron kaynağı olarak kullanan siyanobakterilerin ürettiği oksijen yaklaşık 2,4 milyar yıl önce atmosferde birikmeye başlamıştır.
- Besin zincirinde bir basamaktan diğerine enerjinin tamamı aktarılır.
Her basamakta enerjinin büyük kısmı solunum ve ısı olarak kaybolur; sonraki basamağa ortalama yalnızca %10 kadarı aktarılır.
- Bitkilerin havayı iyileştirebilmesi için ışığın ve yeşil kısımların gerekli olduğunu Jan Ingenhousz göstermiştir.
6Aşağıdaki bilim insanlarını fotosentezin anlaşılmasına yaptıkları katkılarla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Ingenhousz, bitkilerin havayı iyileştirebilmesi için gerektiğini göstermiştir.
- Ruben ve Kamen'in deneyleri, fotosentezde açığa çıkan oksijenin molekülünden geldiğini kanıtlamıştır.
- Ekosistemde fotosentezle inorganik maddelerden organik madde üreten canlılara denir.
- Fotosentezle biriken oksijenden stratosferde oluşan tabakası canlıları morötesi ışınlardan korur.
- Radyoaktif karbon-14 kullanarak karbonun fotosentezdeki yolunu izleyen Melvin , 1961'de Nobel Kimya Ödülü'nü almıştır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Bir bitki bir gün içinde 12 saat ışık alıyor ve bu sürede fotosentezle toplam 132 g CO2 bağlıyor. Bitki 24 saat boyunca her saat 1,5 g glikozu solunumda harcıyor. (Mol kütleleri: CO2 = 44 g, glikoz = 180 g, O2 = 32 g) (a) Fotosentezle üretilen glikoz ve açığa çıkan O2 kütlesini bulunuz. (b) Solunumda harcanan glikoz ve tüketilen O2 kütlesini bulunuz. (c) Bitkinin günlük net glikoz kazancını ve atmosfere verdiği net O2 miktarını hesaplayınız. (d) Sonuçları fotosentezin ekosistem ve atmosfer açısından önemiyle ilişkilendiriniz.
1. ipucu: 1. adım: 132 g CO₂'nin mol sayısını bulun; 6 mol CO₂'den 1 mol glikoz ve 6 mol O₂ oluştuğunu kullanın.
2. ipucu: 2. adım: Solunumda harcanan toplam glikozu (24 saat × 1,5 g) bulun, mol sayısına çevirin ve 1 mol glikozun 6 mol O₂ tükettiğini kullanın.
3. ipucu: 3. adım: Fotosentez ürünlerinden solunumda harcananları çıkararak net glikoz ve net O₂ değerlerini hesaplayın.
4. ipucu: 4. adım: Net değerlerin pozitif olmasının besin zinciri ve atmosfer için anlamını yorumlayın.
Cevap: (a) CO2: 132 ÷ 44 = 3 mol. Glikoz: 3 ÷ 6 = 0,5 mol → 0,5 × 180 = 90 g. Açığa çıkan O2: 3 mol → 3 × 32 = 96 g. (b) Harcanan glikoz: 24 × 1,5 = 36 g → 36 ÷ 180 = 0,2 mol. Tüketilen O2: 0,2 × 6 = 1,2 mol → 1,2 × 32 = 38,4 g. (c) Net glikoz kazancı: 90 − 36 = 54 g (bu, bitkinin net birincil üretimidir). Atmosfere verilen net O2: 96 − 38,4 = 57,6 g. (d) Bitki gündüz ürettiğinin bir kısmını gece-gündüz solunumda harcasa da günün sonunda 54 g net organik madde biriktirmiştir; bu madde bitkinin büyümesini sağlar ve otçullar aracılığıyla besin zincirine aktarılabilir. Aynı zamanda atmosfere net 57,6 g oksijen vermiş ve fotosentezle bağladığı CO2'nin solunumla geri vermediği kısmını organik maddede tutmuştur. Fotosentezin solunumdan fazla olması, ekosistemdeki tüketicilerin beslenmesinin ve atmosferdeki oksijen-karbondioksit dengesinin temelidir.
Kısaca
- Fotosentez: Bitkiler, algler, siyanobakteriler ve bazı protistlerin ışık enerjisini kullanarak karbondioksit ve sudan organik madde üretmesidir; bu süreçte ışık enerjisi glikozun kimyasal bağlarında depolanır ve oksijen açığa çıkar.
- Besin Zincirinin Temeli: Fotosentez yapan üreticiler, kemosentezle beslenen birkaç özel ekosistem dışında, yeryüzündeki neredeyse tüm besin zincirlerinin başlangıç noktasıdır; enerji ekosistemde tek yönlü akar ve her basamakta büyük bölümü ısı olarak kaybolur.
- Atmosfer ve İklim: Siyanobakterilerin oksijenli fotosentezi yaklaşık 2,4 milyar yıl önce atmosferde oksijen birikmesini başlatmış; oksijenli solunumun ve ozon tabakasının oluşmasına olanak sağlamıştır. Bugün de fotosentez atmosferden karbondioksit çekerek karbon döngüsünü dengeler.
- İnsan Yaşamı: Besinlerimiz, lifler, kereste, kâğıt, birçok ilaç, fosil yakıtlar ve biyoyakıtlar doğrudan ya da dolaylı olarak fotosentez ürünüdür.
- İlk Deneyler: Van Helmont bitkinin kütlesinin topraktan gelmediğini, Priestley bitkilerin havayı iyileştirdiğini, Ingenhousz bunun için ışık ve yeşil kısımların gerektiğini, Senebier karbondioksitin, de Saussure ise suyun gerekliliğini göstermiştir.
- Modern Çalışmalar: Mayer enerji dönüşümünü, Sachs nişastanın kloroplastta oluştuğunu, Engelmann kırmızı ve mavi ışığın etkinliğini, Hill ile Ruben ve Kamen oksijenin sudan geldiğini, Arnon fotofosforilasyonu, Calvin ise karbonun izlediği yolu ortaya koymuştur.
Bu dersin öteki kaynakları
- 12. Sınıf Biyoloji Yıllık Planı (2026-2027) Yıllık plan
- Biyoloji Dersi Öğretim Programı (ortaöğretim) Öğretim programı
- 12. Sınıf Biyoloji Ortak Yazılı Senaryoları (1. dönem, 2026-2027) Yazılı senaryosu
- 12. Sınıf Biyoloji Günlük Planları (2026-2027) Ders planı
- 12. Sınıf Biyoloji 1. Hafta Çalışma Kâğıdı: Nükleik Asitlerin Keşif Süreci Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 2. Hafta Çalışma Kâğıdı: 12.1.1. Nükleik Asitlerin Yapı Birimleri (Nükleotitler) ve DNA Molekülünün Yapısı (Watson-Crick Modeli) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 3. Hafta Çalışma Kâğıdı: Nükleik Asitlerin Çeşitleri ve Görevleri: DNA'nın Yapısı ve Özellikleri (12.1.1.2) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 4. Hafta Çalışma Kâğıdı: Nükleik Asitlerin Çeşitleri ve Görevleri: RNA Çeşitleri ve DNA-RNA Karşılaştırması (12.1.1.2) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 5. Hafta Çalışma Kâğıdı: Hücredeki Genetik Materyalin Organizasyonu: Nükleotit, Gen, DNA ve Kromozom (12.1.1.3) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 6. Hafta Çalışma Kâğıdı: Nükleik Asitlerin Keşfi, Önemi ve Genetik Materyalin Organizasyonu Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 7. Hafta Çalışma Kâğıdı: DNA'nın Kendini Eşlemesi (Replikasyon) ve Aziz Sancar'ın Bilime Katkısı Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 8. Hafta Çalışma Kâğıdı: Genetik Şifre ve Protein Sentezinin Mekanizması (Transkripsiyon, Translasyon, Santral Dogma ve Polizom) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf Biyoloji 9. Hafta Çalışma Kâğıdı: Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji: Kavramsal Çerçeve, Model Organizmalar, Gen Klonlaması ve Biyoetik (12.1.2.2) Çalışma kâğıdı