Huzur ve barış içerisinde yaşayan erdemli bir toplumun inşasında güven ilkesini tamamlayan en güçlü iki sütun; bireyleri manevi bir bağla kenetleyen kardeşlik (uhuvvet) ile toplumsal refahı adilce paylaştıran yardımlaşma ve dayanışmadır. İslam medeniyeti, Hicret sonrasında kurulan Ensar-Muhacir kardeşliğinden Osmanlı vakıf ve sadaka taşı geleneğine kadar insan onurunu incitmeyen benzersiz bir dayanışma modeli ortaya koymuştur.
İslam Toplumunda Kardeşlik İlkesi (Uhuvvet ve Muâhât)
İslam'da Müslümanları birbirine bağlayan inanç ve gönül bağına uhuvvet (kardeşlik) denir. Hucurât suresi 10. ayette yer alan 'Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin...' ilahi buyruğu, kabilecilik, soy, ırk, renk ve sınıf üstünlüğüne dayalı cahiliye anlayışını yıkarak tevhid eksenli evrensel bir kardeşlik hukuku kurmuştur. Hz. Peygamber de müminleri 'birbirine kenetlenmiş bir binanın tuğlalarına' ve 'bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve ateşle buna ortak olan tek bir bedene' benzetmiştir.
Kardeşlik ilkesinin İslam tarihindeki en somut ve kurucu uygulaması, 622 yılındaki Hicret'in hemen ardından Medine'de gerçekleştirilen muâhât (kardeşleştirme) uygulamasıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke'den mal ve mülklerini bırakarak göç eden Muhacirler ile Medineli Müslümanları (Ensar) ikişer ikişer kardeş ilan etmiştir.
Ensar, kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile Muhacir kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederek (îsâr ahlakı) evlerini, bahçelerini ve iş imkânlarını onlarla paylaşmış; Muhacirler de Ensar'ın cömertliğini suistimal etmeyip ticaret ve zanaatla üretime katılmıştır. Bu kardeşlik ruhu Anadolu'da Ahilik ve Fütüvvet teşkilatlarıyla mesleki ve sosyal hayata taşınmıştır.
Yardımlaşma ve Dayanışma İlkeleri: İnfak, Zekât ve Karz-ı Hasen
Mâide suresi 2. ayetteki 'İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın' emri, İslam toplumunda sosyal dayanışmanın temel ölçüsüdür. Bireyin Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla sahip olduğu mal ve servetten harcama yapmasına infak denir; infak hem farz olan zekâtı hem de gönüllü yapılan her türlü sadakayı kapsar.
İslam'ın beş temel şartından biri olan zekât ve Ramazan ayında verilen sadaka-i fıtır (fitre), servetin yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç olmasını (Haşr, 7) engelleyerek gelir dağılımındaki uçurumu kapatır; zenginin malını bereketlendirip cimrilikten arındırırken yoksulun kalbindeki kıskançlık ve kırgınlığı sevgiye dönüştürür.
İhtiyaç sahibi bir kimseye hiçbir faiz, vade farkı veya dünyevi menfaat beklemeden sırf Allah rızası için borç vermeye ise karz-ı hasen (güzel ödünç) denir. Karz-ı hasen, darda kalan bireyin tefecilerin eline düşmesini önleyen ve insan onurunu koruyarak ayağa kalkmasını sağlayan çok önemli bir finansal dayanışma mekanizmasıdır.
Sadaka-i Cariye ve Vakıf Medeniyeti Uygulamaları
İnsanın vefatından sonra da sevabı kesilmeyip amel defterine yazılmaya devam eden kalıcı hayır işlerine sadaka-i cariye denir. Hz. Peygamber'in bu konudaki teşvikleri, İslam medeniyetinin bir vakıf medeniyeti olarak yükselmesini sağlamıştır. Vakıf; kişinin helal malının bir kısmını alınıp satılamaz ve miras bırakılamaz şekilde toplumun ortak yararına ebedî olarak tahsis etmesidir.
İslam dünyasında cami, medrese, kütüphane, darüşşifa / bimarhane (ücretsiz hastane), imarethane (yoksullara ve yolculara sıcak yemek dağıtan aşevi), kervansaray (yolcu konaklama merkezi), su kemeri, çeşme ve sebil gibi kurumların tamamı vakıflar aracılığıyla finanse edilmiştir. Hatta göçmen kuşların tedavisi ve sokak hayvanlarının beslenmesi için bile özel vakıflar kurulmuştur.
Atalarımız yardım ederken yoksulun mahcubiyet yaşamaması için eşsiz incelikler geliştirmiştir: Cami avlularındaki sadaka taşları sayesinde hayırsever gece karanlığında parayı bırakmış, ihtiyaç sahibi de yalnız ihtiyacı kadarını almıştır. Zimem defteri geleneğinde ise varlıklı kişiler mahalle bakkallarına giderek tanımadıkları yoksulların veresiye borçlarını sildirmiş; böylece 'sağ elin verdiğini sol el görmemiştir'.
Örnekler
Örnek 1Hicret sonrasında Medine'de gerçekleştirilen 'muâhât' (kardeşleştirme) uygulamasının İslam toplumunun oluşumuna sağladığı sosyal ve ekonomik katkılar nelerdir?
Cevabı göster
Muâhât ile Mekke'den her şeyini bırakarak gelen Muhacirlerin barınma, beslenme ve iş sorunları Ensar'ın diğergamlığıyla (îsâr) hızla çözülmüştür. Aynı zamanda kabilecilik ve soy üstünlüğü yıkılarak inanç birliğine dayalı, birbirine kenetlenmiş ilk İslam şehir toplumu inşa edilmiştir.
Örnek 2İslam ahlakında 'îsâr' kavramı ne anlama gelir ve normal cömertlikten (sehâ) farkı nedir?
Cevabı göster
Cömertlik (sehâ), kişinin kendi ihtiyaçlarından artan malını başkalarıyla paylaşmasıdır. Îsâr ise kişinin bizzat kendisi muhtaç durumda olduğu hâlde, elindeki imkânı din kardeşinin ihtiyacı için feda edip onu kendi nefsine tercih etmesidir.
Örnek 3Zekât ve infak ibadetlerinin toplumsal barış ve ekonomik denge üzerindeki işlevlerini açıklayınız.
Cevabı göster
Zekât ve infak, servetin yalnız zenginler arasında dönüp duran bir güç olmasını önleyerek alt gelir gruplarına aktarılmasını sağlar. Böylece aşırı yoksulluğu azaltır, ekonomik çarkları canlandırır ve zengin ile fakir arasındaki haset/kin duygularını ortadan kaldırıp toplumsal sevgi ve güveni pekiştirir.
Örnek 4'Karz-ı hasen' (güzel ödünç) nedir ve İslam ekonomisinde neden teşvik edilmiştir?
Cevabı göster
Karz-ı hasen, darda kalan bir kimseye hiçbir faiz veya maddi menfaat beklemeden sırf Allah rızası için verilen borçtur. İnsanların zor zamanlarında faiz ve tefecilik bataklığına düşmesini engellediği ve yardımlaşmayı onurlu bir zeminde tuttuğu için Kur'an ve sünnette büyük sevapla müjdelenmiştir.
Örnek 5İslam medeniyetinde vakıf kurumlarının eğitim, sağlık ve sosyal hizmet alanlarında üstlendiği görevlere örnekler veriniz.
Cevabı göster
Eğitim alanında medreseler, darülkurralar ve kütüphaneler; sağlık alanında her din ve milletten hastanın ücretsiz tedavi edildiği darüşşifalar (bimarhaneler); sosyal ve ekonomik alanda ise yoksullara yemek dağıtan imarethaneler, yolcuları ağırlayan kervansaraylar, su kemerleri ve çeşmeler vakıflar eliyle yürütülmüştür.
Örnek 6Osmanlı toplumunda uygulanan 'sadaka taşı' ve 'zimem defteri' geleneklerinin insan psikolojisi ve İslam ahlakı açısından önemini değerlendiriniz.
Cevabı göster
Her iki gelenekte de yardım eden ile yardım alan birbirini görmez ve tanımaz. Bu sayede ihtiyaç sahibi kimse utanç ve eziklik duymadan ihtiyacını giderir, hayır sahibi ise gösteriş (riya) ve kibir tehlikesinden korunarak halis bir niyetle infak etmiş olur.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Hicret'ten sonra Hz. Peygamber'in Mekkeli Muhacirler ile Medineli Ensar'ı ikişer ikişer birbirine kardeş ilan ederek toplumsal bütünleşmeyi sağladığı uygulamaya İslam tarihinde ne ad verilir?
Hicret sonrasında Ensar ile Muhacir arasında kurulan kardeşlik antlaşmasına 'muâhât' (kardeşleştirme) adı verilir.
2İslam kültür ve medeniyetinde yardımlaşma kavramlarıyla ilgili aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?
Zimem defteri icazet belgesi değil, mahalle bakkal ve esnafının veresiye borçlarını kaydettiği ve hayırseverlerce gizlice ödenen borç defteridir.
3'Onlar, kendi canları çekmesine ve ihtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.' (İnsân suresi, 8-9. ayetler) Bu ayetlerde övülen müminlerin davranışı aşağıdaki ahlaki ilkelerden hangisinin en güzel örneğidir?
Kendi ihtiyacı varken başkasına yedirmek 'îsâr', kimseden karşılık ve teşekkür beklemeden sırf Allah rızası için vermek ise 'ihlasla yapılan infak'tır.
4İslam medeniyetinde gelişen 'sadaka taşları' ve 'vakıf imarethaneleri' hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sadaka taşları ve imarethaneler, veren elin alan eli incitmediği, insan onurunu koruyan vakıf ve dayanışma kurumlarıdır.
5
- Hucurât suresi 10. ayette müminlerin kardeş olduğu bildirilerek aralarının düzeltilmesi emredilmiştir.
'Müminler ancak kardeştirler...' ayeti İslam'daki uhuvvet (kardeşlik) ilkesinin temel dayanağıdır.
- İnsanın ölümünden sonra da amel defterine sevap yazdırmaya devam eden kalıcı hayır eserlerine sadaka-i cariye denir.
Cami, okul, çeşme, hastane gibi vakıf eserleri, faydalı ilim ve hayırlı evlat sadaka-i cariye kapsamındadır.
- Yapılan bir yardımı başa kakmak ve yoksulun gönlünü kırmak, infakın sevabını azaltmaz.
Bakara suresi 264. ayete göre başa kakmak (minnet) ve incitmek (ezâ) sadakanın sevabını tamamen iptal eder.
- Darüşşifa ve bimarhaneler, İslam medeniyetinde hastaların ücretsiz tedavi edildiği vakıf sağlık kurumlarıdır.
Darüşşifalar vakıf gelirleriyle finanse edilen, ayrım gözetmeksizin sağlık hizmeti sunan hastanelerdir.
- Karz-ı hasen uygulamasında borç veren kişi, borçludan anaparanın üzerine belirli bir oranda faiz talep eder.
Karz-ı hasen hiçbir faiz veya fazlalık talep edilmeden sırf Allah rızası için verilen karşılıksız borçtur.
- Hucurât suresi 10. ayette müminlerin kardeş olduğu bildirilerek aralarının düzeltilmesi emredilmiştir.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- Mekke'den Medine'ye göç eden Müslümanlara kucak açıp her türlü yardımı yapan Medineli müminlere adı verilmiştir.
- Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla bireyin sahip olduğu maldan farz veya nafile harcama yapmasına denir.
- Osmanlı'da hayırseverlerin bakkallardaki veresiye borçlarını gizlice ödeyerek sildirdiği deftere defteri denir.
- Yoksullara, medrese öğrencilerine ve yolculara ücretsiz yemek dağıtmak amacıyla kurulan vakıf aşevlerine denir.
- İhtiyaç sahibine hiçbir faiz veya dünyevi menfaat beklemeden Allah rızası için borç vermeye adı verilir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8İslam kültür ve medeniyetinde kardeşlik (uhuvvet) ve dayanışma ilkelerinin kurumsal yansımaları olan 'vakıflar', 'sadaka taşları' ve 'zimem defteri' uygulamalarının toplumsal barışa ve insan onuruna katkılarını açıklayınız.
1. ipucu: İslam'ın yardımlaşmada gizliliğe ve başa kakmamaya (minnet ve ezâdan kaçınmaya) verdiği önemi belirtiniz.
2. ipucu: Sadaka taşı ve zimem defteri uygulamalarında veren ile alan kişinin birbirini görmemesinin psikolojik etkisini açıklayınız.
3. ipucu: Vakıf kurumlarının eğitimden sağlığa toplumsal refahı nasıl kalıcı hâle getirdiğini değerlendiriniz.
Cevap: İslam ahlakında yardımlaşmanın en temel şartı, yapılan iyiliğin Allah rızası için (ihlasla) yapılması ve ihtiyaç sahibinin onurunun incitilmemesidir. Atalarımızın geliştirdiği sadaka taşı ve zimem defteri uygulamalarında yardım eden ile yardım alan birbirini görmez; böylece yoksul kimse utanç ve minnet duygusu altında ezilmez, zengin kimse ise kibir ve gösterişten (riya) korunur. Vakıf kurumları (imarethaneler, darüşşifalar, medreseler, avarız sandıkları) ise bireysel hayırseverliği kurumsal ve kalıcı bir sosyal güvenlik ağına dönüştürerek toplumda kimsenin sahipsiz kalmamasını sağlamış, zengin ile fakir arasında sarsılmaz bir sevgi ve güven köprüsü kurmuştur.
Kısaca
- Uhuvvet (kardeşlik) ilkesi, Hucurât suresi 10. ayet doğrultusunda müminleri ırk ve kabile ayrımı gözetmeksizin inanç ve ahlak paydasında birleştirir.
- Hicret sonrasında Medine'de gerçekleştirilen muâhât uygulaması, Ensar'ın îsâr (kardeşini nefsine tercih etme) erdemiyle İslam toplumunun temelini atmıştır.
- İnfak, zekât, sadaka ve karz-ı hasen (faizsiz güzel ödünç) uygulamaları servetin adil dağılımını sağlayarak sosyal uçurumları kapatır.
- Sadaka-i cariye anlayışıyla kurulan vakıflar; medrese, darüşşifa, imarethane ve kervansaraylarla eğitim, sağlık ve sosyal yardımı ücretsiz sunmuştur.
- Sadaka taşları, zimem defteri ve avarız vakıfları, ihtiyaç sahibinin onurunu incitmeden yardımlaşmanın en zarif medeniyet örnekleridir.