Bir medeniyetin varlığını koruyabilmesi ve toplumsal huzuru kalıcı kılabilmesi, adalet ve ahlak temelleri üzerine inşa edilmiş sağlam bir yönetim nizamına bağlıdır. İslam kültür ve medeniyetinde yönetim, insanların dünyevi ve uhrevi saadetini gözeten erdemli bir toplum oluşturma çabası olarak görülmüş; emanet, adalet, liyakat, istişare ve meşruiyet olmak üzere beş temel esas etrafında şekillenmiştir.
Yönetimin Gayesi, Emanet Bilinci ve Liyakat Esası
İslam medeniyetinde yönetim, insanlar arasında barışı, güvenliği ve iyiliği hâkim kılarak erdemli toplumu inşa etme faaliyetidir. Büyük İslam filozofu Fârâbî, el-Medînetü'l-Fâzıla (Erdemli Şehir) adlı eserinde insanların yardımlaşarak gerçek mutluluğa ulaşmak amacıyla kurdukları toplumu erdemli toplum olarak tanımlamış; bilgisiz ve heva peşinde koşan yönetimlerin ise toplumu felakete sürükleyeceğini vurgulamıştır.
İslam yönetim düşüncesinin birinci esası emanet, üçüncü esası ise bununla doğrudan ilişkili olan liyakat (ehliyet) ilkesidir. Nisâ suresi 58. ayette "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" buyrularak kamu makamlarının birer emanet olduğu bildirilmiştir. Hz. Peygamber de kendisinden valilik görevi isteyen sahabi Ebû Zer el-Gıfârî'ye yöneticiliğin ağır bir emanet olduğunu ve hakkıyla yerine getirilmediğinde kıyamet gününde pişmanlık doğuracağını hatırlatmıştır.
Emanet bilinci, yöneticilerin denetlenmesini yönetilenler için hem bir hak hem de bir sorumluluk hâline getirir. İlk halife Hz. Ebû Bekir göreve başladığında okuduğu hutbede "İyi işlerimde bana yardımcı olunuz, yanlış yaparsam beni doğrultunuz" diyerek denetime açık olduğunu ilan etmiş; Hz. Peygamber de "Cihadın en üstünü, zalim sultana karşı doğruyu ve hakkı söylemektir" hadisiyle yapıcı muhalefet ve denetim görevine dikkat çekmiştir.
Mülkün Temeli Olarak Adalet İlkesi
Sözlükte doğruluk, eşitlik, denge ve her şeye hakkını vermek anlamlarına gelen adalet, zulmün zıddıdır ve İslam yönetim geleneğinde "Adalet mülkün (devletin ve iktidarın) temelidir" özdeyişiyle kurumlaştırılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de Mâide suresi 8. ayette "Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin; adil olun, bu takvaya daha yakındır" buyrularak düşmanlık duygularının bile hukuku zedelememesi gerektiği emredilmiştir.
Nisâ suresi 135. ayette ise müminlere kendilerinin, anne babalarının ve en yakın akrabalarının aleyhine dahi olsa zenginlik veya fakirlik gözetmeksizin Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutmaları bildirilmiştir. Hz. Peygamber de "Adaletle hükmedenler Allah katında nurdan minberler üzerindedir" hadisiyle adil yöneticileri müjdelemiş, önceki ümmetlerin soylular suç işlediğinde cezasız bırakıp zayıfları cezalandırdıkları için helak olduklarını açıklamıştır.
Türk-İslam devlet geleneğinde adalet, hükümdarın en birinci vazifesi sayılmış; Yusuf Has Hâcib tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig adlı siyasetnamede hükümdarı temsil eden Kün Togdı karakteri doğrudan köni törü (adalet ve doğru kanun) kavramıyla sembolize edilmiştir. Mazlumların haksızlıklarını doğrudan hükümdara iletebildiği Dîvân-ı Mezâlim mahkemeleri de bu adalet anlayışının kurumsal tezahürüdür.
İstişare (Şûra) ve Meşruiyet İlkeleri
Bir konu hakkında doğruya ulaşmak için bilgili ve tecrübeli kimselerin görüşlerine başvurmaya istişare (meşveret veya şûra) denir. Kur'an-ı Kerim'de Âl-i İmrân suresi 159. ayette Hz. Peygamber'e "İş konusunda onlarla müşavere et", Şûrâ suresi 38. ayette ise müminlerin nitelikleri sayılırken "Onların işleri aralarında danışma (şûra) iledir" buyrulmuştur.
Hz. Peygamber vahiy bulunmayan dünyevi ve idari meselelerde ashabıyla sürekli istişare etmiştir. Bedir Savaşı'nda Habbâb bin Münzir'in önerisiyle ordunun su kuyularına yakın konuşlandırılması, Uhud Savaşı'nda genç sahabilerin çoğunluk görüşüne uyularak şehir dışında savunma yapılması ve Hendek Savaşı'nda Selmân-ı Fârisî'nin teklifiyle Medine etrafına hendek kazılması istişare ilkesinin en somut örnekleridir.
Beşinci temel esas olan meşruiyet ise yönetimin ve alınan kararların hukuka, dine ve kamu vicdanına uygun olmasıdır. Nisâ suresi 59. ayette "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e ve sizden olan ülü'l-emre (idarecilere) de itaat edin" buyrulmuş; ancak Hz. Peygamber "Allah'a isyan (masiyet) konusunda kula itaat yoktur; itaat ancak maruftadır (iyilik ve hukuka uygunluktadır)" hadisiyle yöneticilerin yetkisinin hukukla sınırlı olduğunu belirlemiştir.
Örnekler
Örnek 1İslam siyaset düşüncesinde Fârâbî'nin 'erdemli toplum' (el-Medînetü'l-Fâzıla) kavramı yönetim anlayışının gayesini nasıl açıklamaktadır?
Cevabı göster
Fârâbî'ye göre erdemli toplum, insanların gerçek mutluluğu elde etmek, iyilikte yardımlaşmak ve kötülüğü ortadan kaldırmak amacıyla bir araya geldikleri düzenli toplumdur. Yönetimin temel gayesi de adalet ve hikmetle bu erdemli düzeni kurup yaşatmaktır.
Örnek 2Nisâ suresi 58. ayette vurgulanan iki temel yönetim ilkesi nedir ve birbirini nasıl tamamlamaktadır?
Cevabı göster
Ayette 'emanetlerin ehline verilmesi' (emanet ve liyakat) ile 'insanlar arasında adaletle hükmedilmesi' (adalet) emredilmiştir. Görevler işin uzmanı ve ahlaklı kişilere (ehline) verildiğinde kamu emaneti korunur ve toplumda adalet kendiliğinden tesis edilir.
Örnek 3Hz. Peygamber'in kendisinden valilik görevi isteyen Ebû Zer el-Gıfârî'ye verdiği cevap İslam'daki makam anlayışı hakkında ne göstermektedir?
Cevabı göster
Hz. Peygamber, yöneticiliğin bir şeref veya dünyevi ayrıcalık değil ağır bir emanet olduğunu, hakkını veremeyenler için kıyamet gününde pişmanlık ve rezillik olacağını belirterek kamu görevinin liyakat ve sorumluluk gerektirdiğini göstermiştir.
Örnek 4Kur'an-ı Kerim'de Nisâ suresi 135 ve Mâide suresi 8. ayetlerde adaletin uygulanmasıyla ilgili hangi ahlaki ölçütler getirilmiştir?
Cevabı göster
Nisâ 135. ayette insanın kendi nefsi, anne babası ve akrabaları aleyhine dahi olsa adaletten ayrılmaması; Mâide 8. ayette ise başka bir topluluğa duyulan kin ve düşmanlığın adaletsizliğe yol açmaması emredilerek tam tarafsızlık ilkesi konmuştur.
Örnek 5İstişare (şûra) ilkesinin Hz. Peygamber dönemindeki askeri ve idari uygulamalarına üç örnek veriniz.
Cevabı göster
Bedir Savaşı'nda ordunun su kuyularının ilerisine konuşlandırılması, Uhud Savaşı'nda çoğunluğun görüşüyle Medine dışında savunma yapılması ve Hendek Savaşı'nda Selmân-ı Fârisî'nin görüşüyle şehrin etrafına hendek kazılması istişarenin somut örnekleridir.
Örnek 6İslam yönetim anlayışında 'meşruiyet' ilkesi nedir ve 'ülü'l-emre itaat'in sınırını nasıl belirler?
Cevabı göster
Meşruiyet, yönetimin ve kanunların hukuka, dinin temel ilkelerine ve adalete uygun olmasıdır. Ülü'l-emre (yöneticilere) itaat meşru ve iyi işlerle (maruf) sınırlıdır; Allah'a isyan ve zulüm içeren emirlere itaat edilmez.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1İslam kültür ve medeniyetinde kamu makamlarının mülk değil sorumluluk olarak görülmesi ve görevlendirmelerde ehliyetin gözetilmesi aşağıdaki ayetlerden hangisine doğrudan dayanmaktadır?
Nisâ suresi 58. ayet doğrudan emanetlerin ehline verilmesini (emanet ve liyakat esaslarını) emretmektedir.
2İlk halife Hz. Ebû Bekir'in göreve başlarken irat ettiği hutbede 'İyi işlerimde bana yardımcı olunuz, yanlış yaparsam beni doğrultunuz' demesi İslam yönetim düşüncesindeki hangi ilkeyle doğrudan ilişkilidir?
Hz. Ebû Bekir'in bu sözü, yöneticinin hatadan korunmuş olmadığını ve yönetilenlerin yöneticiyi denetleme sorumluluğu bulunduğunu gösterir.
3Hz. Peygamber'in Hendek Savaşı öncesinde ashabını toplayarak Medine'nin nasıl savunulacağını görüşmesi ve Selmân-ı Fârisî'nin önerisini kabul etmesi aşağıdaki yönetim esaslarından hangisinin uygulamasıdır?
İdari ve askeri konularda uzmanların ve toplum temsilcilerinin görüşlerine başvurarak ortak akılla karar alınması istişare (şûra) ilkesidir.
4İslam yönetim anlayışındaki 'meşruiyet' esası ve 'ülü'l-emre itaat' kavramıyla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
Meşruiyet ilkesi gereği yönetici de hukuka tabidir ve 'Masiyette (günah ve hukuksuzlukta) kula itaat yoktur; itaat maruftadır' hadisiyle itaat hukuka uygunlukla sınırlandırılmıştır.
5
- Fârâbî, el-Medînetü'l-Fâzıla adlı eserinde insanların iyilik ve mutluluk için yardımlaştıkları toplumu erdemli toplum olarak tanımlamıştır.
Fârâbî'ye göre yönetimin amacı iyilikte yardımlaşan erdemli toplumu (el-Medînetü'l-Fâzıla) oluşturmaktır.
- Hz. Peygamber, valilik görevi talep eden Ebû Zer el-Gıfârî'nin bu isteğini sahabinin samimiyeti sebebiyle derhâl kabul etmiştir.
Hz. Peygamber, yöneticiliğin ağır bir emanet olduğunu belirterek Ebû Zer el-Gıfârî'ye bu görevi vermemiş ve liyakat ilkesini korumuştur.
- Mâide suresi 8. ayette bir topluluğa duyulan öfke ve düşmanlığın müminleri adaletten saptırmaması gerektiği emredilmiştir.
İslam'da adalet ilkesi dost-düşman ayrımı gözetmeksizin herkese hakkını vermeyi gerektirir.
- Hz. Peygamber hakkında açık vahiy bulunan inanç ve ibadet konularında da sahabiyle istişare ederek hükümleri değiştirmiştir.
İstişare, hakkında kesin ilahi hüküm (vahiy) bulunmayan dünyevi, idari ve askeri işlerde uygulanır.
- Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig adlı eserinde hükümdar, doğru kanun ve adaleti (köni törü) temsil etmektedir.
Kutadgu Bilig'de hükümdar Kün Togdı, adaletin ve doğru törenin sembolüdür.
- Fârâbî, el-Medînetü'l-Fâzıla adlı eserinde insanların iyilik ve mutluluk için yardımlaştıkları toplumu erdemli toplum olarak tanımlamıştır.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- İslam filozofu Fârâbî, yardımlaşarak gerçek mutluluğa ulaşmayı amaçlayan erdemli toplumu adlı eserinde incelemiştir.
- Bir işin ve makamın o görevi layıkıyla yapabilecek bilgi ve yeteneğe sahip kimselere verilmesine denir.
- Yusuf Has Hâcib'in kaleme aldığı adlı siyasetnamede devletin bekası adil kanunlara bağlanmıştır.
- Kur'an-ı Kerim'de Nisâ suresi 59. ayette geçen ve kamu yöneticilerini ifade eden kavram olarak adlandırılır.
- Hz. Peygamber 'Cihadın en üstünü, zalim sultana karşı söylemektir' hadisiyle yöneticilerin denetlenmesini teşvik etmiştir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8İslam kültür ve medeniyetinde yönetim anlayışının beş temel esasını (emanet, adalet, liyakat, istişare ve meşruiyet) birbirleriyle olan bütünlüğü içinde üç adımda analiz ediniz.
1. ipucu: Kamu makamlarının mahiyetini emanet ve liyakat kavramları üzerinden açıklayınız.
2. ipucu: Yönetim kararlarının alınma ve uygulanma sürecini istişare ve adalet ilkeleriyle ilişkilendiriniz.
3. ipucu: Yöneten-yönetilen ilişkisinin hukuki sınırını meşruiyet ilkesi çerçevesinde değerlendiriniz.
Cevap: Birinci adım: İslam yönetim anlayışında kamu yetkisi ve devlet malı yöneticilere verilmiş bir 'emanet'tir; bu emanetin korunması ise görevlerin kayırmacılık yapılmadan ehil kişilere verilmesiyle yani 'liyakat' ile mümkündür. İkinci adım: Liyakatli yöneticiler karar alırken tek başlarına hareket etmeyip 'istişare (şûra)' ile ortak aklı işletir ve hüküm verirken dost-düşman ayrımı yapmaksızın 'adalet' ilkesini uygular. Üçüncü adım: Tüm bu yönetim faaliyetlerinin Kur'an, sünnet ve hukuk kurallarına uygun olması 'meşruiyet' esasıdır; meşruiyet yöneticiyi hukukla sınırlandırırken halka da yöneticiyi denetleme hakkı tanır.
Kısaca
- İslam kültür ve medeniyetinde yönetimin temel gayesi, Fârâbî'nin el-Medînetü'l-Fâzıla eserinde belirttiği gibi iyilik ve adalet üzere yaşayan erdemli bir toplum oluşturmaktır.
- Emanet ilkesi gereği kamu makamları ve malları yöneticilere bırakılmış birer emanettir; yönetilenler yöneticileri denetlemek ve hakkı söylemekle sorumludur.
- Liyakat (ehliyet) esası, kamu görevlerinin akrabalık veya yakınlığa göre değil bilgi, tecrübe ve ahlaki yeterliliğe göre verilmesini (Nisâ, 58) emreder.
- Adalet mülkün temelidir; Nisâ 135 ve Mâide 8. ayetler gereğince akraba aleyhine veya düşman lehine dahi olsa hakkaniyetten sapılmaması gerekir.
- İstişare (şûra) yönetim kararlarının ortak akılla alınmasını (Âl-i İmrân, 159; Şûrâ, 38), meşruiyet ise yönetimin hukuka ve marufa uygun olmasını (Nisâ, 59) ifade eder.