İslam'ın temel inanç esaslarını Kur'an-ı Kerim ve sünnet ışığında inceleyen akaid ilmi, müminin kalbindeki imanı taklitten tahkike ulaştırmayı ve hayatına sağlam bir istikamet kazandırmayı hedefler. Bu özetimizde; usulüselase sınıflandırmasını ve klasik akaid literatürünü, İslam akaidinin on temel özelliğini, ortak inanç paydamız olan Amentü'yü, kalple tasdik ve dille ikrar ilişkisini, iman çeşitlerini, iman-amel bütünlüğünü ve inanç bakımından insan tipleri ile ehlikıblenin tekfir edilmemesi ilkesini ele alacağız.
Akaid İlminin Kapsamı, Usulüselase ve Klasik Literatür
Sözlükte 'düğüm atmak, sağlamca bağlamak' anlamındaki akd (عَقْد) kökünden türeyen akide (عَقِيدَة), insanın gönülden benimsediği kesin inancı; çoğulu olan akaid (عَقَائِد) ise İslam'da inanılması zorunlu temel inanç esaslarının bütününü ifade eder. Aynı kökten gelen itikat (اِعْتِقَاد) da iman kavramıyla eş anlamlı olarak kullanılır. Akaid ilminin temel kaynakları Kur'an-ı Kerim (Nisâ, 136) ve hadislerdir (Cibril Hadisi).
İslam âlimleri altı iman esasını usulüselase (üç temel esas) adı verilen üç ana bölümde sistemleştirmiştir: Allah'a (cc) iman ile O'nun ilim, irade ve kudret sıfatlarının doğal sonucu olan kadere iman ilahiyyat; peygamberlere ve ilahi kitaplara iman nübüvvat; meleklere ve ahiret hayatına iman ise semiyyat başlığında incelenir. Tarih boyunca bu esasları korumak ve öğretmek amacıyla Ebu Hanife'nin el-Fıkhü'l-Ekber'i, Tahavi'nin el-Akidetü't-Tahaviyye'si, Hakim es-Semerkandi'nin es-Sevadu'l-Azam'ı, Eşari'nin el-İbane'si, Ömer en-Nesefi'nin Akaid'i, Uşi'nin el-Emali'si, İmam Birgivi'nin el-Vasıyye'si, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Akaid-i Din-i İslam'ı ve Ömer Nasuhi Bilmen'in Mülahhas İlm-i Tevhit'i gibi temel eserler kaleme alınmıştır.
| Usulüselase Bölümü | Kapsadığı İman Esasları | Klasik Akaid Literatüründen Örnek Eserler |
|---|---|---|
| 1. İlahiyyat | Allah'a (cc) iman (zatı, sıfatları, tevhit) ve Kadere iman | Ebu Hanife — el-Fıkhü'l-Ekber; Tahavi — el-Akidetü't-Tahaviyye |
| 2. Nübüvvat | Peygamberlere iman ve İlahi kitaplara iman | Ömer en-Nesefi — Akaid; Uşi — el-Emali; Eşari — el-İbane |
| 3. Semiyyat | Meleklere iman ve Ahiret gününe iman | İmam Birgivi — el-Vasıyye; Ömer Nasuhi Bilmen — Mülahhas İlm-i Tevhit |
Akaid İlminin Ortaya Çıkış Sebepleri ve Temel Özellikleri
Hz. Peygamber (sav) hayattayken sahabiler inançla ilgili sorularını doğrudan ona sorarak kesin cevaplar alabiliyordu. Ancak vefatından sonra hilafet tartışmaları, Cemel ve Sıffin gibi iç çatışmalar, büyük günah işleyen kişinin durumu, kader ve insan iradesi üzerindeki görüş ayrılıkları (Haricîlik, Mürcie, Kaderiyye gibi grupların doğuşu) ve fetihlerle farklı din/felsefelerle karşılaşılması, sahih inancı koruyacak akaid ilminin tedvin edilmesini zorunlu kılmıştır.
İslam akaidinin kendine özgü on temel özelliği şunlardır: 1) İman esaslarını konu edinir. 2) Zamana ve topluma göre değişmez esaslara dayanır. 3) Tevhit ilkesini merkeze alır. 4) Dili açık ve anlaşılırdır. 5) Kaynağını yalnızca Kur'an ve sünnetten alır; örf veya kişisel görüşle belirlenmez. 6) Bölünmez bir bütündür; bir esası reddetmek tamamını inkâr etmek sayılır. 7) Zan ve şüpheye yer bırakmayan kesinlik ifade eder. 8) İnsanın yaratılıştan getirdiği inanma eğilimiyle (fıtrat) ve aklıselimle uyumludur. 9) Akli ve naklî kanıtlarla delillendirilebilir niteliktedir. 10) İnsanın düşünce ve ahlak hayatını yönlendirir.
Amentü, Kelimeitevhit ve Kelimeişehadet
Kelime olarak 'İnandım' anlamına gelen Amentü, altı iman esasını ve kelimeişehadeti özetleyen ortak inanç metnidir: 'Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.' Amentü, farklı coğrafya ve kültürlerde yaşayan tüm Müslümanların ortak kimlik ve aidiyet paydasını oluşturur.
İslam inancının özünü yansıtan iki temel cümleden Kelimeitevhit, 'Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh' (Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed O'nun elçisidir) ifadesidir. Kelimeişehadet ise 'Eşhedü ellâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh' (Ben Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim) cümlesidir.
İmanın Mahiyeti: Kalple Tasdik ve Dille İkrar
Terim olarak iman, Hz. Muhammed'in (sav) Allah'tan (cc) getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin tamamını şüphe duymaksızın doğrulamak demektir. İmanın iki boyutu vardır: İmanın özü ve değişmez şartı (rüknü), vahyin bildirdiği hakikatleri gönülden onaylamak olan kalple tasdiktir. İnanılan bu değerleri sözlü olarak açıklamak olan dille ikrar ise kişinin dünyada Müslüman toplum içinde mümin muamelesi görmesi (nikâh, miras, cenaze namazı vb.) için gereklidir.
Kalbinde iman olmadığı hâlde insanları aldatmak için diliyle 'İnandık' diyen kimseler Allah (cc) katında mümin değil münafıktır (Bakara, 8-10). Buna karşılık kalbi imanla dolu olduğu hâlde ölüm tehdidi ve ağır işkence (ikrah) altında diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalan kişi iman dairesinden çıkmaz. Nitekim Mekkeli müşriklerin ağır işkencesi altında diliyle istemeyerek inkâr sözü söyleyen sahabi Ammar bin Yasir hakkında Nahl suresi 106. ayet ('Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç...') indirilmiş ve onun mümin olduğu bildirilmiştir.
İman Çeşitleri, Geçerlilik Şartları ve İman-Amel İlişkisi
İman, delillere dayanıp dayanmaması bakımından ikiye ayrılır: Çevreden görüldüğü şekliyle delil aramadan inanmaya taklidî iman; akıl yürütme, araştırma ve ilmi delillere dayalı bilinçli imana ise tahkikî iman denir. İnanılan konuların kapsamı bakımından ise iman esaslarına ayrıntıya girmeden topluca inanmaya icmalî iman, her bir esasa ayrıntılı biçimde inanmaya da tafsilî iman adı verilir. İmanın geçerli olması için üç şart aranır: 1) Baskı ve tehdit altında olmadan özgür iradeyle tercih edilmesi, 2) Azap veya ölüm anındaki ümitsizlik (yeis) hâline bırakılmaması, 3) Dinî hükümlerden hiçbirinin inkâr edilmemesi veya alaya alınmaması.
Dünyada ve ahirette ödül veya ceza konusu olan iradi davranışlara amel denir (Mülk, 2). Ehlisünnet âlimlerinin çoğunluğuna göre amel imanın bir parçası (cüzü) değildir; ancak imanı koruyan, besleyen ve olgunlaştıran ayrılmaz bir tamamlayıcıdır (Burûc, 11). Bu nedenle adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz, yalancı şahitlik gibi büyük günahları (kebire / kebair veya hadislerdeki adıyla mubikat) işleyen bir Müslüman inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, günahkâr mümin olur. İman esasları sayıca artıp eksilmez ancak salih ameller ve ayetlerin tefekkürüyle imanın nitelik (güçlülük ve zayıflık) bakımından artıp eksilebileceği kabul edilir (Enfâl, 2; Tevbe, 124).
İnanç Bakımından İnsanlar, Küfür Lafızları ve Tekfirden Sakınma
İnanç bakımından insanlar dört grupta değerlendirilir: 1. Mümin: Allah'tan (cc) gelen vahyi tereddütsüz tasdik ve ikrar eden kimse. 2. Kâfir (Küfür / İnkâr): Allah'ın varlığını, birliğini veya Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini reddeden kimse. 3. Müşrik (Şirk): Allah'a inanmakla birlikte zatında, sıfatlarında veya ibadette O'na başka varlıkları ortak koşan kimse (Lokmân, 13: 'Doğrusu şirk büyük bir zulümdür.'). 4. Münafık (Nifak): Kalben inanmadığı hâlde çıkarı için Müslüman gibi görünen ikiyüzlü kimse.
İslam âlimleri kişiyi küfre düşüren inkâr sözlerine elfazıküfür ('Mesih Allah'tır', 'Kıyamet kopmayacak', 'Bizi ancak zaman helak eder' gibi sözler), küfre götüren davranışlara ise efaliküfür (puta, Güneş'e veya ateşe secde etmek, sihir ve kehanette bulunmak gibi fiiller) adını vermiştir. Bir kimsenin küfrüne hükmetmeye tekfir denir. Kur'an-ı Kerim'de Müslüman olduğunu söyleyene 'Sen mümin değilsin' denilmesi yasaklanmıştır (Nisâ, 94). Kâbe'yi kıble edinen ve temel inanç esaslarını açıkça inkâr etmeyen Müslümanlara ehlikıble denir ve İslam âlimlerinin ittifakıyla ehlikıble tekfir edilemez.
Örnekler
Örnek 1Bir öğrenci araştırma ödevinde 'Kadere iman' konusunu 'Semiyyat' başlığı altında, 'Kitaplara iman' konusunu ise 'İlahiyyat' başlığı altında sınıflandırmıştır. Usulüselase sistemine göre bu sınıflandırmadaki hatayı düzeltiniz.
Cevabı göster
Usulüselase sınıflandırmasında kadere iman, Allah'ın (cc) ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla doğrudan ilişkili olduğu için İlahiyyat başlığında; ilahi kitaplara iman ise peygamberlik kurumuyla bütünlük oluşturduğu için Nübüvvat başlığında yer alır. Semiyyat ise melekler ve ahiret konularını kapsar.
Örnek 2Sahabilerden Ammar bin Yasir'in Mekkeli müşriklerin ölüm tehdidi ve ağır işkencesi altında diliyle inkâr sözü söylemesine rağmen Nahl suresi 106. ayetle mümin kabul edilmesi, imanın mahiyeti hakkında hangi temel ilkeyi ortaya koymaktadır?
Cevabı göster
İmanın asıl rüknünün ve Allah (cc) katında geçerli olan özünün kalple tasdik olduğunu ortaya koymaktadır. Kalbi imanla dolu olan bir kimsenin ölüm veya ağır işkence tehdidi (ikrah) altında diliyle istemeyerek söylediği söz imanını ortadan kaldırmaz.
Örnek 3Bir kimsenin 'Ben Allah'a ve Peygamber'in getirdiği her şeye toptan inandım' demesi ile Amentü'deki altı iman esasını delilleriyle birlikte tek tek öğrenip açıklaması hangi iman çeşitlerine karşılık gelir?
Cevabı göster
İman esaslarına ayrıntıya girmeden topluca inanmak icmalî iman; her bir esası ayrıntılarıyla ve delilleriyle araştırarak bilmek ise tafsilî ve tahkikî iman kapsamında değerlendirilir.
Örnek 4Haricîler gibi bazı aşırı fırkalar büyük günah (kebire) işleyen kimsenin kâfir olduğunu iddia etmiştir. Ehlisünnet akaidine göre iman-amel ilişkisi çerçevesinde bu iddiaya nasıl cevap verilir?
Cevabı göster
İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre amel imanın bir parçası (cüzü) değildir. Bu nedenle bir Müslüman büyük günah (kebire) işlediğinde o günahı helal saymadığı (inkâr etmediği) sürece iman dairesinden çıkmaz; günahkâr mümin olur. Onun ahiretteki hükmü Allah'a (cc) aittir.
Örnek 5Lokmân suresi 13. ayette 'Doğrusu şirk büyük bir zulümdür.' ve Nisâ suresi 48. ayette 'Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz.' buyrulmaktadır. Buna göre şirk ile küfür arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Cevabı göster
Küfür, Allah'ın varlığını veya peygamberin bildirdiği esasları toptan reddetmektir. Şirk ise Allah'ın varlığını kabul etmekle birlikte zatında, sıfatlarında, yaratmada veya ibadette O'na başka varlıkları ortak koşmaktır. Tevhit ilkesini yıktığı için şirk en büyük günah ve zulümdür.
Örnek 6Nisâ suresi 94. ayette 'Size selam verene dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: Sen mümin değilsin, demeyin.' buyrulması İslam akaidindeki hangi ilkenin temel dayanağıdır?
Cevabı göster
Kâbe'yi kıble edinen ve İslam'ın temel inanç esaslarını açıkça reddetmeyen Müslümanların (ehlikıble) günahları veya farklı yorumları sebebiyle kâfir ilan edilmemesi (ehlikıblenin tekfir edilmemesi) ilkesinin temel dayanağıdır.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1İslam âlimleri iman esaslarını 'Usulüselase' (üç temel esas) adı altında İlahiyyat, Nübüvvat ve Semiyyat olarak üç ana bölümde incelemiştir. Buna göre 'kadere iman' esası hangi gerekçeyle 'İlahiyyat' bölümü içinde ele alınmaktadır?
Kadere iman; Allah'ın (cc) sınırsız ilmi, iradesi, kudreti ve yaratıcılığına imanın tabii bir sonucu olduğu için Allah'a imanla birlikte 'İlahiyyat' başlığında incelenir.
2Aşağıdakilerden hangisi İslam akaidinin temel özelliklerinden biri değildir?
İslam akaidinin hükümleri vahyin bildirdiği şekliyle sabittir; zamana, topluma, örf ve âdetlere veya kişisel tercihlere göre değişmez.
3İmanın geçerli (makbul) olabilmesi için bazı şartlar aranır. Aşağıdaki durumlardan hangisinde yapılan iman İslam akaidine göre geçerli kabul edilir?
İmanın geçerli olması için baskı altında olmadan özgür iradeyle yapılması, ölüm/yeis anına bırakılmaması ve dinî hükümlerden hiçbirinin inkâr edilmemesi veya alaya alınmaması gerekir.
4Kâbe'yi kıble kabul eden, İslam'ın temel inanç esaslarını açıkça inkâr etmeyen Müslümanları tanımlamak için kullanılan ve İslam âlimlerinin 'tekfir edilmemesi (kâfir ilan edilmemesi)' hususunda ittifak ettiği kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Kâbe'yi kıble edinen ve temel inanç esaslarını açıkça inkâr etmeyen tüm Müslümanlara 'ehlikıble' denir ve İslam âlimleri ehlikıblenin tekfir edilmemesi konusunda ittifak etmiştir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- 'el-Fıkhü'l-Ekber' adlı eser, İmam Ebu Hanife tarafından akaid alanında kaleme alınmış temel metinlerden biridir.
Ebu Hanife'nin el-Fıkhü'l-Ekber adlı eseri İslam akaid literatürünün en erken ve en önemli kaynaklarındandır.
- İmanın özü dille ikrardır; kalbiyle hiç inanmasa bile diliyle inandığını söyleyen kişi Allah (cc) katında gerçek mümindir.
İmanın özü ve olmazsa olmaz şartı kalple tasdiktir; kalben inanmadan yalnız diliyle inandığını söyleyen kişi münafıktır.
- Delil arama, araştırma ve sorgulama ihtiyacı hissetmeden çevreden görüldüğü gibi inanmaya 'tahkikî iman' denir.
Delil aramadan yapılan imana 'taklidî iman'; araştırmaya, akıl yürütmeye ve ilmi delillere dayalı imana ise 'tahkikî iman' denir.
- İman esasları sayı bakımından artıp eksilmez ancak müminin imanı salih amellerle nitelik (güçlülük ve zayıflık) yönünden artıp eksilebilir.
Enfâl suresi 2. ve Tevbe suresi 124. ayetlerde belirtildiği üzere iman, nitelik ve derece bakımından güçlenip zayıflayabilir.
- Hadislerde büyük günahlar (kebire/kebair) için 'helak edici davranışlar' anlamına gelen 'mubikat' kavramı da kullanılmıştır.
Büyük günahlar İslam literatüründe kebire (çoğulu kebair) ve hadislerde mubikat (helak edici günahlar) kavramlarıyla ifade edilir.
- 'el-Fıkhü'l-Ekber' adlı eser, İmam Ebu Hanife tarafından akaid alanında kaleme alınmış temel metinlerden biridir.
6Aşağıdaki akaid kavramlarını doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Akaid ve itikat kelimeleri, sözlükte 'düğümlemek, sağlamca bağlamak' anlamına gelen kökünden türemiştir.
- Usulüselase sınıflandırmasında meleklere ve ahirete iman konuları başlığı altında incelenir.
- İman esaslarına ayrıntılarına girmeden topluca ve özet biçimde inanmaya iman adı verilir.
- Bir şahsın inanç, söz veya davranışlarından dolayı kâfir olduğuna hükmetmeye denir.
- İman esaslarını özetleyen ve kelime olarak 'İnandım' anlamına gelen ortak inanç metnine adı verilir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Akaid ilmini ve imanın mahiyetini doğru kavrayan bir Müslüman'ın bireysel düşünce dünyasında ve toplumsal ilişkilerinde nasıl bir değişim gözlemlenir? İman-amel ilişkisi ve tekfirden sakınma ilkeleriyle birlikte açıklayınız.
1. ipucu: Taklidî imandan tahkikî imana geçişin kişinin şüphelerini nasıl giderdiğini ve hayatına nasıl anlam kattığını belirtiniz.
2. ipucu: İman ile salih amel arasındaki tamamlayıcı bağı vurgulayınız.
3. ipucu: Ehlikıblenin tekfir edilmemesi ilkesinin toplumsal barış, güven ve kardeşlik ortamına katkısını açıklayınız.
Cevap: Akaid ilmini ve imanın mahiyetini doğru öğrenen bir Müslüman, inancını delillerle temellendirerek taklidî imandan tahkikî imana ulaşır; böylece zihnindeki şüphelerden kurtulur, niçin yaratıldığını kavrar ve içsel bir huzur kazanır. Amelin imanı koruyan ve güçlendiren en önemli unsur olduğunu bildiği için inancını dürüstlük, adalet ve yardımlaşma gibi salih amellerle hayata geçirir. Ayrıca kimin kalpten inandığını yalnız Allah'ın (cc) bileceğini ve ehlikıblenin tekfir edilemeyeceğini kavradığı için insanları suçlayıp dışlamaktan kaçınır; toplumda güven, hoşgörü ve barışın yerleşmesine öncülük eder.
Kısaca
- Düğümlemek ve gönülden bağlanmak anlamındaki akd kökünden türeyen akaid, İslam'ın altı iman esasını usulüselase (ilahiyyat, nübüvvat, semiyyat) başlıkları altında inceler.
- İslam akaidi; tevhit merkezli, vahye dayalı, değişmez, bölünmez bir bütün olan, zan ve şüphe kabul etmeyen (kesinlik), akıl ve fıtratla uyumlu bir inanç sistemidir.
- İmanın özü ve rüknü kalple tasdik, dünyada Müslüman muamelesi görmenin şartı ise dille ikrardır; Ammar bin Yasir örneğinde (Nahl, 106) görüldüğü gibi ölüm tehdidi (ikrah) altında kalbi imanla dolu olan kişinin zorla söylediği söz imanına zarar vermez.
- Delil ve araştırmaya dayanan imana tahkikî iman, topluca inanmaya icmalî iman, ayrıntılı inanmaya ise tafsilî iman denir.
- Amel imanın bir parçası (cüzü) değildir ancak imanı koruyan ve güçlendiren en önemli unsurdur; büyük günah (kebire) işleyen kişi dinden çıkmaz, günahkâr mümin sayılır.
- İnanç bakımından insanlar mümin, kâfir, münafık ve müşrik olarak ayrılır; Kâbe'yi kıble kabul edip temel esasları açıkça inkâr etmeyen ehlikıble tekfir edilemez.