İslam akaidinin merkezinde iman kavramı yer alır. Ancak iman yalnızca bir bilgiyi zihinde bulundurmak veya sadece dil ile bazı kelimeleri tekrarlamak değildir; bilginin kalpte kesin bir onaya ve güvene (tasdik) dönüşmesidir. Bu haftaki dersimizde akaid ve kelam âlimlerinin “İmanın mahiyeti (özü ve gerçeği) nedir?” sorusuna verdikleri cevapları, tasdik-ikrar ilişkisini, icmâlî-tafsîlî iman ayrımını ve imanın artıp eksilmesi tartışmasını derinlemesine inceleyeceğiz.
1. İmanın Mahiyeti: Kalp ile Tasdik, Dil ile İkrar ve Bilgi İlişkisi
Sözlükte “korkunun zıddı olan güven, emniyet ve doğrulamak” anlamlarına gelen iman (اَلْا۪يمَانُ), akaid terimi olarak; Hz. Peygamber’in (sav) Yüce Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen dinî esasları (zarûrât-ı dîniyye) tereddütsüz bir biçimde kalp ile tasdik etmek (onaylamak) ve dil ile ikrar etmektir (söylemektir). İmanın mahiyetini oluşturan iki temel unsur vardır: 1. Kalp ile Tasdik: İmanın asli rüknü (değişmez özü) kalbin onaylaması ve boyun eğmesidir. Çünkü insanların kalplerini bilen Yüce Allah katında kişinin gerçek mümin sayılması kalbindeki tasdike bağlıdır. 2. Dil ile İkrar: Kalpteki inancı kelime-i tevhid veya kelime-i şehadet söyleyerek dışa vurmaktır. Kalplerde olanı yalnızca Allah bildiği için, bir kimseye dünyada Müslüman muamelesi yapılabilmesi (Müslümanla evlenebilmesi, cenaze namazının kılınması, Müslüman mezarlığına defnedilmesi) için dil ile ikrar dünyevi bir şarttır.
Ancak dilsizlik gibi bir engel veya ikrah (Ammâr b. Yâsir örneğinde olduğu gibi ölüm tehdidi ve ağır işkence) altında kalbi imanla dolu olduğu hâlde diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalan kimse (Nahl, 16:106) Allah katında mümin kalmaya devam eder. • Bilgi (Marifet) ile İman Farkı: İman kuru bir bilgiden (marifet) ibaret değildir. Bir kimse Allah’ın varlığını ve Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğunu aklıyla bilse bile, kalbiyle buna teslim olup onaylamadıkça (tasdik etmedikçe) mümin olamaz.
2. Kapsamı ve Delili Bakımından İman Çeşitleri
Akaid ilminde iman; kapsamı (içeriği) bakımından icmâlî ve tafsîlî; delile dayanması bakımından ise taklîdî ve tahkîkî olmak üzere ikişerli gruplara ayrılır: 1. İcmâlî (Özet / Toptan) İman: İnanılması gereken esaslara özet olarak, toptan inanmaktır. Kelime-i Tevhid (لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ) veya Kelime-i Şehadet getirerek “Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna, onun getirdiği her şeyin hak olduğuna inandım” demek icmâlî imandır ve İslam dairesine girmenin ilk basamağıdır.
2. Tafsîlî (Ayrıntılı) İman: İnanılması gereken esasların her birine (Âmentü’de yer alan Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere) ayrı ayrı ve açıkça inanmaktır. 3. Taklîdî ve Tahkîkî İman: Delillere dayanmadan sadece anne-babadan ve çevreden görerek inanmaya taklîdî iman; akli ve naklî delilleri araştırıp tefekkür ederek bilinçli biçimde inanmaya ise tahkîkî iman denir.
3. İmanın Artıp Eksilmesi ve İman-İslam İlişkisi
Kur’an-ı Kerim’de “Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, O’nun ayetleri kendilerine okunduğunda bu onların imanlarını artırır ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.” (Enfâl, 8:2) buyrulmaktadır. İslam âlimleri imanın artıp eksilmesi meselesini iki yönüyle açıklamışlardır: • 1. Kemiyet (İnanılacak Esasların Sayısı) Bakımından: İman bir bütündür ve bölünmez; inanılması gereken 6 esas herkes için sabittir. Bu açıdan iman artmaz ve eksilmez (İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâtürîdî’nin vurguladığı yön).
• 2. Keyfiyet (Kalpteki Nitelik, Güç, Parlaklık ve Huzur) Bakımından: Her müminin kalbindeki imanın coşkusu, samimiyeti ve parlaklığı aynı derecede değildir. İlim, tefekkür, ibadet ve salih amellerle imanın nuru ve gücü (keyfiyeti) artar; günahlar ve gafletle ise parlaklığı zayıflar. Öte yandan İman kalpteki içsel tasdiki, İslam ise dil ve organlarla Allah’ın emirlerine teslim olmayı ifade eder; akaidde iman ve İslam etle tırnak gibi birbirinden ayrılmaz bir bütün kabul edilir.
Örnekler
Örnek 1İmanın mahiyetinde “kalp ile tasdik” ile “dil ile ikrar”ın konumunu ve aralarındaki farkı açıklayınız.
Cevabı göster
Kalp ile tasdik imanın asli rüknüdür (özüdür); Allah katında kişinin mümin sayılması kalbindeki tasdike bağlıdır. Dil ile ikrar ise kalpteki imanın dışa vurumu olup, dünyada diğer Müslümanların o kişiyi mümin olarak tanıması ve İslam hukuku hükümlerinin uygulanması için dünyevi bir şarttır.
Örnek 2Bir kimsenin İslam’ın inanç esaslarını çok iyi bilmesi (marifet/ilim) onu tek başına mümin yapar mı? Neden?
Cevabı göster
Yapmaz. Çünkü iman yalnızca zihinsel bilgi (marifet) değil, bilinen gerçeğin kalp ile tasdik edilmesi, benimsenmesi ve gönülden boyun eğilmesidir. Nitekim İblis de Allah’ın varlığını ve birliğini kesin olarak biliyordu ancak kibirlenip teslim olmadığı için kâfir oldu.
Örnek 3“İcmâlî iman” ile “tafsîlî iman” kavramlarını birer örnekle karşılaştırınız.
Cevabı göster
İcmâlî iman, inanılacak şeylere toptan ve özet olarak inanmaktır (Kelime-i Tevhid getirip “Allah’a ve Hz. Muhammed’in getirdiği her şeye inandım” demek gibi). Tafsîlî iman ise Âmentü’de yer alan altı iman esasının (Allah, melekler, kitaplar, peygamberler, ahiret, kader) her birine ayrıntılı olarak inanmaktır.
Örnek 4İmam Ebû Hanîfe’nin “İman artmaz ve eksilmez” sözü ile Enfâl suresi 2. ayetteki “Ayetler okunduğunda imanlarını artırır” ifadesi nasıl uzlaştırılır?
Cevabı göster
İmam Ebû Hanîfe imanın kemiyet (inanılacak esasların sayısı ve bütünlüğü) yönünden artıp eksilmeyeceğini (6 esasın sabit olduğunu) kastetmiştir. Ayet ise imanın keyfiyet (kalpteki gücü, yakîn derecesi ve parlaklığı) yönünden salih amel ve tefekkürle güçlenip arttığını bildirmektedir.
Örnek 5Mekkeli müşriklerin ağır işkencesi ve ölüm tehdidi (ikrah) altında kalan Hz. Ammâr b. Yâsir’in kalbi imanla dolu olduğu hâlde diliyle onların istediği sözü söylemesi imanına zarar vermiş midir?
Cevabı göster
Hayır, zarar vermemiştir. Nahl suresi 106. ayette bildirildiği üzere, ölüm tehdidi (ikrah-ı mülcî) altında kalbi imanla مُطْمَئِنٌّ (dolu ve huzurlu) olduğu hâlde diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalan kimse Allah katında mümindir.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Akaid ve kelam âlimlerinin çoğunluğuna (Ehl-i Sünnet’e) göre imanın asli rüknü (değişmez özü) aşağıdakilerden hangisidir?
İmanın asli rüknü kalp ile tasdiktir; dil ile ikrar ise dünyevi hükümlerin uygulanması için şarttır.
2Tevatür yoluyla nakledilen ve dinden olduğu herkes tarafından kesin olarak bilinen inanç, ibadet ve ahlak hükümlerine akaid ilminde ne ad verilir?
Dinden olduğu kesin delillerle bilinen ve inkârı kişiyi dinden çıkaran temel hükümlere “zarûrât-ı dîniyye” (dinin zorunlu esasları) denir.
3İnanılması gereken esaslara ayrıntıya girmeden, Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet’te olduğu gibi özet ve toptan biçimde inanmaya ne ad verilir?
İnanılacak esaslara toptan ve özet hâlde inanmaya icmâlî iman, ayrıntılarıyla tek tek inanmaya ise tafsîlî iman denir.
4İmanın artıp eksilmesi meselesi ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi Ehl-i Sünnet (Mâtürîdî) anlayışına uygundur?
İman; inanılacak esasların sayısı (kemiyet) bakımından sabittir, artıp eksilmez; fakat nitelik, samimiyet ve yakîn gücü (keyfiyet) bakımından salih amellerle artar.
5Kesin delillerle elde edilen bilginin, sanki gözle görüyormuşçasına bir müşahede derecesine yükselmesine ne ad verilir?
Yakîn derecelerinden delille bilmeye ilmelyakîn, gözle görür gibi bilmeye aynelyakîn, bizzat yaşayarak içselleştirmeye ise hakkalyakîn denir.
6Aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- Dil ile ikrar, kalbinde iman bulunan bir kimseye dünyada Müslüman muamelesi yapılabilmesi için gerekli bir şarttır.
Kalpleri yalnızca Allah bildiği için dünyada kişinin Müslüman olarak tanınması dil ile ikrarına bağlıdır.
- Bir gerçeği sadece zihnen bilmek (marifet), kalp ile tasdik olmasa bile kişiyi mümin yapmaya yeterlidir.
Yanlıştır; bilgi (marifet) kalp ile tasdik ve teslimiyete dönüşmedikçe iman sayılmaz.
- Ölüm tehdidi ve ağır baskı (ikrah) altında kalbi imanla dolu olduğu hâlde diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalan kimse dinden çıkmaz.
Nahl suresi 106. ayet gereği kalbi imanla dolu olan kimsenin ikrah altındaki sözü imanına zarar vermez.
- Altı iman esasının (Allah, melekler, kitaplar, peygamberler, ahiret ve kader) her birine ayrı ayrı inanmaya tafsîlî iman denir.
Ayrıntılı imana tafsîlî iman adı verilir.
- Müminin kendi imanından şüphe duyarak “Bilmiyorum, inşallah müminimdir” demesi akaid açısından doğru bir tutumdur.
Yanlıştır; imanda şüphe olmaz, mümin “Elhamdülillah müminim” demelidir.
- Dil ile ikrar, kalbinde iman bulunan bir kimseye dünyada Müslüman muamelesi yapılabilmesi için gerekli bir şarttır.
7Aşağıdaki akaid kavramlarını doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
8Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- İmanın değişmez özü ve asli rüknü kalp ile etmektir.
- Akli ve naklî delilleri araştırarak bilinçli bir şekilde ulaşılan imana iman denir.
- Ağır baskı ve ölüm tehdidi altında bir kimsenin istemeyerek bir söz söylemeye zorlanmasına adı verilir.
- İman; inanılacak esasların sayısı (kemiyeti) bakımından artıp eksilmez, ancak kalpteki parlaklığı yani bakımından artar.
- Şüphe barındırmayan kesin bilgi ve inanca adı verilir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
9Kalp ile tasdik ve dil ile ikrar açısından insanları dört grupta değerlendirerek; 1) Hem kalbiyle tasdik hem diliyle ikrar eden, 2) Kalbiyle tasdik ettiği hâlde ölüm tehdidiyle diliyle ikrar edemeyen, 3) Kalbiyle inanmadığı hâlde diliyle inandığını söyleyen ve 4) Hem kalbiyle hem diliyle inkâr eden kişilerin akaiddeki isimlerini ve hükümlerini açıklayınız.
1. ipucu: 1. İpucu: Kalp ve dil uyumuna göre mümin ve kâfir kavramlarını belirtiniz.
2. ipucu: 2. İpucu: Kalpte iman olmadığı hâlde dilde ikrar eden kişinin münafık olduğunu ve ikrah altındaki müminin durumunu yazınız.
Cevap: 1. Hem kalbiyle tasdik eden hem de diliyle ikrar eden kimse: Hem Allah katında hem de dünyada gerçek mümindir. 2. Kalbiyle tasdik ettiği hâlde ölüm tehdidi (ikrah) veya dilsizlik sebebiyle diliyle ikrar edemeyen kimse: Kalbinde tasdik bulunduğu için Allah katında mümindir. 3. Kalbiyle tasdik etmediği (inanmadığı) hâlde insanları aldatmak için diliyle inandığını söyleyen kimse: Münafıktır; dünyada ikrarına göre Müslüman muamelesi görse de Allah katında kâfirdir. 4. Hem kalbiyle tasdik etmeyen hem de diliyle inkâr eden kimse: Hem dünyada hem de Allah katında kâfirdir.
Kısaca
- İmanın Sözlük ve Terim Anlamı: Sözlükte “güvenmek, emniyette olmak, gönülden boyun eğerek onaylamak”; terim olarak ise Hz. Muhammed’in (sav) Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümleri (zarûrât-ı dîniyye) kalp ile tasdik ve dil ile ikrar etmektir.
- İmanın Mahiyeti (Tasdik ve İkrar): Ehl-i Sünnet (özellikle Mâtürîdî ve Eş’arî) âlimlerine göre imanın asli rüknü (özü) kalp ile tasdiktir; dil ile ikrar ise kişinin dünyada Müslüman olarak tanınması ve İslam hukuku hükümlerinin uygulanması için şarttır.
- Bilgi (Marifet) ve İman Farkı: Bir gerçeği sadece bilmek (marifet/ilim) iman için yeterli değildir; şeytan ve Ehl-i Kitap bilginleri de hakkı biliyorlardı ancak kalben tasdik ve teslimiyet göstermedikleri için mümin olmadılar.
- İcmâlî ve Tafsîlî İman: İnanılacak şeylere toptan inanmaya icmâlî (özet) iman, altı iman esasına ayrıntılarıyla inanmaya ise tafsîlî (ayrıntılı) iman denir.
- İmanın Artıp Eksilmesi: İman; kemiyet (inanılacak esasların sayısı) bakımından artıp eksilmez, ancak keyfiyet (kalpteki gücü, parlaklığı ve yakîn derecesi) bakımından salih amellerle güçlenir.