İlahi vahyin bildirdiği inanç esasları (zarûrât-ı dîniyye) karşısında insanların sergilediği kalbî ve lisanî tutumlar, onların akaid ilmindeki konumunu belirler. İslam akaidi bir yandan tevhid inancını bozan şirk, küfür ve nifak tehlikelerini net kavramlarla tanımlarken, diğer yandan 'Ehl-i kıble tekfir edilemez' ilkesiyle Müslümanları kolayca kâfir ilan eden (tekfirci) aşırı akımlara karşı ümmetin birliğini ve iman emniyetini koruma altına almıştır.
1. İman Bakımından İnsanlar: Mümin ve Müşrik
Akaid ilminde insanlar iman esasları karşısındaki tutumlarına göre başlıca dört grupta incelenir. Birincisi mümindir: Allah'ın varlığını, birliğini ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğini kalbiyle şüphe duymaksızın tasdik eden ve diliyle ikrar eden kimsedir. İkincisi ise müşriktir: Allah'ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekle birlikte O'nun zatında, sıfatlarında, fiillerinde veya O'na yapılacak ibadetlerde başka varlıkları Allah'a ortak koşan kimsedir. Nitekim Mekke müşrikleri Allah'ın yaratıcı olduğunu biliyor, ancak putların kendilerini Allah'a yaklaştırdığını ve şefaat edeceğini iddia ediyorlardı (Zümer, 3). Kur'an-ı Kerim'de şirk, en büyük zulüm (Lokmân, 13) ve tövbe edilmeden ölünürse Allah'ın asla bağışlamayacağı yegâne günah olarak bildirilmiştir (Nisâ, 48).
2. Kâfir Kavramı ve Dört Küfür (İnkâr) Çeşidi
Sözlükte 'örtmek, gizlemek ve nankörlük etmek' anlamına gelen küfür, akaid terimi olarak Hz. Peygamber'in Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerden (zarûrât-ı dîniyye) birini veya tamamını inkâr etmektir; bu kişiye kâfir denir. İslam alimleri inkârın psikolojik ve kalbî sebeplerine göre küfrü dört gruba ayırmıştır: 1) Küfr-i İnkârî: Allah'ı, peygamberi ve ahireti hem kalbiyle tanımayıp reddetmek hem de diliyle inkâr etmektir. 2) Küfr-i Cühûdî: Hakikati kalbiyle ve vicdanıyla kesin olarak bildiği halde sırf kibir, haset veya makam kaygısıyla bile bile reddetmektir (İblis'in ve Firavun'un küfrü gibi). 3) Küfr-i İnâdî: İslam'ın hak din olduğunu bildiği ve diliyle de doğruladığı halde atalarının dinini bırakmama inadı veya kınanma korkusuyla iman etmemektir (Ebu Talib gibi). 4) Küfr-i Nifâkî: Kalbiyle hiç inanmadığı halde diliyle inandığını söyleyen münafıkların küfrüdür.
3. Münafık Kavramı: İtikadî Nifak ve Amelî Nifak Ayrımı
Kalbiyle inanmadığı halde dünyevi menfaat sağlamak veya Müslümanları içten yıkmak amacıyla diliyle 'Ben de müminim' diyen ikiyüzlü kimseye münafık, bu davranışa ise nifak adı verilir. Akaid ilminde nifak ikiye ayrılır: Birincisi itikadî nifak (inançta münafıklık)tır; kişinin kalbinde küfrü gizleyip dıştan Müslüman görünmesidir. Bu kimseler gerçekte kâfirdir ve Kur'an'da cehennemin en alt tabakasında (esfele's-sâfilîn / derek-i esfel) olacakları bildirilmiştir (Nisâ, 145). İkincisi ise amelî nifak (davranışta münafıklık)tır; kalbiyle gerçekten iman etmiş bir Müslümanın, hadislerde münafıklık alameti olarak sayılan konuştuğunda yalan söylemek, söz verdiğinde sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmek gibi kötü huyları işlemesidir.
4. İman - Amel İlişkisi ve Büyük Günah (Kebâir) Sorunu
İslam düşünce tarihinde en çok tartışılan konulardan biri amelin (ibadet ve davranışların) imandan bir parça olup olmadığı ve büyük günah (kebâir) işleyen müminin durumudur. Aşırı fırkalardan Hariciler, ameli imanın ayrılmaz parçası sayarak büyük günah işleyen Müslümanın dinden çıkıp kâfir olduğunu iddia etmişlerdir. Mu'tezile mezhebi ise büyük günah işleyenin ne mümin ne de kâfir olduğunu, ikisi arasında bir yerde (el-menzile beyne'l-menzileteyn) bulunduğunu ileri sürmüştür. Buna karşılık Ehl-i Sünnet (Maturidiyye ve Eş'ariyye) kelamcılarına göre amel imandan bir cüz (parça) değildir. İbadetleri ihmal eden veya büyük günah işleyen bir Müslüman, işlediği günahı helal saymadıkça (istihlal) ve farzı inkâr etmedikçe imandan çıkmaz; ona fâsık (günahkâr) mümin denir.
5. Tekfir Tehlikesi ve 'Ehl-i Kıble Tekfir Edilemez' İlkesi
Kelime-i şehadet getirerek Müslüman olduğunu beyan eden bir kimseyi kâfir ilan etmeye tekfir denir. İslam akaidinin en temel kurallarından biri 'Ehl-i kıble tekfir edilemez' ilkesidir; yani Kâbe'ye yönelip namaz kılan, Allah'a ve Peygamber'e inandığını söyleyen hiçbir Müslüman, işlediği günahlar veya farklı mezhebî yorumlar sebebiyle kâfirlikle suçlanamaz. Hz. Peygamber (s.a.v.), 'Kim din kardeşine Ey kâfir! derse, bu söz ikisinden birine döner; eğer dediği gibi değilse söyleyene geri döner' (Buhârî, Edeb, 73) buyurarak Müslümanları dışlayıcı ve bölücü tekfirci anlayıştan şiddetle sakındırmıştır.
6. İmanı Koruma Bilinci: İrtidad, Elfâz-ı Küfür ve Havf-Reca Dengesi
Müminin dünyadaki en büyük sermayesi imanıdır ve bu emaneti son nefesine (hüsn-i hâtime) kadar korumakla yükümlüdür. Bir Müslümanın kendi iradesiyle İslam dininden çıkmasına irtidad (ridde), dinden çıkan kimseye ise mürted denir. Ayrıca dini değerleri, Kur'an ayetlerini, peygamberleri veya ibadetleri alaya alan, küçümseyen ve söyleyeni dinden çıkaran sözlere elfâz-ı küfür adı verilir. Mümin, şaka yoluyla dahi elfâz-ı küfürden uzak durmalı; Allah'ın azabından korku (havf) ile sonsuz rahmetinden ümit (reca) arasında (beyne'l-havfi ve'r-recâ) dengeli bir kulluk hayatı sürdürmelidir.
Örnekler
Örnek 1Akaid ilminde 'müşrik', 'kâfir' ve 'münafık' kavramlarını tanımlayarak aralarındaki temel farkı açıklayınız.
Cevabı göster
Müşrik, Allah'ın varlığını kabul etmekle birlikte zatında, sıfatlarında veya ibadette O'na ortak koşan kimsedir. Kâfir, iman esaslarından birini veya tamamını kalbiyle tasdik etmeyip açıkça reddeden kimsedir. Münafık ise kalbiyle inanmadığı halde dünyevi çıkar için diliyle Müslüman olduğunu söyleyen ikiyüzlü kimsedir.
Örnek 2Küfür çeşitlerinden olan 'Küfr-i Cühûdî' ile 'Küfr-i İnâdî' arasındaki farkı örnekleriyle açıklayınız.
Cevabı göster
Küfr-i Cühûdî, kişinin hakikati kalbiyle kesin olarak bildiği halde kibir, haset ve üstünlük taslama yüzünden bile bile reddetmesidir (İblis'in ve Firavun'un inkârı gibi). Küfr-i İnâdî ise kişinin İslam'ın hak olduğunu kalbiyle bilip diliyle de itiraf ettiği halde kavmiyetçilik, atalar dini veya kınanma korkusuyla iman etmemesidir (Ebu Talib'in durumu gibi).
Örnek 3İtikadî nifak ile amelî nifak arasındaki fark nedir? Yalan söyleyen veya sözünde durmayan bir Müslüman kâfir olur mu?
Cevabı göster
İtikadî nifak, kalpte inanç olmadığı halde Müslüman görünmektir ve sahibini cehennemin en alt tabakasına götüren gerçek küfürdür. Amelî nifak ise kalbiyle gerçekten iman eden bir Müslümanın yalan söylemek, sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmek gibi münafıklık alameti olan davranışları yapmasıdır; bu kişi kâfir olmaz, ancak büyük günah işlemiş bir mümin olur.
Örnek 4Büyük günah (kebâir) işleyen bir Müslümanın durumu hakkında Hariciler, Mu'tezile ve Ehl-i Sünnet mezheplerinin görüşlerini karşılaştırınız.
Cevabı göster
1) Hariciler: Ameli imanın parçası sayarak büyük günah işleyenin dinden çıkıp kâfir olduğunu savunmuşlardır. 2) Mu'tezile: Büyük günah işleyenin ne mümin ne kâfir olduğunu, iki yer arasında bir yerde (el-menzile beyne'l-menzileteyn) bulunduğunu ve tövbesiz ölürse ebedi cehennemde kalacağını ileri sürmüştür. 3) Ehl-i Sünnet: Amel imandan bir cüz değildir; büyük günah işleyen kimse günahı helal saymadıkça imandan çıkmaz, fâsık (günahkâr) mümindir.
Örnek 5Akaid ilminde 'beyne'l-havfi ve'r-recâ' ilkesi ne demektir ve müminin hayatını nasıl dengeler?
Cevabı göster
Beyne'l-havfi ve'r-recâ, müminin korku (havf) ile ümit (reca) arasında dengede yaşaması demektir. Korku (havf), mümini günahlardan ve laubalilikten koruyarak ibadete yöneltir; ümit (reca) ise hata yaptığında Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe (ye's) düşmesini önleyerek tövbeye sevk eder.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Hz. Peygamber'in bildirdiği hakikatleri kalbiyle ve vicdanıyla kesin olarak bildiği ve tanıdığı halde sırf kibir, haset veya makam sevgisi yüzünden bile bile inkâr etmeye akaid ilminde ne ad verilir?
Hakikati içten içe bildiği halde kibir ve nankörlükle bile bile inkâr etmeye (İblis ve Firavun'da olduğu gibi) 'Küfr-i Cühûdî' adı verilir.
2Ehl-i Sünnet (Maturidiyye ve Eş'ariyye) kelamcılarına göre iman-amel ilişkisi ve büyük günah (kebâir) işleyen kimsenin durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Ehl-i Sünnet'e göre amel imanın cüzü değildir; haramı helal saymadıkça büyük günah işleyen kimse dinden çıkmaz ve fâsık mümin olarak adlandırılır.
3Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Ehl-i Sünnet akaidinin temel ilkelerinden biri 'Ehl-i kıble tekfir edilemez' (Kâbe'ye yönelip namaz kılan ve kelime-i şehadet getiren Müslüman kâfir ilan edilemez) kuralıdır.
İslam'ın kesin hükümlerini açıkça inkâr etmedikçe hiçbir Müslüman işlediği günah sebebiyle tekfir edilemez.
- Allah'ın kesin olarak haram kıldığı bir fiili nefsine uyarak işlemek ile o haramı 'helaldir' diyerek meşru görmek (istihlal) akaid açısından aynı hükümdedir.
Haramı haram bilerek işlemek kişiyi günahkâr (fâsık) yapar ama dinden çıkarmaz; haramı 'helaldir' diyerek hükmünü inkâr etmek (istihlal) ise kişiyi imandan çıkarır.
- Ehl-i Sünnet akaidinin temel ilkelerinden biri 'Ehl-i kıble tekfir edilemez' (Kâbe'ye yönelip namaz kılan ve kelime-i şehadet getiren Müslüman kâfir ilan edilemez) kuralıdır.
4Akaid ilmindeki temel kavramları doğru tanımlarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
5Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Hz. Peygamber'in Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen ve inanan herkesin kabul etmesi zorunlu olan temel dini hükümlere adı verilir.
- Müminin Allah'ın azabından korku ile rahmetinden ümit arasında dengeli bir hayat sürmesine denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
6'Amel imandan bir cüz değildir' ilkesinin, ibadetlerin ve güzel ahlakın önemsiz olduğu anlamına gelmediğini bir benzetmeyle açıklayınız.
1. ipucu: Konunun temel kavramlarını ve tanımlarını hatırlayınız.
2. ipucu: Sebep-sonuç ilişkisini kurarak değerlendiriniz.
Cevap: İman kalpte dikilen köklü bir meyve ağacı, salih ameller ve ibadetler ise o ağacın dalları, yaprakları ve meyveleri gibidir. Ağacın meyve vermemesi onun ağaç olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz (amelin terkini küfür saymaz); ancak hiç sulanmayan, budanmayan ve yaprak açmayan bir ağaç zamanla kuruma tehlikesiyle karşılaşır. Dolayısıyla ibadet ve güzel ahlak, iman ağacını besleyen ve koruyan en hayati unsurdur.
Kısaca
- Hz. Peygamber'in Allah'tan getirdiği kesin hükümleri kalbiyle tasdik edip diliyle ikrar eden kimseye mümin; bunlardan birini veya tamamını reddeden kimseye kâfir denir.
- Allah'ın zatında, sıfatlarında veya O'na ibadette başka varlıkları ortak koşan kimseye müşrik; kalbiyle inanmadığı halde sırf dünyevi çıkar için Müslüman görünen ikiyüzlü kimseye ise münafık adı verilir.
- Akaid ilminde küfür; küfr-i inkârî (hiç tanımayıp reddetme), küfr-i cühûdî (bildiği halde kibirle inkâr etme), küfr-i inâdî (doğruluğunu itiraf ettiği halde inatla uymama) ve küfr-i nifâkî (ikiyüzlülük) olmak üzere dörde ayrılır.
- Ehl-i Sünnet (Maturidiyye ve Eş'ariyye) alimlerine göre amel imandan bir cüz (parça) değildir; bu nedenle büyük günah (kebâir) işleyen kimse günahı helal saymadıkça (istihlal) dinden çıkmaz, fâsık (günahkâr) mümin olur.
- İslam dinine girdikten sonra kendi iradesiyle dinden dönmeye irtidad (ridde), bu kişiye mürted; dini değerleri alaya alarak insanı imandan çıkaran sözlere ise elfâz-ı küfür denir.
- Mümin, Allah'ın azabından korku (havf) ile rahmetinden ümit (reca) dengesi (beyne'l-havfi ve'r-recâ) içinde yaşayarak imanını salih amellerle korur.