İçeriğe geç

11. sınıf · Dinler Tarihi · 2. hafta (21-25 Eylül 2026)

Kurumsal Bir Yapı Olarak Din, Dinler Tarihinin Konusu, Metodu, Kaynakları ve Yaşayan Dinlerin Coğrafi Dağılımı

1. DİNLER TARİHİNE GİRİŞ teması · Konu özeti

Etkinlikler
Bu hafta

Din, tarih boyunca yalnızca bireyin iç dünyasında kalan soyut bir inanç olmamış; kurucusunun veya peygamberinin vefatından sonra inananları bir arada tutan dinamik ve kurumsal bir yapıya dönüşmüştür. İnsanın fıtratından kaynaklanan anlam arayışına cevap veren ve toplumsal düzeni temin eden din olgusunu bilimsel ölçütlerle inceleyen disiplin ise Dinler Tarihi'dir. Bu haftaki dersimizde dinin özünü oluşturan unsurları, Dinler Tarihinin tarafsız ve betimleyici metodunu, İslam dünyasındaki el-Milel ve'n-Nihal geleneğinden Batı'daki kürsülere uzanan tarihsel gelişimini ve günümüzde yaşayan dinlerin dünya üzerindeki coğrafi dağılımını inceleyeceğiz.

Kurumsal Bir Yapı Olarak Din ve Dinin Özünü Oluşturan Unsurlar

Din, tarih üstü hakikatlere dayansa da insanların yaşadığı zaman, coğrafya ve kültür ortamıyla sürekli etkileşim içinde bulunan dinamik (hareketli) bir olgudur; bu nedenle tamamen donuk ve statik bir yapı olarak değerlendirilemez. Her din, tebliğcisinin veya kurucusunun hayatta olduğu dönemde onun doğrudan rehberliği ve otoritesi etrafında şekillenir. Ancak peygamberin ya da kurucu liderin vefat etmesiyle birlikte inananlar topluluğunu dağılmaktan korumak, dinin mesajını yeni nesillere ve farklı coğrafyalara ulaştırmak, ibadet ve ritüellerin uygulanış biçimini standartlaştırmak ve vahyedilen ya da aktarılan kutsal metinleri derleyip muhafaza etmek ihtiyacı doğar. İşte bu ihtiyaçlar, dinin kurumsallaşma sürecine girmesini sağlar; eğitim kurumları, mabedler, dinî rehberlik mercileri ve hukuki-ahlaki gelenekler bu süreçte ortaya çıkar.

Bir yapının din olarak nitelendirilebilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için özünde beş temel unsurun bulunması gerekir. Bunların ilki ve merkezî olanı, her şeyin yaratıcısı ve hâkimi olan Allah (cc) / Yüce Varlık inancıdır. İkincisi, dinin yalnız kalpte kalan bir kabulden ibaret olmayıp inanç, ibadet, ahlak ve muamelat (sosyal-hukuki ilişkiler) boyutlarını bir bütün hâlinde kuşatmasıdır. Üçüncüsü, kulun Yaratıcı karşısında acziyetini ve saygısını hissederek geliştirdiği mutlak itaat ve teslimiyet duygusudur. Dördüncüsü, müminleri ortak hedefler ve kurallar etrafında birleştiren toplumsal değerler bilincidir. Beşincisi ise dinî sorumluluğun (mükellefiyetin) ön şartı olan akıl ve iradedir; çünkü insan ancak aklıyla hakikati kavrar ve özgür iradesiyle iman ve ibadeti tercih eder.

KURUMSAL BİR YAPI OLARAK DİN VE DİNİN ÖZÜNÜ OLUŞTURAN 5 UNSUR DİNİN KURUMSALLAŞMA SÜRECİ 1. Kurucu / Peygamber Dönemi ↓ Vefat Sonrası İhtiyaçlar ↓ • İnananları bir arada tutmak • Kutsal metinleri derlemek • İbadet ve ritüelleri düzenlemek Dinamik Kurumsal Yapı Mabedler • Eğitim • Hukuk • Geleneğin Korunması DİNİN ÖZÜNÜ OLUŞTURAN 5 TEMEL UNSUR 1. ALLAH (CC) / YÜCE VARLIK İNANCI (Merkezî Kaynak) 2. İnanç-İbadet-Ahlak-Muamelat İman ile amelin ve sosyal ilişkilerin ayrılmaz bütünlüğü 3. Mutlak İtaat Duygusu Yaratıcı'nın emirlerine saygı ve gönülden teslimiyet 4. Toplumsal Değerler Bilinci Adalet, yardımlaşma ve ortak cemaat dayanışması 5. Akıl ve İrade Mesajı kavrama ve özgürce seçip sorumlu olma yetisi

Dinin İnsan ve Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi

İnsan; biyolojik ihtiyaçlarının yanı sıra ruhsal, zihinsel ve manevi yönleri bulunan bir varlıktır. Tarih ve arkeoloji araştırmaları, en eski çağlardan beri mabed ve inanç izlerinin bulunmadığı hiçbir insan topluluğuna rastlanmadığını ortaya koymaktadır. İslam inancına göre inanma eğilimi, Yüce Allah'ın insanı yaratırken onun doğasına yerleştirdiği fıtrat özelliğidir. Kur'an-ı Kerim'de Rûm suresinin 30. ayetinde "Yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur..." buyrulmuş; Hz. Peygamber de "Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar." hadisiyle din duygusunun doğuştan geldiğini vurgulamıştır.

Bireysel açıdan din; insanın "Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum ve hayatın amacı nedir?" gibi varoluşsal sorularına tutarlı cevaplar vererek onu anlamsızlık boşluğundan kurtarır. Hastalık, ölüm korkusu, doğal afetler, yalnızlık ve çaresizlik karşısında insana sığınacak güvenli bir liman ve ümit bahşeder. İnsanın hata ve günah işlediğinde yaşadığı derin vicdan azabını tövbe ve bağışlanma kapısıyla hafifletir. Ayrıca insanın kalbinde iç kontrol mekanizması (vicdani denetim) kurarak onu kimsenin görmediği ortamlarda bile kötülükten alıkoyar ve doğal çevreyi Allah'ın emaneti bilinciyle korumasını sağlar. Toplumsal açıdan ise adalet, merhamet, yardımlaşma ve dürüstlük ilkeleriyle bireyler arasındaki güveni pekiştirir; bencillik ve zulmü engelleyerek toplumsal düzen ve barışın korunmasına hizmet eder.

Dinler Tarihinin Tanımı, Konusu ve Metodu

Dinler Tarihi; tarih boyunca ortaya çıkmış, günümüzde varlığını sürdüren (yaşayan dinler) veya tarih sahnesinden çekilmiş (ölü/geleneksel dinler) bütün dinlerin doğuşunu, tarihsel gelişimini, inanç esaslarını, ibadet şekillerini, ahlak ilkelerini, kutsal metinlerini ve dinî kurumlarını bilimsel yöntemlerle inceleyen bağımsız bir bilim dalıdır. Bu bilim dalının konusu, sadece tek bir din değil, insanlık tarihindeki bütün dinî gelenekler ve tezahürlerdir.

Dinler Tarihinin en belirgin özelliği metodu (yöntemi)dur. Bu disiplin araştırmalarında tasvirî (betimleyici), objektif (tarafsız) ve mukayeseli (karşılaştırmalı) bir yöntem kullanır. Dinler tarihçisi, incelediği dini "olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi" ve o dinin kendi kaynakları ile mensuplarının anlayışı çerçevesinde betimler. Dinler Tarihi normatif (kural koyucu, doğruluk-yanlışlık hükmü verici ve savunmacı) bir bilim değildir; dinleri "hak" veya "batıl", "üstün" veya "aşağı" diye yargılamayı değil, doğru ve tarafsız biçimde tanıtmayı amaçlar. İşte bu yönüyle kendi dininin inanç esaslarını temellendirip savunan Kelam ve Teoloji gibi normatif disiplinlerden kesin olarak ayrılır.

Karşılaştırma ÖlçütüDinler TarihiKelam / Teoloji
Konu KapsamıYaşayan ve tarih sahnesinden çekilmiş tüm dinlerBelirli bir dinin (İslam'da Kelam, Hristiyanlıkta Teoloji) inanç esasları
Temel YöntemTasvirî (betimleyici), objektif (tarafsız) ve karşılaştırmalıNormatif (kural koyucu), savunmacı (apolojetik) ve kanıtlayıcı
Temel AmaçDinî olguları ve gelenekleri olduğu gibi anlamak ve açıklamakİnanç ilkelerini akli ve nakli delillerle savunmak, şüpheleri gidermek
Değer YargısıDinler hakkında doğruluk-yanlışlık hükmü vermezHak inancı batıl görüşlerden ayırmayı ve korumayı hedefler

İslam Dünyasında ve Türkiye'de Dinler Tarihinin Kaynakları ve Gelişimi

İslam dünyasında diğer dinlere yönelik ilginin ilk ve en temel kaynağı Kur'an-ı Kerim ve hadislerdir. Kur'an-ı Kerim'de İslam dışında Yahudilik, Hristiyanlık (Nasara), Sabiîlik, Mecusilik ve şirk/putperestlik inançlarından söz edilir; ayrıca ilahi kaynaklı kitaba sahip topluluklar Ehlikitap kavramıyla anılır. Fetihlerle birlikte Müslümanların farklı din mensuplarıyla bir arada yaşamaya başlaması, diğer dinleri inceleyen eserlerin yazılmasını hızlandırmıştır. İlk dönemde el-Fırak ve er-Redd (reddiye) başlığı altında savunmacı eserler kaleme alınmıştır; Abdülkahir el-Bağdâdî'nin el-Fark Beyne'l-Fırak adlı eseri ile Gazâlî'nin Hristiyanlığa dair yazdığı er-Reddü'l-Cemîl bu türün önemli örnekleridir.

Bununla birlikte İslam âlimleri, Batı'dan yüzyıllar önce tarafsız ve bilimsel dinler tarihi eserleri ortaya koymuşlardır. Bu alanda el-Milel ve'n-Nihal yazım geleneği doğmuştur; burada milel vahye dayanan dinleri, nihal ise vahiy dışı din, mezhep ve felsefi akımları ifade eder. Bîrûnî (ö. 1061), Hindistan'da Sanskritçe öğrenerek ve doğrudan kendi kaynaklarını inceleyerek yazdığı Tahkîku Mâ li'l-Hind adlı eseriyle önyargısız ve gözleme dayalı dinler tarihçiliğinin zirvesini temsil etmiştir. İbn Hazm'ın Kitâbu'l-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehvâi ve'n-Nihal'i, Ebu'l-Meâli Muhammed b. Ubeydullah'ın Beyânü'l-Edyan'ı ve özellikle bütün dinleri tarafsızca sınıflandırdığı için "mukayeseli dinler tarihinin ilk eseri" kabul edilen Şehristanî'nin (ö. 1153) el-Milel ve'n-Nihal'i İslam dünyasının klasik şaheserleridir. Osmanlı'da ise Dinler Tarihi ilk kez 1874'te Dârülfünun programına "Tarih-i Umumî ve İlm-i Esatiri'l-Evvelîn" adıyla girmiş; Şemseddin Sami'nin Esâtir (1893) adlı eseri bu alandaki ilk müstakil kitap olmuştur. Onu Ahmet Mithat Efendi, Mahmud Es'ad Seydişehri ve M. Şemsettin Günaltay'ın Tarih-i Edyan kitapları; Cumhuriyet döneminde ise Hilmi Ömer Budda (1935), Ömer Rıza Doğrul (1938), 1949 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kürsüsü ve Annemarie Schimmel (1955) takip etmiştir.

DİNLER TARİHİNİN METODU VE TARİHSEL GELİŞİM KOLLARI DİNLER TARİHİ METODU (TASVİRÎ & OBJEKTİF) • Dinleri "olduğu gibi" ve kendi kaynaklarından betimler • Karşılaştırmalı (mukayeseli) ve tarafsızdır; yargılamaz KELAM / TEOLOJİ METODU (NORMATİF) • Belirli bir dinin inanç esaslarını savunur (apolojetik) • Kural koyucu, doğrulayıcı ve reddiyeci niteliktedir 1. İSLAM DÜNYASI (Klasik Dönem) • Kur'an-ı Kerim (Ehlikitap vb.) • Bîrûnî — Tahkîku Mâ li'l-Hind (Gözlem ve Sanskritçe ana kaynak) • İbn Hazm — Kitâbu'l-Fasl • Şehristanî — el-Milel ve'n-Nihal (İlk mukayeseli dinler tarihi klasiği) 2. BATI DÜNYASI (19. Yüzyıl) • Oryantalizm & Sömürgecilik etkisi • İsviçre, Hollanda, Belçika kürsüleri • F. Max Müller (Din Bilimine Giriş) • Kilise: Önce muhalefet, sonra misyonerlik için destek • Din Fenomenolojisi yaklaşımı 3. OSMANLI VE TÜRKİYE • 1874 Dârülfünun ilk ders • Şemseddin Sami — Esâtir (1893) • Ahmet Mithat & M. Es'ad — Tarih-i Edyan eserleri • H. Ömer Budda & Ö. Rıza Doğrul • 1949 Ankara İlahiyat & Schimmel

Batı'da Dinler Tarihinin Doğuşu ve Yaklaşımlar

Batı dünyasında Orta Çağ boyunca Hristiyanlık dışındaki dinlere karşı dışlayıcı bir tutum sergilendiği için Dinler Tarihi bağımsız bir bilim olarak ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında doğabilmiştir. Aydınlanma ve laikleşme hareketleri, coğrafi keşifler, Doğu dillerinin çözülmesi, oryantalizm (şarkiyatçılık) çalışmaları ve Batılı devletlerin sömürgecilik (kolonyalizm) politikaları doğrultusunda yönettikleri halkların dinlerini tanıma ihtiyacı bu bilimin doğuşunda etkili olmuştur. İlk Dinler Tarihi kürsüleri İsviçre (Cenevre, 1873), Hollanda ve Belçika üniversitelerinde kurulmuştur. Doğu kutsal metinlerini tercüme eden ve 1873'te Din Bilimine Giriş adlı eserini yayımlayan Friedrich Max Müller, Batı'da karşılaştırmalı dinler tarihinin kurucusu kabul edilir.

Dinler Tarihinin diğer dinleri Hristiyanlıkla eşit düzlemde incelemesi, başlangıçta Katolik Kilisesi'nin sert muhalefetiyle karşılaşmıştır; Kilise, Hristiyan dogmalarının sarsılacağı endişesiyle bu kürsülere karşı çıkmış, ancak daha sonra misyonerlik faaliyetlerine katkı sağlayacağını görerek araştırmaları desteklemiştir. Batı'daki çalışmalar süreç içinde Dinler Bilimi, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi ve Din Fenomenolojisi aşamalarından geçmiştir. Din Fenomenolojisi; dinî olguların tarihsel gelişimini paranteze alarak ibadet, kurban, dua, kutsal mekân gibi fenomenlerin özünü ve ortak yapılarını betimlemeyi hedefler; ayrıca dini yalnızca ekonomik, psikolojik veya sosyolojik bir sebebe indirgeyen indirgemeci (redüksiyonist) yaklaşımları eleştirir.

Dinleri Öğrenmenin Önemi ve Yaşayan Dinlerin Coğrafi Dağılımı

İslam açısından diğer dinleri doğru öğrenmek büyük önem taşır. Hz. Ömer'in "İslam'ın içinde doğup büyüyen ve Cahiliye Dönemi'ni bilmeyen kimseler çoğaldığında İslam'ın düğümleri tek tek çözülür." sözü ile Âl-i İmrân suresinin 64 ve 137. ayetleri, önceki toplumların ve diğer inançların bilinmesi gerektiğine işaret eder. Dinler Tarihi araştırmaları; Kur'an'da geçen Ehlikitap ve diğer inançlarla ilgili ayetlerin bağlamını doğru anlamaya, tarih boyunca farklı kültürlerden İslam'a sızmaya çalışan hurafe ve batıl inançları (İsrailiyat vb.) tespit edip ayıklamaya, küreselleşen dünyada farklı din mensuplarıyla sağlıklı iletişim kurmaya ve İslam'ı hikmetle tebliğ etmeye katkı sağlar.

Günümüzde yeryüzünde yaşayan başlıca dinlerin nüfus ve coğrafi dağılımına bakıldığında, ilk sırada yaklaşık 2,38 milyar mensubuyla Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Güney ve Orta Afrika ile Avustralya'da yaygın olan Hristiyanlık yer alır. İkinci sırada yaklaşık 1,91 milyar nüfusuyla Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya, Güney ve Güneydoğu Asya'da (Endonezya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Türkiye vb.) yoğunlaşan İslamiyet bulunur. Üçüncü sırada yaklaşık 1,16 milyar nüfusuyla büyük çoğunluğu Hindistan (%80) ve Nepal'de yaşayan Hinduizm; dördüncü sırada ise yaklaşık 507 milyon nüfusuyla Çin, Tayland, Japonya, Myanmar gibi Güney ve Doğu Asya ülkelerinde yaygın olan Budizm gelir. Bunları Çin ve Doğu Asya merkezli Konfüçyanizm (350-394 milyon) ile Taoizm (yaklaşık 4 milyon), Hindistan'ın Pencap bölgesinde doğan Sihizm (yaklaşık 26 milyon), milli din karakteri taşıdığı için misyonerlik yapmayan ve İsrail, ABD ile Avrupa'da yaşayan Yahudilik (yaklaşık 14,7 milyon) ve İran ile Hindistan'da (Bombay/Mumbai) azınlık hâlinde bulunan Mecusilik (Zerdüştlük) (yaklaşık 2,6 milyon) izler.

DinYaklaşık NüfusYoğunlaştığı Başlıca Coğrafi BölgelerTemel Özelliği
Hristiyanlık2,38 MilyarAvrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Sahra Altı Afrika, AvustralyaEvrensel iddialı; Katolik, Ortodoks ve Protestan mezheplerine ayrılır
İslamiyet1,91 MilyarOrta Doğu, Kuzey Afrika, Orta, Güney ve Güneydoğu AsyaEvrensel tevhit dini; son ilahi kitap Kur'an-ı Kerim'e dayanır
Hinduizm1,16 MilyarHindistan (%80), Nepal, BangladeşHint alt kıtasına özgü geleneksel ve kast sistemli milli din
Budizm507 MilyonÇin, Tayland, Japonya, Myanmar, Sri Lanka (Doğu ve Güney Asya)Siddhartha Gautama (Buda) öğretilerine dayanan Güney/Doğu Asya dini
Yahudilik14,7 Milyonİsrail, ABD ve Avrupa ülkeleriİlahi kaynaklı ancak seçilmişlik inancı nedeniyle milli din karakterindedir
Sihizm / Mecusilik26 Milyon / 2,6 MilyonSihizm: Hindistan (Pencap); Mecusilik: İran ve Hindistan (Bombay)Bölgesel ve geleneksel topluluk dinleri

Örnekler

  1. Örnek 1Peygamber veya din kurucusunun vefatından sonra dinlerin neden kurumsallaşma sürecine girdiğini açıklayınız.

    Cevabı göster

    Kurucu lider veya peygamber hayattayken inananların sorularına doğrudan cevap verir ve topluluğu bizzat yönetir. Onun vefatından sonra inananları bir arada tutmak, dinin mesajını yeni coğrafyalara yaymak, ibadet ve ritüellerin uygulanışını standartlaştırmak ve kutsal metinleri derleyip koruma altına almak amacıyla mabedler, eğitim kurumları ve dinî-hukuki gelenekler oluşturulur; böylece din kurumsallaşır.

  2. Örnek 2Dinler Tarihi ile Kelam (veya Teoloji) bilimleri arasındaki temel yöntem farkı nedir?

    Cevabı göster

    Dinler Tarihi, bütün dinleri tasvirî (betimleyici), objektif (tarafsız) ve karşılaştırmalı yöntemle inceler; dinler hakkında "hak-batıl" yargısında bulunmaz, onları olduğu gibi tanıtır. Kelam (veya Teoloji) ise normatif (kural koyucu ve savunmacı) bir disiplindir; belirli bir dinin inanç esaslarını delillerle ispatlamayı, savunmayı ve o dine yöneltilen eleştirileri cevaplamayı amaçlar.

  3. Örnek 3İslam dünyasında yazılan 'el-Milel ve'n-Nihal' türü eserlerde 'milel' ve 'nihal' kavramları ne anlama gelir? Bu geleneğin en meşhur temsilcileri kimlerdir?

    Cevabı göster

    Milel (millet kelimesinin çoğulu), ilahi vahye ve kutsal kitaba dayanan dinleri; nihal (nihle kelimesinin çoğulu) ise vahiy dışı dinleri, mezhepleri ve felsefi akımları ifade eder. Bu geleneğin en önemli temsilcileri İbn Hazm (el-Fasl) ve eseri mukayeseli dinler tarihinin ilk klasiği kabul edilen Şehristanî'dir (el-Milel ve'n-Nihal).

  4. Örnek 4Bîrûnî'nin 'Tahkîku Mâ li'l-Hind' adlı eserini Dinler Tarihi açısından benzersiz kılan özellikler nelerdir?

    Cevabı göster

    Bîrûnî, 11. yüzyılda Hindistan'a giderek Sanskritçe öğrenmiş, Hint dinlerini (özellikle Hinduizm'i) ikincil söylentilerden değil doğrudan kendi kutsal metinlerinden ve yerinde yaptığı gözlemlerden yararlanarak incelemiştir. İncelediği inançları alay etmeden, çarpıtmadan ve polemiğe girmeden tam bir bilimsel tarafsızlıkla (objektiflikle) betimlemesi, onu modern dinler tarihi metodunun öncüsü yapmıştır.

  5. Örnek 5Batı'da 19. yüzyılda Dinler Tarihi kürsülerinin kurulmasına Katolik Kilisesi başlangıçta neden karşı çıkmış, daha sonra neden tutum değiştirmiştir?

    Cevabı göster

    Katolik Kilisesi başlangıçta Hristiyanlığın diğer dinlerle eşit bir araştırma konusu yapılmasının ve tarihsel-eleştirel yöntemle incelenmesinin Hristiyan dogmalarını ve Kilise otoritesini sarsacağı endişesiyle Dinler Tarihi kürsülerine sert muhalefet etmiştir. Ancak daha sonra diğer dinleri ve kültürleri tanımanın misyonerlik faaliyetlerini kolaylaştıracağını fark ederek bu araştırmaları desteklemeye başlamıştır.

  6. Örnek 6Yahudilik, İslamiyet ve Hristiyanlıktan daha eski bir tarihe sahip olmasına rağmen günümüzde nüfus bakımından neden çok daha sınırlı kalmıştır?

    Cevabı göster

    İslamiyet ve Hristiyanlık bütün insanlığa hitap eden evrensel dinler olduğu ve tebliğ/yayılma faaliyetlerine önem verdiği hâlde, Yahudilik kendisini İsrailoğullarına özgü milli bir din olarak görür. "Seçilmiş millet" anlayışı ve Yahudiliğin esas olarak Yahudi bir anneden doğmakla kazanıldığı kabulü nedeniyle dışarıya yönelik tebliğ ve misyonerlik yapılmamış, bu da nüfusunun yaklaşık 14,7 milyon civarında sınırlı kalmasına yol açmıştır.

Etkinlikler

Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.

  1. 1Bir araştırmacı, Budizm'deki nirvana anlayışı ile Hinduizm'deki mokşa kavramını incelerken her iki dinin kendi kutsal metinlerini esas almakta, bu inançların doğru veya yanlış olduğuna dair hiçbir kişisel hüküm vermeden benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktadır. Bu araştırmacının kullandığı yöntem aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilir?

  2. 211. yüzyılda Hindistan'da bulunarak Sanskritçe öğrenen, Hint inanç ve geleneklerini doğrudan ana kaynaklarından ve gözlemlerinden yararlanarak tarafsız bir üslupla 'Tahkîku Mâ li'l-Hind' adlı eserinde kaleme alan İslam âlimi aşağıdakilerden hangisidir?

  3. 3Osmanlı Devleti'nin son döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti'nde Dinler Tarihi çalışmalarının gelişimiyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

  4. 4Günümüzde yaşayan dünya dinlerinin yaklaşık nüfus büyüklükleri ve yayıldıkları coğrafyalar dikkate alındığında aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?

  5. 5Aşağıdaki ifadelerin doğru (D) mi yoksa yanlış (Y) mı olduğunu belirleyiniz.

    • Din, zaman ve mekân şartlarıyla hiçbir etkileşime girmeyen tamamen durağan (statik) bir yapıdır.
    • Kur'an-ı Kerim'de Rûm suresinin 30. ayetinde inanma eğiliminin insanın doğuştan getirdiği fıtrat özelliği olduğu vurgulanır.
    • Şehristanî'nin 'el-Milel ve'n-Nihal' adlı eseri, bilinen bütün dinleri ve mezhepleri tarafsız bir yaklaşımla incelediği için mukayeseli dinler tarihinin ilk eseri kabul edilir.
    • Batı'da karşılaştırmalı din araştırmalarının kurucusu kabul edilen bilim insanı Friedrich Max Müller'dir.
    • Din Fenomenolojisi, dinî olguları yalnızca ekonomik veya psikolojik sebeplere bağlayan indirgemeci (redüksiyonist) yaklaşımı savunur.
  6. 6Aşağıdaki eser, kavram veya kişileri ilgili oldukları açıklamalarla eşleştiriniz.

    Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.

  7. 7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.

    1. İnsanın doğuştan getirdiği Yüce Yaratıcı'ya inanma ve bağlanma yatkınlığına İslam düşüncesinde adı verilir.
    2. Dinler Tarihi, inançları savunup yargılayan bir bilim değil; olguları olduğu gibi inceleyen betimleyici bir bilimdir.
    3. İslam dünyasında dinler ve mezhepler tarihi geleneğinde vahye dayanan dinlere , diğer inanç ve akımlara ise nihal denilmiştir.
    4. Kur'an-ı Kerim'de Yahudi ve Hristiyanlar gibi ilahi kaynaklı kutsal kitaba sahip topluluklar kavramıyla ifade edilir.
    5. Günümüzde yaklaşık 1,16 milyar mensubu bulunan ve nüfusunun yüzde sekseni Hindistan'da yaşayan geleneksel din olarak adlandırılır.
  8. 8İslam dünyasında Dinler Tarihi çalışmalarının Batı'dan yüzyıllar önce doğup gelişmesinin sebeplerini, ürettiği temel eser türlerini ve Müslümanların diğer dinleri öğrenmesinin İslam açısından önemini aşamalı olarak değerlendiriniz.

Kısaca

  • Din; durağan (statik) değil, zaman ve mekân şartlarıyla etkileşim hâlinde olan dinamik bir yapıdır. Peygamberin veya din kurucusunun vefatının ardından cemaati korumak, mesajı yaymak, ibadetleri düzenlemek ve kutsal metinleri derlemek amacıyla kurumsallaşma süreci başlar.
  • Dinin özünü oluşturan beş temel unsur; Yüce Varlık (Allah) inancı, inanç-ibadet-ahlak-muamelat bütünlüğü, mutlak itaat duygusu, toplumsal değerler bilinci ile akıl ve iradedir.
  • Din duygusu insanın doğuştan getirdiği fıtrat (Rûm, 30) özelliğidir; varoluşsal sorulara cevap verir, yalnızlık ve çaresizlik anlarında ümit kaynağı olur, vicdanda iç denetim kurarak bireyi gizli ve açık kötülüklerden uzaklaştırır.
  • Dinler Tarihi; yaşayan ya da tarih sahnesinden çekilmiş bütün dinlerin tarihini, inanç, ibadet, ahlak ve kurumlarını tasvirî (betimleyici), objektif ve mukayeseli (karşılaştırmalı) yöntemle inceleyen bilim dalıdır; normatif (yargılayıcı ve savunmacı) olmadığı için Kelam ilminden ayrılır.
  • İslam dünyasında Kur'an-ı Kerim (Yahudilik, Hristiyanlık/Nasara, Sabiîlik, Mecusilik, Ehlikitap) temel kaynak olmuş; Bîrûnî'nin Tahkîku Mâ li'l-Hind ve Şehristanî'nin el-Milel ve'n-Nihal adlı eserleri mukayeseli ve tarafsız dinler tarihinin öncü klasikleri sayılmıştır.
  • Batı'da 19. yüzyılın ikinci yarısında laikleşme, oryantalizm ve sömürgecilik faaliyetlerinin etkisiyle üniversite kürsüleri kurulmuş; Friedrich Max Müller karşılaştırmalı din araştırmalarının kurucusu kabul edilmiş, Türkiye'de ise 1874 Dârülfünun dersleri ve Şemseddin Sami'nin Esâtir (1893) eseriyle akademik zemin oluşmuştur.
  • Günümüzde nüfus bakımından en yaygın dinler sırasıyla Hristiyanlık (yaklaşık 2,38 milyar), İslamiyet (yaklaşık 1,91 milyar), Hinduizm (yaklaşık 1,16 milyar) ve Budizm (yaklaşık 507 milyon) olup Yahudilik milli din karakteri taşıdığından nüfusça sınırlı kalmıştır.

Bu dersin öteki kaynakları