İnsanların bir arada barış, güven ve kardeşlik içinde yaşayabilmesi, herkesin birbirinin onuruna, mahremiyetine ve haklarına saygı göstermesiyle mümkündür. İslam ahlakı; adalet, doğruluk, emanet ve hüsnüzan gibi erdemlerle toplumsal bağı güçlendirirken, kardeşliği zehirleyen suizan, tecessüs, gıybet, iftira, haset ve kibir gibi davranışları kesin olarak yasaklamıştır.
Dil ve Kalp Afetleri: Suizan, Tecessüs, Gıybet, İftira ve Nemîme
Toplumsal güveni içten çürüten olumsuz davranışların başında Hucurât suresi 12. ayette peş peşe sıralanan üç yasak gelir: 'Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve gizli hâllerini araştırmayın (tecessüs etmeyin). Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybet etmesin)...'. Bu kavramlardan birincisi olan suizan (kötü zan); kesin bilgiye ve somut delile dayanmaksızın bir insan hakkında önyargıyla kötü düşünmek ve onu töhmet altında bırakmaktır. İslam'da aslolan hüsnüzan (insanlar hakkında iyi ve olumlu düşünmek) ilkesidir. İkincisi olan tecessüs ise insanların özel hayatlarını, mahrem sırlarını ve gizli kalmış kusurlarını merak edip kurcalamaktır.
Üçüncü kavram olan gıybet (dedikodu / çekiştirme); bir kimsenin arkasından, duyduğu takdirde üzüleceği ve hoşlanmayacağı gerçek bir kusurunu veya özelliğini başkalarına anlatmaktır. Kur'an-ı Kerim gıybetin çirkinliğini 'ölmüş kardeşinin etini yemek' benzetmesiyle somutlaştırmıştır; çünkü gıybeti yapılan kişi orada bulunmadığı için kendini savunamaz. Eğer bir kimsenin arkasından söylenen kusur veya suç onda gerçekte yoksa, bu davranış gıybet sınırını aşarak çok daha ağır bir günah olan iftira (bühtan) hâline gelir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde gıybet ile iftira arasındaki sınırı şöyle çizmiştir: 'Kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anman gıybettir. Söylediğin kusur eğer kardeşinde varsa gıybet etmiş olursun; eğer söylediklerin onda yoksa ona iftira (bühtan) etmiş olursun!' (Müslim, Birr, 70). Ayrıca insanların arasını bozmak ve düşmanlık çıkarmak amacıyla birinden duyduğu sözü diğerine taşımaya nemîme (koğuculuk / laf taşıma) denir ki Hz. Peygamber (s.a.v.) koğuculuk yapanların toplumsal barışı yıktığını bildirmiştir.
Manevi Hastalıklar: Haset (Kıskançlık), Kibir (Büyüklenme) ve Alay Etme
Bireyin iç dünyasını karartan ve toplumsal kardeşliği yok eden manevi hastalıkların başında haset (kıskançlık / çekememezlik) gelir. Haset; bir kimsenin sahip olduğu maddi veya manevi nimetin (başarı, ilim, servet, makam) ondan yok olmasını istemek ve o nimete sahip olmasından rahatsızlık duymaktır. Haset eden kişi gerçekte Yüce Allah'ın taksimine ve takdirine itiraz etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.): 'Hasetten sakının! Çünkü ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri (hasenatı) yer bitirir.' (Ebû Dâvûd, Edeb, 44) buyurmuş; Felak suresi 5. ayette de 'Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah'a sığınmamız' emredilmiştir.
İslam ahlakında hasedin tam karşısında yer alan meşru ve güzel tutum gıpta (imrenme) duygusudur. Gıpta; başkasında bulunan nimetin ve başarının onda kalmasını ve devam etmesini dileyerek, kendisi için de Allah'tan benzer bir nimeti istemektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ilmini hak yolunda kullanan âlime ve malını hayır yolunda harcayan cömert kimseye gıpta edilebileceğini belirtmiştir.
Toplumsal uyumu bozan bir diğer büyük hastalık ise kibir (tekebbür / büyüklenme) ve insanlarla alay etmedir (istihzâ). Kibir; kişinin kendini başkalarından üstün görerek 'hakkı (gerçeği) kabul etmemesi ve insanları küçük görmesidir' (Müslim, Îmân, 147). Lokmân suresi 18. ayette 'Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme!' buyrulmuş, kibrin karşıtı olan tevazu (alçakgönüllülük) övülmüştür. Ayrıca Hucurât suresi 11. ayette insanlarla alay etmek, onları ayıplamak ve kötü lakaplarla çağırmak kesin olarak yasaklanmıştır.
Birlikte Yaşama İlkeleri, Kul Hakkı ve Toplumsal Huzurun Korunması
İslam dini, toplumsal huzuru bozan davranışları yasaklarken bunların yerine birlikte yaşama kültürünü besleyen ahlaki ilkeleri ikame etmiştir. Bu ilkelerin temelinde uhuvvet (kardeşlik) ve ıslah (barıştırma) bilinci yer alır: 'Müminler ancak kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin (ıslah edin).' (Hucurât, 10). Birlikte yaşamanın diğer temel sütunları; söz ve davranışta doğruluk (sıdk), emanetleri ehline vermek ve güvenilir olmak (emanet), akraba bile olsa hakkaniyetten ayrılmamak (adalet), insanların kusurlarını araştırmak yerine örtmek (setr-i uyûb) ve kendisi ihtiyaç içinde olsa bile kardeşini tercih edebilmektir (îsâr / diğergamlık).
Hz. Peygamber (s.a.v.) kâmil mümini toplumsal güven üzerinden tanımlamıştır: 'Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda kendisine güvendiği kimsedir.' (Buhârî, Îmân, 4; Tirmizî, Îmân, 12). Dolayısıyla el ve dil ile başkasının onuruna, malına veya mahremiyetine zarar vermek müminlik vasfını zedelemektedir.
Gıybet, iftira, alay etme, kötü lakap takma, koğuculuk ve haksız kazanç gibi toplumsal huzuru bozan davranışların tamamı doğrudan kul hakkı ihlalidir. İslam inancında Yüce Allah kendisine karşı işlenen günahları samimi tövbeyle affedebilirken, kul hakkını hak sahibi affetmedikçe bağışlamaz. Hz. Peygamber (s.a.v.) meşhur 'Müflis Hadisi'nde; namaz, oruç ve zekât ibadetleriyle ahirete geldiği hâlde dünyada şuna sövmüş, buna iftira atmış, ötekinin malını yemiş kimsenin sevaplarının hak sahiplerine dağıtılacağını ve sevapları bittiğinde onların günahlarının kendisine yüklenerek ateşe atılacağını (asıl iflas edenin bu kişi olduğunu) bildirerek dünyada iken helalleşmeyi emretmiştir.
Örnekler
Örnek 1Hucurât suresi 12. ayette birlikte yaşama ahlakını korumak için yasaklanan üç temel davranışı (suizan, tecessüs, gıybet) tanımlayınız.
Cevabı göster
1) Suizan (Kötü zan): Somut bir bilgi ve kanıt olmadan insanlar hakkında kötü niyet beslemek ve önyargılı düşünmektir. 2) Tecessüs: İnsanların özel hayatını, mahrem sırlarını ve gizli kusurlarını araştırıp kurcalamaktır. 3) Gıybet: Bir kimsenin arkasından, duyduğunda hoşlanmayacağı gerçek bir kusurunu başkalarına anlatmaktır.
Örnek 2Gıybet ile iftira (bühtan) arasındaki farkı Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hadisi ışığında açıklayınız ve Kur'an-ı Kerim'de gıybetin neye benzetildiğini yazınız.
Cevabı göster
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bildirdiği üzere, bir kimsenin arkasından söylenen hoş olmayan kusur eğer o kişide gerçekten varsa bu 'gıybet'tir; eğer söylenen kusur o kişide yoksa ve uydurulmuşsa bu 'iftira (bühtan)'dır. Kur'an-ı Kerim'de (Hucurât, 12) gıybet etmek, kendini savunamayan 'ölmüş kardeşinin etini yemeye' benzetilmiştir.
Örnek 3İslam ahlakında 'haset (kıskançlık)' ile 'gıpta (imrenme)' kavramları arasındaki fark nedir?
Cevabı göster
Haset; başkasının sahip olduğu maddi veya manevi nimetin ondan yok olmasını istemek ve bundan huzursuzluk duymaktır; ilahi taksime itiraz olduğu için haramdır. Gıpta (imrenme) ise başkasındaki nimetin onda kalmasını ve devam etmesini dileyerek Allah'tan kendisi için de benzerini istemektir; çalışmaya teşvik eden meşru ve güzel bir duygudur.
Örnek 4Hz. Peygamber (s.a.v.) 'kibir' (büyüklenme) kavramını hangi iki temel özellikle tanımlamıştır ve kibrin karşıtı olan erdem nedir?
Cevabı göster
Hz. Peygamber (s.a.v.) 'Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez' buyurduktan sonra kibri; 1) 'Hakkı (gerçeği ve doğruyu) inkâr edip kabul etmemek (bataru'l-hak)' ve 2) 'İnsanları küçük ve hor görmek (gamtü'n-nâs)' olarak tanımlamıştır. Kibrin karşıtı olan ahlaki erdem 'tevazu (alçakgönüllülük)'tür.
Örnek 5İnsanların arasını bozmak amacıyla laf taşımaya İslam ahlakında ne ad verilir ve bu davranış toplumsal barışı nasıl etkiler?
Cevabı göster
İnsanların arasını bozmak amacıyla söz taşımaya 'nemîme (koğuculuk)' denir. Nemîme; dostlar, aileler ve komşular arasındaki güven bağını koparır, kin ve düşmanlık tohumları eker, toplumsal kardeşliği (uhuvveti) yıkarak fitne ve çatışmaya yol açar.
Örnek 6Hz. Peygamber'in (s.a.v.) 'Müflis (İflas Eden) Hadisi'nde verdiği temel mesaj nedir ve toplumsal huzuru bozan davranışlarla nasıl ilişkilidir?
Cevabı göster
Müflis hadisinde; ahirete bol namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelen ancak dünyada insanlara söven, iftira atan, gıybet eden ve hak yiyen kimsenin sevaplarının hak sahiplerine dağıtılacağı, sevapları yetmezse onların günahlarının kendisine yükleneceği bildirilmiştir. Bu hadis, ibadetlerin yanında dil ve el ile kul hakkına girmekten sakınmanın ve dünyada iken helalleşmenin zorunluluğunu vurgular.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Bir kimsenin arkasından, duyduğu zaman üzüleceği ve hoşlanmayacağı gerçek bir kusurunu başkalarına anlatmaya İslam ahlakında ne ad verilir?
Kişide var olan bir kusuru onun gıyabında (arkasından) konuşmak 'gıybet'; kişide olmayan bir kusuru ona yakıştırmak ise 'iftira'dır.
2Hucurât suresi 12. ayette geçen 'Birbirinizin gizli hâllerini ve kusurlarını araştırmayın!' ilahi emri aşağıdaki ahlaki kavramlardan hangisinin yasaklandığını doğrudan ifade eder?
İnsanların özel hayatlarını, mahremiyetlerini ve gizli kusurlarını merak edip araştırmaya 'tecessüs' denir ve Hucurât suresi 12. ayette açıkça yasaklanmıştır.
3Başkasının sahip olduğu nimetin ondan yok olmasını istemek yerine, o nimetin sahibinde kalmasını dileyerek kendisi için de benzerini istemeye ne ad verilir?
Nimetin başkasından yok olmasını istemek 'haset' iken; onda kalmasını dileyip kendisi için de benzerini istemek meşru ve güzel bir duygu olan 'gıpta (imrenme)'dir.
4Toplumsal huzuru bozan davranışlar ve bunların karşıtı olan olumlu ahlaki erdemler eşleştirildiğinde aşağıdakilerden hangisi yanlış olur?
Nemîme (koğuculuk / laf taşıma) olumlu bir erdem değil, toplumu bozan kötü bir davranıştır; hasedin olumlu karşılığı gıpta ve hayırhahlıktır.
5
- Kur'an-ı Kerim'de Hucurât suresi 12. ayette gıybet etmek, 'ölmüş kardeşinin etini yemek' kadar çirkin bir davranış olarak nitelendirilmiştir.
Kendini savunamayan bir müminin arkasından konuşmak, Hucurât suresi 12. ayette ölü kardeş eti yemeye benzetilmiştir.
- Bir kimsenin arkasından konuştuğumuz kusur o kişide gerçekten varsa bu davranış gıybet sayılmaz ve günah olmaz.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) belirttiği üzere, söylenen kusur o kişide varsa tam olarak 'gıybet' olur ve haramdır; yoksa 'iftira' olur.
- Hz. Peygamber (s.a.v.), kibri 'hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek' olarak tanımlamıştır.
Hadis-i şerifte kibir 'bataru'l-hak (hakkı inkâr etmek) ve gamtü'n-nâs (insanları küçük görmek)' şeklinde açıklanmıştır.
- İnsanların arasını bozmak amacıyla birinden diğerine laf taşımaya İslam ahlakında 'hüsnüzan' adı verilir.
İnsanların arasını bozmak için söz taşımaya 'nemîme (koğuculuk)' denir; hüsnüzan ise insanlar hakkında iyi düşünmektir.
- Gıybet, iftira ve alay etme gibi kul hakkı ihlallerinde Allah'a tövbe etmenin yanında mağdur edilen kişiyle helalleşmek gerekir.
Kul hakkı içeren günahlarda hak sahibinin rızasını almak ve helalleşmek tövbenin kabulü için şarttır.
- Kur'an-ı Kerim'de Hucurât suresi 12. ayette gıybet etmek, 'ölmüş kardeşinin etini yemek' kadar çirkin bir davranış olarak nitelendirilmiştir.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- İnsanlar hakkında önyargıdan uzak durarak iyi ve olumlu düşünmeye adı verilir.
- Kişinin kendini başkalarından üstün görerek hakkı kabul etmemesine ve insanları küçümsemesine denir.
- Başkasındaki nimetin onda kalmasını dileyerek kendisi için de benzerini istemeye (imrenme) denir.
- Bir kimsenin kendisinde bulunan gerçek bir kusuru arkasından konuşmaya adı verilir.
- İslam'da müminlerin birbirinin kusurlarını araştırmayıp örtmesine denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Hucurât suresi 11 ve 12. ayetler ile hadis-i şerifler ışığında toplumsal huzuru bozan davranışları (suizan, tecessüs, gıybet, iftira, haset, kibir) ve bunların karşısına konulması gereken birlikte yaşama ilkelerini üç aşamada analiz ediniz.
1. ipucu: Birinci aşamada kalpte başlayıp dile dökülen suizan, tecessüs, gıybet ve iftira kavramlarını tanımlayarak aralarındaki farkı açıklayınız.
2. ipucu: İkinci aşamada haset ile gıpta arasındaki farkı ve kibir ile alay etmenin (istihzâ) bireysel-toplumsal zararlarını yazınız.
3. ipucu: Üçüncü aşamada kul hakkı bilincini (Müflis hadisi) ve toplumsal barışı koruyan erdemleri (hüsnüzan, tevazu, sıdk, uhuvvet) değerlendiriniz.
Cevap: Birinci aşamada, Hucurât suresi 12. ayette yasaklanan suizan, delilsiz kötü zanda bulunmaktır; tecessüs, insanların özel hayatını ve gizli kusurlarını araştırmaktır; gıybet ise kişinin arkasından var olan kusurunu konuşmaktır (ölü kardeş eti yemeye benzetilmiştir). Eğer söylenen kusur o kişide yoksa bu davranış 'iftira (bühtan)' olur. İkinci aşamada, haset başkasındaki nimetin yok olmasını istemektir ve ateşin odunu yediği gibi iyilikleri tüketir; karşıtı olan gıpta ise nimetin sahibinde kalmasını dileyerek benzerini istemektir. Kibir, hakkı inkâr edip insanları küçümsemektir; alay etme ve kötü lakap takma (Hucurât, 11) ise insan onurunu kırar. Üçüncü aşamada, bu davranışların tamamı kul hakkı ihlalidir ve Müflis hadisinde bildirildiği üzere dünyada helalleşmeyi gerektirir; toplumsal huzuru korumak için suizan yerine hüsnüzan, tecessüs yerine mahremiyete saygı ve kusur örtme (setr-i uyûb), kibir yerine tevazu, yalan yerine sıdk ve uhuvvet (kardeşlik) ilkeleri yaşatılmalıdır.
Kısaca
- Hucurât suresi 11 ve 12. ayetlerde toplumsal barışı yıkan alay etme, kötü lakap takma, suizan (kötü zan), tecessüs (gizli kusur araştırma) ve gıybet (dedikodu) kesin olarak yasaklanmıştır.
- Bir kimsenin arkasından söylenen kusur onda varsa 'gıybet', onda yoksa ve uydurulmuşsa 'iftira (bühtan)', insanların arasını bozmak için laf taşımak ise 'nemîme (koğuculuk)' adını alır.
- Başkasındaki nimetin yok olmasını istemeye 'haset (kıskançlık)', nimetin onda kalmasını dileyip kendisi için de benzerini istemeye ise 'gıpta (imrenme)' denir.
- Kibir (büyüklenme), kendini üstün görerek hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemektir; karşıtı olan ahlaki erdem 'tevazu (alçakgönüllülük)'tür.
- Gıybet, iftira ve alay etme doğrudan 'kul hakkı' ihlalidir; birlikte yaşama ahlakı uhuvvet (kardeşlik), adalet, sıdk, emanet, hüsnüzan ve dünyada helalleşme ilkeleriyle korunur.