Geçen hafta hukukçu kimliğiyle adaleti her şartta savunan Aliya İzzetbegoviç'i incelemiştik. Bu hafta yeni ünitemize, Adaletin Teminatı: İslam Hukuku'na başlıyoruz ve ilk sorumuz şu: İslam hukuku nedir, neyi düzenler, hükümlerini nereden alır ve neyi korumayı amaçlar? Fıkıh, şeriat, içtihat ve fetva kavramlarından başlayıp kaynaklara, konu alanlarına, farzdan harama uzanan hüküm çeşitlerine ve hepsinin arkasındaki büyük amaca, yani din, can, akıl, nesil ve malın korunmasına doğru ilerleyeceğiz. Haftanın sonunda günlük hayattaki bir olayı fıkıh gözüyle çözümleyip kendi cümlelerimizle anlatabileceğiz.
Fıkıh, Şeriat ve Hukuk: İslam Hukukunun Temel Kavramları
İnsan, toplum içinde yaşayan bir varlıktır. Ailesiyle, komşusuyla, alışveriş yaptığı esnafla, okuluyla ve devletiyle sürekli ilişki kurar. Bu ilişkilerde hakların korunması ve sorumlulukların bilinmesi için kurallara ihtiyaç vardır. İslam dini, Müslümanın Allah'la, kendisiyle, diğer insanlarla ve çevresiyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar getirmiştir. Bu kuralların bütününe İslam hukuku, bu kuralları inceleyen ilme ise İslam geleneğinde fıkıh denir. Fıkıh kelimesi sözlükte derinlemesine anlamak, bir şeyin inceliğini kavramak demektir. Kur'an-ı Kerim, müminlerin içinden bir grubun “dinde derin bilgi edinmeleri” gerektiğini bildirir (Tevbe, 122); Hz. Peygamber de “Allah kimin hayrını dilerse onu dinde fakih (derin anlayışlı) kılar.” buyurmuştur (Buhârî, İlim, 13).
Fıkhın terim anlamı zamanla daralmıştır. Ebû Hanîfe fıkhı “kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” diye tanımlamıştır; bu geniş tanım inanç, ahlak ve davranışları birlikte kapsar. Sonraki dönemlerde fıkıh, insan davranışlarıyla ilgili dinî hükümlerin ayrıntılı delillerinden çıkarılarak bilinmesi anlamında kullanılmıştır. Osmanlı döneminde hazırlanan Mecelle'nin ilk maddesi de fıkhı “ameliyle ilgili dinî meseleleri bilmek” diye tanımlar. Fıkıhla yakından ilişkili diğer kavram şeriattır. Şeriat sözlükte suya ulaştıran yol anlamına gelir; terim olarak Allah'ın kulları için koyduğu hükümlerin bütünüdür. Kur'an'da “Sonra seni de din işinde bir şeriat üzerine kıldık; sen ona uy.” buyrulur (Câsiye, 18). Buradaki ince ayrım önemlidir: Şeriat ilahî kaynaklıdır; fıkıh ise bu ilahî hükümleri anlama ve uygulama yolunda insanın gösterdiği bilgi çabasıdır.
Fıkıh alanında bazı kişi ve kurumlar özel adlarla anılır. Kaynaklardan hüküm çıkarabilecek bilgi ve yeterliğe sahip âlime müctehid, onun bu çabasına içtihat denir. Fıkıh bilgisine sahip kişiye genel olarak fakih denir. Bir kişinin sorduğu dinî soruya verilen cevaba fetva, fetva veren yetkin âlime müftü denir. Mahkemede anlaşmazlıkları çözüp bağlayıcı hüküm veren yargıca kadı, onun bu görevine kaza adı verilir. Fetva ile kaza arasındaki fark şudur: Fetva bir bilgilendirmedir ve kişiyi vicdanen bağlar; kadının hükmü ise devlet gücüyle uygulanır. Örneğin bir öğrencinin “Yolculukta orucumu erteleyebilir miyim?” sorusuna müftünün verdiği cevap fetvadır; iki komşu arasındaki arsa anlaşmazlığında mahkemenin verdiği karar ise kazadır.
| Kavram | Sözlük Anlamı | Terim Anlamı |
|---|---|---|
| Fıkıh | Derinlemesine anlamak, kavramak | Amelî dinî hükümlerin ayrıntılı delillerinden bilinmesi; İslam hukuku ilmi |
| Şeriat | Suya ulaştıran yol | Allah'ın kulları için koyduğu hükümlerin bütünü |
| İçtihat | Bir işte bütün gücü harcamak | Yetkin âlimin dinî hükmü kaynaklarından çıkarmak için gösterdiği çaba |
| Fetva | Bir soruya cevap vermek | Yetkin bir âlimin dinî bir soruya verdiği bağlayıcı olmayan cevap |
| Kaza | Hükmetmek, karara bağlamak | Kadının mahkemede anlaşmazlığı çözerek verdiği bağlayıcı hüküm |
Hükümlerin Dayanağı: İslam Hukukunun Asli Kaynakları ve Yardımcı Yöntemleri
Bir hukuk sisteminin değeri, hükümlerini nereden aldığıyla yakından ilgilidir. İslam hukukunda hükümlerin dayandığı kaynaklara edille-i şer'iyye (dinî deliller) denir. Bu kaynakların sırasını en güzel anlatan olaylardan biri, Hz. Peygamber'in Muaz b. Cebel'i Yemen'e kadı olarak gönderirken onunla yaptığı konuşmadır. Hz. Peygamber “Önüne bir dava gelince neye göre hüküm vereceksin?” diye sorar. Muaz önce Allah'ın kelamına, orada bulamazsa Resulullah'ın sünnetine, onda da bulamazsa kendi görüşüyle içtihat edeceğine söz verir; Hz. Peygamber de bu cevaptan memnun kalır (Ebû Dâvûd, Akdiye, 11). Kur'an da “Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resule götürün.” (Nisâ, 59) buyurarak bu sıralamaya işaret eder.
İslam hukukunun dört asli kaynağı vardır. Birincisi ve en temeli Kur'an-ı Kerim'dir; hükümlerin genel ilkelerini ve bazı ayrıntılarını belirler. Örneğin namazı emreder (Bakara, 43) ama kılınışını ayrıntılı anlatmaz. İkincisi sünnettir; Hz. Peygamber'in söz, fiil ve onaylarıdır. Sünnet Kur'an'ı açıklar ve tamamlar: Hz. Peygamber “Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız siz de öyle kılın.” (Buhârî, Ezan, 18) buyurarak namazın uygulamasını öğretmiştir. Üçüncüsü icmadır; Hz. Peygamber'den sonra bir dönemde yaşayan müçtehitlerin dinî bir meselede görüş birliğine varmasıdır. Hz. Ebû Bekir döneminde Kur'an'ın tek bir mushafta toplanması konusunda sahabenin birleşmesi buna örnektir. Dördüncüsü kıyastır; hakkında açık hüküm bulunmayan yeni bir meseleyi, hükmün gerekçesi (illet) aynı olan eski bir meseleye benzeterek hükme bağlamaktır. Kur'an şarabı yasaklar (Mâide, 90); yasağın illeti sarhoş edici olmasıdır. Aynı illet uyuşturucu maddelerde de bulunduğu için onlar da kıyasla haram kabul edilir.
Asli kaynakların yanında âlimler, özellikle yeni ve karmaşık meselelerde bazı yardımcı yöntemler kullanmıştır. İstihsan, kıyasın katı uygulamasının adaletsiz sonuç doğuracağı durumda daha uygun bir delile dayanarak farklı hüküm vermektir. Maslahat (istislâh), toplumun yararını gözeten ve dinin amaçlarıyla çelişmeyen düzenlemeler yapmaktır; trafik kuralları buna örnektir. Örf, toplumda yerleşmiş ve dinin ilkelerine aykırı olmayan uygulamalardır; alışverişte kullanılan ölçüler, ticari teamüller örftür. Sedd-i zerâi, kötülüğe götüren yolları baştan kapatmaktır. İstishâb ise aksi ispatlanana kadar mevcut durumun devam ettiğini kabul etmektir; örneğin abdestli olduğunu bilen kişi, abdestinin bozulduğunu kesin bilmedikçe abdestli sayılır. Bu yöntemler, İslam hukukunun hem sabit kaynaklara bağlı hem de yeni sorunlara cevap verebilen bir yapıya sahip olduğunu gösterir.
| Kaynak / Yöntem | Kısa Tanımı | Örnek |
|---|---|---|
| Kur'an | Allah'ın Hz. Peygamber'e indirdiği kelamı | Namazın ve zekâtın emredilmesi (Bakara, 43) |
| Sünnet | Hz. Peygamber'in söz, fiil ve onayları | Namazın rekât sayılarının ve kılınışının öğretilmesi |
| İcma | Bir dönemdeki müçtehitlerin görüş birliği | Kur'an'ın tek mushafta toplanması |
| Kıyas | Ortak illet nedeniyle yeni meseleye eski meselenin hükmünü vermek | Şarap yasağından hareketle uyuşturucunun haramlığı |
| Örf | Dinin ilkelerine aykırı olmayan yerleşik uygulamalar | Bir yöredeki alışveriş ölçüleri ve teslim şekilleri |
| Maslahat | Dinin amaçlarına uygun kamu yararı | Trafik kuralları, nüfus ve tapu kayıtları |
İslam Hukukunun Konu Alanları: İbadetlerden Devletler Arası İlişkilere
İslam hukukunu yalnızca namaz, oruç ve abdest gibi ibadet kurallarından ibaret sanmak yaygın bir yanılgıdır. Oysa fıkıh, bir Müslümanın doğumundan ölümüne kadar hayatının hemen her alanını kapsar. Klasik fıkıh eserleri konuları genellikle üç ana başlıkta toplamıştır: Allah ile kul arasındaki ilişkileri düzenleyen ibâdât; insanlar arasındaki alım-satım, kira, borç gibi ilişkileri düzenleyen muâmelât; suç ve cezalarla ilgili ukûbât. Bazı âlimler aile hukukunu ayrı bir başlık olarak ele alıp buna münâkehât adını vererek dörtlü bir sınıflandırma yapmıştır. Fıkıh eserlerinin çoğunun temizlik (taharet) bahsiyle başlaması da dikkat çekicidir; çünkü ibadetin ön şartı temizliktir.
Günümüz hukuk diliyle düşündüğümüzde fıkhın konu alanlarını daha ayrıntılı sınıflandırabiliriz: Nikâh, boşanma, nafaka ve velayet gibi konular aile hukukuna; miras ve vasiyet miras hukukuna; alım-satım, kira, ortaklık, borç ve rehin borçlar ve ticaret hukukuna; suç ve cezalar ceza hukukuna; dava, şahitlik ve hâkimlik yargılama hukukuna; devlet yönetimi ve vergiler kamu hukukuna; savaş, barış ve antlaşmalar ise siyer, yani devletler arası ilişkiler hukukuna girer. Kur'an'da muâmelâta ilişkin ayetler bu genişliği gösterir: “Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin.” (Mâide, 1) ayeti sözleşmelere bağlılığı, “Belirli bir süre için borçlandığınızda onu yazın.” (Bakara, 282) ayeti ise borç ilişkilerinde belgeyi emreder. Kur'an'ın en uzun ayetinin bir borç ayeti olması, İslam'ın gündelik ilişkilerdeki adalete verdiği önemin işaretidir.
Fıkhın muâmelât alanının devlet eliyle kanunlaştırılmasının en bilinen örneği Osmanlı Devleti'nde hazırlanan Mecelle'dir. Mecelle, Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki bir ilim heyeti tarafından 1869-1876 yılları arasında bölüm bölüm hazırlanmıştır. Hanefî mezhebi görüşlerine dayanan Mecelle; alım-satım, kira, ortaklık, şahitlik ve yargılama gibi konuları 1851 madde hâlinde düzenler. Başına konan 99 külli kaide, İslam hukukunun özünü veciz cümlelerle özetler. Türkiye'de 1926'da Türk Medeni Kanunu kabul edilene kadar yürürlükte kalan Mecelle, fıkıh birikiminin modern kanun diliyle ifade edilebileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
| Konu Alanı | Düzenlediği İlişki | Örnek Konular |
|---|---|---|
| İbâdât | Allah ile kul arasındaki ilişki | Taharet, namaz, oruç, zekât, hac, kurban |
| Münâkehât | Aile içi ilişkiler | Nikâh, mehir, nafaka, boşanma, velayet |
| Muâmelât | İnsanlar arasındaki mal ve hak ilişkileri | Alım-satım, kira, borç, ortaklık, miras, vakıf |
| Ukûbât | Suç ile toplum düzeni arasındaki ilişki | Hırsızlık, öldürme, yaralama ve bunların cezaları |
| Yargılama (Kaza) | Anlaşmazlıkların çözümü | Dava, delil, şahitlik, yemin, kadının nitelikleri |
| Siyer | Devletler arası ilişkiler | Savaş ahlakı, barış antlaşmaları, elçilik, esirler |
Hüküm Kavramı ve Sınıflandırılması: Farzdan Harama, Sebepten Şarta
Fıkhın temel kavramlarından biri hükümdür. Fıkıh terimi olarak hüküm, Allah'ın mükelleflerin fiilleriyle ilgili koyduğu kurallardır. Hükmün muhatabı mükellef, yani dinî sorumluluk taşıyan kişidir. Bir kişinin mükellef sayılabilmesi için akıllı ve ergenlik çağına girmiş (baliğ) olması gerekir. Hz. Peygamber bunu şöyle açıklar: “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, ergenlik çağına erinceye kadar çocuktan ve iyileşinceye kadar akıl hastasından.” (Ebû Dâvûd, Hudûd, 17) İslam hukuku, kişinin sorumluluğunu gücüne ve durumuna göre belirler: “Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 286)
Hükümler iki ana gruba ayrılır. Birincisi teklifî hükümlerdir; bir fiilin yapılmasını, yapılmamasını ya da serbest bırakılmasını bildirir. Yapılması kesin delille istenen fiile farz denir; beş vakit namaz ve Ramazan orucu böyledir. Hanefî mezhebinde yapılması istenen ama delili farz kadar kesin olmayan fiile vacip denir; vitir namazı ve bayram namazı örnektir. Hz. Peygamber'in yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği fiillere sünnet (mendup) denir; misvak kullanmak, namazdan önce ve sonra kılınan sünnet namazlar gibi. Yapılıp yapılmaması kişinin tercihine bırakılan fiil mubahtır; meşru yollardan yiyip içmek, yürüyüş yapmak gibi. Yapılmaması daha iyi olan fiil mekruh, yapılması kesin delille yasaklanan fiil ise haramdır; yalan, gıybet, hırsızlık ve faiz gibi. Kur'an “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” (Bakara, 275) buyurarak bu iki hükmü bir arada gösterir.
İkinci grup vaz'î hükümlerdir; bir fiilin geçerliliğini belirleyen durumları gösterir. Sebep, hükmü başlatan durumdur: Namaz vaktinin girmesi namazın sebebidir. Şart, varlığı hükmün geçerliliği için gerekli olan ama fiilin parçası olmayan durumdur: Abdest namazın şartıdır. Mâni (engel), hükmün ortaya çıkmasını önleyen durumdur: Murisini kasten öldüren kişi ona mirasçı olamaz. Şartlarına uygun yapılan işlem sahih, temel unsuru eksik olan işlem bâtıl sayılır; abdestsiz kılınan namaz bâtıldır. Ayrıca normal şartlardaki asıl hükme azimet, zor durumlar için tanınan kolaylığa ruhsat denir: Ramazan'da oruç tutmak azimet, hastanın ve yolcunun orucunu sonraya bırakması ruhsattır (Bakara, 184).
| Hüküm | Anlamı | Yapanın / Terk Edenin Durumu | Örnek |
|---|---|---|---|
| Farz | Kesin delille yapılması istenen | Yapan sevap kazanır; özürsüz terk eden günahkâr olur. | Beş vakit namaz, Ramazan orucu |
| Vacip | Farza yakın kuvvette istenen (Hanefî) | Yapan sevap kazanır; terk eden sorumlu olur. | Vitir ve bayram namazı |
| Sünnet / Mendup | Yapılması tavsiye edilen | Yapan sevap kazanır; terk eden günahkâr olmaz ama sevaptan mahrum kalır. | Misvak, sünnet namazlar |
| Mubah | Yapıp yapmamak serbest | Niyetine göre değerlendirilir; kendiliğinden sevap ya da günah gerektirmez. | Meşru yiyecekler, spor, gezinti |
| Mekruh | Yapılmaması daha iyi olan | Terk eden sevap kazanır; yapan kınanır. | Abdestte suyu israf etmek |
| Haram | Kesin delille yasaklanan | Kaçınan sevap kazanır; yapan günahkâr olur. | Yalan, hırsızlık, faiz, kumar |
İslam Hukukunun Amaçları ve Külli Kaideleri: Adaletin Teminatı
İslam hukukunun hükümleri rastgele konmuş kurallar değildir; her birinin arkasında insanın yararını gözeten bir amaç vardır. Bu amaçlara makâsıdü'ş-şerîa (dinin amaçları) denir. Gazzâlî (ö. 505/1111) ve Şâtıbî (ö. 790/1388) gibi âlimler, İslam hukukunun beş temel değeri korumayı amaçladığını ortaya koymuşlardır: din, can, akıl, nesil ve mal. Kur'an, Hz. Peygamber'in gönderiliş amacını “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107) diye açıklar; hukuk da bu rahmetin toplum hayatındaki karşılığıdır. Âlimler bu amaçları önem derecesine göre üç kademede ele almıştır: Hayatın devamı için zorunlu olanlar (zarûriyyât), hayatı kolaylaştıran ihtiyaçlar (hâciyyât) ve hayatı güzelleştiren incelikler (tahsîniyyât).
Bu beş amacın her biri belirli hükümlerle korunur. Dinin korunması için ibadet özgürlüğü güvence altına alınır ve inançta zorlama yasaklanır (Bakara, 256). Canın korunması için haksız yere öldürme yasaklanır: “Kim bir cana kıymamış… birini öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir; kim de birini hayata döndürürse bütün insanları hayata döndürmüş gibidir.” (Mâide, 32) Aklın korunması için sarhoş edici maddeler yasaklanır (Mâide, 90) ve ilim teşvik edilir. Neslin korunması için evlilik ve aile kurumu düzenlenir, aile bağlarını zedeleyen davranışlar yasaklanır. Malın korunması için hırsızlık, gasp ve haksız kazanç yasaklanır: “Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin.” (Nisâ, 29) Böylece bir hükmün amacını bilen kişi, onun neden konduğunu da anlar. Örneğin trafik kurallarına uymak doğrudan bir ayetle emredilmemiş olsa da canın korunması amacına hizmet ettiği için dinen de önemlidir.
Fıkıh âlimleri, binlerce hükmün ortak noktalarını kısa ve öz cümlelerle ifade eden külli kaideler geliştirmiştir. “Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.” (Mecelle, md. 2) kaidesi, “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed'ü'l-vahy, 1) hadisine dayanır. “Meşakkat kolaylığı getirir.” (md. 17) kaidesi, “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 185) ayetinin ve “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.” (Buhârî, İlim, 11) hadisinin özüdür. “Zarar giderilir.” (md. 20) kaidesi ise “Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” (İbn Mâce, Ahkâm, 17) hadisinden beslenir. Bütün bu amaç ve kaidelerin özünde adalet vardır: “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 58) Ünitemizin adında yer alan adaletin teminatı ifadesi, İslam hukukunun bu temel misyonunu anlatır.
| Külli Kaide | Anlamı | Günlük Hayattan Örnek |
|---|---|---|
| Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir. (md. 2) | Davranışın değeri niyete ve amaca bağlıdır. | Hediye diye verilen para ile rüşvet olarak verilen para aynı hükmü taşımaz. |
| Şüphe ile kesin bilgi ortadan kalkmaz. (md. 4) | Kesin bilinen durum, şüpheyle değişmez. | Abdestli olduğunu bilen kişi, bozulup bozulmadığından şüphe etse de abdestli sayılır. |
| Meşakkat kolaylığı getirir. (md. 17) | Aşırı zorluk durumunda kolaylık tanınır. | Ayakta duramayan hasta namazını oturarak kılar. |
| Zarar giderilir. (md. 20) | Verilen zarar telafi edilmelidir. | Komşusunun camını kıran kişi zararı öder. |
| Âdet hakemdir. (md. 36) | Dine aykırı olmayan örf, hükümde ölçü alınır. | Bir yörede alışverişte yaygın olan teslim şekli sözleşmede esas alınır. |
Özellikler, Mezhepler ve Çözümleme: İslam Hukukunu Kendi Cümlelerimle Anlatmak
İslam hukukunu diğer hukuk sistemlerinden ayıran bazı özellikler vardır. Birincisi ilahî kaynaklı olmasıdır; temel ilkeleri Kur'an ve sünnete dayanır. İkincisi din, ahlak ve hukuku birlikte ele almasıdır. Bu yüzden fıkıhta kazâî (mahkemeye yansıyan) ve diyânî (Allah katındaki, vicdani) olmak üzere iki boyut vardır. Hz. Peygamber “Ben de bir insanım; bana davalaşmak için geliyorsunuz. Belki biriniz delilini diğerinden daha iyi anlatır da ben de duyduğuma göre onun lehine hüküm veririm. Kime kardeşinin hakkından bir şey hükmedersem ona ateşten bir parça ayırmış olurum.” (Buhârî, Şehâdât, 27) buyurarak mahkemeyi yanıltarak elde edilen hakkın Allah katında helal olmayacağını bildirmiştir. Üçüncüsü eşitliktir: Hukuk önünde zengin-fakir, yönetici-halk ayrımı yoktur (Hucurât, 13). Dördüncüsü sabitlik ile esnekliğin dengesidir: İbadetlerin esasları ve temel ahlak ilkeleri değişmez; örfe ve maslahata dayanan bazı hükümler ise zamana göre değişebilir. Mecelle bunu şöyle ifade eder: “Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkâr olunamaz.” (md. 39)
İçtihat serbestliği, zamanla bazı büyük âlimlerin yöntemleri etrafında fıkıh mezheplerinin oluşmasını sağlamıştır. Ehl-i sünnet içinde günümüze kadar yaşayan dört mezhep; Hanefî (İmam Ebû Hanîfe, ö. 150/767), Mâlikî (İmam Mâlik, ö. 179/795), Şâfiî (İmam Şâfiî, ö. 204/820) ve Hanbelî (Ahmed b. Hanbel, ö. 241/855) mezhepleridir. Bunların yanında Cafer es-Sâdık'a (ö. 148/765) nispet edilen Caferî mezhebi de önemli bir fıkıh okuludur. Türkiye'de Hanefî mezhebi yaygındır; özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerimizde Şâfiî mezhebine bağlı Müslümanlar da yaşar. Mezhepler dinin ayrı kolları değil, aynı kaynakları anlamada farklı yöntemler geliştiren ilim okullarıdır. Âlimler arasındaki görüş farklılıkları çoğu zaman ümmet için bir genişlik ve kolaylık olarak değerlendirilmiştir; ancak bu farklılıklar ayrılık ve düşmanlık sebebi yapılmamalıdır.
Bu hafta öğrendiklerimizi bir araya getirince İslam hukukunun mahiyetini şöyle özetleyebiliriz: İslam hukuku, Kur'an ve sünnete dayanan, içtihatla gelişen, insanın Allah'la ve diğer insanlarla bütün ilişkilerini düzenleyen, din, can, akıl, nesil ve malı korumayı amaçlayan ve adaleti merkeze alan bir hukuk sistemidir. Bir meseleyi fıkıh gözüyle çözümlemek için beş adım izleyebiliriz: Olayı tanımla, konu alanını belirle, ilgili delili bul, hükmün türünü sınıflandır ve hangi amaca hizmet ettiğini açıkla. Örneğin okul kantininden veresiye alışveriş yapan bir öğrenciyi düşünelim: Olay bir borç ilişkisidir; konu alanı muâmelâttır; delil “Akitlerinizi yerine getirin.” (Mâide, 1) ve borcun yazılmasını isteyen ayettir (Bakara, 282); borcu zamanında ödemek farzdır, ödemeyi kasten geciktirmek ise haksızlıktır; bu hüküm malın korunması amacına hizmet eder. Böylece kavramları ezberlemek yerine onları hayatın içinde kullanmayı öğreniriz.
| Mezhep | Kendisine Nispet Edilen İmam | Vefatı (Hicrî/Miladi) | Yaygın Olduğu Bazı Bölgeler |
|---|---|---|---|
| Hanefî | Ebû Hanîfe Nu'mân b. Sâbit | 150/767 | Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Hint alt kıtası |
| Mâlikî | Mâlik b. Enes | 179/795 | Kuzey ve Batı Afrika |
| Şâfiî | Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî | 204/820 | Endonezya, Malezya, Doğu Afrika, Türkiye'nin doğusu |
| Hanbelî | Ahmed b. Hanbel | 241/855 | Arap Yarımadası'nın bazı bölgeleri |
| Caferî | Cafer es-Sâdık | 148/765 | İran, Irak, Azerbaycan |
Örnekler
Örnek 1Aşağıdaki durumları İslam hukukunun konu alanlarına göre sınıflandırınız: I. Bir öğrencinin abdest alıp öğle namazını kılması II. Bir ailenin evini bir yıllığına kiraya vermesi III. İki gencin nikâh kıyması IV. Bir hırsızın yakalanıp yargılanması V. İki devletin barış antlaşması imzalaması
Cevabı göster
1. adım: Allah ile kul arasındaki ilişkiyi düzenleyen alan ibâdâttır. I (abdest ve namaz) bu alana girer. 2. adım: İnsanlar arasındaki mal ve hak ilişkileri muâmelât alanındadır. II (kira sözleşmesi) bu alana girer. 3. adım: Aile hukukuyla ilgili konular münâkehât alanındadır. III (nikâh) bu alana girer. 4. adım: Suç ve cezalar ukûbât alanındadır; yargılama süreci ise kaza hukukunu da ilgilendirir. IV bu alana girer. 5. adım: Devletler arası ilişkiler siyer alanındadır. V bu alana girer. Sonuç: I → ibâdât, II → muâmelât, III → münâkehât, IV → ukûbât (ve yargılama), V → siyer.
Örnek 2Yeni piyasaya çıkan ve kişide sarhoşluk hâli oluşturan sentetik bir madde hakkında Kur'an'da ve hadislerde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bir müçtehid bu maddenin hükmünü hangi yöntemle ve nasıl belirler?
Cevabı göster
1. adım: Kur'an ve sünnette bu maddenin adı geçmediği için müçtehid içtihat yoluna başvurur; burada uygun yöntem kıyastır. 2. adım: Asıl: Hükmü ayetle bilinen mesele şaraptır; Mâide 90. ayette yasaklanmıştır. 3. adım: İllet: Şarabın yasaklanma gerekçesi aklı örten, sarhoş edici olmasıdır. 4. adım: Fer': Yeni sentetik madde de sarhoşluk hâli oluşturduğu için aynı illeti taşır. 5. adım: Hüküm: Asla ait haramlık hükmü fer'e de verilir. Sonuç: Madde kıyas yoluyla haramdır. Bu hüküm, dinin aklın ve canın korunması amacıyla da örtüşür.
Örnek 3Aşağıdaki fiillerin teklifî hükümlerini belirleyiniz: I. Ramazan orucu II. Misvak kullanmak III. Gıybet etmek IV. Akşam yemeğinde meyve yemek V. Abdest alırken suyu gereğinden fazla kullanmak
Cevabı göster
1. adım: Ramazan orucu kesin delille emredilmiştir (Bakara, 183): farz. 2. adım: Misvak, Hz. Peygamber'in yaptığı ve tavsiye ettiği bir davranıştır: sünnet. 3. adım: Gıybet, Kur'an'da açıkça yasaklanmıştır (Hucurât, 12): haram. 4. adım: Meşru bir yiyeceği yemek kişinin tercihine bırakılmıştır: mubah. 5. adım: Abdestte suyu israf etmek yapılmaması daha iyi olan bir davranıştır: mekruh. Sonuç: I farz, II sünnet, III haram, IV mubah, V mekruh.
Örnek 4Diz ameliyatı olan Zeynep ayakta namaz kılamamaktadır; dedesi ise uzun bir yolculuğa çıkacağı için Ramazan'da orucunu tutup tutamayacağını sormaktadır. Bu iki durumu ilgili ayet, kaide ve azimet-ruhsat kavramlarıyla açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Normal şartlarda namazı ayakta kılmak ve Ramazan'da oruç tutmak azimettir. 2. adım: Zeynep için ayakta durmak aşırı zorluk (meşakkat) doğurur. “Meşakkat kolaylığı getirir.” (Mecelle, md. 17) kaidesi gereği namazını oturarak kılabilir; bu bir ruhsattır. 3. adım: Dede için Kur'an açıkça ruhsat tanır: “Sizden kim hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun.” (Bakara, 184) 4. adım: Bu kolaylıklar “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 185) ayetinin uygulamasıdır. Sonuç: Zeynep oturarak namaz kılabilir; dedesi yolculukta orucunu tutmayıp sonra kaza edebilir. İkisi de ruhsattan yararlanmaktadır; ibadet tamamen düşmez, şekli ya da zamanı kolaylaştırılır.
Örnek 5Aşağıdaki düzenlemelerin İslam hukukunun beş temel amacından hangisine hizmet ettiğini belirleyiniz: I. Araç kullanırken emniyet kemeri takmak II. Bağımlılık yapan maddelerin satışının yasaklanması III. Mirasın adil biçimde paylaştırılması IV. Herkesin ibadetini özgürce yapabilmesi V. Aile kurumunun korunması
Cevabı göster
1. adım: Emniyet kemeri can güvenliğini sağlar: canın korunması (Mâide, 32). 2. adım: Bağımlılık yapan maddeler aklı ve sağlığı bozar: aklın korunması (Mâide, 90). 3. adım: Mirasın adil paylaşımı mülkiyet hakkını gözetir: malın korunması (Nisâ, 29). 4. adım: İbadet özgürlüğü dinin korunmasıdır (Bakara, 256). 5. adım: Aile kurumunun korunması neslin korunmasıdır. Sonuç: I can, II akıl, III mal, IV din, V nesil. Emniyet kemeri gibi düzenlemeler ayette adıyla geçmese de maslahat yöntemiyle dinin amaçlarına bağlanır.
Örnek 6Ali, mahkemede iyi bir avukat tutarak ve güçlü konuşarak gerçekte komşusuna ait olan bir arsa parçasını kendi adına tescil ettirmiştir. Mahkeme kararı Ali'nin lehinedir. Bu durumu İslam hukukunun kazâî ve diyânî boyutlarıyla değerlendiriniz.
Cevabı göster
1. adım: Kazâî boyut: Mahkeme, kendisine sunulan delillere göre hüküm vermiştir; dünyevi olarak karar uygulanır. 2. adım: Diyânî boyut: Ali, arsanın gerçekte komşusuna ait olduğunu bilmektedir. Hz. Peygamber, mahkemeyi yanıltarak elde edilen hakkın “ateşten bir parça” olduğunu bildirmiştir (Buhârî, Şehâdât, 27). 3. adım: Bu davranış kul hakkı ihlalidir ve “Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin.” (Nisâ, 29) ayetine aykırıdır. 4. adım: İslam hukukunda din, ahlak ve hukuk birlikte düşünüldüğü için mahkemeyi kazanmak Allah katında haklı olmak demek değildir. Sonuç: Ali, arsayı sahibine iade etmeli ve helallik dilemelidir. Bu örnek İslam hukukunun yalnız dış davranışı değil, vicdanı da muhatap aldığını gösterir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Ebû Hanîfe'nin fıkıh tanımına göre fıkıh aşağıdakilerden hangisidir?
Ebû Hanîfe fıkhı “kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” diye tanımlamıştır. Bu geniş tanım inanç, ahlak ve davranış hükümlerini birlikte kapsar; sonraki dönemlerde fıkıh daha dar olarak amelî hükümleri ifade etmiştir.
2Bir müçtehid, Kur'an'da yasaklanan şarabın sarhoş edici olduğu için yasaklandığını tespit ederek aynı özelliği taşıyan uyuşturucu maddelerin de haram olduğuna hükmetmiştir. Müçtehidin kullandığı yöntem aşağıdakilerden hangisidir?
Hakkında açık hüküm bulunmayan bir meseleye (uyuşturucu), aynı illeti (sarhoş edicilik) taşıyan ve hükmü bilinen bir meselenin (şarap) hükmünü vermek kıyastır.
3“Ayakta namaz kılamayan hasta oturarak, oturamayan yatarak kılar.” hükmü aşağıdaki külli kaidelerden hangisinin uygulamasıdır?
Hastanın ayakta durmasının aşırı zorluk oluşturması nedeniyle ona kolaylık tanınmıştır. Bu, “Meşakkat kolaylığı getirir.” (Mecelle, md. 17) kaidesinin ve “Allah sizin için kolaylık ister.” (Bakara, 185) ayetinin uygulamasıdır.
4Aşağıdakilerden hangisi İslam hukukunun muâmelât alanında yer alır?
Muâmelât, insanlar arasındaki alım-satım, kira, borç ve ortaklık gibi mal ve hak ilişkilerini düzenler. Bayram namazı ve hac ibadât alanına girer; zekât da ibadetler arasında ele alınır.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Şeriat Allah'ın koyduğu hükümlerin bütünüdür; fıkıh ise bu hükümleri anlamaya yönelik insan çabasıdır.
Şeriat ilahî kaynaklıdır; fıkıh ise müçtehitlerin bu hükümleri kaynaklardan anlama çabasının ürünüdür. Bu yüzden fıkıhta görüş farklılıkları olabilir.
- İslam hukuku yalnızca namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri düzenler.
İslam hukuku ibadetlerin yanında aile, ticaret, miras, ceza, yargılama ve devletler arası ilişkiler gibi hayatın bütün alanlarını düzenler.
- Müftünün verdiği fetva ile kadının mahkemede verdiği hüküm aynı bağlayıcılığa sahiptir.
Fetva bir bilgilendirmedir ve kişiyi vicdanen bağlar; kadının hükmü (kaza) ise devlet gücüyle uygulanan bağlayıcı bir karardır.
- İslam hukukunun beş temel amacı din, can, akıl, nesil ve malın korunmasıdır.
Gazzâlî ve Şâtıbî gibi âlimler bu beş değeri İslam hukukunun zorunlu (zarûrî) amaçları olarak açıklamıştır.
- Fıkıh mezhepleri İslam dininin birbirinden bağımsız farklı kollarıdır.
Mezhepler dinin ayrı kolları değil, aynı kaynakları (Kur'an ve sünnet) anlamada farklı yöntemler geliştiren ilim okullarıdır.
- Şeriat Allah'ın koyduğu hükümlerin bütünüdür; fıkıh ise bu hükümleri anlamaya yönelik insan çabasıdır.
6Aşağıdaki fıkıh kavramlarını ilgili açıklamalarla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Fıkıh kelimesi sözlükte derinlemesine ve kavramak anlamına gelir.
- Allah'ın kulları için koyduğu hükümlerin bütününe denir.
- Hz. Peygamber'den sonra bir dönemde yaşayan müçtehitlerin dinî bir meselede görüş birliğine varmasına denir.
- Yapılması kesin delille istenen ve özürsüz terk edeni günahkâr yapan hükme denir.
- Alım-satım, kira ve borç gibi insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen fıkıh alanına denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Emre, arkadaşı Can'dan ödünç aldığı bisikleti dikkatsizce kullanıp bir duvara çarparak bozmuş ve “Zaten eski bir bisikletti.” diyerek tamir ettirmekten kaçınmıştır. Bu olayı İslam hukukunun konu alanı, delilleri, hüküm türü, ilgili külli kaide ve korunan amaç açısından adım adım çözümleyiniz ve Emre'nin ne yapması gerektiğini kendi cümlelerinizle açıklayınız.
1. ipucu: 1. adım: Olayı tanımla ve hangi konu alanına (ibâdât, münâkehât, muâmelât, ukûbât) girdiğini belirle.
2. ipucu: 2. adım: Emanet, zarar ve haksız kazançla ilgili ayet ve hadisleri (Nisâ, 58; Nisâ, 29; İbn Mâce, Ahkâm, 17) delil olarak kullan; uygun külli kaideyi seç.
3. ipucu: 3. adım: Zararı ödemenin teklifî hükmünü sınıflandır, korunan amacı belirle ve Emre için somut bir çözüm yaz.
Cevap: 1. adım (Olay ve konu alanı): Emre, ödünç aldığı bir eşyayı kendi dikkatsizliğiyle zarara uğratmıştır. Ödünç verme (âriyet) ve zararın tazmini, insanlar arasındaki mal ve hak ilişkileriyle ilgili olduğu için muâmelât alanına girer. 2. adım (Deliller ve kaide): Ödünç alınan eşya bir emanettir: “Allah size, emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 58) Başkasının malına haksız yere zarar verip bunu karşılamamak “Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin.” (Nisâ, 29) ayetine aykırıdır. Hz. Peygamber de “Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” (İbn Mâce, Ahkâm, 17) buyurmuştur. Uygun külli kaide “Zarar giderilir.” (Mecelle, md. 20) kaidesidir. Bisikletin eski olması zararı ortadan kaldırmaz; Emre bisikleti aldığı hâliyle teslim etmekle yükümlüdür. 3. adım (Hüküm, amaç ve çözüm): Kendi ihmaliyle verdiği zararı karşılamak Emre için bir borçtur ve bu borcu ödemek farzdır; ödemekten kaçınmak ise kul hakkı ihlali olduğu için haramdır. Bu hüküm İslam hukukunun malın korunması amacına hizmet eder. Ayrıca mahkemeye gitmese bile Allah katında sorumluluk devam ettiğinden olayın diyânî bir boyutu da vardır. Çözüm: Emre, Can'dan özür dilemeli, bisikleti tamir ettirmeli; tamiri mümkün değilse değerini ödemeli ve helallik istemelidir. Kendi cümlemle: İslam hukuku, küçük bir bisiklet meselesinde bile hakkın sahibine ulaşmasını ve verilen zararın giderilmesini isteyerek adaleti gündelik hayatın içine taşır.
Kısaca
- Fıkıh ve şeriat: Şeriat, Allah'ın kulları için koyduğu hükümlerin bütünüdür; fıkıh ise bu hükümleri kaynaklarından anlamaya yönelik insan çabası ve bu çabanın ürünü olan ilimdir.
- Kaynaklar: İslam hukukunun asli kaynakları Kur'an, sünnet, icma ve kıyastır; istihsan, maslahat, örf, sedd-i zerâi ve istishâb ise yeni meselelerde başvurulan yardımcı yöntemlerdir.
- Konu alanları: İslam hukuku yalnız ibadetleri değil; aile (münâkehât), alım-satım ve borç (muâmelât), suç ve ceza (ukûbât), yargılama ve devletler arası ilişkiler (siyer) gibi hayatın bütün alanlarını düzenler.
- Hüküm çeşitleri: Mükellefin fiilleri farz, vacip, sünnet, mubah, mekruh ve haram olarak sınıflandırılır; sebep, şart ve mâni gibi vaz'î hükümler de bir fiilin geçerli olup olmadığını belirler.
- Amaçlar ve kaideler: İslam hukukunun temel amacı din, can, akıl, nesil ve malı korumaktır; “Meşakkat kolaylığı getirir.” ve “Zarar giderilir.” gibi külli kaideler bu amaçlara hizmet eder.
- Özellikler ve mezhepler: İslam hukuku din, ahlak ve hukuku birlikte ele alır; değişmeyen temel ilkelerin yanında zamana göre değişebilen içtihatlar da içerir. Mezhepler, aynı kaynakları anlamada farklı yöntemler geliştiren ilim okullarıdır.