İki haftadır önce argümanları çözümledik, sonra kendi argümanımızı kurduk ve bir deneme planı hazırladık. Bu hafta işin en zevkli ve en zor kısmına geçiyoruz: Plandan metne. Felsefi metnin ne olduğunu ve hangi türlerde yazıldığını göreceğiz. Ardından bir konuyu probleme dönüştürmeyi, güçlü bir giriş paragrafı ve tez cümlesi yazmayı, gelişme paragraflarını kurmayı öğreneceğiz. Hume'un mucize tartışmasını örnek alarak düşünceyi paragraf paragraf ilerletmeyi deneyeceğiz. Platon'dan Hume'a, İbn Tufeyl'den Yehuda Halevi'ye uzanan felsefi diyalog geleneğini tanıyacak, düşünürlere dürüstçe atıf yapmayı ve metni ölçütlerle gözden geçirmeyi göreceğiz. Haftanın sonunda akıl-inanç ilişkisine dair kendi felsefi metnimizi yazmış olmayı hedefliyoruz.
1. Felsefi Metin Nedir: Bir Problemden Yola Çıkan Yazı
Bir yazının felsefi olmasını sağlayan şey, konusunun Tanrı, ruh ya da hakikat gibi büyük bir kavram olması değildir. Bir metin, bir problemi gerekçelerle tartıştığı ölçüde felsefidir. Bunu öteki metin türleriyle karşılaştırarak görebiliriz. Bilimsel metin bir olguyu açıklar ve dayanağı deney, gözlem ve ölçümdür; okur, sonucu denetleyebilmek için yöntemi izler. Edebî metin bir deneyimi imgeler, duygular ve kurgu yoluyla yaşatır; okuru ikna etmekten çok etkilemeyi amaçlar. Köşe yazısı güncel bir olay hakkında görüş bildirir; gerekçe gösterse bile genellikle kısa yoldan sonuca gider. Felsefi metin ise kavramları tanımlar, bir tez savunur, bu tezi gerekçelendirir, karşı görüşü ciddiye alır ve sonucunu gerekçelerinin gücüyle sınırlar. Bir şiir de Tanrı'yı anlatabilir; ama 'Tanrı'nın varlığı akılla bilinebilir mi?' sorusunu öncüllerle tartışan bir yazı felsefidir.
Felsefe tarihi boyunca düşünürler farklı yazı türleri kullanmıştır. Deneme türünün adını Fransız düşünür Montaigne'in 1580'de yayımlanan 'Denemeler' adlı eseri koymuştur. Fransızca 'essai' kelimesi 'deneme, sınama' anlamına gelir: Yazar kesin bir öğreti sunmaz, düşüncesini sınar. Diyalog türü Platon'la başlar; görüşler karakterlerin ağzından konuşur ve okur tartışmanın içine çekilir. Boethius'un hapiste yazdığı 'Felsefenin Tesellisi' ile Hume'un ölümünden sonra 1779'da yayımlanan 'Doğal Din Üzerine Diyaloglar' adlı eseri bu geleneğin akıl-inanç alanındaki önemli örnekleridir. Meditasyon türünde düşünür kendi zihninde adım adım ilerler; Descartes'ın 1641 tarihli 'Meditasyonlar'ı böyledir. Pascal'ın ölümünden sonra derlenen 'Düşünceler'i parçalı notlardan oluşur. Felsefi anlatı ise düşünceyi bir hikâyeye yerleştirir: İbn Tufeyl'in 'Hay bin Yakzan' adlı eseri, ıssız bir adada büyüyen bir insanın akıl yoluyla hakikate yükselişini anlatır.
Bu türlerin her birinin akıl-inanç tartışmasına kattığı farklı bir şey vardır. Deneme, yazarın kendi sesini ve sorumluluğunu öne çıkarır. Diyalog, birden çok görüşü eşit ağırlıkla konuşturabilir ve yazarın kendi görüşünü saklamasına bile izin verir. Meditasyon, okuru düşüncenin içinden geçirir; Gazâlî'nin 'el-Munkız mine'd-Dalâl' adlı eserinde şüpheden kesinliğe uzanan yolculuğunu anlatması da bu türe yakındır. Hangi türü seçerseniz seçin, iyi bir felsefi metnin beş temel niteliği değişmez: açıklık (anlaşılır kavramlar), tutarlılık (birbiriyle çelişmeyen iddialar), gerekçelendirme (her iddianın dayanağı), eleştirel tutum (karşı görüşe yer verme) ve özgünlük (başkalarının sözlerini tekrarlamak yerine kendi düşünme sürecini gösterme). Bu hafta özellikle kısa bir deneme ve kısa bir diyalog yazmaya odaklanacağız.
| Tür | Belirgin özelliği | Akıl-inanç alanından örnek | Ne zaman seçilir? |
|---|---|---|---|
| Deneme | Yazar kendi sesiyle bir tezi sınar ve savunur. | Montaigne, 'Denemeler' (1580) | Tek bir tezi açıkça savunmak istediğinizde |
| Diyalog | Görüşler karakterlerin ağzından tartışılır. | Hume, 'Doğal Din Üzerine Diyaloglar' (1779); Yehuda Halevi, 'Kuzari' | Birden çok görüşü adil biçimde karşılaştırmak istediğinizde |
| Meditasyon | Düşünür zihninde adım adım ilerler. | Descartes, 'Meditasyonlar' (1641) | Bir düşünme sürecini içeriden göstermek istediğinizde |
| Otobiyografik tanıklık | Düşüncenin geçirdiği dönüşüm anlatılır. | Gazâlî, 'el-Munkız mine'd-Dalâl' | Kişisel deneyimi felsefi bir soruya bağlamak istediğinizde |
| Felsefi anlatı | Düşünce bir hikâyeye yerleştirilir. | İbn Tufeyl, 'Hay bin Yakzan' | Soyut bir tezi canlı bir durumla göstermek istediğinizde |
2. Konudan Probleme: Giriş Paragrafı ve Tez Cümlesi
Metin yazmaya başlayan öğrencilerin en sık yaptığı hata, bir konu hakkında yazmaya kalkışmaktır. 'Akıl ve inanç' bir konudur; bu başlıkla yazılan bir metin genellikle bilgilerin art arda sıralandığı bir ansiklopedi maddesine dönüşür. Felsefi metin ise bir problem etrafında kurulur. Problem, iki makul görünen kabulün birbiriyle gerilime düştüğü, cevabı tek bir gözlemle verilemeyen açık uçlu bir sorudur. Örneğin 'Doğa yasalarının istisnasız işlediğini kabul ederiz' ile 'Pek çok insan mucizelere tanıklık ettiğini söyler' kabulleri arasında bir gerilim vardır. Bu gerilim şu soruya dönüşür: Mucizelere inanmak akla aykırı mıdır? Benzer biçimde 'İnançlarımızın çoğunu ailemizden ve çevremizden alırız' ile 'İnançlarımızı doğru oldukları için benimseriz' kabulleri şu problemi doğurur: Bir inancı yalnızca yetiştirilme biçimimize borçluysak, o inanç değerini yitirir mi? Konuyu daraltırken sorunuzun cevabının 'evet' ya da 'hayır' ile bitmeyecek, gerekçe gerektirecek bir soru olmasına dikkat edin.
Giriş paragrafı okuru genelden özele doğru, bir huni gibi probleme taşır. Beş öğeden oluşur. Dikkat çekici açılış: Kısa bir örnek, bir düşünce deneyi ya da bir düşünürün sözüyle başlanır. Problem: Gerilim açıkça gösterilir ve soru sorulur. Kavram tanımı: Anahtar kavramların bu metinde hangi anlamda kullanılacağı belirtilir. Tez cümlesi: Yazarın soruya verdiği cevap, gücüne uygun bir niteleyiciyle tek cümlede yazılır. Yol haritası: Metnin hangi adımlarla ilerleyeceği bir iki cümleyle haber verilir. Örnek bir giriş şöyle olabilir: 'Bir arkadaşınız, ağır hastalığından beklenmedik biçimde iyileşen dedesinin bir mucize yaşadığını söylüyor. Ona inanmalı mısınız? Doğa yasalarının düzenli işlediğine güvenerek yaşıyoruz; ama insanlık tarihi mucize anlatılarıyla doludur. Bu metinde mucizeyi, doğal nedenlerle açıklanamayan ve dinî bir anlam taşıyan olay olarak ele alacağım. Savunacağım tez şudur: Mucizelere inanmak kendiliğinden akla aykırı değildir; ancak tek tek mucize iddiaları dikkatle sınanmalıdır. Önce Hume'un güçlü itirazını aktaracak, sonra bu itirazın bir varsayımını sorgulayacak ve son olarak tezimin sınırlarını göstereceğim.'
Tez cümlesi metnin pusulasıdır; ondan sonraki her paragraf bu cümleye hizmet eder. İyi bir tez cümlesinin dört ölçütü vardır. Birincisi tartışılabilir olmasıdır: 'Akıl ve inanç tarih boyunca tartışılmıştır' cümlesi doğrudur ama kimse buna itiraz etmez, bu yüzden tez değildir. İkincisi belirli olmasıdır: 'Akıl ve inanç bir bakıma uyumlu, bir bakıma uyumsuzdur' cümlesi hangi bakımdan uyumlu olduğunu söylemez. Üçüncüsü niteleyicili olmasıdır: Geçen hafta öğrendiğimiz gibi 'her zaman', 'kesinlikle' gibi ifadeler ispat yükünü ağırlaştırır. Dördüncüsü tek bir ana iddia taşımasıdır: Üç farklı iddiayı bir cümleye sıkıştırmak, metni üç dağınık metne böler. Tez cümlesini yazdıktan sonra kendinize şunu sorun: 'Bu cümleye akıllı biri itiraz edebilir mi?' Cevap hayırsa, elinizde tez değil bir bilgi cümlesi vardır.
| Zayıf tez | Sorunu | Güçlendirilmiş tez |
|---|---|---|
| Akıl ve inanç önemli konulardır. | Tartışılabilir değil; bir bilgi ya da görüş bildirimi | İnanç, akla aykırı olmamak koşuluyla aklın ulaşamadığı sorulara cevap arayabilir. |
| Bilim her zaman dini çürütür. | Evrensel niteleyici, ağır ispat yükü | Kutsal metinler bilimsel anlatım gibi okunduğunda bazı durumlarda gerilim doğabilir. |
| Mucizeler bir bakıma olabilir, bir bakıma olamaz. | Belirsiz; hangi bakımdan olduğunu söylemiyor | Mucizelere inanmak kendiliğinden akla aykırı değildir; ancak her mucize iddiası sınanmalıdır. |
| İnanç kişiseldir, herkes istediğine inanır, tartışılmaz ve saygı gerekir. | Birden çok iddia; tartışmayı baştan kapatıyor | Bir inancın kişisel olması, onun gerekçeleri üzerine akılla düşünmeyi gereksiz kılmaz. |
3. Gelişme Paragrafı Kurmak: Hume'un Mucize Tartışması Örneği
Gelişme paragrafları tezi taşıyan sütunlardır ve her sütun tek bir düşünceyi taşımalıdır. İyi bir gelişme paragrafı beş adımla ilerler. Konu cümlesi paragrafın ana düşüncesini bildirir ve teze bağlanır. Açıklama bu düşüncenin ne anlama geldiğini ve hangi kavramlara dayandığını açar. Kanıt ya da örnek düşünceyi bir düşünürün argümanı, bir düşünce deneyi ya da somut bir durumla destekler. Değerlendirme bu kanıtın neyi gösterdiğini ve neyi göstermediğini tartışır; paragrafı bir özetten felsefi bir yazıya dönüştüren adım budur. Bağlantı ise paragrafı teze ya da bir sonraki paragrafa bağlar. Pek çok öğrenci açıklama ve örnekte kalır, değerlendirmeyi atlar. Oysa bir düşünürün ne söylediğini aktarmak yarım iştir; felsefi metin, o söylenenin ne kadar haklı olduğunu da tartışır.
Bu adımları, İskoç filozof David Hume'un mucize tartışmasıyla görelim. Hume 1748'de yayımlanan 'İnsan Anlığı Üzerine Bir Soruşturma' adlı eserinin onuncu bölümünde mucizeyi doğa yasalarının ihlali olarak tanımlar. Örnek bir gelişme paragrafı şöyle kurulabilir: '(Konu cümlesi) Mucizelere inanmaya yöneltilen en güçlü itiraz, tanıklığın doğa yasalarına karşı her zaman zayıf kalacağı düşüncesidir. (Açıklama) Hume'a göre doğa yasaları insanlığın değişmeyen deneyimine dayanır; ölen birinin dirilmediğini milyonlarca kez gözlemledik. Bir mucizeye tanıklık eden kişinin yanılmış ya da yanıltmış olması ise deneyimimizde sık rastlanan bir durumdur. (Kanıt) Bu yüzden Hume, bir tanıklığın ancak yanlış olması anlattığı olaydan daha mucizevi olduğunda bir mucizeyi kanıtlayabileceğini söyler. (Değerlendirme) Bu itiraz, mucize iddialarını dikkatle tartmamız gerektiğini haklı olarak gösterir. Ancak 'değişmeyen deneyim' ifadesi sorunludur: Mucizeye tanıklık edenlerin deneyimi baştan dışarıda bırakılırsa, deneyimin mucizeye karşı olduğu kanıtlanmış değil, varsayılmış olur. (Bağlantı) Öyleyse Hume'un itirazı mucize iddialarını sınamanın bir ölçütüdür; mucizeye inanmayı kendiliğinden akla aykırı kılan bir kanıt değildir.'
Paragraflar arasındaki mantıksal ilişkiyi okura gösteren araçlar geçiş ifadeleridir. 'Ayrıca', 'bunun yanında' yeni bir gerekçe eklendiğini; 'ancak', 'buna karşın' bir karşıtlık ya da itiraz geldiğini; 'çünkü', 'zira' bir gerekçe sunulduğunu; 'öyleyse', 'bu nedenle' bir sonuç çıkarıldığını; 'örneğin' bir örneğin geldiğini bildirir. Bu ifadeler süs değildir; her biri bir mantıksal iddia taşır. 'Öyleyse' yazdığınızda, önceki cümlelerden gerçekten bir sonuç çıktığını ileri sürmüş olursunuz. Paragrafların sırası da önemlidir. Yaygın bir düzen şudur: Önce tezi destekleyen gerekçeler, sonra en güçlü karşı argüman, ardından ona yanıt. Hume örneğinde İslam düşüncesinden bir karşı bakış da eklenebilir: Gazâlî, 'Tehâfüt'teki nedensellik tartışmasında neden ile sonuç arasındaki bağın mantıksal olarak zorunlu olmadığını, bu bağın Allah'ın yaratmasıyla kurulduğunu savunur. Bu görüşe göre doğa düzeni gerçek ve güvenilirdir ama mucize mantıksal olarak imkânsız değildir. Farklı bir düşünürü getirmek, paragrafın değerlendirme adımını güçlendirir.
| Mantıksal işlev | Geçiş ifadeleri | Felsefi metinde örnek kullanım |
|---|---|---|
| Ekleme | Ayrıca, bunun yanında, dahası | Ayrıca Clifford'un ilkesi kendi ölçütünü karşılamaz. |
| Karşıtlık / itiraz | Ancak, buna karşın, oysa | Ancak 'değişmeyen deneyim' ifadesi sorunludur. |
| Gerekçe | Çünkü, zira, ... olduğu için | Çünkü tanıklar yanılabilir ya da yanıltabilir. |
| Sonuç | Öyleyse, bu nedenle, demek ki | Öyleyse itiraz bir ölçüttür, bir çürütme değil. |
| Örnek | Örneğin, söz gelimi, buna bir örnek | Örneğin ölen birinin dirildiği gözlenmemiştir. |
| Kabul ve sınırlama | Elbette, kabul etmek gerekir ki | Elbette her mucize iddiası aynı ağırlıkta değildir. |
4. Felsefi Diyalog Yazmak: Platon'dan Hume'a, Kuzari'den Hay bin Yakzan'a
Diyalog, felsefenin en eski yazı türlerinden biridir. Platon görüşlerini doğrudan bildirmek yerine Sokrates'i başkalarıyla konuşturur; okur, kavramların sınandığı bir tartışmaya tanık olur. Akıl-inanç alanında bu türün en ünlü örneklerinden biri Hume'un 'Doğal Din Üzerine Diyaloglar' adlı eseridir. Hume eseri sağlığında yayımlatmamış, metin ölümünden sonra 1779'da basılmıştır. Diyalogda üç karakter tartışır, olayları ise genç Pamphilus aktarır. Kleanthes, evrendeki düzenin bir makinedeki düzene benzediğini ve bu yüzden akıllı bir tasarımcıya işaret ettiğini savunur. Philon, bu benzetmenin zayıf olduğunu, evrenin tamamı hakkında sınırlı deneyimimizden sonuç çıkaramayacağımızı ileri süren şüpheci karakterdir. Demea ise Tanrı'nın akılla kavranamayacak kadar yüce olduğunu vurgular ve deneyime değil önsel (a priori) bir kanıta dayanır. Hume'un kendi görüşünün hangi karakterde dile geldiği bugün hâlâ tartışılır. Bu da diyalog türünün gücünü gösterir: İyi yazılmış bir diyalogda her görüş ciddiye alınacak kadar güçlü konuşur.
Diyalog ve anlatı türleri farklı geleneklerde de akıl-inanç tartışmasının aracı olmuştur. Endülüslü düşünür Yehuda Halevi'nin 12. yüzyılda Arapça yazdığı 'Kuzari' adlı eseri, doğru inancı arayan Hazar hükümdarının bir filozof, bir Hristiyan, bir Müslüman ve bir Yahudi bilginle yaptığı konuşmalar üzerine kurulur. Eserde filozofun akla dayalı Tanrı anlayışı ile tarihsel vahye dayalı inanç karşı karşıya getirilir. Yine Endülüslü filozof İbn Tufeyl'in 'Hay bin Yakzan' adlı felsefi anlatısında, ıssız bir adada tek başına büyüyen Hay, doğayı gözlemleyerek ve akıl yürüterek varlığın tek bir yaratıcısı olduğu sonucuna, oradan da manevi bir kavrayışa ulaşır. Daha sonra başka bir adadan gelen ve dinî öğretiyi bilen Absal ile karşılaştığında, ikisi kendi yollarıyla ulaştıkları hakikatin özünde aynı olduğunu fark eder. Anlatı, akıl ile vahyin aynı hakikate farklı yollardan ulaştığı düşüncesini canlı bir hikâyeyle gösterir. Aynı adı taşıyan daha kısa bir sembolik eseri İbn Sînâ da yazmıştır.
Kendi diyaloğunuzu yazarken birkaç kurala dikkat edin. Birincisi, her karakter tutarlı bir görüşü temsil etmelidir; konuşmanın ortasında bir karakterin gerekçesiz biçimde fikir değiştirmesi metni inandırıcılıktan çıkarır. İkincisi, hiçbir karakter saman adam olmamalıdır: Karşı görüşü savunan karakter, o görüşün gerçek savunucularının kullanacağı en güçlü gerekçeleri dile getirmelidir. Hume'un diyaloğunu değerli kılan, Philon'un da Kleanthes'in de güçlü konuşmasıdır. Üçüncüsü, her replik tartışmayı bir adım ilerletmelidir: yeni bir öncül, bir itiraz, bir kavram ayrımı ya da bir örnek. 'Haklısın', 'bence de' gibi boş replikler yalnızca geçiş için ve az kullanılmalıdır. Dördüncüsü, kısa bir sahne tartışmaya bağlam kazandırır: bir hastane bekleme salonu, bir gözlemevi, bir okul kütüphanesi. Beşincisi, diyaloğun sonu açık kalabilir; ama okur hangi sorunun neden çözülmediğini anlayabilmelidir. Diyalog yazmak aslında karşı argümanı adil kurmanın en iyi alıştırmasıdır: Karşınızdaki görüşü bir insanın ağzından inandırıcı biçimde konuşturamıyorsanız, o görüşü henüz yeterince anlamamışsınız demektir.
| Diyalog kuralı | Neden önemli? | Zayıf uygulama | Güçlü uygulama |
|---|---|---|---|
| Tutarlı karakter | Okur her görüşü bir kişiyle özdeşleştirir. | Karakter gerekçesiz fikir değiştirir. | Karakter ancak bir itirazla ikna olursa görüşünü sınırlar. |
| Güçlü karşı ses | Saman adam safsatasını önler. | İnanmayan karakter yalnızca alay eder. | Şüpheci karakter Hume'un ya da Clifford'un gerçek gerekçelerini kullanır. |
| İlerleyen replikler | Tartışmanın derinleşmesini sağlar. | 'Bence de', 'olabilir' gibi boş cevaplar | Her replik bir öncül, itiraz ya da kavram ayrımı getirir. |
| Kısa sahne | Soyut tartışmaya bağlam kazandırır. | Uzun betimlemeler | İki üç cümlelik yer ve durum bilgisi |
| Anlamlı son | Okurun neyin çözüldüğünü görmesini sağlar. | Konu aniden kesilir. | Açık kalan soru bir karakterin ağzından açıkça söylenir. |
5. Düşünürlere Başvurmak: Alıntı, Açımlama, Atıf ve Düşünce Dürüstlüğü
Felsefi bir metinde Kant'tan, İbn Rüşd'den ya da Hume'dan söz etmenin amacı, metni ünlü isimlerle süslemek değildir. Bir düşünüre, onun kurduğu argümanı kullanmak ya da tartışmak için başvururuz. Bu ayrım önemlidir. 'Kant da Tanrı'yı kabul etmiştir; öyleyse Tanrı vardır' akıl yürütmesi, bir iddianın doğruluğunu onu savunan kişinin saygınlığına dayandırır. Bu, otoriteye başvurma safsatasıdır. Doğru kullanım şöyledir: 'Kant, ahlakın buyurduğu en yüksek iyinin gerçekleşebilmesi için Tanrı'nın varlığının pratik aklın bir koyutu olarak kabul edilmesi gerektiğini savunur. Bu gerekçe, ahlaki yaşamın anlamlı olduğunu kabul edenler için güçlüdür; ancak...' Burada Kant'ın adı bir kanıt değil, bir gerekçenin sahibidir. Gerekçe aktarılır ve sonra değerlendirilir. Bir felsefi metin için en kötü durum, art arda dizilmiş alıntıların arasında yazarın kendi sesinin kaybolmasıdır; buna halk arasında 'alıntı yığını' denebilir.
Başkasının düşüncesini aktarmanın üç dürüst yolu vardır. Doğrudan alıntı, sözün aynen ve tırnak içinde verilmesidir; kısa ve gerçekten önemli ifadeler için kullanılır. Örneğin İbn Rüşd'ün 'Faslü'l-Makâl'de dile getirdiği 'hakikat hakikate zıt olmaz' düşüncesi kısa ve ünlü bir ifadedir. Dinî metinlerden yapılan aktarmalarda da sure ve ayet numarası belirtilir: İnanç özgürlüğü tartışılırken 'Dinde zorlama yoktur' (Bakara suresi, 256. ayet) mealine başvurulabilir. Açımlama, bir düşüncenin anlamını koruyarak kendi cümlelerinizle yeniden ifade edilmesidir; tırnak kullanılmaz ama kaynak yine belirtilir. Özetleme ise uzun bir argümanın ana hatlarını kısaca aktarmaktır. Üç yolda da ortak kural aynıdır: Düşüncenin kime ait olduğu söylenir. Başkasının fikrini ya da cümlelerini kendi düşüncesiymiş gibi sunmak ise intihaldir. İntihal yalnızca bir kural ihlali değil, felsefi metnin özüne aykırı bir davranıştır; çünkü felsefi metin, yazarın kendi düşünme sürecini gösterme iddiasındadır.
Günümüzde düşünce dürüstlüğünün yeni sınavları var. İnternette ünlü düşünürlere ait olduğu söylenen pek çok söz dolaşır; bunların bir kısmı o kişilere hiç ait değildir ya da bağlamından koparılmıştır. Bir alıntıyı kullanmadan önce hangi eserde geçtiğini bulmaya çalışın; bulamıyorsanız ya kullanmayın ya da 'X'e atfedilen bir söze göre' diye ihtiyatlı yazın. Benzer biçimde, bir çeviri aracından ya da yapay zekâ uygulamasından alınmış hazır paragrafları kendi metniniz gibi sunmak da intihalin bir biçimidir. Bu araçlardan yararlanılıyorsa bu açıkça belirtilmeli ve son metin yazarın kendi düşünme emeğini yansıtmalıdır. Unutmayın: Bir felsefi metnin değeri, içindeki cümlelerin ne kadar parlak olduğuyla değil, yazarın o cümlelere nasıl ulaştığıyla ölçülür. Kendi sözcüklerinizle yazdığınız sade bir paragraf, ödünç alınmış görkemli bir paragraftan felsefi açıdan her zaman daha değerlidir.
| Aktarma yolu | Nasıl yapılır? | Örnek | Dikkat |
|---|---|---|---|
| Doğrudan alıntı | Söz aynen ve tırnak içinde verilir, kaynak belirtilir. | İbn Rüşd'e göre 'hakikat hakikate zıt olmaz' (Faslü'l-Makâl). | Kısa ve önemli ifadelerle sınırlı tutulur. |
| Açımlama | Düşünce kendi cümlelerinizle, anlamı korunarak aktarılır. | Hume, tanıklığın yanlış olmasının olaydan daha olağanüstü olması gerektiğini düşünür. | Tırnak yoktur ama kaynak vardır. |
| Özetleme | Uzun bir argümanın ana hatları kısaca verilir. | Swinburne, inanırlık ve tanıklık ilkelerine dayanarak dinî deneyimi savunur. | Argümanın yapısı çarpıtılmamalıdır. |
| Ayet ve hadis aktarımı | Meal verilir, sure ve ayet numarası yazılır. | 'Dinde zorlama yoktur' (Bakara suresi, 256. ayet). | Ayet bağlamından koparılmamalıdır. |
| İntihal (yanlış) | Başkasının düşüncesi ya da cümlesi kaynaksız, kendinizinmiş gibi sunulur. | Kant'ın koyut görüşünü adını anmadan kendi buluşu gibi yazmak | Felsefi metnin özüne aykırıdır. |
6. Sonuç Paragrafı, Gözden Geçirme ve Değerlendirme Ölçütleri
Sonuç paragrafı, metnin başında açılan kapıyı kapatır. Üç iş yapar. Önce tezi yeniden ifade eder; ama girişteki cümleyi kelimesi kelimesine tekrarlamaz, metin boyunca kazanılan gerekçelerin ışığında daha olgun bir biçimde söyler. Sonra argümanın toplamını bir iki cümlede gösterir: Hangi gerekçeler tezi destekledi, hangi itiraz neden tezi yıkamadı? Son olarak sınırları ve açık kalan soruyu belirtir. Mucize örneğinde sonuç şöyle olabilir: 'Hume'un itirazı, mucize iddialarını her zaman dikkatle tartmamız gerektiğini haklı olarak gösterir; ancak mucizenin imkânsız olduğunu kanıtlamaz, çünkü bu imkânsızlık argümanın varsayımında gizlidir. Bu nedenle mucizelere inanmak kendiliğinden akla aykırı değildir. Yine de bu sonuç, tek tek mucize iddialarının doğru olduğunu göstermez. Açık kalan soru şudur: Bir tanıklığı hangi durumlarda olağanüstü bir olaya inanmak için yeterli sayabiliriz?' Sonuç paragrafında yeni bir argüman getirilmez; metnin hiçbir yerinde tartışılmamış bir iddia sonuçta ortaya çıkarsa okur onu sınama fırsatı bulamaz.
Hiçbir iyi metin ilk yazıldığı hâliyle iyi değildir. Yazma süreci taslak, okuma, düzeltme döngüsüyle ilerler. İlk taslakta mükemmelliği değil, düşüncelerin kâğıda dökülmesini hedefleyin. Ardından metni bir gün bekletip yeniden okuyun; sesli okumak, akmayan cümleleri fark etmenin en kolay yoludur. Sonra metni, mümkünse sizden farklı düşünen bir arkadaşınıza okutun. Bu akran okuması felsefi açıdan çok değerlidir: Karşı görüşteki biri, sizin gözden kaçırdığınız zayıf öncülü hemen görür. Gözden geçirmede en sık rastlanan hatalar şunlardır: tezi bulunmayan, bilgi sıralayan metin; 'bence çok yanlış', 'kesinlikle saçma' gibi duygusal ve gerekçesiz ifadeler; 'herkes', 'hiç kimse' gibi aşırı genellemeler; bir kavramın metnin ortasında farklı anlamda kullanılması; düşünürlerin söylediklerinin aktarılıp değerlendirilmemesi ve sonuçta yeni bir iddia ortaya atılması.
Felsefi metinleri değerlendirmek için kullanılan ölçütler, aslında iyi düşünmenin ölçütleridir. Açıklık: Kavramlar tanımlanmış, cümleler anlaşılır mı? Tutarlılık: İddialar birbiriyle çelişiyor mu, tez metin boyunca korunuyor mu? Gerekçelendirme: Her önemli iddianın bir dayanağı var mı? Karşı görüşe yer verme: En güçlü itiraz adil biçimde ifade edilmiş ve yanıtlanmış mı? Özgünlük: Yazarın kendi düşünme süreci görünüyor mu, yoksa metin başkalarının görüşlerinin derlemesi mi? Dil ve atıf: Yazım kurallarına uyulmuş, düşünürlere doğru atıf yapılmış mı? Bu ölçütlerin hiçbiri, metinde savunulan tezin hangisi olduğuyla ilgili değildir. Akıl ile inancın uyumlu olduğunu savunan bir metin de çatıştığını savunan bir metin de çok iyi ya da çok zayıf olabilir. Felsefi yazının öğrettiği en önemli şey belki de budur: Düşüncelerimizi yazıya döktüğümüzde onları netleştirir, sınar ve bazen değiştiririz. Yazmak, düşünmenin hem aynası hem de atölyesidir.
| Ölçüt | Gelişmekte | Yeterli | Çok iyi |
|---|---|---|---|
| Açıklık | Kavramlar tanımlanmamış, cümleler belirsiz | Anahtar kavramlar tanımlanmış | Tanımlar metin boyunca tutarlı kullanılmış |
| Tez ve tutarlılık | Tez yok ya da metin içinde değişiyor | Tez açık, çoğu paragraf teze bağlı | Her paragraf teze hizmet ediyor, çelişki yok |
| Gerekçelendirme | İddialar gerekçesiz | En az iki gerekçe sunulmuş | Gerekçeler örnek ve düşünürlerle desteklenip değerlendirilmiş |
| Karşı görüş | Karşı görüş yok ya da saman adam | Bir itiraz ifade edilmiş | En güçlü itiraz adil biçimde ifade edilip belirli bir öncül üzerinden yanıtlanmış |
| Özgünlük | Alıntı yığını | Yazarın yorumları görülüyor | Yazarın kendi düşünme süreci ve kendi örnekleri belirgin |
| Dil ve atıf | Atıf yok, yazım hataları çok | Atıflar var, dil anlaşılır | Atıflar doğru, dil sade ve akıcı |
Örnekler
Örnek 1'Akıl ve inanç' konusu verilen bir öğrenci şu üç soruyu yazmıştır: (a) İbn Rüşd hangi yüzyılda yaşamıştır? (b) Akıl ve inanç önemli midir? (c) Bir inancı yalnızca ailemizden aldıysak, o inanç değerini yitirir mi? Hangisi felsefi bir metin için uygun bir problemdir? Gerekçelendiriniz.
Cevabı göster
1. adım: (a) sorusu olgusal bir sorudur; cevabı tarih bilgisiyle verilir (12. yüzyıl) ve tartışma gerektirmez. Bu yüzden felsefi problem değildir. 2. adım: (b) sorusu fazla geniş ve belirsizdir; 'önemli' kavramı tanımlanmamıştır ve neredeyse herkes 'evet' der. İçinde bir gerilim yoktur. 3. adım: (c) sorusu iki makul kabulü karşı karşıya getirir: 'İnançlarımızın çoğunu çevremizden alırız' ile 'İnançlarımızı doğru oldukları için benimseriz.' Cevabı evet ya da hayırla bitmez; inancın kökeni ile geçerliliği arasındaki ilişki gibi bir kavram ayrımı ve gerekçe gerektirir. 4. adım: Öyleyse uygun problem (c)'dir. Bu problem üzerinde 'Bir inancın kökeni, onun doğru ya da yanlış olduğunu tek başına belirlemez; ancak kişi, edindiği inancın gerekçelerini sorgulama sorumluluğu taşır.' gibi bir tez kurulabilir.
Örnek 2Şu tez cümlesini değerlendiriniz ve iyi tez ölçütlerine göre yeniden yazınız: 'Bence din ve akıl çok önemli konulardır, bilim her zaman doğruyu söyler ve herkes birbirinin inancına saygı duymalıdır.'
Cevabı göster
1. adım (tek iddia ölçütü): Cümlede üç ayrı iddia vardır: din ve akıl önemlidir; bilim her zaman doğruyu söyler; herkes inançlara saygı duymalıdır. Bu, metni üç dağınık metne böler. 2. adım (tartışılabilirlik): 'Din ve akıl önemli konulardır' kimsenin itiraz etmeyeceği bir cümledir, tez değildir. 3. adım (niteleyici): 'Bilim her zaman doğruyu söyler' evrensel bir niteleyici taşır; bilim tarihindeki terk edilmiş kuramlar tek başına bu iddiayı zor durumda bırakır. 4. adım (belirlilik): 'Saygı duymalıdır' akıl-inanç ilişkisi hakkında ne söylediği belirsiz, ahlaki bir öneridir. 5. adım (yeniden yazım): 'Bilimsel bilgi evrenin nasıl işlediğine dair en güvenilir yolumuz olsa da, varlığın anlamı ve değerler hakkındaki sorular yalnızca bilimsel yöntemle cevaplanamaz; bu nedenle inanç, bu sorulara akla aykırı olmayan cevaplar arayabilir.' Bu tez tek bir ana iddia taşır, tartışılabilirdir, sınırlarını belirtir ve bağımsızlık modeline yakın bir konumu açıkça savunur.
Örnek 3Aşağıdaki karışık cümleleri bir gelişme paragrafının beş adımına (konu cümlesi, açıklama, kanıt/örnek, değerlendirme, bağlantı) göre sıralayınız: (A) Örneğin başka insanların da bir zihne sahip olduğuna kesin bir kanıt olmadan inanırız. (B) Öyleyse kesin kanıt şartı, inancı akıl dışı saymak için tek başına yeterli bir ölçüt değildir. (C) Kesin kanıtı olmayan her inancı akıl dışı saymak, temel inançlarımızın çoğunu ortadan kaldırır. (D) Bu ölçüt ilk bakışta titiz görünse de kendi kendini karşılayamaz; çünkü 'kesin kanıt olmadan inanmamalıyız' ilkesinin kendisi de kesin olarak kanıtlanmış değildir. (E) Bu görüşe göre bir inancın rasyonel olması için mantıksal ya da deneysel bir ispatı bulunmalıdır.
Cevabı göster
1. adım (konu cümlesi): (C) Paragrafın ana düşüncesini bildirir: kesin kanıt şartı fazla güçlüdür. 2. adım (açıklama): (E) Eleştirilen görüşün ne söylediğini açar: rasyonellik için ispat gerekir. 3. adım (kanıt/örnek): (A) Başka zihinlere inanç örneği, konu cümlesini somut bir durumla destekler. 4. adım (değerlendirme): (D) Ölçütün kendi kendini karşılayamadığını göstererek tartışmayı derinleştirir; paragrafı özetten felsefi yazıya dönüştüren cümle budur. 5. adım (bağlantı): (B) 'Öyleyse' ile bir sonuç çıkarır ve paragrafı teze bağlar. Doğru sıra: C, E, A, D, B. Not: Geçiş ifadeleri (örneğin, çünkü, öyleyse) sıralamayı bulmada önemli ipuçlarıdır.
Örnek 4Hume'un mucizelere yönelik argümanını öncül-sonuç biçiminde kurunuz. Ardından bu argümana yöneltilen 'baştan varsayma' itirazını açıklayınız ve Gazâlî'nin nedensellik görüşünün bu tartışmaya nasıl bağlanabileceğini belirtiniz.
Cevabı göster
1. adım (argüman): Öncül 1: Mucize, doğa yasalarının ihlalidir. Öncül 2: Doğa yasaları insanlığın değişmeyen ve çok geniş deneyimine dayanır. Öncül 3: Tanıklıklar ise sıkça yanılabilir ya da yanıltıcı olabilir; insanlar olağanüstü haberlere eğilimlidir. Öncül 4: Akıllı kişi inancını kanıtla orantılı tutar. Sonuç: Bir mucize tanıklığı, doğa yasalarını destekleyen deneyime karşı neredeyse her zaman daha zayıf kalır; bu nedenle mucizeye tanıklığa dayanarak inanmak makul değildir. 2. adım (itiraz): Öncül 2'deki 'değişmeyen deneyim' ifadesi, mucizeye tanıklık edenlerin deneyimini baştan dışarıda bırakır. Deneyimin mucizelere karşı olduğu ancak mucizelerin hiç gerçekleşmediği varsayılırsa söylenebilir; bu da kanıtlanmak istenen sonucu öncüle yerleştirmek, yani döngüsel akıl yürütme tehlikesidir. 3. adım (Gazâlî bağlantısı): Gazâlî'ye göre neden ile sonuç arasındaki bağ mantıksal olarak zorunlu değildir; doğa düzeni Allah'ın yaratmasıyla süren bir düzenliliktir. Bu görüşte doğa yasası gerçek ama mantıksal zorunluluk taşımayan bir düzenlilik olduğu için mucize mantıksal olarak imkânsız sayılmaz. 4. adım (değerlendirme): Bu bağlantı Hume'un argümanını tamamen çürütmez; çünkü Hume mucizenin imkânsızlığını değil, tanıklıkla kanıtlanmasının zorluğunu tartışır. Ama mucizenin baştan akla aykırı sayılmasının önündeki bir engeli kaldırır.
Örnek 5Bir hastane bekleme salonunda geçen, Elif (inancın akılla uyumunu savunuyor) ile Mert (kanıtçı, şüpheci) arasında altı replikten oluşan kısa bir felsefi diyalog yazınız. Diyalog, 'Dua etmek akla aykırı mıdır?' problemi üzerine kurulsun ve diyalog yazma kurallarına uysun.
Cevabı göster
Sahne: Akşam saatleri, hastane bekleme salonu. Ameliyattaki bir yakınlarını bekleyen Elif ile Mert yan yana oturuyor. Elif (1): Dua ediyorum. Sonucu değiştireceğinden emin olduğum için değil; ama sonucu tek başıma taşımadığımı bilmek bana güç veriyor. Mert (2): Seni anlıyorum. Ama ameliyatın sonucunu doktorların bilgisi ve hastanın bünyesi belirler. Kanıtı olmayan bir etkiye güvenmek, Clifford'un deyişiyle, yetersiz kanıtla inanmak olmaz mı? Elif (3): Burada iki şeyi ayırmak gerekiyor. Duanın tıbbi tedavinin yerine geçtiğini söylemiyorum; doktorlara güveniyorum. Dua benim için bir önerme inancından çok bir güven ve bağlılık ilişkisi. Bir arkadaşa güvenmeyi de laboratuvarda kanıtlayamayız. Mert (4): Güven ilişkisi olabilir, kabul ediyorum. Ama o ilişkinin karşısında gerçekten biri olduğu da bir iddia. O iddianın gerekçesi ne? Elif (5): Haklı bir soru. Benim gerekçem tek bir argüman değil; evrenin anlaşılabilir düzeni, ahlakın nesnel görünmesi ve kendi deneyimlerim birlikte. Her biri tek başına kesin değil, ama birlikte bana makul geliyor. Sen de bir şeyin yokluğunu kanıtlamadığına göre, ikimiz de ispat yükü taşıyoruz. Mert (6): Doğru, 'yok' dediğimde ben de bir iddiada bulunmuş olurum. Belki asıl soru şu: Birbirini tek başına kanıtlamayan gerekçeler bir araya gelince ne kadar güçlenir? Bunu düşünmem gerek. Değerlendirme: Her karakter tutarlı bir görüşü temsil eder; Mert bir saman adam değildir, Clifford'un gerçek gerekçesini kullanır. Her replik yeni bir öncül, kavram ayrımı (önerme inancı ve güven inancı) ya da itiraz getirir. Son, açık kalan soruyu bir karakterin ağzından açıkça söyler.
Örnek 6Aşağıdaki paragraftaki atıf ve akıl yürütme hatalarını bulunuz ve düzeltiniz: 'İnanç akılla çelişmez. Kant ve İbn Rüşd gibi büyük filozoflar da inançlıydı; demek ki inanç akıllıca bir şeydir. Zaten insan, inanca yer açmak için bilgiyi sınırlamak zorundadır. Ayrıca internette Einstein'ın söylediği yazan bir söze göre dinsiz bilim kördür.'
Cevabı göster
1. adım (otoriteye başvurma): 'Büyük filozoflar inançlıydı; demek ki inanç akıllıcadır' cümlesi iddianın doğruluğunu düşünürlerin saygınlığına dayandırır. Düzeltme: Bu düşünürlerin gerekçesi aktarılmalıdır: 'İbn Rüşd'e göre akıl ile vahiy aynı hakikate farklı yollardan ulaşır ve hakikat hakikate zıt olmaz; bu ilke doğruysa, akıl ile inanç arasındaki görünür çatışmalar yorum farklılığından doğar.' 2. adım (intihal): 'İnanca yer açmak için bilgiyi sınırlamak' ifadesi Kant'a aittir, ama yazarın kendi düşüncesiymiş gibi sunulmuştur. Düzeltme: 'Kant, Saf Aklın Eleştirisi'nin ikinci baskısının önsözünde inanca yer açmak için bilgiyi sınırlamak zorunda kaldığını yazar.' 3. adım (doğrulanmamış alıntı): Sözün kaynağı yalnızca 'internette yazan' bir bilgidir ve bağlamı belirsizdir. Düzeltme: Sözün hangi metinde ve hangi bağlamda geçtiği doğrulanmalı, doğrulanamıyorsa kullanılmamalı ya da ihtiyatlı bir dille 'Einstein'a atfedilen bir söze göre' biçiminde verilmelidir. 4. adım (tez sorunu): 'İnanç akılla çelişmez' cümlesi niteleyicisiz ve gerekçesizdir; 'Akla dayalı gerekçelerle desteklenebildiği ölçüde inanç akılla çelişmek zorunda değildir.' biçiminde daha savunulabilir hâle getirilebilir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Aşağıdakilerden hangisi felsefi bir metin için uygun bir problem niteliği taşır?
Felsefi problem, iki makul kabulün gerilime düştüğü ve cevabı gerekçe gerektiren açık uçlu bir sorudur. Öteki seçeneklerin cevabı bilgiyle verilebilir; tartışma gerektirmez.
2Aşağıdaki cümlelerden hangisi iyi bir tez cümlesinin ölçütlerini en iyi karşılar?
Bu cümle tartışılabilir, belirli, sınırları çizilmiş ve tek bir ana iddiaya odaklanmıştır. A tartışılabilir değildir, B evrensel niteleyicilerle ağır ispat yükü taşır, D ise tartışmayı baştan kapatır.
3Hume'un 'Doğal Din Üzerine Diyaloglar' adlı eserinde evrendeki düzenin bir makinedeki düzene benzediğini ve akıllı bir tasarımcıya işaret ettiğini savunan karakter hangisidir?
Tasarım argümanını Kleanthes savunur. Philon bu benzetmeye itiraz eden şüphecidir; Demea önsel kanıta ve Tanrı'nın kavranamaz yüceliğine dayanır; Pamphilus ise anlatıcıdır.
4'Kant da Tanrı'nın varlığını kabul etmiştir; bu kadar büyük bir filozof yanılmayacağına göre Tanrı vardır.' Bu akıl yürütmedeki temel hata aşağıdakilerden hangisidir?
İddianın doğruluğu, gerekçesine değil onu savunan düşünürün saygınlığına dayandırılmıştır. Ayrıca Kant Tanrı'nın varlığını kuramsal olarak kanıtlamamış, pratik aklın koyutu olarak kabul etmiştir; doğru kullanım bu gerekçeyi aktarıp değerlendirmektir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Deneme türünün adı, Montaigne'in 1580'de yayımlanan 'Denemeler' adlı eserinden gelir.
Doğrudur. Fransızca 'essai' kelimesi 'deneme, sınama' anlamına gelir; Montaigne kendi yargı gücünü sınadığı yazılarına bu adı vermiştir.
- Sonuç paragrafında metnin daha önce tartışmadığı yeni ve güçlü bir argüman sunmak önerilir.
Yanlıştır. Sonuç paragrafında yeni argüman getirilmez; okur onu sınama fırsatı bulamaz. Sonuç, tezi yeniden ifade eder, gerekçeleri toplar ve sınırları belirtir.
- Hume mucizeyi doğa yasalarının ihlali olarak tanımlar.
Doğrudur. Hume bu tanımdan hareketle, tanıklığın doğa yasalarını destekleyen geniş deneyim karşısında zayıf kaldığını savunur.
- 'Hay bin Yakzan' adlı felsefi anlatıda Hay, ıssız bir adada akıl yoluyla bir yaratıcının varlığı sonucuna ulaşır.
Doğrudur. İbn Tufeyl'in bu anlatısında Hay daha sonra Absal ile karşılaşır ve akılla ulaştığı hakikatin vahyin bildirdiği hakikatle özünde aynı olduğunu fark eder.
- Bir düşünceyi kendi cümlelerimizle açımladığımızda, tırnak kullanmadığımız için kaynağını belirtmemize gerek kalmaz.
Yanlıştır. Açımlamada tırnak kullanılmaz ama düşüncenin sahibi yine belirtilmelidir; aksi hâlde başkasının fikri kendi fikrimiz gibi sunulmuş olur ve bu intihaldir.
- Deneme türünün adı, Montaigne'in 1580'de yayımlanan 'Denemeler' adlı eserinden gelir.
6Aşağıdaki düşünürleri, bu hafta felsefi yazı türleri bağlamında incelenen eserleriyle eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Yazarın probleme verdiği cevabı, gücüne uygun bir niteleyiciyle tek cümlede ifade eden cümleye cümlesi denir.
- Bir gelişme paragrafının ana düşüncesini bildiren ve onu teze bağlayan ilk cümleye cümlesi denir.
- Başkasının düşüncesini ya da cümlelerini kaynak göstermeden kendi düşüncesiymiş gibi sunmaya denir.
- Bir düşünceyi anlamını koruyarak kendi cümlelerimizle yeniden ifade etmeye denir.
- Görüşlerin karakterlerin ağzından tartışıldığı, Platon'la başlayan felsefi yazı türüne denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8'Akıl ile inanç çatıştığında hangisine öncelik verilmelidir?' sorusu üzerine, bu hafta öğrendiğiniz yazma adımlarını kullanarak giriş, iki gelişme paragrafı, bir karşı argüman ve yanıt paragrafı ile sonuç paragrafından oluşan kısa bir felsefi deneme yazınız.
1. ipucu: 1. adım: Girişte dikkat çekici bir açılış kurun, problemi gerilimiyle birlikte sorun, 'akıl' ve 'inanç' kavramlarını bu metinde hangi anlamda kullanacağınızı belirtin, tezinizi niteleyicisiyle tek cümlede yazın ve kısa bir yol haritası ekleyin.
2. ipucu: 2. adım: İki gelişme paragrafının her birini konu cümlesi, açıklama, kanıt ya da örnek, değerlendirme ve bağlantı adımlarıyla kurun; düşünürlere (örneğin İbn Rüşd, Kant, Gazâlî) gerekçeleriyle ve doğru atıfla başvurun.
3. ipucu: 3. adım: Tezinize en güçlü itirazı hoşgörü ilkesine uygun biçimde yazın, itirazın belirli bir öncülüne yanıt verin; sonuçta yeni argüman eklemeden tezinizi orantılı bir kesinlikle yeniden ifade edin ve açık kalan soruyu belirtin.
Cevap: Örnek deneme. Giriş: Bir bilim insanı laboratuvarda, inancının evren hakkındaki bir anlatısıyla bağdaşmıyor gibi görünen bir bulguya ulaşıyor. Bulgusundan mı vazgeçmeli, inancından mı? Akla güvenmeden yaşayamayız; ama pek çok insan için inanç da hayatın en derin dayanağıdır. Bu metinde 'akıl' kavramını yalnızca deneysel bilim anlamında değil, gerekçe gösterme, tutarlılık arama ve kanıtları tartma yetisi anlamında; 'inanç' kavramını ise dinî bir öğretiye güven ve bağlılıkla birlikte onun önermelerini doğru kabul etme anlamında kullanacağım. Savunacağım tez şudur: Akıl ile inanç arasında görünen çatışmaların çoğu gerçek bir çatışma değil, bir yorum sorunudur; bu nedenle çatışma durumunda önce yorumu akılla yeniden gözden geçirmek gerekir. Önce bu tezin tarihsel bir dayanağını, sonra kavramsal bir gerekçesini gösterecek, ardından en güçlü itiraza yanıt vereceğim. Gelişme 1: Akıl ile inanç arasında görünen çatışmanın, çoğu zaman bir metnin nasıl okunduğuyla ilgili olduğu düşüncesi, İslam felsefesinde açıkça savunulmuştur. İbn Rüşd 'Faslü'l-Makâl'de, kesin kanıta dayanan akıl ile vahyin aynı hakikati bildirdiğini ve hakikatin hakikate zıt olamayacağını ileri sürer. Ona göre kesin bir akli bilgiyle çatışıyor görünen bir ifade, dilin imkânları içinde yorumlanmalıdır. Örneğin bir anlatının evrenin işleyişine dair bilimsel bir rapor olarak değil, varlığın anlamına dair bir öğreti olarak okunması, görünür çatışmayı ortadan kaldırabilir. Bu görüşün gücü, ne aklı ne inancı feda etmeden ikisini birlikte ciddiye almasıdır; zayıf noktası ise her ifadenin keyfî biçimde yorumlanması tehlikesidir. Bu yüzden İbn Rüşd yorumu yalnızca kesin kanıt karşısında meşru sayar. Öyleyse çatışma durumunda ilk adım, inançtan vazgeçmek değil, yorumu gözden geçirmektir. Gelişme 2: Ayrıca aklın da sınırları vardır ve bu sınırlar çatışmanın her zaman inancın aleyhine çözülmesini engeller. Kant, kuramsal aklın deneyimin ötesindeki konularda kesin bilgi veremeyeceğini savunur ve inanca yer açmak için bilgiyi sınırlamak zorunda kaldığını yazar. Gazâlî de 'Tehâfüt'te filozofların bazı metafizik iddialarının kesin kanıta dayanmadığını göstermeye çalışır. Bu iki düşünür farklı amaçlarla yazmış olsa da ortak bir noktayı gösterir: 'Akıl' adına ileri sürülen her iddia gerçekten kesin değildir. Bu değerlendirme, akla öncelik vermenin her zaman akıl adına konuşan her iddiaya öncelik vermek anlamına gelmediğini gösterir. Bu nedenle bir çatışmada, aklın elindeki bilginin kesin mi yoksa tartışmalı mı olduğu ayrıca sorulmalıdır. Karşı argüman ve yanıt: Tezime yöneltilebilecek en güçlü itiraz şudur: Her çatışmayı 'yorum sorunu' saymak, inancı hiçbir zaman yanlışlanamaz hâle getirir; ne olursa olsun yeni bir yorum bulunursa inanç akılla sınanmamış olur. Bu itiraz önemli bir noktaya işaret ediyor ve bunu kabul ediyorum: Sınırsız yorum, akli tartışmayı anlamsızlaştırır. Ancak itirazın 'her çatışma yorumla çözülür' öncülü, benim tezimde yoktur. Tezim, çatışmaların 'çoğunun' yorum sorunu olduğunu ve yorumun yalnızca kesin akli bilgi karşısında gözden geçirileceğini söyler. Ayrıca İbn Rüşd'ün ölçütü yorumu keyfîlikten korur: Yorum, kesin kanıt ve dilin imkânlarıyla sınırlıdır. Bu sınırlama, inancı yanlışlanamaz kılmaz; aksine hangi durumda bir yorumun meşru olduğunu açıkça belirler. Sonuç: Akıl ile inanç arasında görünen çatışmaların çoğu, ya aklın kesin olmayan bir iddiayı kesin sanmasından ya da inancın bir anlatısının yanlış türde okunmasından doğar. Bu yüzden çatışma durumunda ne aklı ne de inancı peşinen feda etmek gerekir; önce akli bilginin kesinliği, sonra yorumun yerindeliği sınanmalıdır. Yine de bu sonuç, gerçek ve çözülemeyen bir çatışmanın hiçbir zaman çıkamayacağını göstermez. Açık kalan soru şudur: Bir akli bilginin, bir inanç ifadesinin yeniden yorumlanmasını gerektirecek kadar kesin olduğuna kim ve hangi ölçütle karar verecek? (Öğrenci farklı bir tez savunabilir; örneğin her durumda akla ya da her durumda inanca öncelik verilmesi gerektiğini de savunabilir. Değerlendirmede tezin kendisi değil; kavramların tanımlanması, paragrafların beş adımla kurulması, düşünürlere gerekçeleriyle ve doğru atıfla başvurulması, karşı argümanın adil ifade edilip belirli bir öncül üzerinden yanıtlanması ve sonuçta yeni argüman eklenmemesi esas alınır.)
Kısaca
- Felsefi metin: Bir problemi kavramlar ve gerekçelerle tartışan, karşı görüşe yer veren ve okuru düşünmeye çağıran yazıdır; deneme, diyalog, meditasyon ve felsefi anlatı başlıca türleridir.
- Problem ve tez: 'Akıl ve inanç' bir konudur; içinde gerilim taşıyan, açık uçlu bir soru ise problemdir. Tez cümlesi tartışılabilir, belirli, niteleyicili olmalı ve tek cümlede yazılmalıdır.
- Paragraf düzeni: Her gelişme paragrafı tek bir düşünceyi işler ve konu cümlesi, açıklama, kanıt ya da örnek, değerlendirme ve bağlantı adımlarıyla ilerler.
- Diyalog türü: Platon'un, Hume'un ve Yehuda Halevi'nin diyalogları, farklı görüşleri tutarlı karakterler aracılığıyla konuşturur; iyi bir diyalogda hiçbir karakter saman adam olmaz.
- Atıf ve dürüstlük: Düşünceler doğrudan alıntı, açımlama ya da özetleme yoluyla ve her zaman kaynağıyla aktarılır; atıfsız aktarma intihaldir, düşünürü kanıt yerine koymak ise otoriteye başvurma safsatasıdır.
- Sonuç ve gözden geçirme: Sonuç paragrafı yeni argüman eklemeden tezi orantılı bir kesinlikle yeniden ifade eder; metin açıklık, tutarlılık, gerekçelendirme ve özgünlük ölçütleriyle düzeltilir.
Bu dersin öteki kaynakları
- 11. Sınıf Felsefe Yıllık Planı (2026-2027) Yıllık plan
- Felsefe Dersi Öğretim Programı (ortaöğretim) Öğretim programı
- 11. Sınıf Felsefe Ortak Yazılı Senaryoları (1. dönem, 2026-2027) Yazılı senaryosu
- Felsefe Dersi 11.Sınıf Ders Kitabı Ders kitabı
- 11. Sınıf Felsefe Günlük Planları (2026-2027) Ders planı
- 11. Sınıf Felsefe 1. Hafta Çalışma Kâğıdı: Çevre Etiği: Değer, Sorumluluk ve Üç Yaklaşım Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 2. Hafta Çalışma Kâğıdı: Çevre-İnsan İlişkisinin Felsefi Arka Planı ve Çevre Etiği Yaklaşımları Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 3. Hafta Çalışma Kâğıdı: Çevre ve İnsan İlişkisi: Çevre Etiği Yaklaşımları Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 4. Hafta Çalışma Kâğıdı: Çevre Sorunlarıyla İlgili Felsefi Argümanlar ve İklim Adaleti Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 5. Hafta Çalışma Kâğıdı: Çevre ve İnsan İlişkisi, Çevre Etiği Yaklaşımları (FEL.11.1.2) Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 6. Hafta Çalışma Kâğıdı: Çevre ve İnsan İlişkisi, Çevre Etiği Yaklaşımları Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 7. Hafta Çalışma Kâğıdı: Teknoloji ve İnsan Hayatı: Teknolojinin Doğası ve Teknoloji Bağlamında Ontolojik Problemler (Ontolojik Anlam Kaybı ve Yabancılaşma) Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 8. Hafta Çalışma Kâğıdı: Teknoloji ile İlgili Felsefi Soru ve Problemler: Teknolojinin Doğası ve Aksiyolojik Problemler (FEL.11.2.1) Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Felsefe 9. Hafta Çalışma Kâğıdı: Teknoloji Bağlamında Ontolojik Problemler: Ontolojik Anlam Kaybı, Yabancılaşma, Sanal Gerçeklik, Yapay Zekâ ve Transhümanizm Çalışma kâğıdı