Geçen haftalarda Peygamberimizin (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim'i nasıl açıkladığını, özlü emirleri nasıl ayrıntılandırdığını incelemiştik. Bu hafta onun bir başka önemli görevine, hüküm koyma (teşri) görevine odaklanıyoruz. Fıtır sadakasından ezana, bayram namazlarından erkeklerin altın kullanmamasına, ninenin mirastaki payından ortak mülkte önalım hakkına kadar pek çok hükmün Kur'an'da açıkça geçmediğini, bunları Allah'ın verdiği yetkiyle Peygamberimizin koyduğunu birlikte göreceğiz. Ayrıca onun hüküm koyarken ümmetine nasıl şefkatle yaklaştığını ve dünya işlerindeki kişisel görüşlerini bağlayıcı hükümlerden nasıl ayırdığını öğreneceğiz.
Hüküm Koyma Yetkisinin Kur'anî Dayanakları
Dinimizde hüküm koymanın asıl sahibi Yüce Allah'tır. Ancak Allah, elçisi Hz. Muhammed'e (s.a.v.) de vahyin rehberliğinde hüküm koyma yetkisi vermiştir. Buna teşri denir. Teşri, sözlükte “yol açmak, kural koymak” anlamına gelir; dini terim olarak ise Peygamberimizin Kur'an'da açıkça hükmü bulunmayan bir konuda helal, haram, farz veya yasak gibi bağlayıcı bir hüküm bildirmesidir. Bu yetki onun kendi isteğinden doğmaz; Necm suresi 3-4. ayetlerde belirtildiği gibi “O, kendi arzusuyla konuşmaz; onun sözü ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”
Kur'an-ı Kerim bu yetkiyi pek çok ayette açıkça dile getirir. Haşr suresi 7. ayette “Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan sakının.” buyrulur. A'râf suresi 157. ayette ise Peygamberimiz, insanlara iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan, temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılan elçi olarak tanıtılır. Bu ayet, helal ve haram belirleme yetkisinin doğrudan Peygamberimize nispet edildiğini göstermesi bakımından çok önemlidir.
Nisâ suresi 80. ayette “Kim Peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.”, Ahzâb suresi 36. ayette ise “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işte seçim hakkı yoktur.” buyrulur. Bu ayetler birlikte düşünüldüğünde, Peygamberimizin koyduğu hükümlerin Müslümanlar için Kur'an'ın hükümleri gibi bağlayıcı olduğu anlaşılır. Çünkü bu hükümler de sonuçta Allah'ın iradesine dayanır.
| Ayet | Mealin Özü | Teşri Görevine Katkısı |
|---|---|---|
| Haşr, 7 | Peygamber ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa sakının. | Emir ve yasaklarının bağlayıcı olduğunu bildirir. |
| A'râf, 157 | Temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. | Helal-haram belirleme yetkisini Peygamberimize nispet eder. |
| Nisâ, 80 | Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. | Ona itaatin Allah'a itaat olduğunu gösterir. |
| Ahzâb, 36 | Allah ve Resulü hüküm verince müminin seçim hakkı kalmaz. | Nebevi hükmün kesin bağlayıcılığını vurgular. |
| Necm, 3-4 | O, kendi arzusuyla konuşmaz; sözü vahiydir. | Hüküm koymanın vahye dayandığını açıklar. |
İbadet Alanında Sünnetle Konulan Hükümler
Peygamberimizin hüküm koyma görevinin en belirgin örnekleri ibadet alanında görülür. Bunlardan biri fıtır sadakasıdır (fitre). Kur'an-ı Kerim'de fitreden açıkça söz edilmez. Abdullah b. Ömer'in (r.a.) bildirdiğine göre Peygamberimiz, Ramazan ayında fıtır sadakasını hurmadan veya arpadan bir sâ' (ölçek) olarak hür-köle, erkek-kadın, küçük-büyük her Müslümana gerekli kılmıştır (Buhârî, Müslim). Hanefi mezhebine göre fitre vaciptir ve bayram namazından önce verilmesi tavsiye edilir. Böylece Ramazan bayramında yoksulların da sevince ortak olması sağlanmıştır.
Bayram namazları da sünnetle konulmuştur. Peygamberimiz Medine'ye geldiğinde halkın eğlendiği iki günü olduğunu görmüş ve “Allah size bunların yerine daha hayırlısını, Kurban bayramı ile Ramazan bayramını verdi.” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, Nesâî). Ardından bayram sabahları musallaya çıkarak cemaatle bayram namazı kıldırmıştır. Ezanın sözleri de nebevi bir uygulamayla belirlenmiştir: Medine döneminin ilk yıllarında Müslümanlar namaza çağırmanın yolunu arıyorken sahabeden Abdullah b. Zeyd rüyasında ezan sözlerini öğrenmiş, Peygamberimiz “Bu, hak bir rüyadır.” diyerek onaylamış ve Hz. Bilal'e öğretilmesini istemiştir. Peygamberimizin onayıyla (takrir) ezan, her vakit okunan bir İslam şiarı hâline gelmiştir.
Abdestte mestler üzerine mesh de sünnetle gelen bir kolaylıktır. Mâide suresi 6. ayette abdestte ayakların yıkanması emredilir; Peygamberimiz ise abdestli giyilen mestlerin üzerine meshetmiş, bunun süresini yolcu için üç gün üç gece, yolcu olmayan için bir gün bir gece olarak belirlemiştir (Müslim). Yine Hz. Aişe'nin (r.a.) bildirdiğine göre hayız (âdet) dönemindeki kadınlara orucu kaza etmeleri emredilmiş, namazı kaza etmeleri emredilmemiştir (Buhârî, Müslim). Bu ayrıntılar Kur'an'da yer almaz; tamamen nebevi hükümlerle bilinir.
| İbadet Hükmü | Kur'an'daki Durumu | Nebevi Hüküm |
|---|---|---|
| Fıtır sadakası | Açıkça geçmez. | Ramazan'da her Müslümana bir sâ' ölçüsünde gerekli kılınmıştır. |
| Bayram namazları | Açıkça geçmez. | Medine'de iki bayram belirlenmiş, bayram namazı cemaatle kıldırılmıştır. |
| Ezanın sözleri | Namaza çağrıdan söz edilir; sözleri yer almaz. | Abdullah b. Zeyd'in rüyası Peygamberimizin onayıyla (takrir) ezan olmuştur. |
| Mestler üzerine mesh | Abdestte ayakların yıkanması emredilir. | Mest üzerine mesh ruhsatı ve süreleri belirlenmiştir. |
| Âdet dönemindeki kadın | Bu ayrıntı yer almaz. | Oruç kaza edilir, namaz kaza edilmez. |
Helal ve Haram Konusunda Nebevi Hükümler
A'râf suresi 157. ayette Peygamberimizin temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kıldığı bildirilir. Bu yetkinin somut örnekleri yiyecekler konusunda açıkça görülür. Kur'an-ı Kerim'de leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvan haram kılınmıştır (Mâide, 3). Peygamberimiz ise bunlara ek olarak azı dişi olan her yırtıcı hayvanın ve pençeli her yırtıcı kuşun etini yemeyi yasaklamıştır (Müslim). Hayber Gazvesi sırasında da evcil eşek etinin yenmesini yasaklamıştır (Buhârî, Müslim). Böylece insan sağlığına ve fıtrata uygun olmayan yiyeceklerin sınırı netleşmiştir.
Giyim ve süs konusunda da nebevi hükümler vardır. Peygamberimiz bir eline ipek, diğer eline altın alarak “Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir.” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, Nesâî). Bu hüküm Kur'an'da açıkça yer almaz; erkeklerin gösteriş ve israftan uzak durması için sünnetle konulmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hükmün herkes için değil yalnız erkekler için konulmuş olmasıdır.
Aile hayatında da önemli nebevi hükümler bulunur. Nisâ suresi 23. ayette iki kız kardeşin aynı anda nikâh altında birleştirilmesi yasaklanmıştır. Peygamberimiz buna ek olarak bir kadının teyzesi veya halası ile aynı anda nikâh altında birleştirilmesini de yasaklamıştır (Buhârî, Müslim). Yine aynı ayette yalnız süt anne ve süt kız kardeş sayılırken Peygamberimiz “Nesep (kan bağı) yoluyla haram olan, süt yoluyla da haram olur.” buyurarak süt akrabalığından doğan evlenme yasağını bütün yakınlık derecelerine genişletmiştir (Buhârî, Müslim). Bu hükümler akrabalar arasındaki sevgi bağını korumayı amaçlar.
| Alan | Nebevi Hüküm | Gözetilen Amaç |
|---|---|---|
| Yiyecek | Azı dişli yırtıcı hayvanların ve pençeli kuşların eti yenmez. | Sağlığı ve temizliği korumak |
| Yiyecek | Evcil eşek eti yenmez (Hayber Gazvesi). | Helal-haram sınırını netleştirmek |
| Giyim ve süs | Altın ve ipek erkeklere haram, kadınlara helaldir. | Gösteriş ve israftan korunmak |
| Nikâh | Bir kadın teyzesi veya halasıyla aynı nikâhta birleştirilemez. | Akrabalık bağlarını korumak |
| Süt akrabalığı | Kan bağıyla haram olan süt yoluyla da haramdır. | Aile mahremiyetini güvenceye almak |
Aile, Miras ve Toplumsal Hayatı Düzenleyen Hükümler
Miras, Kur'an-ı Kerim'de ayrıntılı biçimde düzenlenen konulardandır (Nisâ, 11-12 ve 176). Buna rağmen bazı durumların hükmü sünnetle belirlenmiştir. Örneğin ninenin mirastaki payı Kur'an'da geçmez. Hz. Ebû Bekir'in halifeliği döneminde bir nine mirastan payını sormaya gelmiş, Hz. Ebû Bekir Kur'an'da bununla ilgili bir hüküm bulamadığını söyleyip sahabeye danışmıştır. Muğîre b. Şu'be ve Muhammed b. Mesleme, Peygamberimizin nineye altıda bir (16) pay verdiğini bildirince Hz. Ebû Bekir de bu nebevi hükme göre karar vermiştir (Ebû Dâvûd, Tirmizî).
Peygamberimiz mirasçılığı engelleyen durumları da belirlemiştir. “Katil (öldürdüğü kişiye) mirasçı olamaz.” (Tirmizî, İbn Mâce) hükmüyle kimsenin mirasa erken kavuşmak için bir cana kıymasının önü kesilmiştir. Yine “Müslüman kâfire, kâfir de Müslümana mirasçı olamaz.” (Buhârî, Müslim) buyurarak din farkını miras engeli olarak bildirmiştir. Bu hükümler hem adaleti hem de toplum düzenini korumaya yöneliktir.
Toplumsal hayatı düzenleyen genel ilkeler de sünnetle konulmuştur. Peygamberimizin “Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” (İbn Mâce) sözü, İslam hukukunun temel kurallarından biri hâline gelmiştir. “Müslümanlar üç şeyde ortaktır: su, mera ve ateş.” (Ebû Dâvûd) hadisiyle herkesin ihtiyaç duyduğu temel kaynakların tekelleştirilmesi engellenmiştir. Ayrıca bölünmemiş ortak mülkte ortağın, satılan payı öncelikle satın alma hakkı olan şuf'a (önalım) hakkı da sünnetle getirilmiştir (Buhârî). Böylece komşuluk ve ortaklık ilişkilerinde huzursuzluk çıkmasının önüne geçilmiştir.
| Konu | Nebevi Hüküm | Toplumsal Yararı |
|---|---|---|
| Ninenin mirası | Nineye 16 pay verilir. | Yaşlı aile büyüklerinin hakkını korur. |
| Katilin durumu | Katil öldürdüğü kişiye mirasçı olamaz. | Mal hırsıyla cana kıyılmasını önler. |
| Din farkı | Farklı dinlerdeki kişiler birbirine mirasçı olamaz. | Miras düzenini belirginleştirir. |
| Zarar ilkesi | Zarar vermek de zararla karşılık vermek de yoktur. | Haksızlık ve öç almayı engeller. |
| Ortak kaynaklar | Su, mera ve ateşte insanlar ortaktır. | Temel ihtiyaçların tekelleşmesini önler. |
| Şuf'a hakkı | Ortak mülkte ortağa öncelikli satın alma hakkı tanınır. | Ortaklık ve komşulukta huzuru korur. |
Hüküm Koymada Kolaylık İlkesi ve Ümmete Şefkat
Peygamberimiz hüküm koyarken ümmetinin gücünü ve durumunu daima gözetmiştir. Kur'an-ı Kerim'de “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 185) buyrulur. Tevbe suresi 128. ayette de Peygamberimiz, müminlerin sıkıntıya düşmesi kendisine ağır gelen, onlara çok düşkün ve şefkatli bir elçi olarak tanıtılır. Bu özellik, onun hüküm koyma biçimine doğrudan yansımıştır.
Peygamberimiz “Ümmetime zor gelecek olmasaydı her namazda misvak kullanmalarını emrederdim.” buyurmuştur (Buhârî, Müslim). Bu hadis iki önemli şeyi öğretir: Birincisi Peygamberimizin emrinin bağlayıcı olduğu; ikincisi ise onun bu yetkiyi ümmete zorluk çıkarmayacak şekilde, şefkatle kullandığıdır. Benzer biçimde bir sahabi hac farzının her yıl mı olduğunu ısrarla sorunca Peygamberimiz “Evet deseydim her yıl farz olurdu ve siz buna güç yetiremezdiniz.” buyurmuş ve gereksiz sorularla dinin zorlaştırılmamasını öğütlemiştir (Müslim).
Ramazan gecelerinde mescitte birkaç gece cemaatle namaz kıldıran Peygamberimiz, sonraki gece kalabalık toplandığı hâlde çıkmamış; sabah olunca bunun sebebini bu namazın üzerlerine farz kılınmasından endişe etmesi olarak açıklamıştır (Buhârî, Müslim). Sahabeye verdiği “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî) tavsiyesi de bu ilkenin özetidir. Bu örnekler, nebevi hükümlerin insanı yormak için değil, onun dünya ve ahiret mutluluğu için konulduğunu gösterir.
| Nebevi Uygulama | Durum | Ortaya Koyduğu İlke |
|---|---|---|
| Misvak hadisi | Her namazda misvak emredilmedi. | Ümmete zorluk çıkarmamak |
| Haccın her yıl olup olmadığı sorusu | Hac ömürde bir kez farz kaldı. | Gereksiz sorularla dini zorlaştırmamak |
| Ramazan gecelerinde cemaatle namaz | Farz olur endişesiyle mescide çıkılmadı. | Gönüllü ibadetin farza dönüşmesini önlemek |
| Kolaylaştırınız hadisi | Sahabeye genel tavsiye olarak söylendi. | Kolaylık ve müjdeleme |
Nebevi Hüküm ile Kişisel Görüşün Ayrımı ve Hükümlerin Kaynak Sırası
Peygamberimizin her sözü ve davranışı aynı niteliği taşımaz. Onun din adına bildirdiği emir ve yasaklar bağlayıcıdır; ancak tarım, ticaret yöntemleri veya savaş taktikleri gibi dünya işlerinde söylediği kişisel görüşler aynı bağlayıcılıkta değildir. Medine'de hurma ağaçlarını aşılayan çiftçilere Peygamberimiz aşılamanın gerekmeyebileceğini söylemiş, o yıl ürün azalınca “Ben de bir insanım. Size dininizle ilgili bir şey emrettiğimde onu alın; kendi görüşümle bir şey söylediğimde ben de bir insanım.” ve “Siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz.” buyurmuştur (Müslim).
Bedir Savaşı öncesinde de ordunun konaklayacağı yer seçilirken sahabeden Hubâb b. Münzir, bu yerin vahiyle mi belirlendiğini yoksa bir görüş ve savaş taktiği mi olduğunu sormuştur. Peygamberimiz bunun bir görüş olduğunu söyleyince Hubâb, su kuyularına daha yakın bir yerde konaklamayı önermiş; Peygamberimiz de bu öneriyi kabul etmiştir. Bu olay, sahabenin vahye dayanan hüküm ile kişisel görüş arasındaki farkı bildiğini ve Peygamberimizin istişareye ne kadar önem verdiğini gösterir.
Peygamberimiz, kendisinden sonra hüküm verecek kişilere kaynakları kullanma sırasını da öğretmiştir. Muâz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken “Önüne bir dava gelince neye göre hüküm vereceksin?” diye sormuştur. Muâz önce Kur'an'a, orada bulamazsa Resulullah'ın sünnetine, onda da bulamazsa kendi içtihadına (görüşünü ortaya koymak için var gücüyle çabalamaya) göre hüküm vereceğini söyleyince Peygamberimiz bu cevaptan memnun olmuş ve Allah'a hamd etmiştir (Ebû Dâvûd, Tirmizî). Böylece sünnetin, Kur'an'dan sonra ikinci temel kaynak olduğu açıkça ortaya konmuştur.
| Konu | Niteliği | Bağlayıcılığı |
|---|---|---|
| Fıtır sadakası, ezan, helal-haram hükümleri | Din adına konulan hüküm (teşri) | Bağlayıcıdır; uyulması gerekir. |
| Hurma ağaçlarının aşılanması | Dünya işiyle ilgili kişisel görüş | Bağlayıcı değildir; uzmanların bilgisi esas alınır. |
| Bedir'de konaklama yeri | Savaş taktiğine dair görüş | İstişareyle değiştirilebilmiştir. |
| Muâz b. Cebel hadisi | Kaynakları kullanma sırası | Kur'an, sünnet, içtihad sırası öğretilmiştir. |
Örnekler
Örnek 1Kur'an-ı Kerim'de fıtır sadakasından (fitreden) açıkça söz edilmediği hâlde Müslümanlar her Ramazan'da fitre verir. Bu ibadetin dayanağı nedir ve Peygamberimizin hangi görevine örnektir?
Cevabı göster
1. adım: Fitrenin Kur'an'da açıkça geçmediğini tespit ederiz. 2. adım: Abdullah b. Ömer'in (r.a.) bildirdiğine göre Peygamberimiz Ramazan'da fıtır sadakasını hurmadan veya arpadan bir sâ' olarak her Müslümana gerekli kılmıştır (Buhârî, Müslim). 3. adım: Kur'an'da bulunmayan bir hükmün Peygamberimiz tarafından konulmasına teşri denir. 4. adım: Haşr 7. ayet gereği Peygamberimizin verdiği bu hüküm bağlayıcıdır. Sonuç: Fitre, Peygamberimizin hüküm koyma (teşri) görevine örnektir.
Örnek 2Ezanın sözleri Abdullah b. Zeyd'in gördüğü bir rüyayla ortaya çıkmıştır. Bir sahabinin rüyası nasıl olur da dinin şiarı hâline gelir?
Cevabı göster
1. adım: Müslümanlar Medine döneminin ilk yıllarında namaza çağırmanın bir yolunu aramaktaydı. 2. adım: Abdullah b. Zeyd rüyasında ezan sözlerini öğrenip Peygamberimize anlatmıştır. 3. adım: Peygamberimiz “Bu, hak bir rüyadır.” diyerek onaylamış ve sözlerin Hz. Bilal'e öğretilmesini istemiştir. 4. adım: Peygamberimizin bir söz veya davranışı onaylamasına takrir denir; onaylanan şey dini hüküm değeri kazanır. Sonuç: Ezanın hükmü rüyanın kendisinden değil, Peygamberimizin onayından (takrir) gelir. Bu, takrir yoluyla teşriye örnektir.
Örnek 3Nisâ suresi 23. ayette iki kız kardeşin aynı anda nikâh altında birleştirilmesi yasaklanmıştır. Peygamberimiz ise bir kadının teyzesi veya halası ile birleştirilmesini de yasaklamıştır. Bu uygulamayı değerlendiriniz.
Cevabı göster
1. adım: Kur'an'daki hüküm yalnız iki kız kardeşi kapsar. 2. adım: Peygamberimiz aynı amaçla (akrabalar arasında kırgınlık ve düşmanlık doğmaması) teyze-yeğen ve hala-yeğen birlikteliğini de yasaklamıştır (Buhârî, Müslim). 3. adım: Bu yasak Kur'an'da açıkça yer almadığı için sünnetle konulmuş bir hükümdür. Sonuç: Bu uygulama, Peygamberimizin aile hayatında yeni bir hüküm koymasına (teşri) ve bu hükmün Kur'an'ın amacıyla uyumlu olduğuna örnektir.
Örnek 4Bir nine, Hz. Ebû Bekir'e gelerek mirastan payını sormuştur. Hz. Ebû Bekir nasıl bir yol izlemiştir ve bu olay bize neyi öğretir?
Cevabı göster
1. adım: Hz. Ebû Bekir önce Kur'an'a bakmış, ninenin payıyla ilgili açık bir hüküm bulamamıştır. 2. adım: Ardından Peygamberimizin bu konuda bir hüküm verip vermediğini sahabeye sormuştur. 3. adım: Muğîre b. Şu'be ve Muhammed b. Mesleme, Peygamberimizin nineye 16 pay verdiğini bildirmiştir. 4. adım: Hz. Ebû Bekir bu nebevi hükme göre karar vermiştir (Ebû Dâvûd, Tirmizî). Sonuç: Olay, miras gibi toplumsal konularda da sünnetle hüküm konulduğunu ve sahabenin Kur'an'dan sonra sünneti ikinci kaynak olarak kullandığını gösterir.
Örnek 5“Ümmetime zor gelecek olmasaydı her namazda misvak kullanmalarını emrederdim.” hadisinden Peygamberimizin hüküm koyma yetkisiyle ilgili hangi iki sonuç çıkarılabilir?
Cevabı göster
1. adım: “Emrederdim” ifadesi, Peygamberimizin isteseydi misvakı her namazda zorunlu kılabileceğini gösterir. Demek ki onun hüküm koyma yetkisi vardır ve emri bağlayıcıdır. 2. adım: “Ümmetime zor gelecek olmasaydı” ifadesi, onun bu yetkiyi kullanırken ümmetin gücünü gözettiğini gösterir. 3. adım: Bu tutum Bakara 185. ayetteki “Allah sizin için kolaylık ister.” ilkesiyle uyumludur. Sonuç: Birinci sonuç, nebevi emirlerin bağlayıcı olduğu; ikinci sonuç ise Peygamberimizin hüküm koyarken kolaylık ve şefkat ilkesini gözettiğidir.
Örnek 6Peygamberimiz hurma aşılamasıyla ilgili görüşü tutmayınca “Siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz.” buyurmuştur. Bu söz, onun koyduğu dini hükümlerin önemini azaltır mı? Açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Hurma aşılaması tarımla ilgili bir dünya işidir; Peygamberimizin buradaki sözü vahye dayanan bir hüküm değil, kişisel bir görüştür. 2. adım: Peygamberimiz aynı olayda “Size dininizle ilgili bir şey emrettiğimde onu alın.” buyurarak ayrımı bizzat kendisi yapmıştır (Müslim). 3. adım: Fitre, ezan, helal-haram gibi din adına konulan hükümler ise Haşr 7 ve Ahzâb 36. ayetler gereği bağlayıcıdır. Sonuç: Hayır, azaltmaz. Bu söz yalnız dünya işlerindeki kişisel görüşlerin uzmanlık ve istişareye açık olduğunu gösterir; dini hükümlerin bağlayıcılığı aynen devam eder.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Aşağıdakilerden hangisi Kur'an-ı Kerim'de açıkça yer almayıp Peygamberimizin hüküm koymasıyla (teşri) belirlenen bir uygulamadır?
Namaz, Ramazan orucu ve zekât Kur'an'da açıkça emredilmiştir. Fıtır sadakası ise Kur'an'da geçmez; Peygamberimiz tarafından Ramazan'da her Müslümana gerekli kılınmıştır (Buhârî, Müslim).
2“…Onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar…” (A'râf, 157) ayeti Peygamberimizin hangi görevini en açık biçimde ifade eder?
Ayette helal ve haram kılma işi doğrudan Peygamberimize nispet edilir. Bu, onun Allah'ın izniyle hüküm koyma (teşri) yetkisine sahip olduğunu gösterir.
3Peygamberimizin misvak hadisi, haccın her yıl farz olup olmadığı sorusuna verdiği cevap ve Ramazan gecelerinde mescide çıkmaması ortak olarak hangi ilkeyi gösterir?
Üç olayda da Peygamberimiz, ümmetine zor gelecek bir yükümlülüğün farz kılınmasından kaçınmıştır. Bu durum hüküm koymada kolaylık (yüsr) ve ümmete şefkat ilkesini gösterir.
4Muâz b. Cebel'in Yemen'e gönderilirken Peygamberimize verdiği cevaba göre hüküm verirken başvurulacak kaynakların doğru sıralaması hangisidir?
Muâz b. Cebel önce Kur'an'a, orada bulamazsa sünnete, onda da bulamazsa kendi içtihadına başvuracağını söylemiş; Peygamberimiz bu cevaptan memnun olmuştur (Ebû Dâvûd, Tirmizî).
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Ezanın sözleri, Abdullah b. Zeyd'in rüyasının Peygamberimiz tarafından onaylanmasıyla (takrir) dinin şiarı hâline gelmiştir.
Peygamberimiz “Bu hak bir rüyadır.” diyerek onaylamış ve Hz. Bilal'e öğretilmesini istemiştir.
- Altın ve ipek kullanma yasağı kadın ve erkek bütün Müslümanları kapsar.
Peygamberimiz “Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir.” buyurmuştur; yasak yalnız erkekler içindir.
- Peygamberimiz, öldürdüğü kişiye katilin mirasçı olamayacağını bildirmiştir.
“Katil mirasçı olamaz.” hadisiyle mal hırsıyla cana kıyılmasının önü kesilmiştir (Tirmizî, İbn Mâce).
- Peygamberimizin hurma aşılamasıyla ilgili kişisel görüşü de din adına konulmuş bağlayıcı bir hükümdür.
Peygamberimiz bu konuda “Siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz.” buyurarak bunun kişisel bir görüş olduğunu bildirmiştir.
- Abdestte mestler üzerine mesh, Peygamberimizin uygulamasıyla belirlenen bir kolaylıktır.
Peygamberimiz mestler üzerine meshetmiş ve süresini yolcu için üç gün üç gece, yolcu olmayan için bir gün bir gece olarak belirlemiştir (Müslim).
- Ezanın sözleri, Abdullah b. Zeyd'in rüyasının Peygamberimiz tarafından onaylanmasıyla (takrir) dinin şiarı hâline gelmiştir.
6Aşağıdaki nebevi hükümleri ilgili açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Peygamberimizin Kur'an'da açıkça hükmü bulunmayan bir konuda Allah'ın izniyle hüküm koymasına denir.
- Abdullah b. Zeyd'in rüyasında öğrendiği ve Peygamberimizin onayladığı namaza çağrı sözlerine denir.
- Peygamberimiz, ümmetine zor gelecek olmasaydı her namazda kullanılmasını emredeceğini söylemiştir.
- Muâz b. Cebel, Kur'an ve sünnette hüküm bulamazsa kendi ile hüküm vereceğini söylemiştir.
- Peygamberimiz, kan bağıyla haram olanın yoluyla da haram olacağını bildirmiştir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Aşağıdaki üç nebevi hükmü inceleyiniz: (a) Ramazan ve Kurban bayramlarında bayram namazı kılınması, (b) ezanın sözlerinin belirlenmesi, (c) erkeklerin altın ve ipek kullanmasının yasaklanması. Her biri için hükmün Kur'an'da açıkça yer alıp almadığını, sünnetin hangi türüne (söz, fiil, onay) dayandığını ve hangi alanla ilgili olduğunu belirleyiniz.
1. ipucu: 1. adım: Her hükmün Kur'an'da açıkça geçip geçmediğini sorgulayınız; üçü de Kur'an'da ayrıntılı biçimde yer almaz, bu yüzden hepsi teşri örneğidir.
2. ipucu: 2. adım: Hükmün Peygamberimizin bir sözüyle mi, bizzat yaptığı bir uygulamayla mı yoksa bir sahabinin davranışını onaylamasıyla mı ortaya çıktığını belirleyiniz.
3. ipucu: 3. adım: Hükmün ibadet, helal-haram (giyim ve süs) veya toplumsal hayat alanlarından hangisine ait olduğunu yazınız ve bir tablo oluşturunuz.
Cevap: (a) Bayram namazı: Kur'an'da açıkça yer almaz. Peygamberimiz Medine'de “Allah size bunların yerine daha hayırlısını, Kurban ve Ramazan bayramlarını verdi.” buyurmuş (söz) ve bayram sabahları cemaatle bayram namazı kıldırmıştır (fiil). Dayanağı kavlî ve fiilî sünnettir; alanı ibadettir. (b) Ezan: Kur'an'da namaza çağrıdan söz edilir ama ezanın sözleri yer almaz. Abdullah b. Zeyd'in rüyasını Peygamberimiz “Bu hak bir rüyadır.” diyerek onaylamıştır. Dayanağı takrirî (onay) sünnettir; alanı ibadettir. (c) Altın ve ipek yasağı: Kur'an'da açıkça yer almaz. Peygamberimiz “Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir.” buyurmuştur. Dayanağı kavlî (söz) sünnettir; alanı helal-haram, yani giyim ve süstür. Sonuç: Üç hüküm de Peygamberimizin Allah'ın verdiği yetkiyle hüküm koymasının (teşri) örnekleridir ve Haşr 7. ayet gereği Müslümanlar için bağlayıcıdır.
Kısaca
- Teşri: Peygamberimizin (s.a.v.) Kur'an'da açıkça hükmü bulunmayan konularda Allah'ın izni ve vahyin rehberliğiyle bağlayıcı dini hükümler koymasıdır.
- Kur'anî dayanak: Haşr 7, Nisâ 80, A'râf 157 ve Ahzâb 36. ayetler Peygamberimizin emir ve yasaklarının bağlayıcı olduğunu açıkça bildirir.
- İbadet alanı: Fıtır sadakası, bayram namazları, ezanın sözleri ve mestler üzerine mesh, sünnetle konulan hükümlere örnektir.
- Helal-haram ve aile: Yırtıcı hayvan etinin yasaklanması, erkeklere altın ve ipeğin haram kılınması, bir kadınla teyzesinin aynı nikâhta birleştirilmemesi nebevi hükümlerdir.
- Miras ve toplum: Ninenin 16 pay alması, katilin mirasçı olamaması ve “Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” ilkesi sünnetle belirlenmiştir.
- Kolaylık ve ayrım: Peygamberimiz ümmetine zorluk olmasın diye bazı emirleri farz kılmaktan kaçınmış; dünya işlerindeki kişisel görüşlerini ise bağlayıcı dini hükümlerden ayırmıştır.