Bir insanın kırk yaşından sonra ortaya koyduğu davetin samimiyetini gösteren en güçlü kanıt, o kırk yıla kadar toplumun gözü önünde yaşadığı tertemiz geçmişidir. Hz. Muhammed (s.a.v.), putperestliğin, zulmün ve kabile savaşlarının kol gezdiği Cahiliye Mekke'sinde dünyaya gelmesine rağmen; kırk yıllık risalet öncesi hayatında tek bir kez bile puta tapmamış, yalan söylememiş, mazlumların hakkını korumak için Hilfü'l-Fudûl'a katılmış ve en azılı düşmanlarının bile 'Muhammedü'l-Emîn' (Güvenilir Muhammed) adını verdiği örnek bir şahsiyet olmuştur. 1. Ünitemizin bu son dersinde Peygamberimizin 571'den 610 yılına uzanan risalet öncesi hayatını inceleyeceğiz.
Kutlu Doğum, Sütanne Yurdu ve Yetim-Öksüz Geçen Çocukluk (571 - 579)
Hz. Muhammed (s.a.v.); Kureyş kabilesinin Haşimoğulları kolundan Abdullah ile Zühreoğulları kolundan Âmine'nin evladı olarak, Fil Vakıası'ndan yaklaşık 50-55 gün sonra 12 Rebîülevvel (20 Nisan 571) Pazartesi günü şafak vakti Mekke'de dünyaya geldi. Babası Abdullah, ticaret için gittiği Şam dönüşünde Yesrib'de (Medine) hastalanarak Peygamberimiz henüz doğmadan vefat etmişti. Dedesi Abdülmuttalib, Kâbe'ye götürerek şükür duası ettiği torununa 'göklerde ve yerde çok övülen' anlamındaki Muhammed adını verdi. Mekke'nin basık ve sıcak havasından çocukları korumak, sağlıklı büyümelerini ve fasih (duru) Arapçayı öğrenmelerini sağlamak amacıyla bebeklerin çölde yaşayan sütannelere verilmesi adetti. Peygamberimiz de ilk birkaç gün annesi Âmine ve Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe tarafından emzirildikten sonra, Benî Sa'd (Sa'doğulları) kabilesinden sütannesi Halime Hatun'a teslim edildi. Bereketiyle Halime'nin ailesini bolluğa kavuşturan Hz. Muhammed, dört yaşına kadar sütannesi ve sütkardeşi Şeyma'nın yanında kaldı. 6 yaşına geldiğinde (576), annesi Âmine ve sadık dadısı Ümmü Eymen ile birlikte babasının kabrini ve dayılarını ziyaret için Medine'ye gitti; dönüş yolunda Ebvâ köyünde annesi Âmine vefat edince hem yetim hem öksüz kaldı. Mekke'de kendisini bağrına basan dedesi Abdülmuttalib de Peygamberimiz 8 yaşındayken (578) vefat edince, bakımını öz amcası Ebu Talib ve onun şefkatli eşi Fâtıma bint Esed üstlendi.
Gençlik Yılları: Alın Teriyle Kazanç ve Ticaret Seferleri
Amcası Ebu Talib maddi durumu kısıtlı fakat kalabalık aileli bir insandı. Genç Muhammed (s.a.v.), amcasına yük olmamak ve ailesine katkıda bulunmak için çocukluk ve ilk gençlik yıllarında Mekke'nin Ecyâd tepelerinde çobanlık yaptı. Yıllar sonra peygamber olduğunda *'Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki koyun gütmüş olmasın!'* buyurarak çobanlığın peygamberlere sabır, şefkat ve toplumu sevk-idare etme becerisi kazandırdığına dikkat çekmiştir. 9 veya 12 yaşındayken amcası Ebu Talib ile birlikte Şam ticaret kervanına katıldı; Suriye'nin Busrâ kasabasında Hristiyan bilgin Rahip Bahîra, genç Muhammed'de önceki kutsal kitaplarda anlatılan son peygamberlik alametlerini görerek Ebu Talib'i yeğenini koruması konusunda uyardı. Gençlik yıllarında amcası Zübeyr ve Ebu Talib'le Yemen ve Suriye ticaret seferlerine katılan Hz. Muhammed, ticari ortaklıklarında asla yalana, hileye ve tartışmaya başvurmadığı için Mekke'de Muhammedü'l-Emîn (Güvenilir Muhammed) ve Es-Sâdık (Doğru Sözlü) lakaplarıyla anılmaya başlandı.
Barış ve Adalet Mücadelesi: Ficâr Savaşı ve Hilfü'l-Fudûl (Erdemliler Cemiyeti)
Hz. Muhammed (s.a.v.) yaklaşık 17-20 yaşlarındayken (589-591 civarı), kan dökmenin haram olduğu haram aylarda Kureyş-Kinâne ittifakı ile Kays-Aylân kabileleri arasında Ukâz panayırında başlayan Ficâr Savaşı patlak verdi. Haram ayların saygınlığı çiğnendiği için 'günah ve hukuksuzluk savaşı' anlamına gelen Ficâr adını alan bu çatışmada genç Muhammed, haksız yere kan dökülmesine karşı olduğu için hiç kimseye ok atmamış ve kılıç çekmemiş; yalnızca amcalarının yanında bulunarak onlara atılan okları kalkanla savuşturup yerden toplamıştır. Ficâr Savaşı'nın hemen ardından Mekke'de adaletsizliğe karşı tarihi bir adım atıldı. Yemen'in Zebîd kabilesinden bir tüccar Mekke'ye getirdiği malları Kureyş'in nüfuzlu isimlerinden Âs b. Vâil'e satmış, ancak Âs b. Vâil malın parasını ödememişti. Yemenli tüccar Ebu Kubeys tepesine çıkıp Kureyşlilerden yardım isteyince, Hz. Peygamber'in amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib'in çağrısıyla Haşimoğulları, Zühreoğulları ve Teymoğulları temsilcileri Abdullah b. Cüd'ân'ın evinde toplandılar. 'Mekke'de yerli veya yabancı zulme uğramış hiçbir mazlum bırakmayacaklarına ve hakkını zalimden alıncaya kadar mazlumun yanında duracaklarına' yemin ederek Hilfü'l-Fudûl (Erdemliler Yeminleşmesi / Cemiyeti) adlı insan hakları topluluğunu kurdular ve Yemenli tüccarın hakkını Âs b. Vâil'den söke söke aldılar.
Hz. Hatice ile Evliliği, Çocukları ve Örnek Aile Hayatı (595)
Mekke'nin en asil, iffetli (Tâhire lakaplı) ve ticaretle uğraşan zengin hanımlarından biri olan Hz. Hatice bint Huveylid, dürüstlüğünü ve ticari başarısını duyduğu 25 yaşındaki Hz. Muhammed'e (s.a.v.) kervanını Şam'a götürmesi için ortaklık (mudârebe) teklif etti. Bu seferde Hz. Hatice'nin yardımcısı Meysere, genç Muhammed'in ticaretteki eşsiz dürüstlüğüne, bereketine ve üstün ahlakına bizzat şahit olarak gördüklerini Hz. Hatice'ye anlattı. Bunun üzerine yapılan evlilik teklifiyle Miladi 595 yılında 25 yaşındaki Hz. Muhammed ile 40 yaşındaki Hz. Hatice evlendiler; nikâh hutbesini amcası Ebu Talib okudu. Hz. Hatice hayatta olduğu 25 yıl boyunca Peygamberimiz başka bir evlilik yapmadı; bu huzurlu yuva İslam'ın ilk sığınağı oldu. Peygamberimizin, Mâriye'den doğan oğlu İbrâhim dışındaki tüm çocukları Hz. Hatice'den dünyaya geldi: • Erkek Çocukları: 1) Kâsım (Peygamberimize bu yüzden Ebu'l-Kâsım künyesi verildi), 2) Abdullah (Tâhir ve Tayyib lakaplarıyla da anılır). Erkek çocuklarının tamamı küçük yaşta vefat etti. • Kız Çocukları: 1) Zeyneb, 2) Rukıyye, 3) Ümmü Gülsüm ve 4) Fâtıma (r.a.). Peygamberimizin nesli kızı Hz. Fâtıma ve Hz. Ali'nin evlatları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yoluyla devam etmiştir.
Kâbe Hakemliği (Hacerü'l-Esved Olayı - 605) ve Toplumsal Güven
Hz. Muhammed (s.a.v.) 35 yaşındayken (Miladi 605), şiddetli yağmur ve sellerden duvarları çatlayan Kâbe-i Muazzama'yı Kureyş kabilesi yeniden inşa etmeye karar verdi. Kâbe'nin inşasında haram (faiz, kumar, gasp) para kullanılmamasına özen gösterildi ve bizzat Hz. Muhammed de amcası Abbas ile birlikte sırtında taş taşıyarak inşaatta çalıştı. Duvarlar yükselip sıra kutsal taş Hacerü'l-Esved'in yerine konulmasına geldiğinde kabileler arasında büyük bir kriz çıktı. Her kabile bu şerefin kendisine ait olmasını istiyor; Abdüddâroğulları ve Adîoğulları içi kan dolu bir çanağa ellerini batırarak ölümüne savaşmaya yemin ediyordu. Dört-beş gün süren gerginliğin sonunda Kureyş'in en yaşlısı Ebû Ümeyye b. Mugîre, 'Mescid'in (Beni Şeybe) kapısından ilk girecek kişiyi hakem yapalım!' önerisinde bulundu. Kapıdan içeri Hz. Muhammed (s.a.v.) girince herkes sevinçle: 'İşte El-Emîn! İşte Muhammed! Onun vereceği hükme razıyız!' diye haykırdı. Peygamberimiz yere bir örtü (rida/hırka) serdi, Hacerü'l-Esved'i kendi elleriyle örtünün ortasına koydu ve her kabilenin temsilcisinin örtünün bir ucundan tutarak taşı konulacağı yere kadar birlikte kaldırmasını sağladı; ardından taşı mübarek elleriyle yuvasına yerleştirdi. Böylece bütün kabileleri onurlandıran bu dahiyane çözümle kanlı bir iç savaşı önlemiş oldu.
Cahiliye Kötülüklerinden Korunmuşluğu (İsmet) ve Hira'da İnziva (Tahannüs)
Yüce Allah, son elçisi olarak seçeceği Hz. Muhammed'i (s.a.v.) çocukluğundan itibaren ismet (günahlardan korunmuşluk) sıfatıyla Cahiliye toplumunun karanlık alışkanlıklarından muhafaza etmiştir. O, kırk yıllık risalet öncesi hayatında asla putlara tapmamış, putlar adına kesilen kurban etlerinden yememiş, içki, kumar, faiz, fal okları ve Cahiliye eğlencelerine hiçbir zaman yaklaşmamıştır. 35 yaşından sonra ve özellikle 40 yaşına yaklaşırken toplumundaki putperestlikten, ahlaki çöküntüden ve zulümden büyük bir ıstırap duyan Hz. Muhammed (s.a.v.), yalnızlık ve tefekkür ihtiyacı hissetti. Yılın belirli zamanlarında, bilhassa Ramazan aylarında yanına azığını alarak Mekke yakınlarındaki Nûr Dağı'nda (Cebel-i Nûr) bulunan Hira Mağarası'na çekilmeye başladı. Burada günlerce kâinatın yaratılışını tefekkür ediyor, Hz. İbrahim'den kalan Haniflik geleneği üzere Allah'a yöneliyor (tahannüs / inziva) ve fakirleri doyuruyordu. Bu süreçte gördüğü sadık rüyalar (rü'yâ-yı sâdıka) sabah aydınlığı gibi birebir çıkıyor; ruhu ve kalbi 610 yılı Ramazan ayında Hira'da inecek olan ilk vahye ('İkra!' / 'Oku!') adım adım hazırlanıyordu.
Örnekler
Örnek 1Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bebekliğinde Benî Sa'd yurdundaki sütannesi Halime'nin yanına gönderilmesinin nedenleri nelerdir?
Cevabı göster
1) Mekke'nin sıcak ve salgın hastalıklara açık havasından uzaklaşarak çölün temiz ve sağlıklı havasında güçlü bir bünyeyle büyümesini sağlamak, 2) Kabileler arasında en saf ve fasih (düzgün) Arapçayı konuşan Benî Sa'd kabilesinin içinde kusursuz bir dil becerisi kazanmasını sağlamaktır.
Örnek 2Gençlik yıllarında kurulan 'Hilfü'l-Fudûl' (Erdemliler Yeminleşmesi) cemiyetinin kuruluş olayını ve amacını açıklayınız.
Cevabı göster
Yemen'in Zebîd kabilesinden Mekke'ye mal getiren bir tüccarın parasının Mekkeli Âs b. Vâil tarafından gasp edilmesi üzerine, Hz. Peygamber'in amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib'in öncülüğünde Abdullah b. Cüd'ân'ın evinde toplanan erdemli kabile liderleri tarafından kurulmuştur. Amacı; Mekke'de yerli veya yabancı hiçbir kimseye zulmedilmesine izin vermemek ve mazlum hakkını alıncaya kadar onun yanında durmaktır.
Örnek 3605 yılında Kâbe'nin onarımı sırasında çıkan 'Hacerü'l-Esved' krizini Hz. Muhammed (s.a.v.) nasıl çözmüştür ve bu çözümün önemi nedir?
Cevabı göster
Hacerü'l-Esved'i yerine koyma şerefi yüzünden kabileler birbirleriyle savaşmak üzereyken hakem seçilen Hz. Muhammed, hırkasını (ridasını) yere serip taşı üzerine koymuş ve her kabilenin temsilcisinin örtünün bir ucundan tutarak taşı birlikte kaldırmasını sağlamış, ardından taşı kendi elleriyle yerine yerleştirmiştir. Bu adil ve katılımcı çözümle hiçbir kabileyi dışlamadan kanlı bir iç savaşı önlemiştir.
Örnek 4Hz. Muhammed'e (s.a.v.) risalet öncesinde Mekke halkı tarafından hangi unvan verilmişti ve bu unvan peygamberlik sürecinde nasıl bir rol oynamıştır?
Cevabı göster
Doğruluğu, ticaretteki dürüstlüğü ve emanetlere sadakati sebebiyle 'Muhammedü'l-Emîn' (Güvenilir Muhammed) ve 'Es-Sâdık' unvanı verilmişti. Bu güven sayesinde peygamberliğini ilan ettiğinde en azılı düşmanları bile ona 'yalancı' diyememiş, hatta hicret edeceği gece bile müşriklerin en değerli emanetleri hâlâ onun evinde bulunmaktaydı.
Örnek 5Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kırk yaşına yaklaşırken Nûr Dağı'ndaki Hira Mağarası'nda gerçekleştirdiği 'tahannüs' (inziva) uygulamasının anlamı ve amacı nedir?
Cevabı göster
Tahannüs; günahlardan ve putperest toplumun yozlaşmış ortamından uzaklaşarak belirli sürelerle yalnız kalıp Allah'a yönelmek ve tefekkür etmektir. Hz. Peygamber özellikle Ramazan aylarında Hira Mağarası'nda inzivaya çekilerek kâinatın yaratılışını düşünmüş ve ruhen ağır vahiy yükünü taşımaya hazırlanmıştır.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Hz. Muhammed'in (s.a.v.) çocukluk yıllarında kendisini himaye eden yakınlarının kronolojik sıralaması aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
Hz. Peygamber 4 yaşına kadar sütannesi Halime'nin, 6 yaşına kadar annesi Âmine'nin, 8 yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib'in ve 8 yaşından sonra amcası Ebu Talib'in yanında kalmıştır.
2Gençlik yıllarında Mekke'de haksızlığa uğrayan yerli ve yabancı mazlumların hakkını korumak amacıyla Abdullah b. Cüd'ân'ın evinde kurulan ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) de katıldığı antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?
Yemenli tüccarın hakkının gasp edilmesi üzerine mazlumları korumak için yapılan antlaşmaya Hilfü'l-Fudûl (Erdemliler Yeminleşmesi) denir.
3Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Hz. Muhammed (s.a.v.), haram aylarda çıkan Ficâr Savaşı'nda haksız yere kan dökülmesini onaylamadığı için kimseye ok atmamış, yalnızca amcalarını korumak için kalkan tutmuştur.
Peygamberimiz Ficâr Savaşı'nda bizzat savaşmamış, yalnız savunma amacıyla kalkan tutup düşman oklarını toplamıştır.
- Kâbe'nin onarımı sırasında Hacerü'l-Esved taşını yerine koyma anlaşmazlığı, kabileler arasında yapılan kura çekimiyle çözülmüştür.
Anlaşmazlık kura ile değil, hakem seçilen Hz. Muhammed'in (El-Emîn'in) taşı bir örtü üzerine koyup tüm kabile temsilcilerine birlikte taşıtmasıyla çözülmüştür.
- Hz. Muhammed (s.a.v.), haram aylarda çıkan Ficâr Savaşı'nda haksız yere kan dökülmesini onaylamadığı için kimseye ok atmamış, yalnızca amcalarını korumak için kalkan tutmuştur.
4Hz. Peygamber'in (s.a.v.) risalet öncesi hayatındaki yer, olay ve şahsiyetleri doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
5Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Peygamberlerin risalet öncesinde ve sonrasında Allah tarafından her türlü şirkten, küfürden ve günahtan korunmuş olmalarına sıfatı denir.
- Hz. Peygamber'in (s.a.v.) nesli, kızı Hz. ile Hz. Ali'nin çocukları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yoluyla devam etmiştir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
6Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberlik öncesindeki 40 yıllık hayatında 'Muhammedü'l-Emîn' olarak tanınmasının, 610 yılında İslam tebliğine başladığında muhatapları üzerindeki etkisini Yunus suresi 16. ayet ('Ben bundan önce içinizde bir ömür yaşadım...') ışığında değerlendiriniz.
1. ipucu: Konunun temel kavramlarını ve tanımlarını hatırlayınız.
2. ipucu: Sebep-sonuç ilişkisini kurarak değerlendiriniz.
Cevap: Bir insanın söylediklerinin ciddiye alınması, öncelikle o insanın dürüstlüğüne ve karakterine duyulan güvene bağlıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamber olmadan önceki 40 yıl boyunca Mekke halkının gözü önünde yaşamış, ticaretinde ve komşuluğunda tek bir kez bile yalan söylememiş ve emanete hıyanet etmemiştir. Yunus suresi 16. ayetin işaret ettiği gibi, kırk yıl boyunca kullara karşı bile yalan söylemeyen 'Muhammedü'l-Emîn'in kırk yaşından sonra Allah adına yalan söylemesi aklen imkânsızdır. Bu tertemiz geçmiş, samimi insanların İslam'ı hızla kabul etmesini sağlamış, inkârcıların ise vicdanen onun doğruluğunu kabul etmek zorunda kalmasına yol açmıştır.
Kısaca
- Hz. Muhammed (s.a.v.), Fil Olayı'ndan yaklaşık 50-55 gün sonra 20 Nisan 571 (12 Rebîülevvel) Pazartesi günü Mekke'de doğdu; babası Abdullah doğumundan önce vefat ettiği için dünyaya yetim olarak geldi.
- İlk dört yılını Benî Sa'd yurdunda sütannesi Halime'nin yanında geçirdi; 6 yaşında annesi Âmine'yi Ebvâ'da, 8 yaşında dedesi Abdülmuttalib'i kaybetti ve amcası Ebu Talib'in himayesinde büyüdü.
- Gençliğinde çobanlık ve ticaret yaptı; kan dökülmesini istemediği Ficâr Savaşı'nda kimseye ok atmadı ve yaklaşık 20 yaşındayken mazlumların hakkını savunan 'Hilfü'l-Fudûl' (Erdemliler Yeminleşmesi) topluluğuna katıldı.
- Doğruluğu ve emanete sadakati sebebiyle 'Muhammedü'l-Emîn' ve 'Es-Sâdık' unvanlarıyla tanındı; 25 yaşındayken (595) iffet ve faziletiyle bilinen Hz. Hatice (Tâhire) ile evlendi.
- 35 yaşındayken (605) Kâbe'nin onarımı sırasında Hacerü'l-Esved'in yerine konulması yüzünden çıkacak kanlı bir kabile savaşını adil hakemliğiyle önledi.
- Ömrü boyunca Cahiliye kötülüklerinden ilahi koruma (ismet) ile uzak kaldı ve 40 yaşına yaklaşırken Nûr Dağı'ndaki Hira Mağarası'nda inzivaya (tahannüs) çekilerek vahye hazırlandı.