İslam hukuku (fıkıh), zamanın değişmesiyle ortaya çıkan yeni meseleleri çözümsüz bırakmayan dinamik bir yöntem bilimine (fıkıh usulü) sahiptir. Kitap ve Sünnetin rehberliğinde şekillenen İcmâ ve Kıyas gibi asli deliller ile istihsan, maslahat-ı mürsele, örf ve âdet gibi fer'î deliller, İslam'ın adalet ve kamu yararını (Mekâsıdü'ş-Şerîa) her çağda yaşatmasını sağlar.
Üçüncü ve Dördüncü Asli Deliller: İcmâ ve Kıyas
Edille-i şer'iyye (şer'î deliller) içinde Kitap ve Sünnetten sonra üçüncü asli delil İcmâ'dır. Fıkıh usulünde İcmâ; Hz. Peygamber'in (sav) vefatından sonraki herhangi bir asırda yaşayan İslam müçtehitlerinin (fıkıh âlimlerinin), şer'î-amelî bir meselenin hükmü üzerinde oy birliğiyle ittifak etmeleridir. İcmâ mutlaka Kitap veya Sünnetten bir dayanağa (senedü'l-icmâ) yaslanır. Müçtehitlerin görüşlerini açıkça beyan etmesiyle oluşan icmâya sarih icmâ, bir müçtehidin görüşüne diğerlerinin itiraz etmeyip susmasıyla oluşan icmâya ise sükûtî icmâ denir; Kur'an-ı Kerim'in Hz. Ebû Bekir döneminde Mushaf hâline getirilmesi sarih icmânın en parlak örneğidir.
Dördüncü asli delil olan Kıyas; Kitap, Sünnet veya İcmâ'da hükmü açıkça bulunmayan yeni bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak gerekçe (illet) sebebiyle hükmü nasta belirtilmiş olan benzer bir meseleye bağlamaktır. Kıyas yeni bir hüküm icat etmez, nasta var olan hükmün kapsamını ortak illet üzerinden görünür kılar.
Geçerli bir kıyas işleminin dört rüknü (unsuru) vardır: 1) Asıl (Makîsün aleyh): Hükmü Kur'an veya Sünnette açıkça belirlenmiş olan mesele; 2) Fer' (Makîs): Nasta hükmü açıkça geçmeyen ve hükmü aranan yeni mesele; 3) Aslın Hükmü: Nasta asıl için konulan şer'î hüküm; 4) İllet: Asıl ile fer'i birbirine bağlayan ve hükmün konuluş gerekçesini oluşturan ortak nitelik (örneğin sarhoşluk verme ve aklı örtme niteliği).
Fer'î (İkincil) Deliller: İstihsan, Maslahat-ı Mürsele ve Örf
Asli delillere bağlı olarak işletilen fer'î delillerin başında İstihsan gelir. İstihsan; müçtehidin bir meselede özel bir nas, icmâ, zaruret veya yaygın örf gibi daha kuvvetli bir gerekçe sebebiyle, ilk akla gelen genel/açık kıyastan (kıyas-ı celî) vazgeçerek insanlara kolaylık ve hakkaniyet sağlayan özel hükme yönelmesidir. Örneğin normal kurala göre henüz ortada olmayan bir malın satışı yasak iken, halkın ihtiyacı sebebiyle selem (peşin para ile vadeli mal) ve istısnâ (sipariş) sözleşmelerine izin verilmesi istihsan kapsamındadır.
Maslahat-ı Mürsele (İstıslah); hakkında özel bir nas (emreden veya yasaklayan açık bir ayet/hadis) bulunmayan konularda, İslam'ın genel ilkelerine uygun düşen kamu yararını (maslahatı) esas alarak hüküm vermektir. Trafik kurallarının konulması, resmi nikâh tescili, para basılması ve tapu kayıtlarının tutulması maslahat-ı mürselenin tipik örnekleridir.
Örf ve Âdet, bir toplumda sağduyu sahibi insanların benimseyip uygulayageldiği söz ve davranışlardır. İslam'ın kesin hükümlerine (naslara) aykırı olmayan örfe sahih (geçerli) örf denir ve ticari hayattan aile hukukuna kadar pek çok alanda hakem kabul edilir; naslara aykırı olan örfe ise fâsid (geçersiz) örf denir ve hukuken dikkate alınmaz. Ayrıca kötülüğe ve harama götüren yolların önceden kapatılmasına Sedd-i Zerâi', aksine delil olmadıkça mevcut durumun ve suçsuzluğun devam etmesine ise İstıshâb adı verilir.
İçtihat Yöntemi ve Mekâsıdü'ş-Şerîa (Hükümlerin Gayesi)
Fıkhi delillerden hüküm çıkarma faaliyetine içtihat, bu ilmî ehliyete sahip âlime ise müçtehit denir. Müçtehit; Arap diline, Kur'an ve Sünnet ilimlerine, icmâ konularına, kıyas yöntemine ve toplumun şartlarına derinlemesine vakıf olmalıdır. Fıkıh usulünün temel kuralı olarak 'Mevrid-i nasta içtihada mesâğ yoktur', yani Kur'an ve Sünnette anlamı ve sübûtu kesin bir hüküm (nas) varken o konuda içtihat yapılamaz.
Müçtehidin veya müftünün kendisine sorulan dini-hukuki bir meseleye delillerine dayanarak verdiği cevaba fetva, bu görevi yürüten kimseye müftü, fetva soran kişiye ise müsteftî adı verilir. Fetva bağlayıcı bir mahkeme kararı değil, aydınlatıcı hukuki/dini görüştür; mahkemede hâkimin (kadı) verdiği bağlayıcı karara ise kaza (hüküm) denir.
İslam hukukundaki bütün emir, yasak ve delillerin gözettiği üst gayelere Mekâsıdü'ş-Şerîa (Şeriatın/Hukukun Maksatları) adı verilir. Mekâsıdü'ş-Şerîa'nın çekirdeğini, insan hayatının vazgeçilmez beş temel değerini korumayı ifade eden Zarûriyyât-ı Hamse oluşturur: 1) Dinin korunması (Hıfzu'd-Dîn), 2) Canın/hayatın korunması (Hıfzu'n-Nefs), 3) Aklın korunması (Hıfzu'l-Akl), 4) Neslin ve ailenin korunması (Hıfzu'n-Nesl) ve 5) Malın/mülkiyetin korunması (Hıfzu'l-Mâl).
Örnekler
Örnek 1İslam hukukunda 'İcmâ' delilinin tanımını yaparak sarih icmâ ile sükûtî icmâ arasındaki farkı açıklayınız.
Cevabı göster
İcmâ, Hz. Peygamber'in (sav) vefatından sonra herhangi bir asırdaki müçtehitlerin şer'î bir meselenin hükmü üzerinde görüş birliğine varmalarıdır. Bütün müçtehitlerin görüşlerini açıkça beyan ederek ittifak etmesine 'sarih icmâ'; bir müçtehidin açıkladığı görüşe diğerlerinin haberdar oldukları hâlde itiraz etmeyip susarak onay vermesine ise 'sükûtî icmâ' denir.
Örnek 2Kıyas işleminin dört rüknünü (unsurunu) sıralayarak sarhoşluk veren yeni bir maddenin haram kılınmasını bu dört rükün üzerinde gösteriniz.
Cevabı göster
Kıyasın dört rüknü: Asıl, Fer', Aslın Hükmü ve İllet'tir. Kur'an'da hükmü bildirilen şarap (hamr) 'Asıl'; sonradan ortaya çıkan uyuşturucu/sarhoş edici madde 'Fer''; şarabın haram olması 'Aslın Hükmü'; her iki maddede ortak olan sarhoşluk verme ve aklı giderme özelliği ise 'İllet'tir. Ortak illet sebebiyle aslın hükmü fer'e bağlanır.
Örnek 3Fer'î delillerden 'Maslahat-ı Mürsele' (İstıslah) ile 'Sedd-i Zerâi'' kavramlarını tanımlayarak günlük hayattan birer örnek veriniz.
Cevabı göster
Maslahat-ı Mürsele, hakkında özel bir nas bulunmayan konularda kamu yararını gözeterek hüküm koymaktır; trafik kuralları ve resmi tapu sicili buna örnektir. Sedd-i Zerâi' ise meşru görünse bile sonucunda harama ve toplumsal zarara yol açan araç ve yolların kapatılmasıdır; silah satışının sınırlandırılması veya çevreye zarar veren atıkların yasaklanması buna örnektir.
Örnek 4Fıkıh usulündeki 'Mevrid-i nasta içtihada mesâğ yoktur' külli kaidesinin anlamını örnek vererek açıklayınız.
Cevabı göster
Bu kaide, 'Kur'an ve Sünnette sübûtu ve delâleti kesin olan açık bir hüküm (nas) bulunan yerde içtihat yapmaya izin yoktur' anlamına gelir. Örneğin beş vakit namazın farziyeti, orucun Ramazan ayında tutulması veya miras payları açık nasla sabit olduğu için bu konularda kıyas veya içtihatla değişiklik yapılamaz.
Örnek 5İslam hukukunda 'Örf ve Âdet' hangi şartlarla delil kabul edilir? Örf-i sahih ve örf-i fâsid ayrımını belirtiniz.
Cevabı göster
Bir örfün hukuki delil sayılabilmesi için toplumda yaygın ve istikrarlı olması, açık bir nassa (Kur'an ve Sünnet hükmüne) ve İslam'ın genel ilkelerine aykırı düşmemesi gerekir. Bu şartları taşıyan örfe 'örf-i sahih' (örneğin mobilya alımında eve teslimin satıcıya ait olması) denir ve delil sayılır; kan davası veya faizli işlem gibi nassa aykırı örflere ise 'örf-i fâsid' denir ve reddedilir.
Örnek 6Mekâsıdü'ş-Şerîa kapsamında yer alan 'Zarûriyyât-ı Hamse' (korunması zorunlu beş temel değer) nelerdir?
Cevabı göster
İslam hukukunun bütün hükümlerinde korumayı hedeflediği beş temel değer şunlardır: 1) Dinin korunması (Hıfzu'd-Dîn), 2) Canın/hayatın korunması (Hıfzu'n-Nefs), 3) Aklın korunması (Hıfzu'l-Akl), 4) Neslin ve ailenin korunması (Hıfzu'n-Nesl) ve 5) Malın/mülkiyetin korunması (Hıfzu'l-Mâl).
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Fıkıh usulünde Kitap, Sünnet veya İcmâ'da hükmü açıkça yer almayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak 'illet' sebebiyle hükmü bilinen benzer bir meseleye bağlama yöntemine ne ad verilir?
Hükmü nasta bulunmayan meseleyi (fer'), ortak illet sebebiyle hükmü nasta bulunan meseleye (asıl) bağlama işlemi dördüncü asli delil olan 'Kıyas'tır.
2Müçtehidin bir meselede özel bir delil, zaruret veya yaygın örf sebebiyle ilk akla gelen genel kıyastan vazgeçip insanlara kolaylık sağlayan özel hükme yönelmesini (örneğin sipariş usulü istısnâ akdine izin verilmesini) ifade eden fer'î delil aşağıdakilerden hangisidir?
Genel kıyastan (kıyas-ı celî) özel bir delil veya ihtiyaç sebebiyle vazgeçip kolaylık sağlayan hükme yönelmeye 'İstihsan' adı verilir.
3İslam hukukunda suçluluğu veya borçluluğu kesin delille ispatlanana kadar herkesin suçsuz ve borçsuz kabul edilmesi ('Berâet-i zimmet asıldır') aşağıdaki fer'î delillerden hangisinin doğrudan uygulamasıdır?
Aksine bir delil bulunmadıkça geçmişte var olan durumun veya yokluğun devam ettiğine hükmetme ilkesine 'İstıshâb' denir.
4İslam hukukunun hükümler koyarken gözettiği temel gayeleri ifade eden 'Mekâsıdü'ş-Şerîa' (Zarûriyyât-ı Hamse) arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
Zarûriyyât-ı Hamse; dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasıdır; kişilerin siyasi imtiyazlarının korunması bu beş temel ilkeden biri değildir.
5
- Hz. Peygamber'in (sav) vefatından sonra bir asırdaki İslam müçtehitlerinin şer'î bir meselenin hükmü üzerinde ittifak etmelerine 'İcmâ' denir.
İcmâ, Kitap ve Sünnetten sonra İslam hukukunun üçüncü asli delilidir.
- İnanç esaslarında, namazların rekat sayılarında ve kefaret miktarlarında kıyas yöntemiyle yeni hükümler konulabilir.
Akaid konularında, taabbudî (ibadet) hükümlerde ve nasla miktarı belirlenmiş kefaretlerde kıyas yapılamaz.
- Hakkında özel bir nas bulunmayan konularda İslam'ın genel ruhuna uygun biçimde kamu yararını esas alarak hüküm vermeye 'Maslahat-ı Mürsele' denir.
Maslahat-ı Mürsele (İstıslah), kamu yararını ve toplumsal ihtiyacı gözeterek hüküm çıkarma yöntemidir.
- Toplumda yaygın olarak uygulanan her türlü örf ve âdet, Kur'an ve Sünnete aykırı olsa bile fıkıhta geçerli delil kabul edilir.
Naslara aykırı olan örflere 'fâsid örf' denir ve hukuken reddedilir; yalnız nassa aykırı olmayan 'sahih örf' delil kabul edilir.
- Harama ve toplumsal zarara götüren yolların ve vasıtaların önceden kapatılması ilkesine fıkıh usulünde 'Sedd-i Zerâi'' adı verilir.
Sedd-i Zerâi', kötülüğe giden yolları tıkamak ve önleyici tedbir almak demektir.
- Hz. Peygamber'in (sav) vefatından sonra bir asırdaki İslam müçtehitlerinin şer'î bir meselenin hükmü üzerinde ittifak etmelerine 'İcmâ' denir.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- Kıyas işleminde asıl ile fer'i birbirine bağlayan ve hükmün konuluş gerekçesini oluşturan ortak niteliğe adı verilir.
- Fıkıh âliminin şer'î-amelî bir meselede delillerden hüküm çıkarmak için bütün ilmî çabasını harcamasına denir.
- Sorulan dini-hukuki bir meseleye müftü veya müçtehit tarafından delilleriyle verilen aydınlatıcı cevaba adı verilir.
- Toplumun benimsediği ve İslam'ın temel ilkelerine (naslara) aykırı düşmeyen güzel uygulamalara örf denir.
- İslam hukukunun din, can, akıl, nesil ve mal emniyetini koruma gayesini ifade eden üst kavram olarak adlandırılır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8İslam hukukunun yeni ortaya çıkan toplumsal ve teknolojik meselelere çözüm üretme kapasitesini; asli deliller (İcmâ ve Kıyas), fer'î deliller (İstihsan, Maslahat-ı Mürsele, Örf) ve Mekâsıdü'ş-Şerîa çerçevesinde üç aşamada açıklayınız.
1. ipucu: Birinci aşamada Kitap ve Sünnetten sonra başvurulan İcmâ ve Kıyas'ın (dört rüknü ve illet kavramıyla) yeni meseleleri nasıl çözdüğünü belirtiniz.
2. ipucu: İkinci aşamada kıyasın yeterli olmadığı veya katı kaldığı durumlarda İstihsan, Maslahat-ı Mürsele, Sedd-i Zerâi' ve Sahih Örf'ün sağladığı esnekliği yazınız.
3. ipucu: Üçüncü aşamada bütün bu içtihat yöntemlerinin Zarûriyyât-ı Hamse'yi (din, can, akıl, nesil, mal) koruma gayesine nasıl hizmet ettiğini değerlendiriniz.
Cevap: Birinci aşamada İslam hukukunda Kitap ve Sünnette açık hükmü bulunmayan yeni bir meseleyle karşılaşıldığında önce müçtehitlerin görüş birliği olan İcmâ'ya, ardından aralarındaki ortak illet üzerinden hükmü bilinen 'asıl' meseleyi yeni 'fer'' meseleye bağlayan Kıyas yöntemine başvurulur. İkinci aşamada genel kıyasın uygulama zorluğu doğurduğu yerde kolaylık sağlayan İstihsan, hakkında özel nas bulunmayan konularda kamu yararını gözeten Maslahat-ı Mürsele, kötülüğe giden yolları kapatan Sedd-i Zerâi' ve nassa aykırı olmayan Sahih Örf devreye girerek hukuka dinamizm kazandırır. Üçüncü aşamada yürütülen tüm bu içtihat ve fetva faaliyetleri, İslam hukukunun üst gayesi olan Mekâsıdü'ş-Şerîa doğrultusunda dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasını (Zarûriyyât-ı Hamse) güvence altına alır.
Kısaca
- İslam hukukunda Kitap ve Sünnetten sonra üçüncü asli delil, bir asırdaki müçtehitlerin şer'î bir hüküm üzerinde ittifak etmesi olan İcmâ'dır (sarih ve sükûtî icmâ).
- Dördüncü asli delil olan Kıyas; hükmü nasta bulunmayan meseleyi (fer'), aralarındaki ortak gerekçe (illet) sebebiyle hükmü bilinen meseleye (asıl) bağlamaktır.
- Fer'î deliller; genel kıyastan kolaylık sağlayan özel hükme geçiş (İstihsan), kamu yararını gözetme (Maslahat-ı Mürsele), nassa uygun toplumsal uygulamalar (Sahih Örf), kötülük yollarını kapatma (Sedd-i Zerâi') ve mevcut hâlin devamı (İstıshâb) ilkeleridir.
- Delillerden hüküm çıkarma çabasına içtihat, bu ehliyete sahip âlime müçtehit, sorulan meseleye verilen dini-hukuki cevaba ise fetva denir; açık nas bulunan yerde içtihat yapılmaz.
- Fıkhi hükümlerin temel gayesi (Mekâsıdü'ş-Şerîa / Zarûriyyât-ı Hamse); dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasını sağlayarak dünya ve ahiret saadetini gerçekleştirmektir.