İslam hukukunda (fıkıh) akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış bireylerin (mükelleflerin) ibadet, sosyal hayat ve ahlak alanındaki davranışlarına ilişkin dinî nitelendirmelere fıkhi hükümler (ef'âl-i mükellefîn) adı verilir. Fıkıh usulü âlimleri, Kur'an ve Sünnet'teki emir, tavsiye ve yasakların kesinlik derecesini inceleyerek mükellefin fiillerini farzdan harama uzanan bütüncül bir sistem içinde sınıflandırmışlardır.
Hüküm, Mükellef, Ehliyet ve Mekâsıdü'ş-Şerîa Kavramları
Fıkıh usulünde hüküm, Şâri'in (hüküm koyucu olan Yüce Allah'ın ve O'nun elçisi Hz. Peygamber'in) mükelleflerin fiillerine ilişkin hitabı ve bu hitabın doğurduğu dinî-hukuki sonuçtur. Dinî emir ve yasaklarla sorumlu tutulan, akıllı (âkıl) ve ergenlik çağına ulaşmış (bâliğ) kimseye mükellef denir.
Kişinin haklara sahip olma ve borç altına girme elverişliliğine ehliyet adı verilir ve ikiye ayrılır: Vücup ehliyeti (haklara sahip olma ehliyeti), insanın sağ olarak dünyaya gelmesiyle (hatta bazı haklar için anne karnında cenin iken) başlar ve ölümle sona erer. Eda ehliyeti (fiil ve sorumluluk ehliyeti) ise kişinin kendi fiilleriyle hukuki işlem yapabilmesi ve dinî yükümlülüklerden sorumlu olmasıdır; temyiz gücüyle eksik olarak başlar, akıl ve buluğ (ergenlik) ile tam hâle gelir.
İslam'da konulan tüm fıkhi hükümlerin temel amacı insanın dünya ve ahiret iyiliğini (maslahat) gerçekleştirmektir. İslam hukukunun koruma altına aldığı beş temel gayeye Mekâsıdü'ş-Şerîa (Zarûriyyât-ı Hamse) denir: 1) Dinin korunması, 2) Canın (nefsin) korunması, 3) Aklın korunması, 4) Neslin ve ailenin korunması, 5) Malın korunması.
Teklîfî Hükümler (Ef'âl-i Mükellefîn) I: Yapılması İstenen Fiiller
1. Farz: Şâri'in mükelleften yapılmasını kesin (kat'î) ve açık bir delille bağlayıcı olarak istediği fiillerdir. Her mükellefin bizzat kendisinin yapması zorunlu olanlara Farz-ı Ayn (beş vakit namaz, Ramazan orucu, zekât), Müslümanlardan bir kısmının yapmasıyla diğerlerinin üzerinden sorumluluğun kalktığı toplumsal görevlere ise Farz-ı Kifâye (cenaze namazı kılmak, Kur'an'ı ezberlemek, toplumun ihtiyaç duyduğu ilim ve mesleklerde uzmanlaşmak) denir. Farzı terk eden günahkâr olur, inkâr eden ise dinden çıkar.
2. Vacip: Hanefi mezhebine göre yapılması kesin olarak istenmekle birlikte dayandığı delil farz kadar kesin olmayan (zannî delille sabit olan) fiillerdir. Vitir namazı, Ramazan ve Kurban bayramı namazları, fıtır sadakası (fitre) vermek ve mali gücü yetenin kurban kesmesi vaciptir. Vacibi inkâr eden dinden çıkmaz ancak mazeretsiz terk eden günahkâr olur.
3. Sünnet ve Müstehap (Mendup): Farz ve vacip dışında Hz. Peygamber'in (sav) yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği fiillerdir. Peygamberimizin devamlı yaptığı ve nadiren terk ettiği sünnetlere Sünnet-i Müekkede (sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri, ezan, cemaatle namaz), bazen yapıp bazen terk ettiklerine ise Sünnet-i Gayr-i Müekkede (Müstehap/Mendup) (ikindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetleri, nafile sadakalar) denir. Yapılması veya terk edilmesi dinen eşit olan, mükellefin serbest bırakıldığı fiillere ise Mübah (Helal) (yemek, içmek, uyumak, spor yapmak) adı verilir.
Teklîfî Hükümler II (Haram ve Mekruh) ile Vaz'î Hükümler
Haram: Şâri'in yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir delille yasakladığı fiillerdir. Kötülüğü bizzat kendi özünden kaynaklanan yasaklara Li-aynihî haram (adam öldürmek, hırsızlık, zina, faiz, içki, domuz eti), aslında meşru olduğu hâlde dışarıdan bir sebeple haram hâle gelenlere ise Li-gayrihî haram (cuma ezanı okunurken alışveriş yapmak, başkasının bahçesinden izinsiz meyve yemek) denir. Haramı terk eden sevap kazanır, işleyen günahkâr olur, helal sayıp inkâr eden ise dinden çıkar.
Mekruh: Yapılması kesin olmayan bir delille yasaklanan veya hoş görülmeyen davranışlardır. Harama yakın olan mekruhlara Tahrîmen mekruh (vacibin terki, pazarlık üstüne pazarlık yapmak), helale yakın olanlara ise Tenzîhen mekruh (soğan-sarımsak yiyerek cemaate gitmek, abdestte suyu israf etmek) adı verilir.
Vaz'î Hükümler: Bir ibadetin veya hukuki işlemin geçerlilik şartlarını düzenleyen hükümlerdir. Bir ibadetin dışındaki ön koşula şart (namaz için abdest almak), ibadetin içindeki kurucu unsura rükün / farz (namazda kıraat ve secde), normal şartlardaki genel hükme azimet, hastalık ve yolculuk gibi zorluklarda tanınan kolaylığa ruhsat (yolcunun dört rekâtlı farzları iki rekât kılması), şart ve rükünleri tam olan ibadete sahih, temel unsuru eksik olana ise bâtıl denir.
Örnekler
Örnek 1Fıkıh usulünde 'vücup ehliyeti' ile 'eda ehliyeti' arasındaki farkı örnek vererek açıklayınız.
Cevabı göster
Vücup ehliyeti, kişinin haklara sahip olma ehliyetidir ve insanın sağ doğmasıyla başlar; örneğin yeni doğmuş bir bebek miras hakkına sahiptir. Eda ehliyeti ise kişinin fiilleriyle hukuki işlem yapabilmesi ve ibadetlerden sorumlu olmasıdır; akıl ve buluğ (ergenlik) ile tam hâle gelir.
Örnek 2Farz-ı ayn ile farz-ı kifâye kavramlarını tanımlayarak her birine ikişer örnek veriniz.
Cevabı göster
Farz-ı ayn, her mükellefin bizzat kendisinin yerine getirmesi zorunlu olan farzlardır (beş vakit namaz kılmak, Ramazan orucu tutmak). Farz-ı kifâye ise Müslümanların bir kısmının yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun düştüğü farzlardır (cenaze namazı kılmak, toplumda doktorluk ve mühendislik gibi uzmanlık alanlarında yetişmek).
Örnek 3Hanefi mezhebine göre 'vacip' hükmünün tanımını yapınız ve ibadet hayatından dört vacip örneği yazınız.
Cevabı göster
Vacip, Şâri'in mükelleften yapılmasını kesin olarak istediği ancak delili farz kadar kesin olmayan (zannî delille sabit olan) hükümlerdir. Başlıca örnekleri: Vitir namazı kılmak, Ramazan ve Kurban bayramı namazlarını kılmak, fıtır sadakası (fitre) vermek ve zengin olanın kurban kesmesidir.
Örnek 4Li-aynihî haram ile li-gayrihî haram arasındaki farkı birer örnekle açıklayınız.
Cevabı göster
Li-aynihî haram, barındırdığı kötülük ve zarar bizzat kendi özünden kaynaklanan yasaklardır; örneğin hırsızlık yapmak, içki içmek ve adam öldürmek. Li-gayrihî haram ise aslında helal ve meşru bir fiil iken dışarıdan eklenen bir yasak ihlali sebebiyle haram olan fiillerdir; örneğin alışveriş helal iken cuma namazı saatinde alışveriş yapmak veya gasp edilmiş suyla abdest almak.
Örnek 5Vaz'î hükümlerden 'şart' ile 'rükün' kavramlarını namaz ibadeti üzerinden karşılaştırınız.
Cevabı göster
Şart, bir ibadetin geçerli olması için ibadetin dışında (öncesinde) bulunması gereken zorunlu unsurdur; örneğin abdest almak, kıbleye yönelmek ve vaktin girmesi namazın şartlarıdır. Rükün ise ibadetin bizzat kendi yapısının içinde yer alan kurucu unsurdur; örneğin iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû ve secde namazın rükünleridir.
Örnek 6İslam hukukunun korumayı hedeflediği beş temel gayeyi (Mekâsıdü'ş-Şerîa / Zarûriyyât-ı Hamse) maddeler hâlinde yazınız.
Cevabı göster
İslam hukukunun (fıkhın) temel gayesi olan beş zaruri değer şunlardır: 1) Dinin korunması (Hıfzu'd-dîn), 2) Canın/yaşama hakkının korunması (Hıfzu'n-nefs), 3) Aklın korunması (Hıfzu'l-akl), 4) Neslin ve ailenin korunması (Hıfzu'n-nesl), 5) Malın ve mülkiyetin korunması (Hıfzu'l-mâl).
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Hanefi mezhebine göre yapılması kesin olarak istenmekle birlikte dayandığı delil zannî olduğu için farzdan bir derece aşağıda yer alan fıkhi hüküm ve ibadet örneği aşağıdakilerden hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
Zannî delille sabit olan kesin emirlere vacip denir; vitir namazı, bayram namazları, fitre ve kurban ibadeti vacip hükmündedir.
2Mükelleflerin bir kısmının yerine getirmesiyle diğer Müslümanların üzerinden sorumluluğun kalktığı, ancak toplumda kimse yapmazsa herkesin sorumlu olduğu hüküm türü aşağıdakilerden hangisidir?
Cenaze namazı kılmak gibi Müslümanların bir kısmının yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun düştüğü farzlara farz-ı kifâye denir.
3Fıkıh usulünde bir ibadetin kendi yapısının içinde yer alan zorunlu unsurlara (örneğin namazdaki kıyam, kıraat, rükû ve secdeye) ne ad verilir?
İbadetin dışındaki zorunlu unsurlara şart (abdest gibi), ibadetin içindeki kurucu unsurlara ise rükün (kıraat, rükû, secde gibi) adı verilir.
4Seferî (yolcu) olan bir Müslüman'ın dört rekâtlı farz namazları iki rekât olarak kılması veya hastanın Ramazan orucunu sonraya ertelemesi aşağıdaki fıkıh kavramlarından hangisiyle ifade edilir?
Hastalık, yolculuk ve zaruret gibi meşru mazeretler sebebiyle genel hükmün (azimetin) hafifletilerek mükellefe tanınan kolaylığa ruhsat denir.
5
- Akıllı ve ergenlik (buluğ) çağına ulaşmış, dinî emir ve yasaklardan sorumlu tutulan bireye fıkıhta 'mükellef' denir.
Mükellef olmanın temel şartı akıl ve ergenliktir (tam eda ehliyeti).
- İnsanın sağ olarak dünyaya gelmesiyle kazandığı haklara sahip olma ehliyetine 'eda ehliyeti' adı verilir.
Doğumla kazanılan hak ehliyetine 'vücup ehliyeti', akıl ve buluğ ile kazanılan fiil ehliyetine ise 'eda ehliyeti' denir.
- Hz. Peygamber'in (sav) devamlı yaptığı ve çok nadir terk ettiği sabah ve öğle namazlarının sünnetlerine 'sünnet-i müekkede' denir.
Sünnet-i müekkede, Hz. Peygamber'in düzenli olarak devam ettiği kuvvetli sünnetlerdir.
- Yapılıp yapılmamasında mükellefin serbest bırakıldığı yemek, içmek ve dinlenmek gibi helal davranışlara 'tahrîmen mekruh' denir.
Mükellefin yapıp yapmamakta serbest olduğu helal fiillere 'mübah' denir; tahrîmen mekruh ise harama yakın derecede hoş görülmeyen fiildir.
- İslam hukukunun korumayı amaçladığı beş temel değer (Mekâsıdü'ş-Şerîa); dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasıdır.
Zarûriyyât-ı Hamse olarak da bilinen bu beş ilke tüm fıkhi hükümlerin temel gayesidir.
- Akıllı ve ergenlik (buluğ) çağına ulaşmış, dinî emir ve yasaklardan sorumlu tutulan bireye fıkıhta 'mükellef' denir.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- Fıkıh usulünde dinî hükümleri koyan Yüce Allah'ı ve bu hükümleri açıklayan Hz. Peygamber'i ifade etmek için kavramı kullanılır.
- Şartlarını ve rükünlerini eksiksiz taşıyan, hukuki sonuç doğuran geçerli ibadet ve sözleşmelere denir.
- Arızi bir mazeret bulunmadığında bütün mükellefler için geçerli olan genel ve asli hükümlere adı verilir.
- Kur'an-ı Kerim ayetleri ve Hz. Peygamber'in hadis metinleri fıkıh usulünde kavramıyla ifade edilir.
- İslam hukukunda kamu yararını ve insanların dünya-ahiret iyiliğini sağlamaya denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Bir Müslüman'ın günlük hayatında karşılaştığı 'Cuma namazından önce abdest alması, öğle namazının farzını kılması, vitir namazını kılması ve cenaze namazına katılması' fiillerini fıkhi hükümler (teklîfî ve vaz'î) açısından üç adımda sınıflandırınız.
1. ipucu: Birinci adımda abdest almanın namaz ibadeti açısından hangi vaz'î hüküm (şart/rükün) olduğunu belirtiniz.
2. ipucu: İkinci adımda öğle namazının farzı ile cenaze namazının farz çeşitlerinden (ayn/kifâye) hangisine girdiğini yazınız.
3. ipucu: Üçüncü adımda vitir namazının Hanefi mezhebindeki teklîfî hükmünü açıklayınız.
Cevap: 1. Adım (Vaz'î Hüküm): Abdest almak, namazın dışındaki bir ön koşul olduğu için vaz'î hükümlerden 'şart'tır (namazın dışındaki farzlardandır). 2. Adım (Farz Çeşitleri): Öğle namazının farzını kılmak her mükellefin bizzat yapması gereken 'farz-ı ayn'; cenaze namazına katılmak ise bir kısım Müslüman'ın yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun kalktığı 'farz-ı kifâye'dir. 3. Adım (Vacip): Vitir namazını kılmak ise kesin olarak emredilmekle birlikte delili zannî olduğu için Hanefi mezhebine göre 'vacip' hükmündedir.
Kısaca
- Fıkıhta akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış sorumlu kişiye mükellef; haklara sahip olma ehliyetine vücup ehliyeti, fiil ve ibadet ehliyetine ise eda ehliyeti denir.
- Teklîfî hükümler (ef'âl-i mükellefîn); farz, vacip, sünnet, müstehap (mendup), mübah, mekruh ve haram olmak üzere mükellefin fiillerini sınıflandırır.
- Kesin delille emredilenler farz (farz-ı ayn ve farz-ı kifâye), zannî delille kesin emredilenler ise vacip (vitir ve bayram namazları, fitre, kurban) adını alır.
- Kesin delille yasaklanan fiiller haram (li-aynihî ve li-gayrihî), hoş görülmeyen fiiller ise mekruh (tahrîmen ve tenzîhen) olarak adlandırılır.
- Vaz'î hükümler ibadetin dışındaki ön koşulu (şart), içindeki kurucu unsuru (rükün), genel hükmü (azimet), mazerete bağlı kolaylığı (ruhsat) ve geçerliliği (sahih/bâtıl) belirler.