Geçen haftaki dersimizde fıkıh ilminin beş temel ilkesini ve Mecelle'nin küllî kaidelerini tanımıştık. Bu haftaki dersimizde bu temel ilkelerin hangi Kur'an ayetlerine, hadislere ve akli gerekçelere (argümanlara) dayandığını derinlemesine irdeleyecek; fıkhın koruma altına aldığı beş temel hakkı (Zarûriyyât-ı Hamse), normal hükümler (azîmet) ile mazerete bağlı kolaylıkları (ruhsat) ve kamu yararı (maslahat) ilkesini inceleyeceğiz.
1. Fıkıh Hükümlerinin Gayesi (Makâsıdü'ş-Şerîa) ve Zarûriyyât-ı Hamse
Fıkıh âlimleri, Kur'an ve Sünnet'teki tüm emir ve yasakların ortak amacını (Makâsıdü'ş-Şerîa) incelediklerinde, bütün hükümlerin insanlığın yararına (celb-i menfaat) ve zararın giderilmesine (def'-i mefsedet) dayandığını tespit etmişlerdir. Bu kapsamda toplum düzeninin ve insan onurunun ayakta kalabilmesi için korunması zorunlu olan beş temel hak ve değere Zarûriyyât-ı Hamse (Beş Zorunlu Esas) adı verilir.
Bu beş temel esas şunlardır: 1) Dinin Korunması (Hıfzu'd-Dîn): İnanç ve ibadet özgürlüğünün güvenceye alınması, dinin hurafelerden korunması; 2) Canın Korunması (Hıfzu'n-Nefs): Yaşama hakkının ve beden bütünlüğünün dokunulmaz kılınması, cana kastın ve intiharın haram sayılması; 3) Aklın Korunması (Hıfzu'l-Akl): Düşünme ve irade yetisini yok eden içki, uyuşturucu ve zararlı bağımlılıkların yasaklanması; 4) Neslin Korunması (Hıfzu'n-Nesl): Nikâh ve aile kurumunun teşvik edilmesi, iffetin korunması ve zinanın yasaklanması; 5) Malın Korunması (Hıfzu'l-Mâl): Helal mülkiyet hakkının korunması; hırsızlık, gasp, faiz, rüşvet ve israfın haram kılınması.
2. Tekliflerde Kolaylık Argümanı: Azîmet ve Ruhsat Hükümleri
İslam'da dini yükümlülüklerin (tekliflerin) insan gücünün sınırlarını aşmaması temel ilkedir. Bu ilkenin Kur'an'daki en açık argümanları Bakara suresi 286. ayetteki 'Allah hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez', Bakara suresi 185. ayetteki 'Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez' ve Hac suresi 78. ayetteki 'O, dinde sizin üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi' buyruklarıdır. Hz. Peygamber (sav) de 'Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz' buyurarak bu ilkeyi pekiştirmiştir.
Bu ilkenin fıkıhtaki somut uygulaması azîmet ve ruhsat ayrımıdır: Herhangi bir mazeret veya zorluk bulunmadığında bütün mükelleflerin uymakla yükümlü olduğu normal/asli hükümlere azîmet denir (örneğin su varken abdest almak, Ramazan orucunu vaktinde tutmak, dört rekâtlı farz namazları dört rekât ve ayakta kılmak). Buna karşılık hastalık, yolculuk (seferîlik), su bulamama veya hayati tehlike (zaruret / ikrah) gibi arızî mazeretler sebebiyle tanınan geçici kolaylıklara ise ruhsat denir (örneğin su yokken teyemmüm yapmak, yolculukta dört rekâtlı farzları iki rekât kılmak ve orucu sonraya ertelemek, ayakta duramayan hastanın namazı oturarak kılması).
3. Helallerde Genişlik ve Haramlarda Sınırlılık Argümanı
Fıkıh ilminde ibadetlerin aksine, günlük yaşamda, yeme-içmede ve ticari sözleşmelerde temel kural 'Eşyada aslolan ibâhadır (mübahlıktır)' ilkesidir. Bu ilkenin Kur'anî argümanı Bakara suresi 29. ayetteki 'Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O'dur' ve A'râf suresi 32. ayetteki 'De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı ziynetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kıldı?' ayetleridir.
Bu argümana göre yeryüzündeki nimetlerden yararlanmak serbesttir; yalnızca insan sağlığına, aklına, malına veya toplum ahlakına zarar verdiği için Kur'an ve Sünnet tarafından açıkça yasaklanan sınırlı sayıdaki habîs (pis ve zararlı) şeyler haramdır. Dolayısıyla hakkında açık bir yasaklayıcı delil bulunmayan yeni bir gıda, teknoloji veya ticari işlem fıkhen helal/mübah kabul edilir.
4. Adalet, Suçta Şahsilik ve Masumiyet Karinesi Argümanları
İslam hukukunun omurgası adalet ilkesidir. Nisâ suresi 58. ayette 'Allah size, emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder', Mâide suresi 8. ayette ise 'Bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe sevk etmesin! Adil olun; bu takvaya daha yakındır' buyrularak düşmana karşı bile adaletten sapılmaması emredilmiştir.
Adalet ilkesinin üç temel hukuki argümanı şunlardır: 1) Kanun Önünde Eşitlik: Hz. Peygamber'in (sav) 'Allah'a yemin ederim ki Muhammed'in kızı Fâtıma da hırsızlık etse onun da cezasını verirdim' hadisi; 2) Suç ve Cezada Şahsilik: En'âm suresi 164. ayetteki 'Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez' ilkesiyle kan davası ve toplu cezalandırmanın kaldırılması; 3) Masumiyet Karinesi: Mecelle'nin 8. maddesindeki 'Berâet-i zimmet asıldır' (suçu kesin delille ispatlanana kadar herkesin borçsuz ve suçsuz sayılması) kuralı.
5. Kamu Yararı (Maslahat) ve Zararların Önlenmesi Argümanları
Bireysel çıkar ile toplumun genel yararı (maslahat-ı âmme / kamu yararı) çatıştığında fıkıh ilmi kamu yararını üstün tutar. Mecelle'nin 26. maddesi bu ilkeyi 'Zarar-ı âmmı def' için zarar-ı hâs ihtiyar olunur' (Genel zararı önlemek için özel zarar tercih edilir) şeklinde formüle etmiştir. Örneğin salgın hastalık durumunda karantina uygulanması, yangının yayılmasını önlemek için bitişik binanın yıkılması veya yol/okul yapımı için bedeli ödenerek kamulaştırma yapılması bu ilkenin sonucudur.
Ayrıca Mecelle'nin 30. maddesindeki 'Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır' (Kötülükleri ve zararları savmak, menfaat elde etmekten önceliklidir) kaidesi gereği, bir işten maddi kazanç elde edilse bile eğer o iş topluma ve çevreye daha büyük bir zarar veriyorsa (örneğin doğayı zehirleyen bir fabrika veya gençleri zehirleyen kumar/uyuşturucu ticareti) kesin olarak yasaklanır.
6. Sahih Örfün Gözetilmesi ve Zamanla Hükümlerin Değişimi
Fıkıh ilmi, toplumların yüzyıllar içinde geliştirdiği iyi ve faydalı gelenekleri (sahih örfü) yok saymaz; A'râf suresi 199. ayetteki 'Sen af yolunu tut, örfü (iyiliği) emret...' buyruğu ve Abdullah bin Mes'ûd'un (ra) 'Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir' sözü doğrultusunda İslam'ın temel ilkelerine aykırı olmayan örfü hukuki bir referans kabul eder (Âdet muhakkemdir — Mecelle m. 36).
Örf ve şartlara dayalı içtihadî hükümler, zamanın ve toplumsal ihtiyaçların değişmesiyle yeniden değerlendirilebilir (Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz — Mecelle m. 39). Ancak inanç esasları, ibadetlerin şekli ve açık haram-helaller gibi kesin naslara dayalı hükümler zamanla değişmez.
Örnekler
Örnek 1Fıkıh ilminin korumayı amaçladığı beş temel değeri (Zarûriyyât-ı Hamse) sayarak her birine yönelik birer İslami hükmü örnek veriniz.
Cevabı göster
1) Dinin korunması: İnanç özgürlüğü ve ibadetlerin emredilmesi. 2) Canın korunması: Adam öldürmenin ve intiharın haram kılınması, meşru müdafaa hakkı. 3) Aklın korunması: İçki ve uyuşturucunun yasaklanması. 4) Neslin korunması: Nikâhın teşvik edilip zinanın yasaklanması. 5) Malın korunması: Hırsızlık, faiz, rüşvet ve israfın haram kılınması.
Örnek 2Fıkıhta 'Azîmet' ve 'Ruhsat' kavramları arasındaki farkı açıklayarak namaz ve oruç ibadetlerinden birer örnek veriniz.
Cevabı göster
Azîmet, normal şartlarda bütün mükellefler için geçerli olan asli hükümdür; Ruhsat ise hastalık, yolculuk veya zaruret gibi mazeretler sebebiyle tanınan geçici kolaylıktır. Örnek: Öğle namazının farzını normalde 4 rekât kılmak 'azîmet', yolculukta (seferî iken) 2 rekât olarak kılmak ise 'ruhsat'tır. Ramazan orucunu vaktinde tutmak azîmet, hasta veya yolcu iken sonraya ertelemek ruhsattır.
Örnek 3'Tekliflerde kolaylık' ilkesini destekleyen iki Kur'an ayeti mealini (argümanını) yazınız.
Cevabı göster
1) Bakara suresi, 185. ayet: 'Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.' 2) Bakara suresi, 286. ayet: 'Allah hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını (kapasitesinin üstünde bir yük) yüklemez.'
Örnek 4Belediyenin şehre yeni bir hastane ve çevre yolu yapmak amacıyla güzergâh üzerindeki özel arsalara (bedelini ödeyerek) kamulaştırma yapması Mecelle'nin hangi küllî kaidesiyle ve hangi fıkıh ilkesiyle açıklanır?
Cevabı göster
'Kamu yararının (maslahatın) gözetilmesi' ilkesiyle ve Mecelle'nin 26. maddesindeki 'Zarar-ı âmmı def' için zarar-ı hâs ihtiyar olunur' (Toplumsal zararı ve ihtiyacı gidermek için bireysel kısıtlamaya katlanılır) kaidesiyle açıklanır.
Örnek 5'Kan davası' geleneğini hem İslam'ın 'suç ve cezada şahsilik' ilkesi hem de 'örf' çeşitleri açısından değerlendiriniz.
Cevabı göster
En'âm suresi 164. ayetteki 'Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez' buyruğu gereği suç ve cezada şahsilik esastır; suçlunun akrabalarını cezalandıran kan davası adalete tamamen aykırıdır. Ayrıca İslam'ın kesin hükümlerine ters düştüğü için 'fâsit (bozuk) örf' kapsamındadır ve kesinlikle haramdır.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Aşağıdakilerden hangisi İslam hukukunun (fıkhın) korumayı hedeflediği beş temel değerden (Zarûriyyât-ı Hamse) biri olan 'Aklın Korunması (Hıfzu'l-Akl)' ilkesinin doğrudan bir sonucudur?
İnsanın düşünme ve muhakeme yetisini ortadan kaldıran alkol ve uyuşturucu maddelerin haram kılınması doğrudan 'Aklın Korunması (Hıfzu'l-Akl)' ilkesine dayanır.
2Hastalık, yolculuk, su bulamama veya zaruret gibi arızî mazeretler sebebiyle normal hükmün (azîmetin) hafifletilerek mükelleflere tanınan geçici kolaylıklara fıkıh ilminde ne ad verilir?
Normal şartlardaki asli hükümlere 'azîmet', mazeretler sebebiyle tanınan geçici kolaylık hükümlerine ise 'ruhsat' denir.
3Fıkıh ilminin temel ilkeleri ve argümanlarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- 'Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O'dur' (Bakara, 29) ayeti, fıkıhtaki 'helallerde genişlik (eşyada aslolan mübahlıktır)' ilkesinin temel delilidir.
Doğrudur; hakkında açık bir yasak bulunmayan nimet ve eşyalar helal/mübah kabul edilir.
- Bireysel bir menfaat ile toplumun genel yararı (kamu yararı) çatıştığında fıkıh ilmi bireysel menfaati kamu yararına tercih eder.
Yanlıştır; fıkıhta kamu yararı (maslahat-ı âmme) bireysel yarardan üstün tutulur (Mecelle m. 26).
- 'Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır' kaidesi, kötülükleri ve zararları önlemenin fayda sağlamaktan daha öncelikli olduğunu ifade eder.
Doğrudur; Mecelle'nin 30. maddesi zararı önlemeye öncelik verir.
- 'Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O'dur' (Bakara, 29) ayeti, fıkıhtaki 'helallerde genişlik (eşyada aslolan mübahlıktır)' ilkesinin temel delilidir.
4Adalet, örf ve yükümlülük ilkeleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- En'âm suresi 164. ayetteki 'Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez' buyruğu suç ve cezada şahsilik ilkesini ortaya koyar.
Doğrudur; İslam hukukunda suçtan yalnızca suçu işleyen kişi sorumludur.
- Toplumda yaygın olan kan davası ve tefecilik gibi uygulamalar da örf olduğu için fıkıhta geçerli delil kabul edilir.
Yanlıştır; İslam'ın kesin hükümlerine aykırı olan bu uygulamalar 'fâsit (bozuk) örf'tür ve fıkhen reddedilir.
- İslam'ın ilk yıllarında bazı hükümlerin (örneğin içki yasağının) aşamalı olarak indirilmesine 'tedrîcîlik' denir.
Doğrudur; tedrîcîlik kolaylık ve insan fıtratını gözetme ilkesinin bir yansımasıdır.
- En'âm suresi 164. ayetteki 'Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez' buyruğu suç ve cezada şahsilik ilkesini ortaya koyar.
5Zarûriyyât-ı Hamse (Beş Temel Değer) kavramlarını karşılık gelen açıklamalarla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
6Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun fıkıh kavramlarıyla tamamlayınız.
- İslam hukukunun tüm hükümlerinin arkasındaki genel gaye ve hikmetlere (Şeriatın Gayeleri) denir.
- Herhangi bir mazeret yokken bütün mükelleflerin uymakla yükümlü olduğu normal şartlardaki asli hükümlere denir.
- Bir kimsenin suçu kesin delille ispatlanana kadar suçsuz ve borçsuz sayılmasına Mecelle'de ' asıldır' (masumiyet karinesi) denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Fıkıhta din, can, akıl, nesil ve maldan oluşan korunması zorunlu beş temel değere denir.
- Toplumun genel menfaatini ve iyiliğini ifade eden kavrama fıkıh ilminde (kamu yararı) denir.
- Kur'an ve Sünnet'e aykırı olmayan iyi ve faydalı toplumsal geleneklere örf denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8İslam hukukunun (fıkhın) insan hayatını zorlaştırmak için değil, insanı korumak ve hayatını kolaylaştırmak için vaz'edildiğini; 1) Zarûriyyât-ı Hamse (beş temel değer), 2) Tekliflerde kolaylık (azîmet-ruhsat) ve 3) Helallerde genişlik argümanlarını kullanarak adım adım savununuz.
1. ipucu: 1. Adım: Fıkhın yasaklarının bile aslında insanın dinini, canını, aklını, neslini ve malını korumak (Zarûriyyât-ı Hamse) için konulduğunu belirtiniz.
2. ipucu: 2. Adım: Bakara 185 ve 286. ayetler ışığında hastalık ve yolculukta tanınan ruhsat kolaylıklarını açıklayınız.
3. ipucu: 3. Adım: Bakara 29. ayet ışığında helal dairesinin çok geniş, haramların ise yalnızca zararlı şeylerle sınırlı olduğunu yazınız.
Cevap: 1) Zarûriyyât-ı Hamse: Fıkhın koyduğu bütün emir ve yasakların amacı (Makâsıdü'ş-Şerîa) insanın en değerli beş varlığını yani dinini, canını, aklını, ailesini (neslini) ve malını korumaktır. 2) Tekliflerde Kolaylık: 'Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez' (Bakara, 185) buyruğu gereği kimseye gücünün üstünde yük yüklenmemiş; normal şartlardaki azîmet hükümlerinin yanında hastalık, yolculuk ve su bulamama durumlarında teyemmüm, seferîlik ve orucu erteleme gibi 'ruhsat' kolaylıkları getirilmiştir. 3) Helallerde Genişlik: 'Eşyada aslolan mübahlıktır' kaidesi gereği yeryüzündeki temiz nimetlerin tamamı helal kılınmış, yalnızca insana ve topluma zarar veren kötü şeyler haram sayılmıştır.
Kısaca
- İslam hukukunun (fıkhın) bütün hükümlerinin arkasındaki temel gaye (Makâsıdü'ş-Şerîa), insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak, faydayı (maslahatı) gerçekleştirmek ve zararı (mefsedeti) önlemektir.
- Fıkhın korumayı hedeflediği beş vazgeçilmez değere 'Zarûriyyât-ı Hamse' denir: Dinin korunması, canın korunması, aklın korunması, neslin korunması ve malın korunması.
- Tekliflerde kolaylık ilkesi gereği normal şartlarda geçerli olan asli hükümlere 'azîmet', hastalık, yolculuk ve zaruret gibi mazeretlerle tanınan geçici kolaylıklara ise 'ruhsat' denir.
- 'Eşyada aslolan ibâhadır (mübahlıktır)' ilkesi, Bakara suresi 29. ayetteki 'Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O'dur' argümanına dayanır.
- Kamu yararı bireysel yarardan üstündür ('Zarar-ı âmmı def' için zarar-ı hâs ihtiyar olunur') ve kötülüğü önlemek fayda sağlamaktan önceliklidir ('Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır').
- Suç ve cezada şahsilik ilkesi ('Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez' - En'âm, 164) ve masumiyet karinesi ('Berâet-i zimmet asıldır') İslam adaletinin temel argümanlarıdır.