İlk haftamızda fıkıh ve fıkıh usulü kavramlarının genel çerçevesini ve araştırma kaynaklarını kullanma adımlarını öğrenmiştik. Bu haftaki dersimizde konuyu derinleştirerek Ebu Hanife, İmam Şafii ve Mecelle’nin klasik fıkıh tanımlarını, 'Usul olmadan vusul olmaz' ve 'Kem âlât ile kemâlât olmaz' ilkelerinin metodolojik anlamını, emir ve nehiy usul kaidelerinin füru hükümlerine nasıl dönüştüğünü ve İslam hukukunun omurgasını oluşturan Fıkıh İlminin 5 Temel İlkesini (gelişmeye açıklık, tekliflerde kolaylık, kamu yararını gözetmek, helallerde genişlik ve adaleti gözetmek) ayet, hadis ve Mecelle’nin külli kaideleri ışığında inceliyoruz.
Fıkıh, Fakih ve Klasik Fıkıh Tanımlarının Karşılaştırılması
Sözlükte 'derinlemesine anlamak, kavramak, kapalı bir şeyin künhüne/hakikatine vâkıf olmak' anlamlarına gelen fıkıh; terim olarak insanların doğumundan ölümüne kadar olan süreçteki amelî (uygulamaya dönük) davranışlarıyla ilgili dinî hükümleri Kur’an ve sünnetteki delillerden hareketle bilmektir ve günümüzde İslam hukuku olarak da adlandırılır. Fıkıh ilmini iyi bilen, şeri hükümleri delillerinden çıkarabilen ve fetva verme ehliyetine sahip âlime fakih denir. Hz. Peygamber’in 'Şeytana karşı bir fakih bin abidden (kendisini ibadete veren mümin) daha çetindir.' hadisi, dini bilinçli ve hikmetli biçimde kavramanın kuru taklitten çok daha değerli olduğunu gösterir.
İslam düşünce tarihinde fıkhın kapsamının zamanla nasıl netleştiğini görmek açısından kaynaklardaki üç meşhur fıkıh tanımı büyük önem taşır: • 1. Ebu Hanife’nin Tanımı: 'Kişinin yararına ve zararına (lehine ve aleyhine) olan şeyleri bilmesidir.' Bu ilk dönem tanımı inanç, ahlak ve ibadet dâhil dinin tüm alanlarını kapsayan en geniş tanımdır. • 2. İmam Şafii’nin Tanımı: 'Gündelik davranışlarla ilgili dinî hükümleri, sahip olunan bilgi ve yetkinlikle özel (tafsili) delillere dayanarak bilmektir.' Bu tanımda inanç konuları kelama bırakılmış, fıkhın amelî hükümler ve özel delillerden hüküm çıkarma boyutu öne çıkarılmıştır. • 3. Mecelle’nin Tanımı: 'Dinin şeri amelî meselelerini bilmektir.' Osmanlı medeni kanunu olan Mecelle’de İmam Şafii’nin tanımı özlü bir hukuk tanımına dönüştürülmüştür.
Fıkıh Usulü, Füru ve Hüküm Çıkarma Kaideleri
Fıkıh ilmi usul ve füru olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Usul (asl kelimesinin çoğulu), şeri ve amelî hükümleri delillerden çıkarmaya yarayan kurallar ve yöntem (metodoloji) bilgisidir; füru ise bu usul kurallarıyla elde edilen amelî hükümleri ibadat, muamelat gibi alt dallarda tek tek ve ayrıntılı olarak inceleyen bilimdir. 'Usul olmadan vusul olmaz' (Doğru yöntem olmadan hedefe ulaşılamaz) ve 'Kem âlât ile kemâlât olmaz' (Eksik/kötü araçlarla kusursuz sonuca varılamaz) sözleri, sağlam bir fıkıh usulü olmadan doğru fıkhi hükümlere ulaşılamayacağını anlatır.
Fıkıh usulünün amaçları; hükümleri doğru, tutarlı ve sistematik biçimde elde etmek, hükümlerin dayandığı esasları ve yöntemi öğrenmek, dinin hedef ve gayelerini (makasıdüşşeria: dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması) bilmek ve mezheplerin görüşlerini karşılaştırmaktır. Usul ile füru arasındaki işleyiş iki temel kaideyle örneklendirilir: • Emir Kaidesi: Fıkıh usulü âlimleri 'Aksine bir delil olmadıkça emirler gereklilik (farziyet/vücup) ifade eder.' kuralını koymuştur. Fıkıh âlimleri Kur’an’daki 'Namazı kılın, zekâtı verin...' (Bakara 43) emrine bu kuralı uygulayarak namaz ve zekâtın farz olduğu hükmünü çıkarırlar. • Nehiy (Yasaklama) Kaidesi: Fıkıh usulündeki 'Nehiy, haramlık ifade eder.' kuralına göre dinen kesin olarak yasaklanan davranışlar (örneğin içki, kumar, faiz, hırsızlık, kul hakkı) haram hükmünü alır.
Fıkıh İlminin Temel İlkeleri I: Gelişmeye Açıklık ve Tekliflerde Kolaylık
İslam hukukunun her çağa ve coğrafyaya hitap edebilmesini sağlayan beş temel ilkesi vardır. Bunların ilki Gelişmeye Açıklık ilkesidir: Hz. Peygamber’in vefatından sonra İslam toplumu fetihlerle yeni kültürlerle karşılaşmış, zamanın ilerlemesiyle yeni sosyal, ekonomik ve teknolojik meseleler (örneğin günümüzde dijital ticaret, borsa, telif ve organ nakli gibi konular) ortaya çıkmıştır. Fıkıh ilmi, Allah’ın değişmeyen evrensel ilkeleri ile sürekli değişen hayat arasında köprü görevi üstlenerek Kur’an ve sünnetteki benzer hükümlerden hareketle yeni sorunlara dinamik çözümler üretir.
İkinci temel ilke Tekliflerde Kolaylık ilkesidir. Teklif, bir işin yapılması veya yapılmaması konusunda Allah’ın (cc) kullarını sorumlu tutmasıdır. İslam’da hiçbir mükellef gücünün üstünde bir şeyle sorumlu tutulmaz (Bakara suresi 286. ayet: 'Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz...'). Hz. Peygamber 'Din kolaylıktır...' buyurmuş, Hz. Aişe de 'Resulullah iki şey arasında tercih yapmak zorunda kaldığında (günah olmadıkça) kolay olanı tercih ederdi.' demiştir. Bu ilke Mecelle’de 'Meşakkat, teysîri celbeder.' (Zorluk, kolaylaştırmayı getirir) külli kaidesiyle formüle edilmiştir.
Fıkıh İlminin Temel İlkeleri II: Kamu Yararını Gözetmek
Kamu yararı (maslahat-ı âmme), toplumun tamamına yarar sağlayan ve sosyal düzeni koruyan değerler bütünüdür. İslam hukukunda 'Toplumla ilgili düzenlemeler, maslahata bağlıdır.' ilkesi geçerlidir. Mülkiyet hakkı bireyin en temel haklarından biri olmakla birlikte, bireysel hakların kullanımı kamu yararı ve sosyal adalet gerektirdiğinde sınırlandırılabilir; çünkü hiç kimse kendi mülkünü başkalarına ve topluma zarar verecek biçimde kullanamaz.
Kamu yararını gözetme ilkesinin günlük hayattaki başlıca örnekleri şunlardır: • Bir kişi kendi evinin atık suyunu yoldan geçenlere zarar verecek şekilde sokağa akıtamaz. • Bahçesindeki ağaçların dallarını sokağa taşmayacak ve yayaların geçişini engellemeyecek şekilde budamak zorundadır. • Bir iş yeri sahibi yayaları engelleyecek biçimde kaldırımı işgal edemez. • İstihdam sağlasa bile halkın sağlığını tehlikeye atacak derecede çevreyi kirleten bir fabrikanın faaliyetleri durdurulabilir; bu durum Mecelle’de 'Zarar izale olunur.' (Zarar giderilir) maddesiyle ifade edilmiştir. Kamu yararı ile bireysel menfaat çatıştığında kamu yararı tercih edilir; ancak yol genişletme veya kamulaştırma gibi işlemlerde hak kaybına uğrayan bireyin zararı devlet tarafından değerine uygun adil bir bedelle karşılanır.
Fıkıh İlminin Temel İlkeleri III: Helallerde Genişlik
Yüce Allah göklerde ve yerde bulunan bütün nimetleri insanın hizmetine sunmuştur (Bakara suresi 29 ve 168. ayetler). İnsanların bu nimetlerden yararlanmasında geçerli olan temel fıkıh kuralı 'Eşyada aslolan ibahadır (serbestlik ve helalliktir)' ilkesidir. Buna göre bir yiyeceğin, içeceğin, eşyanın veya ticari işlemin helal olduğunun bilinmesi için doğrudan özel bir delilin bulunması zorunlu değildir; aksine Kur’an ve sünnette açıkça haram kılındığına dair bir delil bulunmayan her temiz şey ilke olarak helal ve serbest kabul edilir.
A’raf suresi 157. ayette 'Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helal, pis (zararlı) şeyleri haram kılar...' buyrulmuştur. İslam’da haramların alanı insan sağlığını, aklını ve toplumu korumak amacıyla oldukça dar tutulmuş, helallerin alanı ise son derece geniş bırakılmıştır: • Sarhoşluk veren içki haram kılınmış; buna karşılık su, süt, meyve şerbetleri gibi sayısız temiz içecek helal sayılmıştır. • Haksız kazanç olan faiz yasaklanmış; ancak meşru alışveriş ve ticaret serbest bırakılmıştır. • Domuz eti, kan ve leş (murdar et) gibi birkaç zararlı unsur haram kılınırken (Bakara 173), karada ve denizde yaşayan pek çok hayvanın eti ile bitkiler helal kılınmıştır.
Fıkıh İlminin Temel İlkeleri IV: Adaletin Gözetilmesi
Sözlükte 'bir şeyi yerli yerince yapmak, denklik ve doğruluk' anlamına gelen adalet; terim olarak herkese ve her şeye hak ettiği şekilde davranmak, hak sahibine hakkını eksiksiz vermektir. Erdemli ve huzurlu bir toplum inşa etmeyi amaçlayan İslam hukukunda adalet; mahkeme kararlarından aile içi ilişkilere, ticari ölçü ve tartıdan devlet yönetimine kadar her alanda vazgeçilmez ilkedir (Şura suresi 15. ayet). Hz. Peygamber 'Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere karşı adaletli davrananlar; Allah katında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklardır.' buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de adaletin hiçbir kişisel duyguya veya akrabalık bağına feda edilemeyeceği iki çarpıcı ayetle ortaya konulur: 1. Maide suresi 8. ayet: 'Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur...' 2. Nisa suresi 58. ayet ve Kâbe Anahtarı Olayı: Mekke fethedildiğinde Kâbe kapısının anahtarını taşıma görevine (sidanet) Hz. Peygamber’in kendi amcası Hz. Abbas (ra) talip olmuştur. Ancak 'Allah, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.' (Nisa 58) ayeti nazil olmuş ve Hz. Peygamber akrabalık bağını değil liyakat ve emaneti gözeterek anahtarı uzun yıllardır bu görevi yürüten Osman bin Talha’ya teslim etmiştir.
| Fıkhın Temel İlkesi | Temel Kaide / Dayanak Ayet-Hadis | Temel Anlamı | Somut Uygulama Örneği |
|---|---|---|---|
| 1. Gelişmeye Açıklık | İçtihat ve istinbat metodolojisi | Değişmeyen ilahi ilkelerle değişen hayat arasında köprü kurmak | Dijital ticaret, telif hakkı ve güncel tıbbi meselelere hüküm üretilmesi |
| 2. Tekliflerde Kolaylık | Bakara 185, 286; 'Meşakkat, teysîri celbeder' | Yükümlülüklerin insan gücü dâhilinde olması ve zorlukta ruhsat verilmesi | Yolculukta 4 rekâtlı farz namazın 2 rekât kılınması, sargı üzerine mesh |
| 3. Kamu Yararını Gözetmek | 'Zarar izale olunur'; Maslahat ilkesi | Toplumsal yararın bireysel menfaatin önüne geçirilmesi | Kaldırım işgalinin ve çevreyi kirleten fabrikanın engellenmesi |
| 4. Helallerde Genişlik | A'raf 157, Bakara 168; 'Eşyada aslolan ibahadır' | Haramların sınırlı, yasaklanmayan tüm temiz şeylerin helal olması | Faizin haram olup alışverişin helal olması; sayısız temiz içeceğin serbestliği |
| 5. Adaleti Gözetmek | Nisa 58, Maide 8, Şura 15 | Herkese hakkını vermek, emaneti ehline teslim etmek ve tarafsız olmak | Mekke fethinde Kâbe anahtarının Osman bin Talha'ya teslim edilmesi |
Örnekler
Örnek 1Ebu Hanife, İmam Şafii ve Mecelle'de yer alan fıkıh tanımlarını yazarak bu tanımların ortak noktasını ve aralarındaki kapsam farkını açıklayınız.
Cevabı göster
• Ebu Hanife: 'Kişinin yararına ve zararına (lehine ve aleyhine) olan şeyleri bilmesidir.' • İmam Şafii: 'Gündelik davranışlarla ilgili dinî hükümleri, sahip olunan bilgi ve yetkinlikle özel delillere dayanarak bilmektir.' • Mecelle: 'Dinin şeri amelî meselelerini bilmektir.' • Karşılaştırma: Her üç tanım da Müslüman’ın dinî sorumluluklarını bilmesini esas alır. Ancak Ebu Hanife’nin tanımı inanç, ahlak ve amelî hayatın tamamını kapsarken; İmam Şafii ve Mecelle’nin tanımları fıkhı doğrudan amelî (uygulamaya dönük) hükümler alanıyla sınırlandırmıştır.
Örnek 2Fıkıh usulü ile füru (fıkıh) arasındaki ilişkiyi 'Aksine bir delil olmadıkça emirler gereklilik ifade eder' ve 'Nehiy, haramlık ifade eder' kaideleri üzerinden örneklerle açıklayınız.
Cevabı göster
Fıkıh usulü hüküm çıkarma kurallarını belirler, füru ise bu kuralları tekil delillere uygular: 1) Emir Kaidesi: Usul âlimleri 'Emirler gereklilik (farziyet) ifade eder' kuralını koymuştur; fıkıh âlimleri Kur’an’daki 'Namazı kılın, zekâtı verin' emrine bu kuralı uygulayarak namaz ve zekâtın farz olduğu hükmüne ulaşmıştır. 2) Nehiy Kaidesi: Usuldeki 'Nehiy (yasaklama), haramlık ifade eder' kuralına dayanarak, ayet ve hadislerde nehyedilen (yasaklanan) içki, kumar, faiz, zina ve hırsızlık gibi fiillerin haram olduğu hükmü çıkarılmıştır.
Örnek 3Mecelle'de yer alan 'Meşakkat, teysîri celbeder.' ve 'Zarar izale olunur.' külli kaidelerinin ne anlama geldiğini ve fıkhın hangi temel ilkeleriyle ilgili olduğunu birer örnekle açıklayınız.
Cevabı göster
• 'Meşakkat, teysîri celbeder' (Zorluk, kolaylaştırmayı getirir): Fıkhın tekliflerde kolaylık ilkesiyle ilgilidir. Hastalık veya yolculuk gibi bir zorluk ortaya çıktığında dinî hükümler hafifletilir; örneğin yolcunun ramazan orucunu sonradan kaza etmesi veya su bulamayanın teyemmüm alması. • 'Zarar izale olunur' (Zarar giderilir): Fıkhın kamu yararını gözetmek ilkesiyle ilgilidir. Bireysel bir faaliyet topluma zarar veriyorsa önlenir; örneğin halk sağlığını tehdit edecek şekilde çevreyi kirleten bir fabrikanın faaliyetinin durdurulması veya sokağa atık su akıtılmasının yasaklanması.
Örnek 4'Bir şeyin helal olduğunun bilinmesi için doğrudan özel bir delilin bulunması zorunlu değildir.' yargısını fıkhın ilgili temel ilkesi ve A'raf suresi 157. ayet çerçevesinde gerekçelendiriniz.
Cevabı göster
Bu yargı fıkıh ilminin helallerde genişlik ilkesine ve 'Eşyada aslolan ibahadır' kaidesine dayanır. A’raf suresi 157. ayette bildirildiği üzere İslam’da temiz ve faydalı olan şeyler helal, pis ve zararlı olan şeyler haram kılınmıştır. Kur’an ve sünnette haram kılınan hususlar sınırlı sayıda ve açıkça sayıldığı için, hakkında yasaklayıcı bir delil bulunmayan her temiz nesne ve davranış kendiliğinden helal ve serbest kabul edilir.
Örnek 5Mekke fethedildiğinde Kâbe anahtarının teslimi sırasında yaşanan olayı ve Nisa suresi 58. ayetin mesajını fıkhın 'adaleti gözetmek' ilkesi açısından değerlendiriniz.
Cevabı göster
Mekke fethedildiğinde Kâbe kapısının anahtarını taşıma görevine Hz. Peygamber’in amcası Hz. Abbas (ra) talip olmuştu. Bunun üzerine inen Nisa suresi 58. ayette Yüce Allah, 'emanetlerin mutlaka ehline (işin uzmanına/liyakat sahibine) verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini' emretti. Hz. Peygamber de akrabalık bağını gözetmek yerine adalet ve liyakat ilkesini uygulayarak anahtarı bu görevi ehliyetle yürüten Osman bin Talha’ya teslim etti.
Örnek 6Aşağıdaki dört ayeti fıkıh ilminin ilgili olduğu temel ilkesiyle eşleştiriniz (Sayfa 20, Etkinlik-2): 1) Bakara 173 (Leş, kan ve domuz etinin haram kılınması; ancak zorda kalanın sınırı aşmadan yemesine günah olmaması) 2) Maide 8 (Bir topluluğa duyulan kinin adaletsizliğe itmemesi, adaletle şahitlik edilmesi) 3) Bakara 168 (Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yenilmesi) 4) Bakara 185 (Hasta veya yolcu olanın ramazan orucunu başka günlerde kaza etmesi)
Cevabı göster
1) Bakara suresi 173. ayet: Zaruret hâlinde haramların ölmeyecek kadar tüketilmesine izin verilmesi yönüyle Tekliflerde Kolaylık (sınırlı haramların sayılması yönüyle de Helallerde Genişlik) ilkesiyle ilgilidir. 2) Maide suresi 8. ayet: Adaleti Gözetmek ilkesiyle ilgilidir. 3) Bakara suresi 168. ayet: Helallerde Genişlik ilkesiyle ilgilidir. 4) Bakara suresi 185. ayet: Tekliflerde Kolaylık ilkesiyle ilgilidir.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Klasik fıkıh literatüründe fıkhı; 'Gündelik davranışlarla ilgili dinî hükümleri, sahip olunan bilgi ve yetkinlikle özel (tafsili) delillere dayanarak bilmektir.' şeklinde tanımlayarak fıkhın amelî hükümler ve deliller boyutunu öne çıkaran âlim aşağıdakilerden hangisidir?
Ebu Hanife fıkhı 'kişinin yararına ve zararına olan şeyleri bilmesi' olarak tanımlarken, İmam Şafii 'gündelik davranışlarla ilgili dinî hükümleri özel delillere dayanarak bilmek' şeklinde tanımlamıştır.
2İstihdam sağladığı için olumlu yönü bulunan bir fabrikanın, halkın sağlığını tehlikeye atacak derecede çevreyi kirletmesi sebebiyle faaliyetlerinin durdurulması fıkhın hangi temel ilkesi ve Mecelle kaidesiyle doğrudan ilgilidir?
Bireysel kazanç veya istihdam sağlasa bile toplum sağlığına zarar veren bir fabrikanın engellenmesi 'Kamu yararını gözetmek' ilkesinin ve Mecelle'deki 'Zarar izale olunur' (Zarar giderilir) kaidesinin gereğidir.
3Fıkıh ilminin alt dalları (konuları) ile inceledikleri meseleler eşleştirildiğinde aşağıdakilerden hangisi YANLIŞTIR?
Ferâiz suç ve cezaları değil, 'mirasın hak sahiplerine paylaşımı ile ilgili hükümleri' inceler. Suç ve cezaları inceleyen bölüm Ukubat'tır.
4Mekke fethedildiğinde Kâbe kapısının anahtarını taşıma görevine Hz. Peygamber'in amcası Hz. Abbas (ra) talip olmuş, ancak Nisa suresi 58. ayetin inmesi üzerine Hz. Peygamber anahtarı Osman bin Talha'ya teslim etmiştir. Bu olay fıkhın hangi temel ilkesine örnektir?
Nisa suresi 58. ayette emanetlerin ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi emredilmiş; Kâbe anahtarı akrabalık yerine ehliyet ve adalet ilkesiyle Osman bin Talha'ya verilmiştir.
5Fıkıh, fıkıh usulü ve fıkhın temel ilkeleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- Fıkıh usulündeki 'Aksine bir delil olmadıkça emirler gereklilik ifade eder.' kuralına dayanılarak Kur'an'daki 'Namazı kılın...' emrinden namazın farz olduğu hükmü çıkarılır.
Usul âlimlerinin belirlediği emir kaidesi, fıkıh âlimlerince ilgili ayete uygulanarak namazın farziyeti tespit edilir.
- İslam hukukunda bir yiyeceğin veya eşyanın helal sayılabilmesi için Kur'an'da ismen tek tek helal olduğunun yazılı olması şarttır.
'Eşyada aslolan ibahadır' (helallerde genişlik) ilkesine göre, hakkında haramlık delili bulunmayan her temiz şey ayrıca ismen sayılmasa da helaldir.
- Kamu yararı ile bireysel menfaat çatıştığında kamu yararı tercih edilir; ancak hak kaybına uğrayan kişinin zararı devlet tarafından değerine uygun bir bedelle karşılanır.
İslam hukuku hem toplum menfaatini korur hem de bireyin mülkiyet hakkını adil tazminatla güvence altına alır.
- Hz. Ali'nin kırılan bileğindeki sargı üzerine mesh etmesine izin verilmesi ve yolculukta dört rekâtlı farz namazların iki rekât kılınması 'tekliflerde kolaylık' ilkesinin örnekleridir.
Hastalık ve yolculuk gibi meşakkat durumlarında tanınan bu ruhsatlar tekliflerde kolaylık ilkesinin yansımasıdır.
- Fıkıh usulünün amaçlarından biri olan 'makasıdüşşeria', sadece miras paylarının matematiksel hesabını yapmayı ifade eder.
Makasıdüşşeria miras hesabını değil; dinî hükümlerin konulmasındaki temel hedef ve gayeleri (dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasını) ifade eder.
- Fıkıh usulündeki 'Aksine bir delil olmadıkça emirler gereklilik ifade eder.' kuralına dayanılarak Kur'an'daki 'Namazı kılın...' emrinden namazın farz olduğu hükmü çıkarılır.
6Aşağıdaki kavram ve kaideleri açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri kutudaki uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Fıkıh ilmini iyi bilen, delillerden şeri hükümleri çıkarabilen ve fetva verme yetkinliğine sahip olan âlime denir.
- İslam hukukunda mirasın hak sahiplerine paylaşımı ile ilgili hükümleri inceleyen alt dala adı verilir.
- Fıkıh usulünde ' , haramlık ifade eder.' kuralına göre dinen yasaklanan bir davranış haram kabul edilir.
- Bir işin yapılması ya da yapılmaması konusunda Allah'ın (cc) kullarını sorumlu tutmasına fıkıhta denir.
- Osmanlı Devleti döneminde hazırlanan ve fıkhı 'Dinin şeri amelî meselelerini bilmektir.' şeklinde tanımlayan kanun kitabının adı olarak bilinir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Fıkıh ilminin hayatla iç içe olmasını sağlayan 5 temel ilkeyi; (1) Değişim ve Kolaylık Boyutu, (2) Özgürlük ve Toplumsal Sınır Boyutu ve (3) Hukuki Güvence Boyutu başlıklarıyla 3 adımda sentezleyiniz.
1. ipucu: 1. Adım: Yeni sorunlara çözüm üreten ilkeyi ve zorluk anında hükümleri hafifleten ilkeyi açıklayınız.
2. ipucu: 2. Adım: Temiz şeylerin serbestliğini sağlayan ilke ile bireysel hakkı toplum yararına dengeleyen ilkeyi karşılaştırınız.
3. ipucu: 3. Adım: Tüm hukuk düzeninin temeli olan adaleti gözetme ilkesinin işlevini belirtiniz.
Cevap: 1. Değişim ve Kolaylık Boyutu: Gelişmeye açıklık ilkesi, değişmeyen ilahi ilkelerle değişen hayat arasında köprü kurarak her çağın yeni sorunlarına çözüm üretir; tekliflerde kolaylık ilkesi ise insan gücünü aşan yükümlülük koymaz ve hastalık/yolculuk gibi zorluklarda ruhsatlar tanır ('Meşakkat, teysîri celbeder'). 2. Özgürlük ve Toplumsal Sınır Boyutu: Helallerde genişlik ilkesi ('Eşyada aslolan ibahadır') haram kılınmayan tüm temiz nimetleri insana serbest kılarken; kamu yararını gözetmek ilkesi ('Zarar izale olunur') bireysel özgürlük ve mülkiyetin topluma zarar verecek şekilde kullanılmasını engeller. 3. Hukuki Güvence Boyutu: Adaleti gözetmek ilkesi ise emanetlerin ehline verilmesini (Nisa 58) ve kin veya yakınlık gözetilmeksizin (Maide 8) herkese hakkının eksiksiz teslim edilmesini sağlayarak toplumsal huzur ve güveni teminat altına alır.
Kısaca
- Fıkıh ilmini derinlemesine kavrayarak delillerden şeri hükümler çıkarabilen ve fetva verebilen âlime fakih denir; Hz. Peygamber 'Şeytana karşı bir fakih bin abidden daha çetindir.' hadisiyle dini hikmetiyle bilmenin üstünlüğünü vurgulamıştır.
- Klasik kaynaklarda fıkıh; Ebu Hanife tarafından 'kişinin yararına ve zararına olan şeyleri bilmesi', İmam Şafii tarafından 'gündelik davranışlarla ilgili dinî hükümleri özel delillere dayanarak bilmek', Mecelle’de ise 'dinin şeri amelî meselelerini bilmek' şeklinde tanımlanmıştır.
- Fıkıh usulü âlimleri 'Aksine bir delil olmadıkça emirler gereklilik (farziyet) ifade eder' ve 'Nehiy (yasaklama), haramlık ifade eder' gibi genel kaideleri belirler; fıkıh (füru) âlimleri ise bu kaideleri tekil ayet ve hadislere uygulayarak amelî hükümleri çıkarır.
- Fıkıh ilminin beş temel ilkesi şunlardır: (1) Gelişmeye açıklık, (2) Tekliflerde kolaylık, (3) Kamu yararını gözetmek, (4) Helallerde genişlik ve (5) Adaleti gözetmek.
- Tekliflerde kolaylık ilkesi uyarınca kimse gücünün yetmediği şeyle yükümlü tutulmaz (Bakara 286, Bakara 185); Mecelle’de bu ilke 'Meşakkat, teysîri celbeder' (Zorluk kolaylaştırmayı getirir) kaidesiyle ifade edilmiştir.
- Kamu yararını gözetmek ilkesinde bireysel mülkiyet hakkı topluma zarar veremez (Mecelle: 'Zarar izale olunur'); helallerde genişlik ilkesinde ise 'Eşyada aslolan ibahadır' (yasaklanmayan her temiz şey helaldir) kuralı geçerlidir.