İslam kelamında iman, körü körüne bir kabulleniş değil; sağlam bilgiye (ilim ve marifete) dayanan, aklın tefekkürüyle beslenen ve kalbin özgür iradesiyle gerçekleşen bilinçli bir tasdiktir. İnsanı muhatap kılan selim akıl ile ona gayb âleminin ve ebedî kurtuluşun yolunu aydınlatan ilahi vahiy, aynı Yaratıcı'nın iki büyük nimeti olarak birbirini tamamlar.
İman – Bilgi İlişkisi: Marifet, Tasdik ve İkrar
Sözlükte 'güvenmek, korkudan emin olmak ve gönülden boyun eğerek onaylamak' anlamına gelen iman; terim olarak Hz. Peygamber'in Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümleri (zarûrât-ı dîniyye) kalp ile tasdik etmek (onaylamak) ve dil ile ikrar etmektir (söylemektir). Bir şeye inanabilmek için önce o şey hakkında bilgi (marifet / ilim) sahibi olmak gerekir; dolayısıyla doğru bilgi imanın vazgeçilmez ön şartı ve aydınlatıcı zemini konumundadır.
Bununla birlikte Ehl-i Sünnet kelamcılarına (İmam Mâtürîdî ve İmam Eş'arî'ye) göre iman yalnız bilgiden (marifet) ibaret değildir. Çünkü bilmek zihinsel bir kavrayış iken, tasdik bilinen hakikati özgür iradeyle gönülden benimsemek ve ona teslim olmaktır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de İblis'in Allah'ın varlığını ve kudretini kesin olarak bildiği hâlde kibrinden dolayı boyun eğmediği, ayrıca Ehl-i Kitap'tan bazı bilginlerin Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğunu 'kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi' bildikleri hâlde (Bakara, 2/146) inat ve çıkarları yüzünden tasdik etmedikleri bildirilmektedir.
İmanın asıl rüknü (özü) kalp ile tasdiktir. Kalpteki imanın sözle ifade edilmesi olan dil ile ikrar ise kişinin dünyada Müslüman olarak tanınması ve İslam hukuku hükümlerinin (nikâh, miras, cenaze namazı vb.) kendisine uygulanabilmesi için gerekli bir şarttır. Ölüm tehdidi ve ağır baskı (ikrah) altında bulunan bir kimse, kalbi imanla dolu ve huzurlu olduğu hâlde diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalırsa Allah katında mümin olmaya devam eder (Nahl, 16/106).
İmanın Çeşitleri: İcmâlî – Tafsîlî ve Taklîdî – Tahkîkî İman
İman ile bilgi arasındaki ilişki, inanılan esasların kapsamı ve delillendirilme düzeyi açısından iki temel sınıflandırmayı ortaya çıkarmıştır. İnanılacak esasların kapsamı bakımından iman icmâlî ve tafsîlî olmak üzere ikiye ayrılır. İcmâlî (toplu) iman, inanılması gereken esaslara ayrıntılarına girmeden öz ve bütüncül olarak inanmaktır; Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet cümlelerinde ifadesini bulan bu iman, İslam dairesine girmenin ilk basamağıdır.
Tafsîlî (ayrıntılı) iman ise iman esaslarının her birini (Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere imanı) ve Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği dinî hükümleri tek tek, ayrıntılarıyla öğrenerek ve bilerek tasdik etmektir. Müslüman olan bir bireyin imkân buldukça icmâlî imanını bilgiyle derinleştirerek tafsîlî iman düzeyine çıkarması dinî bir sorumluluktur.
Dayandığı bilgi ve delil gücü bakımından ise iman taklîdî ve tahkîkî olarak ikiye ayrılır. Taklîdî iman, kişinin dinî deliller üzerinde düşünmeden, içinde doğup büyüdüğü aile ve toplum çevresinden gördüğü şekilde iman etmesidir; Ehl-i Sünnet'e göre bu iman sahih (geçerli) olmakla birlikte şüphe ve itirazlar karşısında sarsılma tehlikesi taşır. Tahkîkî iman ise evrendeki düzeni tefekkür ederek, aklî ve naklî delilleri araştırıp kavrayarak ulaşılan bilinçli ve sarsılmaz imandır.
İslam Düşüncesinde Akıl ve Vahiy İlişkisi
İslam düşüncesinde insanı diğer canlılardan ayıran ve onu ilahi emirlere muhatap (mükellef) kılan temel yetenek akıldır; bu nedenle dinimizde 'Aklı olmayanın dini (dinî sorumluluğu) yoktur' ilkesi geçerlidir. Kur'an-ı Kerim'de yüzlerce ayette insanın aklını kullanması (taakkul), evrenin yaratılışındaki ölçü üzerinde derinlemesine düşünmesi (tefekkür, tedebbür) ve olaylardan ibret alması (itibar) emredilmiştir. Selim akıl, evrendeki mükemmel nizamdan hareketle Yaratıcı'nın varlığına ve birliğine ulaşabilir.
Ancak insan aklı sınırlı bir yetenektir; duyular ötesi olan gayb âlemini (ahiret hayatının mahiyetini, cennet ve cehennemi, melekleri), Allah'ın razı olduğu ibadet şekillerini ve insanın yaratılış gayesini vahyin rehberliği olmadan tam olarak kavrayamaz. İşte bu noktada ilahi vahiy (haber-i sâdık) devreye girerek akla rehberlik eder, onu zan ve hurafelerden korur. İslam âlimleri bu bütünlüğü 'Akıl göz gibidir, vahiy ise güneş ışığı (nur) gibidir' benzetmesiyle açıklamışlardır; göz ışık olmadan karanlıkta göremediği gibi, ışık da gören bir göz olmadan fayda vermez.
Kelam ilminde akıl ile vahiy arasındaki ilişkiyi belirleyen en temel kural 'Sahih nakil (vahiy) ile selim akıl (önyargısız sağlıklı akıl) birbiriyle çelişmez' ilkesidir; çünkü aklı yaratan da vahyi gönderen de Yüce Allah'tır. Eğer bir dinî metin (nakil) ile kesin aklî bir kural veya bilimsel veri arasında görünürde (zâhirî) bir çelişki ortaya çıkarsa; kelamcılar önce rivayetin sahih olup olmadığını inceler, metin sahih ise anlamı aklın ve Arap dilinin kuralları çerçevesinde te'vil (yorumlama) ederek uzlaştırır.
Örnekler
Örnek 1Kelam ilminde 'marifet (bilgi)' ile 'tasdik (iman)' arasındaki farkı Kur'an'dan örnek vererek açıklayınız.
Cevabı göster
Marifet bir şeyi zihnen bilmek ve tanımaktır; tasdik ise bilinen o hakikati özgür iradeyle kalben onaylayıp ona boyun eğmektir. Bilgi imanın ön şartı olmakla birlikte iman için yeterli değildir; örneğin İblis Allah'ı çok iyi bildiği hâlde kibrinden dolayı emrine teslim olmamış, Ehl-i Kitap'tan bazı âlimler de Hz. Peygamber'i kendi oğulları gibi tanıdıkları hâlde kalben tasdik etmemişlerdir.
Örnek 2İmanın mahiyetinde yer alan 'kalp ile tasdik' ve 'dil ile ikrar' unsurlarının dünya ve ahiret hükümleri açısından önemini belirtiniz.
Cevabı göster
Kalp ile tasdik imanın özü ve değişmez rüknüdür; kişinin Allah katında (ahirette) mümin sayılması kalbindeki tasdike bağlıdır. Dil ile ikrar ise kalpteki bu inancın dışa vurumu olup kişinin dünyada Müslüman toplumun bir ferdi olarak tanınması ve nikâh, miras, cenaze namazı gibi İslam hukuku hükümlerinin uygulanması için şarttır.
Örnek 3Kapsamı bakımından 'icmâlî iman' ile 'tafsîlî iman' kavramlarını karşılaştırınız.
Cevabı göster
İcmâlî iman, Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet'te olduğu gibi Allah'ın birliğine ve Hz. Muhammed'in elçiliğine ayrıntıya girmeden toptan inanmaktır. Tafsîlî iman ise Âmentü'de yer alan altı iman esasını ve Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği hükümleri tek tek, ayrıntılarıyla öğrenerek ve bilerek tasdik etmektir.
Örnek 4Taklîdî iman nedir? Kelam âlimleri neden her müminin taklîdî imandan tahkîkî imana geçmesi gerektiğini vurgulamışlardır?
Cevabı göster
Taklîdî iman, dinî esasların delillerini araştırmadan anne-baba ve sosyal çevreden görüldüğü gibi benimsenen imandır. Ehl-i Sünnet'e göre taklîdî iman geçerli olmakla birlikte şüphe, inkârcı akımlar ve fikrî sarsıntılar karşısında zayıf kalabilir; bu nedenle müminin evrendeki ayetleri tefekkür ederek aklî ve naklî delillere dayanan bilinçli 'tahkîkî iman' düzeyine ulaşması gerekir.
Örnek 5İslam âlimlerinin akıl ve vahiy ilişkisini açıklamak için kullandıkları 'göz ve güneş ışığı' metaforunu yorumlayınız.
Cevabı göster
Bu benzetmede selim akıl göze, ilahi vahiy ise güneş ışığına (nura) benzetilmiştir. Sağlam bir göz karanlıkta ışık olmadan eşyayı göremediği gibi, insan aklı da vahyin rehberliği olmadan gayb âlemini, ahireti ve ibadet ilkelerini bilemez; aynı şekilde gören bir göz (akıl) olmadan da ışığın (vahyin) mesajı anlaşılıp hayata geçirilemez.
Örnek 6Kelam ilminde 'sahih nakil ile selim akıl çelişmez' ilkesi ne demektir? Görünürde bir çelişki olduğunda hangi yöntem izlenir?
Cevabı göster
Aklı yaratan da vahyi (nakli) indiren de Yüce Allah olduğu için kesinleşmiş sahih vahiy bilgisi ile önyargılardan arınmış selim aklın hükümleri arasında gerçek bir çelişki bulunmaz. Görünürde bir uyuşmazlık varsa önce hadis/rivayetin sahihliği denetlenir; metin sahih ise ayet veya hadisin zahirî anlamı yerine Arap dili ve İslam ilkelerine uygun mecazi/derin anlamı tercih edilerek 'te'vil' (yorumlama) yapılır.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Kelam ilminde iman ile bilgi (marifet) arasındaki ilişki hakkında aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?
Ehl-i Sünnet kelamına göre yalnız zihinsel bilgi (marifet) iman için yeterli değildir; bilinen hakikatin özgür iradeyle kalben tasdik edilmesi şarttır.
2Bir kimsenin inanılacak esaslara ayrıntılarına girmeden Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet ile toptan inanmasına ne ad verilir?
İnanç esaslarına ayrıntıya girmeden öz ve toplu olarak inanmaya 'icmâlî iman', ayrıntılarıyla tek tek bilerek inanmaya ise 'tafsîlî iman' denir.
3İslam düşüncesinde akıl ve vahiy ilişkisiyle ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi Ehl-i Sünnet kelam anlayışına uygun değildir?
Aklın yeterli olduğunu savunarak vahyi ve peygamberliği reddeden anlayış deizm/berâhime görüşüdür; İslam kelamına göre akıl gayb ve ibadet konularında vahyin rehberliğine muhtaçtır.
4İman kavramının mahiyeti ve çeşitleriyle ilgili; I. Taklîdî iman — Aile ve çevreden görülerek delilsiz benimsenen iman, II. Tahkîkî iman — Aklî ve naklî delillerle araştırılarak ulaşılan bilinçli iman, III. Tafsîlî iman — İman esaslarının her birine ayrıntılı olarak inanma eşleştirmelerinden hangileri doğrudur?
Verilen üç tanım da kelam ilmindeki taklîdî, tahkîkî ve tafsîlî iman kavramlarını doğru açıklamaktadır.
5
- Kelam ilminde imanın özünü ve asıl rüknünü 'kalp ile tasdik' oluşturur.
Kalp ile tasdik imanın değişmez rüknüdür; dil ile ikrar ise dünyevi hükümlerin uygulanması içindir.
- Kalbinde inanç bulunmadığı hâlde insanları aldatmak için diliyle inandığını söyleyen kimseye 'münafık' denir.
Kalben tasdik etmediği hâlde diliyle iman ettiğini söyleyen ikiyüzlü kimseler münafık olarak adlandırılır.
- İnsan aklı vahyin yardımı olmadan da ahiret hayatının ayrıntılarını ve namazın kaç rekât kılınacağını keşfedebilir.
Gayb âleminin ayrıntıları ve ibadetlerin yapılış şekilleri aklın sınırlarını aşar ve vahiyle (Kur'an ve sünnetle) bilinir.
- İmam Mâtürîdî'ye göre insan, kendisine peygamber ulaşmasa bile aklıyla evrendeki düzene bakarak Yaratıcı'nın varlığını bulmakla yükümlüdür.
Mâtürîdîlikte akıl Allah'ın varlığını ve birliğini kavrayabilecek güçte olduğundan insan bu konuda aklen sorumludur.
- Kelam ilminin amacı müminlerin tahkîkî imanlarını zayıflatarak taklîdî iman seviyesine indirmektir.
Tam aksine kelam ilmi, imanı taklîdî düzeyden kurtarıp delillere dayalı sarsılmaz 'tahkîkî iman' düzeyine yükseltmeyi amaçlar.
- Kelam ilminde imanın özünü ve asıl rüknünü 'kalp ile tasdik' oluşturur.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- Kalpteki imanın sözle ifade edilerek kişinin dünyada Müslüman tanınmasını sağlamasına dil ile denir.
- İman esaslarını ve dinî hükümleri tek tek, geniş ve ayrıntılı biçimde öğrenerek inanmaya iman adı verilir.
- Delillere dayanmadan anne-baba ve çevreden görüldüğü gibi benimsenen imana iman denir.
- İslam kelamında 'sahih nakil ile akıl birbiriyle çelişmez' ilkesi temel bir kuraldır.
- Ölüm tehdidi ve ağır baskı () altında kalbi imanla dolu iken diliyle inkâr sözü söyleyen kişi mümin kalır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8İslam düşüncesinde iman ile bilgi arasındaki bağı ve akıl ile vahyin birbirini nasıl tamamladığını 'sahih nakil ile selim aklın çelişmezliği' ilkesi çerçevesinde değerlendiriniz.
1. ipucu: Bilginin (marifetin) iman için neden ön şart olduğunu ve taklîdî imandan tahkîkî imana geçişteki rolünü belirtiniz.
2. ipucu: Aklın dini sorumluluktaki (teklif) yerini ve gayb/ibadet konularındaki sınırlarını açıklayınız.
3. ipucu: Vahyin akla nasıl kılavuzluk ettiğini ve iki kaynağın neden birbiriyle çelişmeyeceğini yorumlayınız.
Cevap: İslam'da iman, bilinmeyen bir şeye körü körüne bağlanmak değil; ilim ve marifet üzerine kurulan kalbî bir tasdiktir. Bilgi arttıkça müminin imanı icmâlî ve taklîdî düzeyden tafsîlî ve tahkîkî (delilli) düzeye yükselir. Bu süreçte selim akıl, insanı ilahi hitaba muhatap kılar, evrendeki kevnî ayetleri tefekkür ederek Yaratıcı'nın varlığına ulaşır ve vahyi anlayıp yorumlar. Ancak akıl sınırlı olduğu için gayb âlemini, ahiret hayatını ve ibadet esaslarını vahiy olmadan bilemez; vahiy güneş ışığı gibi aklın önünü aydınlatır. Hem selim aklı yaratan hem de sahih vahyi gönderen Yüce Allah olduğu için bu iki kaynak birbiriyle çelişmez, aksine birbirini bütünler.
Kısaca
- İman, Hz. Peygamber'in Allah'tan getirdiği hükümleri kalp ile tasdik ve dil ile ikrar etmektir; doğru bilgi (marifet) imanın ön şartıdır ancak tasdik olmadan bilgi iman sayılmaz.
- Kapsamı bakımından iman; toptan inanmayı ifade eden 'icmâlî iman' ve esaslara ayrıntılarıyla inanmayı ifade eden 'tafsîlî iman' olarak ikiye ayrılır.
- Delillendirilmesi bakımından iman; çevreden görülerek benimsenen 'taklîdî iman' ve aklî-naklî delillerle ulaşılan 'tahkîkî iman' olmak üzere iki çeşittir.
- Selim akıl dini sorumluluğun (teklif) şartıdır ve Yaratıcı'nın varlığını kavrar; vahiy ise aklın ulaşamadığı gayb âlemini ve ibadet ilkelerini açıklar.
- Kelam ilminde 'sahih nakil ile selim akıl birbiriyle çelişmez' ilkesi esastır; görünürdeki uyuşmazlıklar sahihlik denetimi ve te'vil yöntemiyle çözülür.