İslam inanç esaslarını kesin delillerle temellendirmeyi ve şüpheleri gidermeyi amaçlayan Kelam ilmi, klasik dönemden itibaren eserlerine bilgi (epistemoloji) ve varlık (ontoloji) bahisleriyle başlamıştır. Çünkü doğru bir imana ulaşabilmek için önce 'kesin bilginin imkânı ve kaynakları' ortaya konulmalı, ardından bu bilgi araçlarıyla varlık âlemi incelenerek eserden müessire (yaratılmış âlemden Yaratıcı Allah'a) ulaşılmalıdır. İmam Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd'i ve النسفî'nin Akâid'i başta olmak üzere kelam klasikleri, sofistlerin (şüphecilerin) bilginin imkânsızlığı iddiasını çürüterek üç kesin bilgi kaynağını ve kadîm-hâdis varlık ayrımını sistematik biçimde inşa etmiştir.
1. Kelam İlminde Bilgi Kuramı ve Kesin Bilginin Üç Kaynağı (Esbâb-ı İlim)
Kelam âlimlerine göre ilim (bilgi); bir şeyin hakikatini olduğu gibi, şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte kavramaktır. Bilginin imkânsız olduğunu (hiçbir şeyin bilinemeyeceğini) veya hakikatin kişiden kişiye değiştiğini iddia eden Sofistler (Sûfestâiyye), kelamcılar tarafından aklın zorunlu ilkeleri ve duyu tecrübesiyle reddedilmiştir. Eşyanın hakikati sabittir (hakâiku'l-eşyâ sâbitetün) ve insan bu hakikati bilme yeteneğine sahiptir.
İmam Mâtürîdî ve Ehl-i Sünnet kelamcılarına göre, tüm insanları bağlayan kesin bilginin kaynakları (esbâb-ı ilim) üçtür: 1. Havâss-ı Selîme (Sağlam Duyular): İşlevini kaybetmemiş görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyularıdır. Fiziksel ve maddi âlemdeki tikel (cüz'î) nesnelerin bilgisini doğrudan ve zorunlu (zarûrî) olarak sağlar. 2. Haber-i Sâdık (Doğru Haber): Yalan olma ihtimali bulunmayan kesin haberdir; geçmiş tarihin, uzak coğrafyaların ve özellikle duyularla algılanamayan gayb âleminin (Allah'ın sıfatları, ahiret, melekler) ve ibadetlerin yegâne bilgi kaynağıdır. 3. Akl-ı Selîm (Sağlam Akıl): Yaratılış temizliğini koruyan, önyargı ve taklitten uzak akıldır; duyu ve haber verilerini değerlendirir, öncüllerden sonuca ulaşarak (nazar ve istidlâl) küllî hükümler çıkarır.
Bu üç bilgi kaynağı birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan unsurlardır. Duyular maddi veriyi toplar, akıl bu verileri işleyerek Yaratıcının varlığını ve peygamberin doğruluğunu kavrar, doğru haber (vahiy) ise aklın tek başına ulaşamayacağı gayb ve kulluk bilgisini insana sunar.
2. Haber-i Sâdık'ın Türleri (Mütevâtir ve Peygamber Haberi) ve İlhamın Konumu
Kelam ilminde kesin bilgi ifade eden Haber-i Sâdık (Doğru Haber) iki kısma ayrılır: a) Mütevâtir Haber: Yalan üzerine birleşmeleri aklen ve âdeten imkânsız olan büyük bir topluluğun, yine kendileri gibi bir topluluktan duyulara dayalı olarak nesilden nesile aktardığı haberdir. Örneğin Kur'an-ı Kerim'in bize ulaşması, Mekke ve Bağdat gibi şehirlerin varlığı veya tarihte Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yaşadığı bilgisi mütevâtirdir ve zarûrî (zorunlu) kesin bilgi ifade eder. b) Peygamber Haberi (Haberü'r-Resûl): Peygamberliği mucize ile sabit olmuş elçinin Allah'tan getirdiği vahiydir. Bu haber, peygamberin doğruluğu akıl ve mucize deliliyle kanıtlandığı için istidlâlî (akıl yürütmeye dayalı) kesin bilgi ifade eder.
Tevâtür derecesine ulaşmayan, bir veya birkaç kişinin naklettiği habere ise Haber-i Vâhid (Âhâd Haber) denir. Âhâd haberler, fıkıhta (ameli konularda) delil kabul edilse de kesinlik değil zann-ı gâlip ifade ettiği için kelam ilminde inanç esaslarını (akaidi) tek başına belirlemede kesin delil sayılmaz.
Kelamcılar; ilham, keşif, sezgi ve rüya gibi yolları ise genel ve bağlayıcı bir bilgi kaynağı olarak kabul etmezler. Çünkü ilham sübjektiftir (kişiseldir), denetlenemez, şeytani vesvese veya nefsani kuruntu ile karışma ihtimali taşır ve başkasını bağlayan nesnel bir delil (hüccet) olamaz.
3. Bilginin Sınıflandırılması: Kadîm ve Hâdis (Zarûrî - Kesbî) Bilgi
Kelam epistemolojisinde bilgi, kaynağı ve niteliği bakımından öncelikle Kadîm Bilgi ve Hâdis Bilgi olarak ikiye ayrılır. Kadîm Bilgi, Allah Teâlâ'nın ezelî ve ebedî olan mutlak ilmidir. Allah'ın ilmi sonradan kazanılmış değildir; zamana, mekâna, duyulara veya akıl yürütmeye ihtiyaç duymaz. Geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği, küllî ve cüz'î her şeyi (gayb ve şehâdet) eksiksiz kuşatır; onda artma, eksilme veya unutma olmaz.
Hâdis Bilgi ise yaratılmış varlıkların (insanların, meleklerin ve cinlerin) sonradan oluşan, sınırlı ve vasıtalı bilgisidir. İnsanın sahip olduğu hâdis bilgi, elde ediliş biçimine göre ikiye ayrılır: 1. Zarûrî (Bedîhî / Zorunlu) Bilgi: İnsanın kendi iradesi, çabası ve akıl yürütmesi olmaksızın zihninde doğrudan oluşan bilgidir. Beş duyunun algıları (ateşin sıcaklığı), iç gözlem/vicdaniyat (açlık, susuzluk, sevinç), aklın apaçık ilkeleri (bütünün parçadan büyük olması, bir şeyin aynı anda hem var hem yok olamayacağı) ve mütevâtir haberle oluşan bilgi zarûrîdir.
2. Kesbî / Nazarî / İstidlâlî (Kazanılmış) Bilgi: İnsanın duyu verileri ve bedîhî ilkeler üzerinde düşünmesi (nazar), delillerden sonuca gitmesi (istidlâl) ve çaba harcamasıyla elde ettiği bilgidir. Örneğin evrendeki düzenden ve değişimden hareketle Allah'ın varlığını ve birliğini bilmek kesbî (istidlâlî) bir bilgidir.
4. Kelamda Varlık Anlayışı (Ontoloji): Kadîm ve Hâdis Varlık
Kelam ilminin varlık anlayışı (ontolojisi), bilgi kuramı üzerine inşa edilir. Ehl-i Sünnet kelamcılarına göre bir şeyin şey (mevcût) olması, onun dış dünyada sabit ve var olması demektir. Kelamcılar varlığı en temel düzeyde ikiye ayırırlar: Kadîm Varlık ve Hâdis Varlık. İslam filozofları (Fârâbî ve İbn Sînâ) tarafından geliştirilen ve Gazzâlî ile Fahreddin er-Râzî'den itibaren (müteahhirîn döneminde) kelam ilminde de yaygınlaşan ayrıma göre ise varlık; Vâcibü'l-Vücûd (Zorunlu Varlık) ve Mümkünü'l-Vücûd (Mümkün Varlık) olarak tasnif edilir (Varlığı imkânsız olana ise Mümteniü'l-Vücûd denir; Allah'ın ortağının olması gibi).
Kadîm Varlık (Vâcibü'l-Vücûd): Varlığı kendinden olan (li-zâtihî), var olmak için hiçbir sebebe veya yaratıcıya muhtaç olmayan, başlangıcı (ezelî) ve sonu (ebedî) bulunmayan, yokluğu aklen düşünülemeyen yegâne varlık Allah Teâlâ'dır. Ehl-i Sünnet'e göre Allah zâtı ve sübûtî sıfatlarıyla kadîmdir.
Hâdis Varlık (Mümkünü'l-Vücûd): Varlığı kendinden olmayan, yok iken sonradan Allah'ın yaratmasıyla (ihdâs / icat) varlığa çıkan, varlığı ile yokluğu aklen eşit olup var olmak için Zorunlu Varlığa (Allah'a) muhtaç olan her şeydir. Allah'ın dışındaki tüm varlıklar (Âlem / Mâsivâ) hâdistir; bir başlangıcı vardır ve sonludur.
5. Hâdis Varlığın (Âlemin) Yapısı: Cevher, Cisim ve Araz
Kelam ilminde Allah'ın dışındaki her şeye ve kendisiyle Yaratıcının bilindiği varlık bütününe Âlem denir (el-Âlemü mâ sivallâh). Kelamcılar maddi âlemin sonradan yaratıldığını (hudûsunu) ispatlamak için âlemin fiziksel yapısını derinlemesine incelemiş ve İslam Atomculuğu (Cevher-Araz Teorisi) modelini geliştirmişlerdir. Buna göre hâdis varlık (âlem), boşlukta yer kaplayan (mütehayyiz) ve yer kaplamayan (gayr-i mütehayyiz) olmak üzere üç temel unsurdan oluşur:
1. Cevher (Cevher-i Ferd / Cüz'ün lâ yetecezzâ): Maddenin artık daha küçük parçalara bölünemeyen en küçük yapı taşıdır (atom). Boşlukta yer kaplar, kendi başına varlığını sürdürür ve arazları (nitelikleri) üzerinde taşır. 2. Cisim: En az iki veya daha fazla cevherin bir araya gelip birleşmesiyle (terkîb) oluşan; uzunluk, genişlik ve derinlik (üç boyut) sahibi bileşik maddi varlıklardır (taş, ağaç, insan bedeni, gezegenler vb.).
3. Araz (İnek/Nitelik): Kendi başına boşlukta yer kaplayamayan, var olmak için mutlaka bir cevhere veya cisme muhtaç olan geçici nitelik ve hallerdir. Renk, tat, koku, sıcaklık, soğukluk, hareket, sükûn (durgunluk), birleşme (ictimâ) ve ayrılma (iftirâk) birer arazdır. Kelamcılara göre arazlar iki zamanda baki kalmaz (sürekli yenilenir ve değişir).
6. Varlık Anlayışının İman Esaslarıyla İlişkisi: Hudûs ve İmkân Delilleri
Kelamcıların cevher, cisim ve araz kavramlarını bu kadar titizlikle incelemelerinin amacı fizik yapmak değil, Allah'ın varlığını, birliğini ve âlemin yaratılmışlığını aklî olarak kanıtlamaktır. Bu çerçevede kelam tarihinde en çok başvurulan delil Hudûs Delili'dir.
Hudûs delili şu mantıksal önermelerle işler: • 1. Öncül: Âlem cevher, cisim ve arazlardan oluşur; arazlar (hareket, sükûn, değişim) sonradan meydana gelmektedir (hâdistir). • 2. Öncül: Sonradan olan (hâdis) arazlardan ayrı kalmayan cevher ve cisimler de (yani bütün âlem) zorunlu olarak hâdistir (bir başlangıcı vardır). • 3. Öncül: Her hâdisin (sonradan var olanın) onu yokluktan varlığa çıkaran kadîm bir yaratıcıya (Muhdis) ihtiyacı vardır. • Sonuç: O halde âlemi yoktan var eden ezeli ve ebedi bir Yaratıcı vardır ki O da Allah Teâlâ'dır.
İmkân Delili ise varlıkların mümkün (varlığı ve yokluğu eşit) oluşundan hareket eder: Âlemdeki her varlık mümkündür; mümkün olan bir şeyin yokluk yerine varlık kazanması için varlığı zorunlu olan bir Müreccih / Vâcibü'l-Vücûd (Allah) tarafından tercih edilip yaratılması şarttır. Böylece kelamda bilgi ve varlık bahisleri doğrudan tevhid inancının sarsılmaz aklî temeli haline gelir.
Örnekler
Örnek 1Kelam ilminde kesin bilginin kaynakları (esbâb-ı ilim) nelerdir ve bu kaynaklar hangi bilgi alanlarına hitap eder?
Cevabı göster
Kelam ilminde kesin bilginin üç kaynağı vardır: 1) Havâss-ı Selîme (Sağlam beş duyu): Fiziksel ve maddi dünyadaki nesneleri algılar. 2) Haber-i Sâdık (Doğru haber: Mütevâtir haber ve Peygamber haberi): Geçmiş tarihi olayları, özellikle de duyuların ve aklın tek başına ulaşamayacağı gayb âlemini (ahiret, melekler, ilahi sıfatlar) ve ibadet hükümlerini bildirir. 3) Akl-ı Selîm (Sağlam akıl): Duyu ve haber verilerini değerlendirir, bedîhî ilkelerle ve istidlâlle (akıl yürütmeyle) Yaratıcının varlığını ve peygamberin doğruluğunu kavrar.
Örnek 2Haber-i Sâdık'ın iki türü olan 'Mütevâtir Haber' ile 'Peygamber Haberi'ni tanımlayarak oluşturdukları bilginin niteliğini karşılaştırınız.
Cevabı göster
Mütevâtir Haber: Yalan üzere birleşmeleri aklen imkânsız olan büyük bir topluluğun duyulara dayalı olarak nesilden nesile aktardığı haberdir (Kur'an'ın metni gibi) ve 'zarûrî (zorunlu) kesin bilgi' ifade eder. Peygamber Haberi ise peygamberliği mucize ile kanıtlanmış elçinin Allah'tan getirdiği haberdir; mucize deliline dayandığı için 'kesbî / istidlâlî (kazanılmış) kesin bilgi' ifade eder.
Örnek 3Kelam ilminde rüya, keşif ve ilham neden herkesi bağlayan kesin bir bilgi kaynağı olarak kabul edilmez?
Cevabı göster
Çünkü rüya, keşif ve ilham sübjektif (kişiye özel) tecrübelerdir; dışarıdan test edilip doğrulanamaz, hata, nefsani kuruntu veya vesvese karışma ihtimali taşır. İslam'da inanç esasları (akaid) zan veya kişisel sezgiyle değil, yalnızca herkesi bağlayan nesnel ve kesin delillerle (akıl, sağlam duyu ve mütevâtir/peygamber haberiyle) sabit olur.
Örnek 4Kelam ontolojisinde 'Kadîm Varlık (Vâcibü'l-Vücûd)' ile 'Hâdis Varlık (Mümkünü'l-Vücûd)' kavramlarını karşılaştırınız.
Cevabı göster
Kadîm Varlık (Vâcibü'l-Vücûd): Varlığı kendinden olan, başlangıcı (ezelî) ve sonu (ebedî) bulunmayan, var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmayan ve yokluğu düşünülemeyen Allah Teâlâ'dır. Hâdis Varlık (Mümkünü'l-Vücûd) ise varlığı kendinden olmayan, yok iken sonradan Allah'ın yaratmasıyla varlığa çıkan, başlangıcı ve sonu olan, değişim içindeki âlemdir (mâsivâ).
Örnek 5Kelamcıların maddi âlemi açıklarken kullandıkları 'Cevher', 'Cisim' ve 'Araz' kavramlarını tanımlayarak 'Hudûs Delili' ile bağlantısını kurunuz.
Cevabı göster
Cevher (cevher-i ferd): Boşlukta yer kaplayan ve bölünemeyen en küçük maddi yapı taşıdır (atom). Cisim: En az iki cevherin birleşmesiyle oluşan üç boyutlu nesnedir. Araz: Kendi başına var olamayıp cevher ve cisimde bulunan renk, hareket, sükûn, sıcaklık gibi geçici niteliklerdir. Hudûs deliline göre arazlar sürekli değişmekte ve sonradan var olmaktadır (hâdistir); sonradan olan arazlardan ayrı kalmayan cevher ve cisimler (yani tüm âlem) de hâdistir ve her hâdisin kadîm bir yaratıcısı (Allah) vardır.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Kelam ilminin bilgi kuramına (epistemolojisine) göre aşağıdakilerden hangisi tüm insanları bağlayan kesin bilgi kaynaklarından (esbâb-ı ilim) biri değildir?
Kelam ilminde kesin bilgi kaynakları sağlam duyular, sağlam akıl ve doğru haberdir (mütevâtir ve peygamber haberi). Keşif, rüya ve ilham sübjektif olduğu için genel ve kesin bilgi kaynağı sayılmaz.
2Kendi başına boşlukta yer kaplayamayan, var olmak için mutlaka bir cevhere veya cisme muhtaç olan ve iki zamanda baki kalmayıp sürekli yenilenen 'renk, tat, koku, hareket ve sükûn' gibi geçici niteliklere kelam ilminde ne ad verilir?
Cevher ve cisimlerde bulunan, kendi başına kaim olamayan hareket, sükûn, renk ve sıcaklık gibi geçici niteliklere kelamda 'araz' denir.
3İnsanın herhangi bir çaba ve akıl yürütme (istidlâl) yapmaksızın zihninde doğrudan oluşan 'ateşin yakıcı olması, bütünün parçadan büyük olması, açlık ve susuzluk hissi' gibi bilgilere kelam ilminde ne ad verilir?
İnsanda çaba ve akıl yürütme olmaksızın doğrudan oluşan zorunlu bilgilere 'zarûrî (bedîhî) bilgi' denir.
4Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Kelam âlimleri, hiçbir şeyin bilinemeyeceğini veya hakikatin kişiden kişiye değiştiğini iddia eden Sofistlere karşı 'Eşyanın hakikati sabittir ve bilinebilir' ilkesini savunmuşlardır.
Doğrudur; Ömer en-Nesefî'nin Akâid metni 'Eşyanın hakikati sabittir ve onun bilgisi gerçektir, Sofistlerin iddiasının aksine' cümlesiyle başlar.
- Allah Teâlâ'nın ilmi, öncüllerden sonuca giderek sonradan kazanılan (kesbî ve hâdis) bir bilgidir.
Yanlıştır; Allah'ın ilmi ezelî, ebedî, vasıtasız ve mutlak olan 'Kadîm Bilgi'dir; hâdis ve kesbî bilgi yaratılmışlara aittir.
- Kelam ontolojisinde varlığı kendinden olan ve yokluğu düşünülemeyen Allah Teâlâ'ya 'Kadîm' veya 'Vâcibü'l-Vücûd' denir.
Doğrudur; Allah varlığı zorunlu ve başlangıçsız olan yegâne Kadîm / Vâcibü'l-Vücûd'dur.
- Cevher-i ferd (atom), en, boy ve derinliğe sahip olan ve sonsuza kadar bölünebilen bileşik cisimdir.
Yanlıştır; cevher-i ferd (cüz'ün lâ yetecezzâ) maddenin bölünemeyen en küçük yapı taşıdır; cevherlerin birleşmesiyle oluşan üç boyutlu yapıya ise 'cisim' denir.
- Kelam âlimleri, hiçbir şeyin bilinemeyeceğini veya hakikatin kişiden kişiye değiştiğini iddia eden Sofistlere karşı 'Eşyanın hakikati sabittir ve bilinebilir' ilkesini savunmuşlardır.
5Aşağıdaki kelam kavramlarını doğru tanımlarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
6Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Bilinen öncüllerden ve delillerden hareketle bilinmeyen sonuca akıl yürütmeyle ulaşmaya kelam ilminde denir.
- Allah'ın ortağının bulunması gibi varlığı aklen imkânsız, yokluğu zorunlu olan kavramlara denir.
- Âlemin sonradan yaratılmış (hâdis) olmasından hareketle onu yoktan var eden kadîm bir Yaratıcının (Muhdis) varlığını kanıtlayan delile delili denir.
- Sonradan var olan sebeplerin bir başlangıç noktası olmadan sonsuza kadar geriye doğru uzayıp gitmesine denir ve bu durum aklen imkânsızdır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
7Kelam ilminde 'Akl-ı Selîm (Sağlam Akıl)' ile 'Haber-i Sâdık (Vahiy)' arasındaki tamamlayıcılık ilişkisini 'Göz ve Güneş Işığı' metaforu üzerinden açıklayınız.
1. ipucu: 1. İpucu: Gözün sağlam olmasının karanlıkta tek başına görmeye yetip yetmeyeceğini düşününüz.
2. ipucu: 2. İpucu: Güneş ışığının da gören bir göz olmadan kime fayda sağlayacağını değerlendirerek akıl ve vahiy dengesini kurunuz.
Cevap: İslam kelamcıları (özellikle Gazzâlî ve Mâtürîdî geleneği) aklı 'sağlam bir göze', vahyi (Haber-i Sâdık'ı) ise 'güneş ışığına' benzetmişlerdir. Zifiri karanlıkta en keskin göz bile eşyayı net göremez; yani vahyin rehberliği olmadan akıl tek başına gayb âlemini, ahiret hallerini ve ibadetlerin ayrıntılarını bilemez. Öte yandan gözü kapalı veya kör olan kimseye güneş ışığı fayda vermez; yani aklını kullanmayan kimse de vahyin hakikatini ve mucizenin delaletini kavrayamaz. Dolayısıyla hakikate ulaşmak için hem gören bir göz (akl-ı selîm) hem de aydınlatan bir ışık (vahiy) birlikte gereklidir.
Kısaca
- Kelam ilminde herkesi bağlayan kesin bilginin kaynakları (esbâb-ı ilim) üçtür: Havâss-ı Selîme (sağlam beş duyu), Haber-i Sâdık (doğru haber) ve Akl-ı Selîm (sağlam akıl).
- Haber-i Sâdık ikiye ayrılır: Yalan üzere birleşmeleri aklen imkânsız olan bir topluluğun aktardığı Mütevâtir Haber ve mucize ile desteklenen Peygamber Haberi (Vahiy).
- Bilgi; Allah'ın ezelî ve mutlak ilmi olan Kadîm Bilgi ile insan ve meleklerin sonradan oluşan Hâdis Bilgisi olarak ikiye ayrılır; hâdis bilgi ise zarûrî (zorunlu) ve kesbî/istidlâlî (kazanılmış) kısımlarına ayrılır.
- Rüya, keşif ve ilham sübjektif (kişisel) olup hata ihtimali taşıdığından kelam ilminde herkesi bağlayan genel ve kesin bir bilgi kaynağı kabul edilmez.
- Kelam ontolojisinde varlık; başlangıcı ve sonu olmayan Kadîm Varlık / Vâcibü'l-Vücûd (Allah) ile sonradan yaratılan Hâdis Varlık / Mümkünü'l-Vücûd (Âlem / Mâsivâ) olarak ikiye ayrılır.
- Hâdis varlık olan maddi âlem; boşlukta yer kaplayan bölünemez en küçük yapı taşı cevher (atom), cevherlerin birleşimi olan cisim ve cevher/cisimde bulunan geçici nitelikler olan arazdan oluşur; bunların değişimi Allah'ın varlığını kanıtlayan hudûs delilinin temelidir.