İslam düşünce geleneğinde insanı dini açıdan sorumlu kılan akıl ile ilahi hakikati bildiren vahiy, birbirinin rakibi veya alternatifi değil, aynı İlahi Kaynak'tan beslenen iki temel nurdur. Kelam ilmi, inanç esaslarını temellendirirken bir yandan Kur'an ve mütevatir sünnete dayanan naklî delilleri, diğer yandan selim akıl, sağlam duyular ve evrendeki gözlemlere dayanan aklî delilleri birlikte kullanarak şüpheleri gidermeyi ve sahih inancı korumayı amaçlar.
İslam Kelamında Akıl ve Vahiy İlişkisi
Kelam ilminde doğru bilginin üç temel kaynağı akl-ı selim (ön yargı ve taklitten arınmış sağlıklı akıl), haber-i sâdık (vahiy ve mütevatir peygamber haberi) ve havâss-ı selîme (sağlam beş duyu, deney ve gözlem) olarak kabul edilir. Akıl, insanı diğer canlılardan ayıran ve onu dini emirler karşısında mükellef (sorumlu) kılan temel yetidir; bu nedenle 'Aklı olmayanın dini (sorumluluğu) yoktur' ilkesi benimsenmiştir. Kur'an-ı Kerim'de yüzlerce ayette insanın düşünmesi, akletmesi (taakkul), ibret alması (tedebbür ve tefekkür) emredilir.
Akıl, evrendeki düzen ve işleyişten hareketle Yüce Yaratıcı'nın varlığını ve birliğini kavrayabilir; vahyin gerçekliğini ve peygamberin doğruluğunu mucize deliliyle tasdik edebilir. Ancak insan aklı sınırlı bir yetidir; gayb âlemini, ahiret hayatının ayrıntılarını, ibadetlerin yapılış şekillerini ve Allah'ın rızasının hangi fiillerde olduğunu vahyin rehberliği olmadan bağımsız olarak kuşatamaz. İmam Gazâlî ve İmam Mâtürîdî'nin benzetmesiyle akıl gören bir göz, vahiy ise etrafı aydınlatan güneş ışığı gibidir; göz ışık olmadan karanlıkta göremediği gibi, ışık da gören bir göz olmadan fayda vermez.
İslam kelamının en temel metodolojik kuralı 'Sahih nakil (vahiy) ile selim akıl asla çelişmez' ilkesidir; çünkü aklı yaratan da vahyi gönderen de Yüce Allah'tır. Eğer bir ayet veya hadisin ilk bakışta (zahirî anlamda) kesin akıl ilkeleriyle veya bilimsel gözlemlerle çeliştiği düşünülüyorsa; ya o rivayet sahih değildir ya akıl yürütmede bir hata vardır ya da naklî metnin zahirî anlamı değil mecazi/derin anlamı kastedilmiştir ve metin usulüne uygun olarak te'vil edilir.
Kelami Konuların İzahında Naklî ve Aklî Delillerin Önemi
Kelam ilminde inanç esaslarını kanıtlamak ve savunmak amacıyla kullanılan deliller naklî (sem'î / şer'î) deliller ve aklî (nazarî) deliller olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağı vahiy olan naklî deliller, Kur'an-ı Kerim ayetleri ve Hz. Peygamber'in sünnetidir. Bir naklî delilin inanç (akaid) konularında bağlayıcı ve kesin bilgi ifade edebilmesi için hem sübûtunun (bize ulaşma yolunun) hem de delâletinin (anlamının açıklığının) kat'î (kesin) olması şarttır.
Kur'an ayetlerinin tamamı ve yalan üzere birleşmeleri aklen imkânsız olan kalabalık toplulukların nesilden nesile aktardığı mütevatir hadisler sübûtu kat'î delillerdir; bunların anlamı da açıksa (muhkem) kesin inanç esası oluştururlar. Buna karşılık bir veya birkaç kişinin rivayet ettiği haber-i vâhid (âhâd hadisler) sübûtu zannî olduğundan fıkhi ve ahlaki konularda delil kabul edilse de tek başına inanç esası (iman-küfür ölçütü) belirlemez.
Kaynağı selim akıl, sağlam duyular (havâss-ı selîme), deney, tecrübe ve dış dünya gözlemleri olan aklî deliller ise özellikle Allah'ın varlığı, birliği ve peygamberliğin imkânını kanıtlamada belirleyicidir; çünkü vahye henüz inanmayan bir kimseye önce aklî ve gözlemsel delillerle hitap edilir. Kelamcıların Kur'an'dan ilham alarak geliştirdiği başlıca aklî deliller; âlemin sonradan yaratılmışlığından hareket eden hudûs delili, varlığı zorunlu olmayan âlemin Zorunlu Varlık'a (Vacibü'l-Vücud) muhtaçlığını gösteren imkân delili, evrendeki hassas ölçü ve uyumu gösteren gaye ve nizam delili ile birden fazla ilah olsaydı evrenin düzeninin bozulacağını kanıtlayan burhân-ı temânu (Enbiyâ, 21/22) delilidir.
Muhkem – Müteşâbih Ayetler ve Kelamda Te'vil Kavramı
Âl-i İmrân suresi 7. ayette bildirildiği üzere Kur'an ayetleri anlam açıklığı bakımından muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki kısımdır. Muhkem ayetler; anlamı son derece açık, net, başka bir açıklamaya ihtiyaç bırakmayan ve Kitab'ın anasını (ümmü'l-kitâb) oluşturan temel inanç, ibadet ve ahlak ayetleridir (örneğin İhlâs suresi ve 'O'nun benzeri hiçbir şey yoktur' buyuran Şûrâ, 42/11 ayeti). Müteşâbih ayetler ise birden fazla anlama ihtimali bulunan, mecaz, kinaye veya temsil içeren ve anlaşılması için muhkem ayetlerin ışığında yorumlanması gereken ayetlerdir.
Sözlükte 'bir şeyi aslına ve amacına döndürmek' anlamına gelen te'vil; kelam ve tefsir terimi olarak 'bir lafzı, şer'î ve aklî bir delile dayanarak ilk bakışta akla gelen zahirî anlamından alıp muhtemel olduğu diğer anlamlarından birine yönlendirmek ve yorumlamak' demektir. Özellikle ayet ve hadislerde geçen yed (el), vech (yüz), ayn (göz) ve arşa istivâ gibi haberi sıfatlar, zahirî (sözlük) anlamlarıyla alındığında Allah'ı yaratılmışlara ve cisimlere benzetme (teşbih ve tecsim) tehlikesi doğurur.
İslam âlimleri müteşâbih ifadeler karşısında iki yöntem izlemiştir: İlk dönem âlimleri olan Selef-i Sâlihîn, bu ifadelerin zahirî anlamlarını reddedip Allah'ı cisimlikten tenzih etmiş, gerçek muradını ise Allah'a havale etmiştir (tefvîz yöntemi). Daha sonraki dönem âlimleri olan Halef (Mâtürîdî ve Eş'arî kelamcılar) ise farklı kültürlerin etkisiyle ortaya çıkan Müşebbihe ve Mücessime gibi batıl akımlara karşı halkın inancını korumak amacıyla Arap dil kurallarına ve tevhid ilkesine uygun te'vil yapmışlardır (örneğin 'Allah'ın eli' ifadesini kudret ve nimet; 'Allah'ın yüzü' ifadesini zâtı ve rızası; 'istivâ' ifadesini hükümranlık ve kudretiyle kuşatma olarak te'vil etmişlerdir).
Örnekler
Örnek 1İslam kelamında kabul edilen 'Sahih nakil ile selim akıl çelişmez' ilkesinin dayandığı temel gerekçeyi açıklayınız.
Cevabı göster
İnsana doğru düşünme yetisi olan aklı veren de peygamberler aracılığıyla vahyi (nakli) gönderen de Yüce Allah'tır. Kaynağı aynı olan iki ilahi nimet arasında gerçek bir çelişki bulunması imkânsızdır. Görünürde bir uyuşmazlık varsa ya nakledilen rivayet sahih değildir ya akıl yürütmede bir yanılgı vardır ya da naklî metnin zahirî anlamı değil mecazi anlamı kastedilmiştir.
Örnek 2Kelami konuların izahında naklî delillerin tek başına yeterli olmayıp aklî delillere de ihtiyaç duyulmasının nedenini belirtiniz.
Cevabı göster
Naklî deliller (Kur'an ve sünnet), Allah'ın varlığını ve peygamberin doğruluğunu kabul etmiş müminler için kesin delildir. Ancak Allah'ın varlığını veya vahyi inkâr eden bir kimseye doğrudan ayetle kanıt sunmak ikna edici olmaz; önce aklî, mantıksal ve gözlemsel delillerle (hudûs, imkân, nizam delilleri) Yaratıcı'nın varlığı ve vahyin doğruluğu kanıtlanır, ardından naklî delillere başvurulur.
Örnek 3Bir naklî delilin İslam inanç esaslarında (akaidde) kesin bağlayıcı delil olabilmesi için taşıması gereken 'sübût' ve 'delâlet' şartları nelerdir?
Cevabı göster
İnanç esasları şüphe ve zan kaldırmadığı için naklî delilin hem 'sübûtunun kat'î' (bize ulaşma yolunun Kur'an ayeti veya mütevatir hadis gibi kesin) olması hem de 'delâletinin kat'î' (anlamının açık, net ve başka ihtimale yer bırakmayan muhkem nitelikte) olması gerekir. Âhâd hadisler gibi zannî deliller amelde kullanılsa da tek başına inanç esası belirlemez.
Örnek 4Kelam ilminde Allah'ın varlığını ve birliğini kanıtlamak için kullanılan 'hudûs', 'imkân' ve 'temânu' delillerini kısaca tanımlayınız.
Cevabı göster
Hudûs delili; sürekli değişen âlemin sonradan yaratıldığını (hâdis olduğunu) ve her sonradan olanın ezeli bir Yaratıcı'ya (Muhdis) muhtaç olduğunu savunur. İmkân delili; varlığı ile yokluğu eşit olan mümkün varlıkların, varlığı zorunlu olan Vacibü'l-Vücud tarafından var edildiğini gösterir. Temânu delili ise; evrende birden fazla ilah olsaydı iradelerinin çatışacağını ve kozmik düzenin bozulacağını (Enbiyâ, 21/22) belirterek tevhidi kanıtlar.
Örnek 5Kelam ilminde 'te'vil' kavramı ne demektir ve müteşâbih ayetlerde geçen 'Allah'ın eli (yedullah)' ifadesi kelamcılar tarafından neden ve nasıl te'vil edilmiştir?
Cevabı göster
Te'vil, bir lafzı aklî veya şer'î bir delile dayanarak ilk akla gelen zahirî anlamından alıp muhtemel olduğu mecazi anlamına çevirmektir. Fetih suresi 10. ayette geçen 'Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir' ifadesi zahirî anlamıyla (organ olan el) alınırsa Allah'ı yaratılmışlara benzetme (teşbih/tecsim) hatası doğar; bu nedenle kelamcılar Şûrâ 11. ayetteki tenzih ilkesine dayanarak bu ifadeyi 'Allah'ın kudreti, yardımı ve nimeti' şeklinde te'vil etmişlerdir.
Örnek 6Müteşâbih ayetlerin anlaşılmasında Selef âlimlerinin benimsediği 'tefvîz' yöntemi ile Halef (Mâtürîdî ve Eş'arî) âlimlerinin benimsediği 'te'vil' yöntemini karşılaştırınız.
Cevabı göster
Selef âlimleri müteşâbih ifadelerin Allah'a cisimlik atfeden zahirî anlamlarını reddetmiş, ancak 'Bunun te'vilini (gerçek mahiyetini) yalnızca Allah bilir' diyerek anlam tayin etmeyip Allah'a havale etmişlerdir (tefvîz). Halef âlimleri ise yeni kültürlerle karşılaşan Müslümanların zihninde teşbih ve tecsim şüpheleri uyanmasını önlemek amacıyla Arap dili kuralları ve muhkem ayetler ışığında bu ifadeleri te'vil ederek açıklamışlardır.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1İslam kelamında akıl ve vahiy ilişkisi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
Ahiret hayatının ayrıntıları (sem'iyyât) ve ibadetlerin şekil/miktarları aklın sınırlarını aşar ve ancak vahiy (nakil) yoluyla bilinebilir.
2Kelam ilminde bir naklî delilin inanç esaslarında (akaid alanında) bağlayıcı delil sayılabilmesi için aşağıdaki özelliklerden hangisini taşıması gerekir?
Akaid (inanç) konularında zan geçerli değildir; delilin hem sübûtu (Kur'an ve mütevatir sünnet) hem de delâleti (muhkem/açık anlamı) kat'î olmalıdır.
3Kur'an-ı Kerim'de Enbiyâ suresi 22. ayette yer alan 'Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu' ifadesi, kelam ilminde aşağıdaki aklî delillerden hangisinin temel dayanağıdır?
Evrende birden fazla ilah bulunması hâlinde iradelerinin çatışacağını ve kozmik düzenin bozulacağını kanıtlayan delile Burhân-ı Temânu denir.
4Ayet ve hadislerde geçen ve zahirî anlamıyla alındığında Allah'ı yaratılmışlara benzetme (teşbih) riski taşıyan müteşâbih bir lafzı, şer'î ve aklî bir delile dayanarak zahirî anlamından alıp tevhid ilkesine uygun mecazi anlamına çevirme işlemine kelam ilminde ne ad verilir?
Lafzı bir delile dayanarak zahirî anlamından alıp muhtemel olduğu diğer (mecazi) anlamına yönlendirme işlemine te'vil adı verilir.
5
- Kelam ilminde ön yargı, taklit ve nefsani arzulardan arınmış sağlıklı düşünme yetisine 'akl-ı selim' adı verilir.
Akl-ı selim, doğru hüküm veren ve İslam'da bilgi kaynağı kabul edilen sağlıklı akıldır.
- Sübûtu zannî olan haber-i vâhid (âhâd hadisler), kelam ilminde inanç esaslarını belirlemede Kur'an ayetleriyle aynı kesinlik derecesine sahiptir.
Haber-i vâhid zannî bilgi ifade ettiği için amelde delil olsa da kesinlik aranan akaid konularında tek başına inanç esası oluşturmaz.
- Evrendeki hassas ölçü, uyum ve amaçlılıktan hareketle Yüce Yaratıcı'nın varlığını kanıtlayan aklî delile gaye ve nizam delili denir.
Gaye ve nizam delili, kozmik düzenden Düzenleyici'nin (Allah'ın) varlığına ulaşır.
- Allah'ı insanlara veya maddi cisimlere benzeterek O'na el, yüz ve mekân gibi fiziksel organlar nispet eden batıl anlayışa teşbih ve tecsim denir.
Teşbih benzetmek, tecsim ise Allah'ı cisim olarak tasavvur etmek olup Ehl-i Sünnet kelamcılarınca reddedilmiştir.
- Kur'an-ı Kerim'de anlamı son derece açık, net ve başka bir yoruma ihtiyaç duymayan temel ayetlere müteşâbih ayetler adı verilir.
Anlamı açık ve net olan ayetlere müteşâbih değil, 'muhkem' ayetler adı verilir.
- Kelam ilminde ön yargı, taklit ve nefsani arzulardan arınmış sağlıklı düşünme yetisine 'akl-ı selim' adı verilir.
6
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7
- İslam kelamının temel ilkesine göre sahih nakil ile akıl arasında hiçbir çelişki bulunmaz.
- Yalan üzere birleşmeleri aklen imkânsız olan kalabalık bir topluluğun nesilden nesile aktardığı kesin haberlere haber denir.
- Âlemin sonradan yaratılmış (hâdis) olmasından hareketle ezeli bir Yaratıcı'nın varlığını kanıtlayan aklî delile delili adı verilir.
- Selef âlimleri müteşâbih ayetlere iman edip gerçek manasını Allah'a havale etme yöntemine adını vermişlerdir.
- Şûrâ suresi 11. ayetteki 'O'nun benzeri hiçbir şey yoktur' ilkesi uyarınca Allah'ı yaratılmışlık özelliklerinden arındırmaya denir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8İmam Gazâlî'nin 'Akıl göz gibidir, vahiy (Kur'an) ise güneş ışığı gibidir' benzetmesini kelam ilmindeki akıl-vahiy ilişkisi açısından yorumlayınız.
1. ipucu: Gözün (aklın) görme yetisine sahip olduğunu ancak karanlıkta (vahiy olmadan) gayb ve ahiret hakikatlerini göremediğini belirtiniz.
2. ipucu: Güneş ışığının (vahyin) her şeyi aydınlattığını ancak gören bir göz (akıl) olmadan anlaşılamayacağını açıklayınız.
3. ipucu: Akıl ve vahyin birbirini tamamlayan iki ilahi nimet olduğunu vurgulayınız.
Cevap: Bu benzetmeye göre insanın hakikati tam olarak görebilmesi için hem sağlıklı bir göze (akl-ı selime) hem de ortamı aydınlatan güneş ışığına (vahye) ihtiyacı vardır. Sadece akılla yetinip vahyi dışlamak karanlıkta görmeye çalışmak gibidir ve insanı gayb konularında yanılgıya düşürür; aklı devre dışı bırakıp yalnız naklin zahirine takılmak ise güneş ışığında gözlerini kapatmak gibidir ve insanı taklide sürükler.
Kısaca
- Kelam ilminde doğru bilginin kaynakları selim akıl (akl-ı selim), doğru haber (haber-i sâdık / vahiy ve mütevatir sünnet) ve sağlam duyulardır (havâss-ı selîme).
- Aklın da vahyin de kaynağı Yüce Allah olduğu için 'sahih nakil ile selim akıl asla çelişmez'; görünürde bir uyuşmazlık varsa metin akıl ve dil ilkeleriyle te'vil edilir.
- İnanç esaslarında (akaidde) naklî delilin bağlayıcı olması için hem sübûtunun hem de delâletinin kat'î (kesin) olması şarttır; zannî haberler (âhâd hadisler) tek başına inanç esası belirlemez.
- Kelamcılar Allah'ın varlığını ve birliğini kanıtlamak için hudûs, imkân, gaye-nizam ve burhân-ı temânu gibi aklî ve gözlemsel deliller kullanmışlardır.
- Kur'an'da anlamı açık ayetlere muhkem, birden fazla anlama gelebilenlere müteşâbih denir; haberi sıfatları teşbih ve tecsime düşmemek için tevhid ilkesine uygun yorumlamaya te'vil adı verilir.