İslam dini, varlığı, insanı ve hayatı tevhid (Allah'ın birliği) merkezi etrafında anlamlandıran bütünsel bir inanç ve yaşam nizamıdır. İman, yalnızca zihinsel bir kabulden ibaret olmayıp kalpte kök salan, dili ikrara yönelten ve organlarda salih amel (iyi, güzel ve faydalı davranış) olarak meyve veren canlı bir cevherdir. Allah Teâlâ insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvîm) yaratmış, ona kendi ruhundan üflemiş, akıl ve irade nimetiyle donatarak yeryüzünün imarı için halife kılmıştır. Bu dersimizde tevhid inancının insanı nasıl özgürleştirdiğini, iman-salih amel bütünlüğünü ve insanın varoluşsal değerini ve dört boyutlu sorumluluk alanını inceleyeceğiz.
1. İslam İnancının Özü: Tevhid İlkesi ve Boyutları
Sözlükte "birlemek, bir şeyin bir ve tek olduğuna hükmetmek" anlamına gelen tevhid, dini bir terim olarak Allah Teâlâ'nın var ve bir olduğuna, eşi, benzeri ve ortağı bulunmadığına inanmaktır. Bütün peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği ortak mesaj Kelime-i Tevhid (لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ) ilkesidir. Kur'an-ı Kerim'in özeti niteliğindeki İhlas Suresi, tevhid inancını en veciz şekilde ortaya koyar: "De ki: O, Allah'tır, bir tektir (Ehad). Allah Samed'dir (Her şey O'na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir). O doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi (küfüv) yoktur."
İslam düşüncesinde tevhid üç temel boyutta ele alınır: 1. Zâtında Tevhid: Allah'ın zâtında bir ve tek olması, parçalardan birleşmemesi, eşi ve benzerinin bulunmamasıdır. 2. Sıfatlarında Tevhid: İlim, kudret, irade, hayat ve yaratma (tekvîn) gibi mutlak kemâl sıfatlarının yalnızca Allah'a ait olması ve O'nun her türlü eksiklikten uzak (münezzeh) bulunmasıdır. 3. İbadette (Ulûhiyette) Tevhid: Yalnızca Allah'a kulluk edilmesi ve yalnızca O'ndan yardım dilenmesidir (Fâtiha, 5).
Tevhidin zıddı şirktir. Şirk; Allah'ın zâtında, sıfatlarında veya ibadet edilme hakkında O'na ortak koşmaktır. Kur'an-ı Kerim'de şirk "büyük bir zulüm" (Lokmân, 13) ve tövbe edilmeden ölündüğü takdirde Allah'ın asla bağışlamayacağı tek günah (Nisâ, 48) olarak nitelendirilmiştir. Tevhid inancı ise insanı doğa güçlerine, putlara, makam ve menfaat odaklarına boyun eğmekten kurtararak gerçek anlamda özgürleştirir.
2. İman ve Salih Amel Bütünlüğü
İslam'da iman (kalp ile tasdik, dil ile ikrar) ile salih amel (Allah'ın rızasına uygun her türlü iyi, güzel ve faydalı davranış) birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur. Kur'an-ı Kerim'de elliden fazla ayette iman ile salih amel birlikte ("İman edip salih amel işleyenler...") zikredilmiştir. Bu birlikteliğin en güçlü özeti Asr Suresi'ndedir: "Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan (hüsran) içindedir. Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır."
İman ile salih amel arasındaki ilişki, kökleri sağlam bir ağaç ile o ağacın dalları ve meyveleri arasındaki ilişkiye benzer. Ağacın kökü kalpteki iman, gövdesi ve meyveleri ise ibadetler ve güzel ahlaktan oluşan salih amellerdir. Kök olmadan ağacın meyve vermesi (imansız amelin ahirette kurtarıcı olması) mümkün olmadığı gibi, yaprakları ve dalları budanan bir ağacın kökü de zamanla zayıflama tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bir davranışın İslam'da salih amel sayılabilmesi ve ahirette sevap kazandırabilmesi için üç temel şart gereklidir: 1) Davranış sahibinin iman etmiş olması, 2) Davranışın gösterişten (riya) uzak bir şekilde yalnızca Allah rızası için (ihlas ile) yapılması, 3) Yapılan işin Kur'an ve Sünnet ölçülerine (sahih bilgiye) uygun olması.
3. İslam İnancında İnsanın Varoluşsal Değeri ve Konumu
İslam inancına göre insan, tesadüfen var olmuş veya dünyaya cezalandırılmak üzere atılmış bir varlık değil; Allah Teâlâ'nın özel bir ilim, irade ve hikmetle yarattığı en seçkin varlıktır. Tîn Suresi 4. ayette "Biz insanı gerçekten en güzel bir biçimde (ahsen-i takvîm) yarattık" buyurularak insanın hem fiziksel hem de ruhsal/zihinsel bakımdan en mükemmel donanımla var edildiği bildirilmiştir.
Allah Teâlâ, Hz. Âdem'i (a.s.) yarattığında ona "kendi ruhundan üflemiş" (Hicr, 29), ona eşyanın isimlerini (bilgi ve kavram üretme yeteneğini) öğretmiş ve melekleri ona secde ettirmiştir (Bakara, 30-34). İsrâ Suresi 70. ayette ise "Andolsun biz Âdemoğullarını şerefli kıldık (kerramnâ); onları karada ve denizde taşıdık, kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık" buyurularak her insanın ırkı, rengi ve statüsü ne olursa olsun doğuştan dokunulmaz bir insanlık onuruna (eşref-i mahlûkat) sahip olduğu ilan edilmiştir.
Bununla birlikte Kur'an-ı Kerim, insanın çift kutuplu bir potansiyele sahip olduğunu hatırlatır: İman ve salih amelle a'lâ-yı illiyyîn (yücelerin en yücesi) makamına yükselebilen insan, nefsinin karanlık tutkularına ve inkâra saplandığında esfel-i sâfilîn (aşağıların en aşağısı) derekesine düşebilir (Tîn, 4-6; Şems, 7-10).
4. Hilâfet, Emanet ve İmtihan (İbtilâ) Bilinci
Bakara Suresi 30. ayette Allah Teâlâ meleklere "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" buyurmuştur. Halife kavramı; insanın Allah'ın iradesine uygun olarak yeryüzünü imar etmesi (i'mâr), adaleti ayakta tutması, bozgunculuğu (fesad) önlemesi ve ilahi hükümleri hayata geçirmesi sorumluluğunu ifade eder. İnsan yeryüzünün mutlak maliki (sahibi) değil, Allah'ın mülkünde görevli bir emanetçisidir.
Ahzâb Suresi 72. ayette bu sorumluluk emanet kavramıyla açıklanmıştır: "Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Onu insan yüklendi..." Buradaki emanet; akıl, hür irade (cüz'î irade) ve bunların sonucu olan dini-ahlaki yükümlülüktür (teklîf). Gökler, yer ve dağlar zorunlu doğa yasalarına (sünnetullah) tabi iken, insan kendi hür iradesiyle iyiliği ve kulluğu seçme sorumluluğunu üstlenmiştir.
Dünya hayatı bu emanetin sınandığı bir imtihan (ibtilâ) meydanıdır. Mülk Suresi 2. ayette "O ki, hanginizin daha güzel amel (ahsenü amelâ) işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır" buyurulur. Dolayısıyla insan başıboş bırakılmamıştır (Kıyâme, 36); hem nimetlerle (zenginlik, sağlık, makam) hem de musibetlerle (darlık, hastalık, kayıp) sınanmakta, şükür ve sabır imtihanı vermektedir.
5. İnsanın Allah'a ve Kendisine Karşı Sorumlulukları
Akıl ve irade sahibi (mükellef) olan insanın sorumlulukları dört temel halkadan oluşur. İlk ve en üst halka, Allah'a karşı sorumluluklarıdır. İnsan, kendisini yoktan var eden, sayısız nimetlerle donatan Rabbini tanımak (marifetullah), O'na şirk koşmadan iman etmek, farz kıldığı ibadetleri ihlasla yerine getirmek, nimetlerine şükretmek, O'nu sevmek (muhabbetullah) ve her işinde O'na tevekkül etmekle yükümlüdür.
İkinci halka, insanın kendi nefsine (varlığına) karşı sorumluluklarıdır. İslam'a göre insanın bedeni, canı, aklı ve kalbi kendisine Allah tarafından verilmiş birer emanettir. Bu nedenle insanın kendi canına kıyması (intihar) veya bedenine zarar veren alkol, uyuşturucu ve zararlı alışkanlıklara yönelmesi kesin olarak haramdır (Bakara, 195: "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın").
İnsanın kendisine karşı sorumluluğu sadece beden sağlığını korumakla sınırlı değildir; aklını faydalı ilim ve tefekkürle beslemek, kalbini ve nefsini kibir, haset, riya ve cimrilik gibi manevi hastalıklardan arındırmak (tezkiye), vaktini verimli kullanmak ve helal yoldan rızkını kazanmak da nefsin insan üzerindeki haklarındandır.
6. İnsanın Topluma ve Çevreye (Tabiata) Karşı Sorumlulukları
Üçüncü halka, insanın ailesine, topluma ve tüm insanlığa karşı sorumluluklarıdır. İslam'da kul hakkı son derece hassas bir konumdadır. Anne-babaya iyilik ve ihsanda bulunmak (birr-i vâlideyn), akrabalık bağlarını gözetmek (sıla-i rahim), komşu haklarına riayet etmek, yetimi ve yoksulu gözetmek (infak), ölçü ve tartıda dürüst olmak, emanete hıyanet etmemek ve insanlar arasında adaletle hükmetmek toplumsal sorumlulukların başında gelir. Müslüman, "elinden ve dilinden diğer insanların emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir".
Dördüncü halka ise insanın çevreye, hayvanlara ve tabiata karşı sorumluluklarıdır. Kur'an-ı Kerim'e göre evrendeki her varlık Allah'ın birer ayeti (işareti) olup belirli bir ölçü ve denge (mîzan) içinde yaratılmıştır (Rahmân, 7-8: "O, göğü yükseltti ve mîzanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın!"). Rûm Suresi 41. ayette ise "İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde bozulma (fesad) ortaya çıktı" buyurularak çevre krizlerinin insan kaynaklı sorumsuzluklardan doğduğuna dikkat çekilmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v.); akan bir nehrin kenarında abdest alırken bile suyu israf etmemeyi emretmiş, hayvanlara eziyet etmeyi yasaklamış, susuz bir canlıya su vermenin günahların affına vesile olacağını müjdelemiş ve "Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz!" buyurarak çevre ahlakını imanın ve salih amelin ayrılmaz bir parçası kılmıştır.
Örnekler
Örnek 1Tevhid kavramını tanımlayarak, tevhid inancının insanın özgürlüğü ve onuru üzerindeki etkisini açıklayınız.
Cevabı göster
Tevhid; Allah'ı zâtında, sıfatlarında, fiillerinde ve ibadet edilme hakkında bir ve tek kabul etmek, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Tevhid inancı insanı doğa güçlerine, putlara, kula, makama ve nefsani tutkulara kulluk etmekten kurtarır. Yalnızca yaratılmışların Rabbi olan Allah'a boyun eğen insan, kendisi gibi aciz varlıklar karşısında eğilmez ve gerçek hürriyete ve eşref-i mahlûkat onuruna kavuşur.
Örnek 2Asr Suresi'nden hareketle iman ile salih amel arasındaki ilişkiyi ve insanın hüsrandan kurtuluşunun dört temel şartını yazınız.
Cevabı göster
Asr Suresi'nde zamana yemin edilerek bütün insanların ziyan (hüsran) içinde olduğu, bundan kurtulanların ise dört niteliğe sahip olduğu bildirilmiştir: 1) İman etmek, 2) Salih amel (iyi ve faydalı işler) yapmak, 3) Birbirine hakkı (doğruluğu ve adaleti) tavsiye etmek, 4) Birbirine sabrı tavsiye etmek. İman kalpteki kök, salih amel ise o kökün davranaşa yansıyan meyvesidir; ilk ikisi bireysel olgunluğu, son ikisi ise toplumsal dayanışma ve inşayı sağlar.
Örnek 3Bir davranışın İslam'da 'salih amel' olarak kabul edilmesi ve ahirette sevap kazandırması için gereken üç temel şart nedir?
Cevabı göster
1) İman: Davranışı yapan kişinin mümin olması (İman, amellerin kabul şartıdır). 2) İhlas: Davranışın gösterişten (riya) ve çıkar beklentisinden uzak, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yapılması. 3) Sünnete / İlahi Ölçüye Uygunluk: Yapılan işin Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in sünnetine uygun, meşru ve doğru bir davranış olması.
Örnek 4Kur'an-ı Kerim'de insanın değerini ve sorumluluğunu ifade eden 'Ahsen-i Takvîm', 'Halife' ve 'Emanet' kavramlarını kısaca açıklayınız.
Cevabı göster
Ahsen-i Takvîm (Tîn, 4): İnsanın maddi ve manevi bakımdan en güzel kıvamda ve donanımda yaratılmış olmasıdır. Halife (Bakara, 30): İnsanın Allah'ın iradesine uygun olarak yeryüzünü imar etmek ve adaleti tesis etmekle görevlendirilmiş olmasıdır. Emanet (Ahzâb, 72): Göklerin ve yerin yüklenmekten çekindiği, insanın ise akıl ve cüz'î iradesiyle üstlendiği dini ve ahlaki sorumluluktur (teklîf).
Örnek 5İslam inancına göre insanın çevreye ve tabiata karşı sorumluluklarının tevhid ve emanet inancıyla bağlantısını açıklayınız.
Cevabı göster
İslam'a göre tabiat ve içindeki tüm canlılar Allah'ın yarattığı birer ayet ve insana bıraktığı bir emanettir. Allah evreni kusursuz bir ölçü ve denge (mîzan) ile yaratmıştır (Rahmân, 7-8). Dolayısıyla doğal kaynakları israf etmek, çevreyi kirletmek ve canlılara eziyet etmek hem ilahi dengeyi bozmak (fesad) hem de Allah'ın emanetine hıyanet etmektir. Çevreyi korumak ve imar etmek ise salih amelin bir parçasıdır.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Tîn Suresi 4. ayette geçen ve insanın hem fiziksel hem de ruhsal-zihinsel bakımdan 'en güzel biçimde ve kıvamda yaratıldığını' ifade eden Kur'an kavramı aşağıdakilerden hangisidir?
Tîn Suresi 4. ayette 'Lekad halakne'l-insâne fî ahseni takvîm' (Biz insanı gerçekten en güzel bir biçimde yarattık) buyurulmaktadır.
2Ehl-i Sünnet kelamcılarına göre iman ile salih amel arasındaki ilişki hakkında aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?
Ehl-i Sünnet'e göre amel imandan bir cüz değildir (günahkâr mümin dinden çıkmaz), fakat salih amel imanı koruyan ve olgunlaştıran ayrılmaz bütünleyicisidir.
3Ahzâb Suresi 72. ayette 'Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler... Onu insan yüklendi' buyurulmaktadır. Ayette geçen 'emanet' kavramının temel karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?
Ayetteki emanet; insanın akıl ve cüz'î iradesiyle üstlendiği dini, hukuki ve ahlaki yükümlülüktür (teklîf ve kulluk sorumluluğu).
4Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Allah'ın zâtında, sıfatlarında veya ibadet edilme hakkında O'na ortak koşmaya 'şirk' denir ve Kur'an-ı Kerim'de şirk 'büyük bir zulüm' olarak nitelendirilmiştir.
Doğrudur; Lokmân Suresi 13. ayette şirkin en büyük zulüm olduğu bildirilmiştir.
- Asr Suresi'ne göre insanın hüsrandan kurtulması için yalnızca kendi nefsini kurtarması yeterli olup topluma hakkı ve sabrı tavsiye etme sorumluluğu yoktur.
Yanlıştır; Asr Suresi'nde iman ve salih amelin yanında birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmek de kurtuluşun şartları arasında sayılmıştır.
- İslam inancına göre insanın bedeni ve canı kendisine Allah'ın bir emanetidir; bu nedenle bedenine zarar vermesi veya intihar etmesi haramdır.
Doğrudur; canın ve aklın korunması İslam'ın beş temel gayesinden (zarûrât-ı dîniyye) ikisidir.
- İnsanın yeryüzünün 'halifesi' olması, doğayı ve kaynakları sınırsızca ve dilediği gibi tüketebileceği anlamına gelir.
Yanlıştır; hilâfet mülkün mutlak sahibi olmak değil, Allah'ın emaneti olan yeryüzünü mîzanı (dengeyi) bozmadan ve israf etmeden imar etmektir.
- Allah'ın zâtında, sıfatlarında veya ibadet edilme hakkında O'na ortak koşmaya 'şirk' denir ve Kur'an-ı Kerim'de şirk 'büyük bir zulüm' olarak nitelendirilmiştir.
5Aşağıdaki Kur'an kavramlarını anlamlarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
6Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın birliğini, Samed oluşunu ve dengi bulunmadığını en özlü biçimde anlatan sure Suresi'dir.
- Amellerin gösterişten (riya) uzak bir şekilde yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla yapılmasına denir.
- Zâriyât Suresi 56. ayette cinlerin ve insanların yalnızca Allah'a etmeleri için yaratıldığı bildirilmiştir.
- İnsanın kötülük ve inkâra saplanarak yaratılış gayesinden uzaklaşıp 'aşağıların en aşağısına' düşmesi Tîn Suresi'nde kavramıyla ifade edilir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
7Mülk Suresi 2. ayette 'O ki, hanginizin daha çok amel (ekseru amelâ) değil, daha güzel amel (ahsenü amelâ) işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır' buyurulmaktadır. Bu ayet ışığında İslam'da amellerin 'niceliğinden (çokluğundan) ziyade niteliğinin (güzelliğinin)' ne anlama geldiğini açıklayınız.
1. ipucu: 1. İpucu: Bir ameli Allah katında 'ahsen' (en güzel) kılan içsel (niyet) ve dışsal (uygunluk) ölçütleri düşününüz.
2. ipucu: 2. İpucu: Gösteriş (riya) ile yapılan çok ibadet ile ihlasla yapılan az ama devamlı ameli karşılaştırınız.
Cevap: İslam'da amellerin değeri salt sayısal çokluğuyla değil, kalpteki iman, niyetin saflığı (ihlas) ve ilahi ölçüye (sünnete) uygunluğuyla ölçülür. Mülk Suresi 2. ayette geçen 'ahsenü amelâ' (en güzel amel); gösterişten ve kibir duygusundan arınmış, yalnızca Allah rızası gözetilerek (ihsan bilinciyle) ve Hz. Peygamber'in öğrettiği doğrulukta yapılan salih ameldir. İhlas olmadan gösteriş için yapılan dağlar kadar amel ahirette boşa giderken, ihlas ve samimiyetle yapılan küçük bir iyilik Allah katında en yüksek dereceye ulaşır.
Kısaca
- Tevhid; Allah'ı zâtında, sıfatlarında, fiillerinde ve ibadette (ulûhiyet ve ubudiyette) bir ve tek kabul etmek, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır (İhlas Suresi).
- Tevhid inancı insanı kula kulluktan, batıl korkulardan ve nefsin esaretinden kurtararak gerçek hürriyete ve onura kavuşturur; tevhidin zıddı ise en büyük zulüm olan şirktir.
- İman kalbin tasdiki, salih amel ise bu tasdikin ihlasla ve sünnete uygun biçimde davranışa dönüşmesidir; Asr Suresi'nde hüsrandan kurtuluşun şartı iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmek olarak bildirilmiştir.
- İslam kelamında ameller imanın özünden bir cüz (parça) sayılmasa da (amelini terk eden dinden çıkmaz), imanı koruyan, besleyen ve kemale erdiren ayrılmaz tamamlayıcısıdır.
- İnsan; ahsen-i takvîm (en güzel kıvamda yaratılış), eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) ve yeryüzünün halifesi olarak doğuştan dokunulmaz bir onura (kerâmet-i insâniyye) sahiptir.
- Akıl ve cüz'î irade sahibi olan insan; Allah'a, kendisine, topluma ve çevreye (tabiata) karşı üstlendiği ilahi emanetten (Ahzâb, 72) ahirette hesaba çekilecektir.