Bir kimsenin mümin sayılması ve ahirette kurtuluşa ermesi için kalbiyle tasdik edip diliyle ikrar ettiği imanın Allah katında geçerli (sahih ve makbul) olması gerekir. İslam âlimleri Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Hz. Peygamber’in hadisleri ışığında, yapılan bir imanın geçerli sayılabilmesi için bulunması gereken ölçüleri “İmanın Sıhhat (Geçerlilik) Şartları” başlığı altında sistemleştirmişlerdir. Bu haftaki dersimizde imanın geçerli olmasının şartlarını ayrıntılarıyla öğreneceğiz.
1. İmanın Geçerlilik (Sıhhat) Şartları: Yeis Hâli, Bütünlük ve Kesinlik
İmanın Allah katında makbul ve geçerli olabilmesi için şu şartları taşıması gerekir: 1. İmanın Yeis (Ümitsizlik) Hâlinde Yapılmamış Olması: Dünya hayatı bir imtihan yeridir ve iman, gayba (görülmeyen hakikatlere) hür iradeyle inanmaktır. Can boğaza gelip ölüm meleği (Azrâil) ve ahiret halleri gözle görüldüğünde gayb perdesi kalkar ve imtihan süresi biter. Bu son anda dünyadan ümidini kesen bir inkârcının yaptığı imana yeis hâlinde iman (be’s imanı) denir ve geçerli değildir (el-Mü’min 40/84-85; en-Nisâ 4/18). • Kur’an’daki Örneği: Kızıldeniz’de boğulurken “İsrailoğullarının inandığı İlah’tan başka ilah olmadığına inandım!” diyen Firavun’un imanı, yeis hâlinde olduğu için “Şimdi mi (inandın)? Oysa daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun!” (Yûnus 10/90-91) buyrularak reddedilmiştir. • Dikkat: Yeis hâlinde kâfirin imanı geçersizdir; ancak zaten mümin olan bir kişinin son nefesinden hemen önce günahlarına tövbe etmesi veya Kelime-i Şehâdet getirmesi çok faziletlidir.
2. İman Esaslarının Tamamına (Ayrımsız) İnanmak: İman bölünmez bir bütündür (tecezzî kabul etmez). İmanın altı şartından (Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete, kadere) bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek imanı geçersiz kılar: • “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler, ‘Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız’ diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçek kâfirlerdir!” (en-Nisâ 4/150-151). 3. İmanda Şüphe ve Tereddüt (Şek) Bulunmaması: İman yüzde yüz kesinlik ifade eden bir kalp tasdikidir. “Allah ve ahiret galiba vardır, varsa iyi olur” şeklinde ihtimal ve şüphe üzerine kurulan inanç sahih iman değildir (el-Hucurât 49/15).
2. Dinin Hükümlerine Saygı ve Korku-Ümit Dengesi (Beyne’l-Havf ve’r-Recâ)
4. Zarûrât-ı Dîniyye’yi İnkâr Etmemek ve Küçümsememek: Dinde zorunlu olarak bilinen kesin hükümlere (zarûrât-ı dîniyye: namazın, orucun, zekâtın farz oluşu; içkinin, faizin, zinanın, adam öldürmenin haram oluşu gibi) gönülden boyun eğmek şarttır. • Bir kimse tembelliğinden dolayı namaz kılmaz veya nefsine yenilip haram işlerse dinden çıkmaz, günahkâr (fâsık) mümin olur. • Ancak farz olan bir ibadeti inkâr ederse, alaya alırsa (istihzâ), çağ dışı görürse veya kesin bir haramı “bu helaldir” diye meşru sayarsa (istihlâl) imanı geçersiz hâle gelir.
5. Korku ve Ümit Arasında (Beyne’l-Havf ve’r-Recâ) Olmak: Mümin, Allah’ın sonsuz gazabını ve adaletini düşünerek günahlardan sakınmalı (havf / korku), aynı zamanda O’nun sonsuz rahmet ve mağfiretini düşünerek ümitvar olmalıdır (recâ / ümit). • Allah’ın rahmetinden tamamen ümit kesmek (ye’s): “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!” (Yûsuf 12/87). • İbadetlerine güvenip Allah’ın azabından tamamen emin olmak (emn): “Allah’ın azabından (mekrinden) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası Allah’ın azabından emin olmaz!” (el-A’râf 7/99). 6. Hür İrade (İkrah Altında Olmamak): İman baskı ve zorlamayla değil, hür iradeyle gerçekleşir (“Dinde zorlama yoktur” - el-Bakara 2/256). Kalbi imanla dolu olduğu hâlde ölüm tehdidi (ikrâh-ı mülcî) altında diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalan kimse (Ammâr b. Yâsir örneğinde olduğu gibi - en-Nahl 16/106) mümin kalmaya devam eder.
Örnekler
Örnek 1“Ben Allah’a, peygamberlere ve Kur’an’a inanıyorum ama öldükten sonra dirilmeyi (ahireti) veya melekleri aklım almıyor, onlara inanmıyorum.” diyen bir kimsenin imanı neden geçerli değildir?
Cevabı göster
Çünkü İslam’da iman esasları bölünmez bir bütündür (tecezzî kabul etmez). Meleklerin ve ahiretin varlığı bizzat Allah’ın kitabı Kur’an’da kesin olarak bildirilmiştir. Bunlardan birini inkâr etmek, onu haber veren Allah’ı ve Peygamber’i yalanlamak anlamına geldiği için diğer esaslara olan inancı da geçersiz kılar (en-Nisâ 4/150-151).
Örnek 2Tembelliği yüzünden namaz kılmayan iki kişiden birincisi “Namaz Allah’ın emridir, kılmadığım için kusurluyum, Allah affetsin” derken; ikincisi “Bu çağda namaz mı olurmuş, namaz gereksizdir” demektedir. İmanın geçerliliği açısından bu iki kişinin durumu nedir?
Cevabı göster
Birinci kişi, namazın farz olduğunu kalbiyle tasdik ettiği ve inkâr etmediği için imanı geçerlidir; ibadeti terk ettiği için günahkâr (âsi) mümindir. İkinci kişi ise kesin bir dinî emri (zarûrât-ı dîniyye) inkâr edip küçümsediği için imanın geçerlilik şartını kaybetmiştir.
Örnek 3Kelam ilminde 'Beyne’l-havf ve’r-recâ' ilkesi ne demektir ve mümini hangi iki tehlikeden korur?
Cevabı göster
“Korku (havf) ile ümit (recâ) arasında olmak” demektir. Mümini bir yandan günahlarının çokluğuna bakarak Allah’ın rahmetinden tamamen ümit kesme (ye’s) tehlikesinden, diğer yandan da ibadetlerine güvenip şımararak Allah’ın azabından emin olma (emn) tehlikesinden korur.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Ömrü boyunca inkâr içinde yaşadığı hâlde, ölüm meleğini ve ahiret azabını gözüyle gördüğü son nefeste dünyadan tamamen ümidini keserek yaptığı imana ne ad verilir ve hükmü nedir?
Son nefeste azabı ve ölüm meleğini görünce yapılan imana 'yeis hâlinde iman' (be’s imanı) denir; gayba iman ve imtihan sırrı ortadan kalktığı için geçersizdir.
2Kur’an-ı Kerim’de Yûnus suresi 90-91. ayetlerde, Kızıldeniz’de boğulurken iman ettiğini söylediği hâlde 'Şimdi mi? Oysa daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun!' buyrularak yeis hâlindeki imanı reddedilen tarihsel kişilik kimdir?
Hz. Musa ve İsrailoğullarını takip ederken Kızıldeniz’de boğulacağı sırada iman ettiğini söyleyen ve yeis hâlindeki imanı kabul edilmeyen kişi Firavun’dur.
3Bir müminin ne günahları sebebiyle Allah’ın rahmetinden ümidini kesmesi ne de ibadetlerine güvenerek Allah’ın azabından tamamen emin olması, yani korku ile ümit arasında dengede bulunması durumuna ne ad verilir?
Havf 'korku', recâ 'ümit' demektir; korku ile ümit arasında bulunmaya 'beyne’l-havf ve’r-recâ' denir.
4Aşağıdakilerden hangisi imanın geçerli (sahih) olmasının şartlarından biri değildir?
Peygamberler dışında hiçbir insan günahsız (masum) değildir; günah işlemek (hükmü inkâr etmedikçe) imanı geçersiz kılmaz, kişiyi günahkâr mümin yapar.
5Dinde kesin olarak haram kılındığı bilinen bir fiili (örneğin faizi, içkiyi veya hırsızlığı) 'Bu haram değildir, helaldir' diyerek meşru ve helal saymaya ne ad verilir?
Kesin bir haramı helal saymaya 'istihlâl', dinî değerlerle alay etmeye ise 'istihzâ' denir; her ikisi de imana zarar verir.
6Aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- İman esasları bölünmez bir bütündür; altı iman esasından beşine inanıp birini inkâr eden kimsenin imanı geçerli olmaz.
İman tecezzî (bölünme) kabul etmez; bir esası inkâr etmek tamamını inkâr hükmündedir.
- Ölüm döşeğinde azap meleklerini gözüyle gören bir kâfirin o anda yaptığı iman Allah katında makbuldür.
Yanlıştır; gayb perdesi kalktıktan sonra son nefeste yapılan iman 'yeis hâlinde iman'dır ve geçersizdir.
- Namazın farz olduğuna gönülden inandığı hâlde tembelliği yüzünden namaz kılmayan kişi dinden çıkmaz, günahkâr mümin olur.
Ehl-i sünnete göre amel imandan bir cüz değildir; farzı inkâr etmeden terk eden kişi kâfir olmaz, günahkâr olur.
- Kalbi imanla dolu olduğu hâlde ölüm tehdidi ve ağır işkence altında sadece diliyle inkâr sözü söylemek zorunda kalan kimse (Ammâr b. Yâsir gibi) dinden çıkmış sayılmaz.
Nahl suresi 106. ayet gereği kalbi imanla mutmain iken ikrah (zorlama) altında söylenen söz imanı bozmaz.
- 'Allah ve ahiret belki vardır, varsa iyi olur' şeklinde şüphe ve ihtimal barındıran bir inanç geçerli bir imandır.
Yanlıştır; imanda şek (şüphe) ve tereddüt bulunmamalı, tam ve kesin tasdik olmalıdır.
- İman esasları bölünmez bir bütündür; altı iman esasından beşine inanıp birini inkâr eden kimsenin imanı geçerli olmaz.
7Aşağıdaki kavramları doğru açıklamalarla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
8Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- İmanın geçerli olması için gayb perdesi kalkmadan, yani (ümitsizlik) hâline düşmeden önce hür iradeyle yapılması gerekir.
- İman esasları bölünme (tecezzî) kabul etmez; bu nedenle iman esaslarının tamamına olarak inanmak şarttır.
- Müminin Allah’ın gazabından ve cehennem azabından çekinip günahlardan sakınmasına (korku) denir.
- Müminin Allah’ın sonsuz rahmetine ve affediciliğine güvenerek cenneti ümit etmesine (ümit) adı verilir.
- Kalbi imanla dolu olan bir müminin ölüm tehdidi () altında diliyle inkâr sözü söylemesi imanına zarar vermez.
Önce bütün boşlukları doldurun.
9Son nefeste azabı görünce yapılan imanın (İman-ı Ye’s) neden geçerli olmadığını 'gayba iman' ve 'dünya hayatının imtihan oluşu' ilkeleri çerçevesinde açıklayınız.
1. ipucu: 1. İpucu: Dünya imtihanının kişinin kendi hür iradesiyle görmediği hakikatlere (gayba) inanmasına dayandığını belirtiniz.
2. ipucu: 2. İpucu: Ölüm meleği görüldüğünde gayb perdesinin kalktığını ve seçme şansının (iradenin) kalmadığını açıklayınız.
Cevap: 1. Gayba İman ve Hür İrade Sırrı: İslam’da imanın değeri, insanın aklını ve hür iradesini kullanarak henüz gözüyle görmediği ilahi hakikatlere (Allah’a, meleklere, ahirete — yani gayba) inanmasından kaynaklanır. Dünya hayatındaki imtihanın temeli budur. 2. İmtihan Süresinin Bitmesi: Can boğaza gelip ölüm meleği ve ahiret azabı gözle görüldüğünde (yeis/be’s anı) gayb perdesi tamamen kalkmış, hakikat apaçık ortaya çıkmış ve artık inkâr etme imkânı kalmamıştır. Tıpkı sınav süresi bitip cevap anahtarı dağıtıldıktan sonra doğru şıkkı işaretlemenin geçersiz olması gibi, imtihan perdesi kapandıktan sonra mecburiyetle yapılan iman da Allah katında geçerli değildir.
Kısaca
- 1. Yeis (Ümitsizlik) Hâlinde Olmamak: Ölüm meleğini ve ahiret azabını gözle gördüğü son nefeste (can boğaza geldiğinde) yapılan iman (İman-ı Ye’s) geçerli değildir.
- 2. İman Esaslarını Bütünüyle Kabul Etmek: İman esasları bölünmez bir bütündür (tecezzî kabul etmez); altı iman esasından veya kesin vahiylerden tek birini bile inkâr etmek tamamını inkâr etmek gibidir.
- 3. Şüphe ve Tereddüt Bulunmamak: İman kesin bir kalbî tasdik ve bağlılık ister; “belki, acaba” gibi şüphe (şek ve reyb) barındıran inanç geçerli olmaz.
- 4. Dinin Kesin Hükümlerini (Zarûrât-ı Dîniyye) Küçümsememek: Kur’an ve mütevatir sünnetle sabit olan bir emri beğenmemek, alaya almak (istihzâ), helali haram veya haramı helal saymak (istihlâl) imanı geçersiz kılar.
- 5. Korku ve Ümit Arasında (Beyne’l-Havf ve’r-Recâ) Olmak: Mümin ne Allah’ın rahmetinden ümidini kesmeli (ye’s) ne de azabından tamamen emin olmalıdır (emn).