İslam’ın insanlığa kazandırdığı yüce değerleri ve Hz. Muhammed’in (sav) gerçekleştirdiği büyük dönüşümü doğru anlayabilmek için, vahyin indiği dönemde Mekke’nin toplumsal yapısını ve Cahiliye kültürünü iyi tanımak gerekir. İslam öncesi Arap yarımadasında bilgisizlikten ziyade tevhit inancından sapma, kabile taassubu (asabiyet), kan davaları, zulüm ve ahlaki çöküntü ile karakterize olan bu dönem, Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde Cahiliye Dönemi olarak adlandırılmıştır.
1. Cahiliye Kavramı ve Mekke’de Toplumsal Tabakalaşma
Sözlükte bilgisizlik, öfke, taşkınlık ve kendini bilmezlik anlamlarına gelen cahiliye; İslam tarihi terimi olarak Arapların İslam’dan önceki inanç, tutum, davranış ve yaşam biçimlerini genel olarak ifade eder. Bu adlandırma, o dönem insanlarının okuma-yazma veya ticaret bilmemesinden değil; hakikati (tevhidi) terk edip putlara tapmalarından, güçlünün zayıfı ezmesinden ve nefsani arzularını hukuk yerine koymalarından kaynaklanır.
İslam öncesi Mekke’de eşitlikten uzak, katı bir sosyal sınıf ayrımı vardı: 1. Hürler (Ahrâr / Eşrâf): Kabile reisleri, zengin tüccarlar ve soylu ailelerden oluşan en üst tabakaydı. Dârünnedve’de karar alma ve Kâbe görevlerini yürütme hakkı yalnızca onlara aitti. 2. Mevalî (Azatlılar ve Halîfler): Azat edilmiş eski köleler veya kendi kabilesinden ayrılıp Mekke’deki güçlü bir kabilenin himayesine sığınan yabancılardı; hürlerle eşit sayılmazlardı. 3. Köleler ve Cariyeler (Esirler): Savaşta esir düşen, kaçırılan veya borcunu (faizini) ödeyemediği için köleleştirilen insanlardı. Hiçbir insani ve hukuki hakları yoktu; pazarlarda alınıp satılır ve en ağır işlerde çalıştırılırlardı.
2. Kabilecilik (Asabiyet), Kan Davaları ve Ficâr Savaşları
Mekke’de merkezi bir devlet, anayasa, mahkeme veya kolluk kuvveti bulunmadığı için toplumsal düzenin tek birimi kabile idi. Bir insanın can, mal ve namus güvenliği ancak mensubu olduğu kabilenin gücüyle korunabilirdi. Bu durum, kabile bireylerinin haklı veya haksız olduğuna bakmaksızın birbirini ölümüne savunması anlamına gelen asabiyet (kabile taassubu) anlayışını doğurmuştu. Onların temel sloganı Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine (kabilene) yardım et! idi.
Kabilelerden birine mensup bir kişi öldürüldüğünde veya küçük bir anlaşmazlık çıktığında, nesiller boyu süren kan davaları başlardı. Arap kabileleri arasında yıllarca devam eden bu kanlı çatışmalara Eyyâmü’l-Arab (Arapların Savaş Günleri) adı verilmiştir (Örn: Bekir ve Tağlib kabileleri arasında bir deve yüzünden çıkan ve 40 yıl süren Besûs Savaşı). Hatta savaşmanın kesinlikle yasak olduğu dört haram ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep) bile kuralları çiğneyerek yaptıkları savaşlara Ficâr Savaşları (günah/taşkınlık savaşları) denilmiştir.
3. Cahiliye Kültüründe Aile, Kadın ve Çocukların Konumu
Cahiliye toplumunda en büyük mağduriyeti yaşayan kesimlerin başında kadınlar, kız çocukları ve yetimler geliyordu. Savaşçı ve yağmacı kabile düzeninde eli silah tutan erkek çocuk güç ve övünç kaynağı sayılırken, kız çocukları kabile için bir yük veya esir düşme durumunda utanç vesilesi olarak görülüyordu. Nahl Suresi 58-59. ayetlerde tasvir edildiği üzere, kız çocuğu olduğu müjdelenen kimsenin yüzü simsiyah kesilir, öfkesinden halktan gizlenirdi.
Daha da acısı, bazı kabilelerde yoksulluk veya namus/utanç korkusuyla kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi (ve’d-i benât) adeti vardı (Tekvîr Suresi 8-9: Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman...). Kadınlar evlilikte söz hakkına sahip değildi, boşanma konusunda keyfi uygulamalara maruz kalıyor ve kocaları veya babaları öldüğünde mirastan hiçbir pay alamıyorlardı. Hatta üvey annelerin miras malı gibi devralınması ve yetimlerin mallarının haksızca yenmesi yaygındı.
4. Dini Hayat, Batıl İnançlar ve Ekonomik Yozlaşma
Mekke’de Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’den kalan tevhit inancı zamanla bozulmuş ve yerini putperestliğe (şirke) bırakmıştı. Mekkeliler gökleri ve yeri yaratan Yüce Allah’ın (cc) varlığını kabul ediyor (Ankebût 61), ancak Bunlar bizi Allah’a daha çok yaklaştırsın diye onlara tapıyoruz (Zümer 3) diyerek Hübel, Lât, Menât ve Uzzâ başta olmak üzere Kâbe ve çevresindeki 360 puta ibadet ediyorlardı. Yola çıkacakları veya önemli bir karar alacakları zaman Hübel putunun önündeki fal oklarını (ezlâm) çekiyorlardı.
Ekonomik hayatta ise ticaret Kureyş’in en büyük geçim kaynağıydı; fakat merhamet ve adalet duygusu kaybolmuştu. Zenginlerin yoksullara yüksek faizle borç verip ödeyemediklerinde borcu katlayarak (riba / tefecilik) onları köleleştirmesi, panayırlarda kumar (meysir), içki, fuhuş, ölçü ve tartıda hile yapılması Cahiliye ekonomisinin ve sosyal yaşamının karanlık yüzünü oluşturuyordu.
5. Cahiliye Döneminde Olumlu Hasletler, Hanifler ve Hilfü’l-Fudûl
Cahiliye toplumunun tüm karanlık yönlerine rağmen, Hz. İbrahim’in (as) mirasından kalan veya çöl hayatının şartlarıyla şekillenen bazı güzel ahlaki özellikler (mekârim-i ahlâk) de korunmuştu. Bunların başında misafirperverlik, cömertlik (kerem), verilen sözde durma (ahde vefa), emanete hıyanet etmeme, cesaret (şecaat) ve kendilerine sığınan kimseyi canı pahasına koruma (eman / civâr) geliyordu. Ayrıca Araplar şiir, hitabet ve belagat sanatında zirveye ulaşmışlardı; Ukâz, Mecenne ve Zülmecâz panayırlarında şiir yarışmaları düzenlenir ve beğenilen 7 şairin kasideleri (Muallakât-ı Seb’a) Kâbe duvarına yazılırdı.
İnanç alanında putlara tapmayı reddedip Hz. İbrahim’in tevhit dinini yaşatmaya çalışan, içki içmeyen ve kız çocuklarının gömülmesine karşı çıkan samimi insanlara Hanif deniyordu (Zeyd b. Amr, Kus b. Sâide, Varaka b. Nevfel, Ümeyye b. Ebu’s-Salt). Toplumsal alanda ise Yemenli Zübeyd kabilesinden bir tüccarın malının gasp edilmesi üzerine, Mekke’de zulmü önlemek ve mazlumun hakkını savunmak amacıyla Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplanılarak Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Antlaşması / Topluluğu) kuruldu. Henüz 20 yaşında bir genç olan Hz. Muhammed (sav) de bu cemiyete katılmış ve peygamberliğinden sonra bile İslam’da da böyle bir antlaşmaya çağrılsam tereddütsüz icabet ederim buyurarak adalet ve insan hakları mücadelesini övmüştür.
6. Cahiliye Zihniyetinden İslam’ın Evrensel Kardeşliğine
Hz. Muhammed’in (sav) 23 yıllık risalet mücadelesi, kabile taassubuyla birbirini boğazlayan, kız çocuklarını toprağa gömen ve taşlardan medet uman bir toplumu; insanlık tarihinin en adil, en merhametli ve en medeni toplumuna (Asr-ı Saadet) dönüştürmüştür. İslam, soy ve kabile üstünlüğünü yıkarak Allah katında en üstününüz O’na karşı sorumluluk bilinci (takvası) en yüksek olanınızdır (Hucurât 13) ilkesini yerleştirmiştir.
Habeşli bir siyahî köle olan Hz. Bilâl-i Habeşî, İranlı Hz. Selmân-ı Fârisî, Bizanslı Hz. Suheyb-i Rûmî ve Kureyş’in en soylu ailesinden Hz. Ebû Bekir aynı safta omuz omuza durarak Müminler ancak kardeştirler (Hucurât 10) hakikatini tüm dünyaya göstermişlerdir. Veda Hutbesi’nde kan davalarının ve cahiliye faizinin ayakların altına alındığı ilan edilerek insan hakları evrensel güvenceye kavuşturulmuştur.
Örnekler
Örnek 1İslam öncesi döneme neden 'Cahiliye Dönemi' adı verilmiştir? Bu kavram okuma-yazma bilmemeyi mi ifade eder?
Cevabı göster
Cahiliye kavramı okuma-yazma veya ticaret bilmemeyi değil; tevhit inancından uzaklaşıp putlara tapmayı, kabile taassubunu (asabiyet), kan davalarını, kadın ve zayıfların ezilmesini ve ahlaki yozlaşmayı ifade eder. Hak ve adalet yerine öfke ve güç üstün tutulduğu için bu isim verilmiştir.
Örnek 2İslam öncesi Mekke toplumundaki üç sosyal tabakayı (sınıfı) yazıp kısaca açıklayınız.
Cevabı göster
1. Hürler (Ahrâr / Eşrâf): Kabile reisleri ve zengin tüccarlardan oluşan, tüm siyasi ve ticari haklara sahip üst sınıf. 2. Mevalî: Azat edilmiş köleler veya kabile himayesine sığınan yabancılar. 3. Köle ve Cariyeler: Hiçbir hukuki hakkı olmayan, alınıp satılan ve en ağır işlerde çalıştırılan ezilen kesim.
Örnek 3Cahiliye döneminde kabileler arasındaki savaşlara verilen genel adı ve haram aylarda yapılan savaşların ismini yazınız.
Cevabı göster
Arap kabileleri arasında yıllarca süren kan davası savaşlarına genel olarak Eyyâmü’l-Arab (Arapların Savaş Günleri); savaşmanın yasak olduğu dört haram ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep) kuralları çiğneyerek yaptıkları savaşlara ise Ficâr Savaşları denilmiştir.
Örnek 4Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Topluluğu) neden kurulmuştur ve Hz. Muhammed’in (sav) bu cemiyete yaklaşımı nasıldır?
Cevabı göster
Mekke’ye dışarıdan gelen Yemenli bir tüccarın malının gasp edilmesi üzerine, şehirde zulmü önlemek ve mazlumun hakkını zalimden almak amacıyla Abdullah b. Cüd’an’ın evinde kurulmuştur. Hz. Muhammed (sav) 20 yaşındayken bu cemiyete katılmış ve peygamberliğinden sonra da İslam’da da böyle bir antlaşmaya çağrılsam icabet ederim diyerek övgüyle anmıştır.
Örnek 5Cahiliye döneminde korunan olumlu ahlaki özelliklere ve putperestliği reddeden tevhit ehli kişilere ne ad verildiğini örneklerle açıklayınız.
Cevabı göster
Olumlu özellikler; misafirperverlik, cömertlik, sözünde durma (ahde vefa), emanete riayet ve şiir/edebiyat sanatına verilen önemdir. Putlara tapmayı reddedip Hz. İbrahim’in tevhit dinini yaşatan kişilere ise Hanif denilmiştir (Örn: Zeyd b. Amr, Kus b. Sâide, Varaka b. Nevfel).
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1İslam öncesi Mekke toplumunda bir kimsenin haklı veya haksız olduğuna bakılmaksızın yalnızca aynı kabileye mensup olduğu için kayıtsız şartsız desteklenmesini ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Asabiyet (kabile taassubu), 'Zalim de olsa mazlum da olsa kabilene yardım et' anlayışıyla hareket edilen körü körüne kabilecilik bağıdır.
2İslam öncesi Arap toplumunda savaşmanın yasak olduğu Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep (haram) aylarında kural tanımaz biçimde yapılan savaşlara ne ad verilmiştir?
Haram ayların saygınlığını çiğneyerek yapılan savaşlara 'günah/taşkınlık savaşları' anlamında Ficâr Savaşları denilmiştir.
3Mekke’de haksızlığa uğrayan yerli ve yabancı mazlumların hakkını savunmak amacıyla kurulan ve Hz. Muhammed’in (sav) gençliğinde katılıp peygamberlikten sonra da övdüğü cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?
Mazlumların hakkını korumak için kurulan cemiyet Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Topluluğu) olarak adlandırılır.
4Cahiliye Dönemi’nde putperestliği, içkiyi ve kız çocuklarının gömülmesini reddederek Hz. İbrahim’in (as) tevhit inancını sürdüren Zeyd b. Amr ve Kus b. Sâide gibi kişilere ne ad verilirdi?
İslam öncesinde Hz. İbrahim’in tevhit dinine bağlı kalan muvahhit kimselere 'Hanif' denirdi.
5Aşağıdakilerden hangisi Cahiliye Dönemi Arap toplumunda görülen 'olumlu' özelliklerden biridir?
Misafirperverlik, cömertlik (kerem), cesaret ve ahde vefa Cahiliye Araplarında korunan olumlu hasletlerdendir.
6Aşağıdaki ifadelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğunu belirleyiniz.
- Cahiliye Dönemi’nde Mekke toplumu hürler (eşrâf), mevalî (azatlılar) ve köleler olmak üzere üç sosyal sınıfa ayrılmıştı.
Mekke’de eşitlik yoktu; hürler, mevalî ve köleler arasında keskin bir sınıf ayrımı bulunuyordu.
- Kur’an-ı Kerim’de Tekvîr Suresi 8-9. ayetlerde Cahiliye’deki kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi (ve’d-i benât) adeti ağır biçimde kınanmıştır.
Ayette 'Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman...' buyrularak bu vahşet mahkûm edilmiştir.
- Ukâz Panayırı’nda düzenlenen yarışmalarda birinci seçilen yedi ünlü şiire 'Hilfü’l-Fudûl' adı verilirdi.
Yanlıştır; Kâbe duvarına asılan yedi ünlü kasideye 'Muallakât-ı Seb’a' (Yedi Askı) denirdi.
- Mekke müşrikleri Allah’ın (cc) varlığını tamamen inkâr ediyor, evreni putların yarattığına inanıyorlardı.
Yanlıştır; Mekke müşrikleri Yaratıcı olarak Allah’ı (cc) kabul ediyor, ancak putları Allah’a yaklaşmak için aracı (şefaatçi) kılarak şirk koşuyorlardı.
- İslam dini, Cahiliye’deki kan davalarını ve faizi (ribayı) kaldırırken misafirperverlik ve cömertlik gibi güzel ahlaki özellikleri koruyup teşvik etmiştir.
İslam kötü adetleri iptal etmiş, güzel ve fıtrata uygun erdemleri ise muhafaza etmiştir.
- Cahiliye Dönemi’nde Mekke toplumu hürler (eşrâf), mevalî (azatlılar) ve köleler olmak üzere üç sosyal sınıfa ayrılmıştı.
7Aşağıdaki kavramları ve ifadeleri doğru karşılıklarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
8Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- İslam öncesi Arap toplumundaki şirk, zulüm ve kabile taassubu düzenine Dönemi adı verilir.
- Çöllerde çadırlarda konargöçer yaşayan Araplara , şehirlerde yerleşik yaşayanlara ise Hadarî denirdi.
- Mekke’de mazlumların hakkını korumak için Abdullah b. Cüd’an’ın evinde kurulan cemiyete denilmiştir.
- Putlara tapmayı reddederek Hz. İbrahim’in (as) tevhit dinini yaşatan kimselere adı verilirdi.
- İslam, soy ve kabile üstünlüğünü kaldırarak üstünlüğün yalnızca (Allah’a karşı sorumluluk bilinci) ile olduğunu ilan etmiştir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
9Cahiliye Karanlığından Asr-ı Saadet Aydınlığına Dönüşüm: İslam’ın Mekke toplumunda gerçekleştirdiği 4 temel zihniyet dönüşümünü karşılaştırmalı olarak inceleyiniz.
1. ipucu: 1. İpucu (Adım 1: Şirkten Tevhide): Kâbe’deki 360 puta ve fal oklarına tapınma son bulmuş; yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’a (cc) kulluk (Tevhit) inancı yerleşmiştir.
2. ipucu: 2. İpucu (Adım 2: Asabiyetten Hukuk ve Kardeşliğe): 'Zalim de olsa kabilene yardım et' anlayışı yıkılmış; kan davaları kaldırılarak tüm müminlerin eşit kardeş olduğu hukuk düzeni kurulmuştur.
Cevap: Adım 1: Şirkten Tevhide: Kâbe’deki 360 puta ve fal oklarına tapınma son bulmuş; yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’a (cc) kulluk (Tevhit) inancı yerleşmiştir. Adım 2: Asabiyetten Hukuk ve Kardeşliğe: 'Zalim de olsa kabilene yardım et' anlayışı yıkılmış; kan davaları kaldırılarak tüm müminlerin eşit kardeş olduğu hukuk düzeni kurulmuştur. Adım 3: Sınıf Ayrımından İnsan Onuruna: Kölelerin ve zayıfların ezildiği tabakalaşma yerine, üstünlüğün soy veya servette değil yalnızca takva ve güzel ahlakta olduğu ilkesi getirilmiştir. Adım 4: Kadın ve Çocuk Haklarının Güvencesi: Kız çocuklarının gömülmesi vahşeti ortadan kaldırılmış; kadına yaşama, eğitim, mülkiyet, miras ve ailede saygınlık hakları teslim edilmiştir.
Kısaca
- Cahiliye Kavramı: İslam’dan önceki dönemde Arap toplumunda hâkim olan şirki, zorbalığı, kabileciliği, kan davalarını ve insan onurunu zedeleyen batıl adetleri ifade eden kavramdır.
- Toplumsal Tabakalaşma: Mekke toplumu keskin sınıf ayrımlarına dayanıyordu: 1. Hürler (Eşrâf/Ahrâr), 2. Mevalî (Azat edilmiş köleler ve kabile sığınmacıları), 3. Köle ve Cariyeler (Hiçbir hakkı olmayan, eşya gibi alınıp satılan kesim).
- Kabilecilik (Asabiyet) ve Kan Davaları: Merkezi bir devlet otoritesi olmadığı için her kabile kendi kuralını uyguluyor; Zalim de olsa mazlum da olsa kabilene yardım et! anlayışıyla yıllarca süren Eyyâmü’l-Arab ve haram aylardaki Ficâr Savaşları yaşanıyordu.
- Kadın ve Aile Hayatı: Kadının mirastan pay alamadığı, bazı kabilelerde kız çocuklarının utanç veya yoksulluk korkusuyla diri diri toprağa gömüldüğü (ve’d-i benât) ağır bir adaletsizlik hâkimdi.
- Ekonomi ve Kötü Alışkanlıklar: Tefecilik (riba), kumar (meysir), fal okları (ezlâm), içki, büyücülük ve kâhinlik toplum hayatını kuşatmıştı.
- Olumlu Hasletler ve Hilfü’l-Fudûl: Tüm olumsuzluklara rağmen misafirperverlik, cömertlik, ahde vefa, şiir-edebiyat ve mazlumları korumak için kurulan Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Topluluğu) ile Hz. İbrahim’in tevhit inancını sürdüren Hanifler toplumun vicdanını temsil ediyordu.