Geçen hafta Büyük Taarruz'dan Lozan Barış Antlaşması'na uzanan süreci olayların sırasına göre izlemiştik. Bu hafta aynı sürece bir değerlendirme gözüyle bakıyoruz: Gümrü'den Lozan'a uzanan diplomatik başarıların her birinin bağımsızlığımıza ne kattığını, Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın neden bir dönüm noktası olduğunu ve Lozan'ın yeni Türk devletinin dünyaca tanınmasını nasıl sağladığını inceleyeceğiz. Son olarak Sevr ile Lozan'ın maddelerini konu konu karşılaştıracak, Lozan'da çözülemeyen sorunların sonraki yıllarda barışçı yollarla nasıl ele alındığını göreceğiz.
Millî Mücadele Diplomasisinin Basamakları: Gümrü'den Ankara Antlaşması'na
Millî Mücadele yalnız cephelerde kazanılmış bir savaş değildir; TBMM Hükümeti, her askerî başarının ardından bunu diplomatik bir kazanıma dönüştürmeyi bilmiştir. Bu diplomasinin pusulası, 28 Ocak 1920'de son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde kabul edilen Misak-ı Millî kararlarıdır. İlk adım Doğu Cephesi'nde atılmış; Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki ordunun Ermenilere karşı kazandığı başarının ardından imzalanan Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920), TBMM Hükümeti'nin imzaladığı ilk uluslararası antlaşma olmuştur. Ermenistan bu antlaşmayla Sevr'den doğan haklarından vazgeçmiş ve TBMM'yi muhatap kabul etmiştir.
I. İnönü Zaferi'nden sonra İtilaf Devletleri Sevr'i bazı değişikliklerle kabul ettirmek amacıyla Londra Konferansı'nı (21 Şubat-12 Mart 1921) toplamış ve İstanbul Hükümeti ile birlikte TBMM'yi de davet etmiştir. Konferanstan somut bir sonuç çıkmasa da TBMM ilk kez uluslararası bir toplantıda fiilen tanınmış ve Misak-ı Millî'yi dünyaya duyurma fırsatı bulmuştur. Aynı günlerde imzalanan Moskova Antlaşması (16 Mart 1921) ile Sovyet Rusya, Misak-ı Millî'yi tanıyan ilk büyük devlet olmuş; Batum Gürcistan'a bırakılırken Kars ve Ardahan Türkiye'de kalmıştır. Kars Antlaşması (13 Ekim 1921) ise Kafkas cumhuriyetleriyle yapılarak doğu sınırımızı büyük ölçüde bugünkü şekliyle kesinleştirmiştir.
Sakarya Zaferi'nin diplomatik meyvesi Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921) olmuştur. Fransa güney cephesinden çekilmiş, böylece TBMM'yi resmen tanıyan ilk İtilaf devleti olmuş ve İtilaf cephesindeki birlik bozulmuştur. Bununla birlikte Hatay bu antlaşmayla Türk kültürünün korunması şartıyla özel bir yönetimle Suriye sınırları içinde bırakılmış, bu da Misak-ı Millî'den verilen ilk taviz olarak değerlendirilmiştir. İtalya'nın da 1921 yılı içinde Anadolu'dan çekilmesiyle TBMM, Büyük Taarruz arifesinde yalnızca Yunanistan ve onu destekleyen İngiltere ile karşı karşıya kalmıştır. Mudanya ve Lozan'daki başarılar, işte bu sabırlı diplomasinin üzerine inşa edilmiştir.
| Antlaşma / Konferans | Tarih | Karşı Taraf | Bağımsızlık Açısından Kazanım |
|---|---|---|---|
| Gümrü Antlaşması | 3 Aralık 1920 | Ermenistan | TBMM'nin ilk uluslararası antlaşması; Sevr'in doğu hükümleri fiilen çöktü |
| Londra Konferansı | 21 Şubat-12 Mart 1921 | İtilaf Devletleri | TBMM uluslararası bir toplantıda ilk kez muhatap alındı |
| Moskova Antlaşması | 16 Mart 1921 | Sovyet Rusya | Misak-ı Millî'yi tanıyan ilk büyük devlet; doğuda güvenlik sağlandı |
| Kars Antlaşması | 13 Ekim 1921 | Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan | Doğu sınırı kesinleşti |
| Ankara Antlaşması | 20 Ekim 1921 | Fransa | TBMM'yi tanıyan ilk İtilaf devleti; güney sınırı büyük ölçüde çizildi |
| Mudanya Ateşkesi | 11 Ekim 1922 | İngiltere, Fransa, İtalya (Yunanistan sonradan imzaladı) | Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar savaşsız kurtarıldı |
Mudanya Ateşkesinin Bağımsızlık Açısından Önemi
Büyük Taarruz Anadolu'yu kurtarmıştı; ancak Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar hâlâ İtilaf kuvvetlerinin denetimindeydi. Türk ordusunun Çanakkale yönünde ilerlemesi, Boğazların tarafsız bölgesinde bulunan İngiliz kuvvetleriyle çatışma tehlikesini doğurdu. İngiltere savaşı göze almak istese de Fransa ve İtalya askerlerini geri çekti, dominyonlar da yeni bir savaşa destek vermedi. Yalnız kalan İngiltere ateşkese razı olmak zorunda kaldı. Bu tablo, cephede kazanılan askerî gücün diplomasi masasında nasıl caydırıcı bir koz hâline geldiğini açıkça göstermektedir.
11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın bağımsızlık açısından önemi birkaç başlıkta toplanabilir. Birincisi, Millî Mücadele'nin askerî safhası sona ermiş ve diplomatik safhası başlamıştır. İkincisi, İtilaf Devletleri ateşkesi İstanbul Hükümeti ile değil TBMM Hükümeti ile imzalayarak onu Türk milletinin gerçek temsilcisi olarak kabul etmiştir. Üçüncüsü, Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar savaş yapılmadan kurtarılmış; İstanbul'un yönetiminin TBMM'ye bırakılmasıyla Osmanlı Devleti hukuken sona ermiştir. Dördüncüsü, Sevr'in artık hiçbir şekilde uygulanamayacağı kesinleşmiş ve kalıcı barış için Lozan Konferansı'nın yolu açılmıştır. Mudanya'nın yankısı İngiltere'de de hissedilmiş, Türk karşıtı politikanın temsilcisi Lloyd George hükümeti istifa etmek zorunda kalmıştır.
Mudanya'nın gerçek değeri, dört yıl önceki Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile yan yana konulduğunda daha iyi anlaşılır. Mondros'u yenik bir devlet olarak Osmanlı imzalamış ve bu ateşkes, özellikle 7. maddesiyle Anadolu'nun işgaline kapı açmıştı. Mudanya'yı ise galip bir hükümet olarak TBMM imzalamış ve işgalin geri çekilişini başlatmıştır. Kısacası Mondros bir çöküşün, Mudanya ise bir dirilişin belgesidir. Bu dönüşüm, Türk milletinin örgütlü direnişi ve TBMM'nin millî egemenliğe dayanan iradesi sayesinde gerçekleşmiştir.
| Karşılaştırma Ölçütü | Mondros Ateşkesi (30 Ekim 1918) | Mudanya Ateşkesi (11 Ekim 1922) |
|---|---|---|
| İmzalayan Türk tarafı | Osmanlı Devleti (Bahriye Nazırı Rauf Bey) | TBMM Hükümeti (İsmet Paşa) |
| Türk tarafının durumu | Savaşı kaybetmiş, yenik taraf | Savaşı kazanmış, galip taraf |
| Topraklara etkisi | İşgallere zemin hazırladı (7. madde) | Doğu Trakya Meriç'e kadar işgalden kurtuldu |
| Boğazlar ve İstanbul | Boğazlar İtilaf donanmalarına açıldı | İstanbul ve Boğazların sivil yönetimi TBMM'ye bırakıldı |
| Ordu | Terhis edilip silahlar teslim edildi | Galip ordu olarak varlığını korudu |
| Devlete etkisi | Osmanlı Devleti fiilen sona erdi | Osmanlı Devleti hukuken sona erdi |
Lozan Konferansında Diplomasi Mücadelesi: Masa Başındaki Cephe
20 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan (Lausanne) kentinde açılan konferansa TBMM Hükümeti adına Dışişleri Bakanı İsmet Paşa başkanlığında, Dr. Rıza Nur ve Hasan (Saka) Bey'den oluşan bir heyet katılmıştır. İngiltere'yi Dışişleri Bakanı Lord Curzon temsil etmiş ve konferansın en etkili ismi olmuştur. İtilaf Devletleri Türkiye'yi I. Dünya Savaşı'nın yenik devleti gibi görmek ve Sevr'in bazı hükümlerini yaşatmak isterken Türk heyeti galip ve eşit bir devlet sıfatıyla masaya oturmuştur. Görüşmeler toprak ve askerî konular, azınlıklar ve yabancıların durumu ile ekonomik meseleler için oluşturulan komisyonlarda yürütülmüştür.
Görüşmelerin ilk döneminde özellikle kapitülasyonlar, Osmanlı borçları ve Musul konularında derin anlaşmazlıklar çıkmıştır. İtilaf Devletlerinin hazırladığı tasarıyı olduğu gibi kabul etmeyen İsmet Paşa'nın tutumu üzerine görüşmeler 4 Şubat 1923'te kesilmiştir. Bu aralıkta Türkiye yalnız beklemekle yetinmemiş; İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923) toplanarak ekonomik bağımsızlıktan taviz verilmeyeceği dünyaya ilan edilmiş, ordu ise yeniden harekete geçebilecek durumda tutulmuştur. Yeni bir savaşı göze alamayan İtilaf Devletleri görüşmeleri yeniden başlatmak zorunda kalmış ve konferans 23 Nisan 1923'te ikinci dönemine girmiştir; bu dönemde İngiltere'yi Sir Horace Rumbold temsil etmiştir.
Lozan diplomasisinin başarısı, ilkelerde kararlılık, ayrıntılarda esneklik yaklaşımına dayanır. Türk heyeti kapitülasyonlar ve Ermeni yurdu gibi bağımsızlığın özüne dokunan konularda hiçbir taviz vermemiş; buna karşılık Boğazların yönetimi ve Musul'un sonraya bırakılması gibi konularda barışı kurtaracak uzlaşmalara razı olmuştur. Sekiz ay süren bu mücadelenin sonunda 24 Temmuz 1923'te antlaşma imzalanmış, TBMM 23 Ağustos 1923'te onaylamıştır. Böylece Türk milleti, savaş meydanında kazandığını masa başında da kaybetmemiş; yenik bir imparatorluğun mirasçısı olarak değil, yeni ve egemen bir devlet olarak uluslararası düzene katılmıştır.
| Tartışmalı Konu | İtilaf Devletlerinin Tutumu | Türk Heyetinin Tutumu | Varılan Sonuç |
|---|---|---|---|
| Kapitülasyonlar | Ayrıcalıkların değişik biçimlerde sürmesi | Kayıtsız şartsız kaldırılması | Bütün sonuçlarıyla kaldırıldı |
| Osmanlı borçları | Borçların ağır koşullarla Türkiye'ye yüklenmesi | Ayrılan devletlerle adil paylaşım | Paylaştırıldı, Düyûn-u Umûmiye kaldırıldı |
| Musul | Irak'a, dolayısıyla İngiliz mandasına bağlanması | Misak-ı Millî sınırları içinde kalması | Türkiye-İngiltere ikili görüşmelerine bırakıldı |
| Boğazlar | Uluslararası denetim | Türk egemenliği | Askersiz bölge ve başkanı Türk olan komisyon |
| Azınlıklar | Ayrıcalıklı statü, Ermeni yurdu | Eşit Türk vatandaşlığı | Azınlıklar Türk vatandaşı sayıldı, Ermeni yurdu reddedildi |
Lozan ile Kazanılan Uluslararası Tanınma ve Egemenliğin Boyutları
Lozan Barış Antlaşması'nın en büyük önemi, TBMM'nin temsil ettiği yeni Türk devletinin I. Dünya Savaşı'nın galip devletleri tarafından bağımsız, egemen ve eşit bir devlet olarak tanınmasıdır. Antlaşmayı Türkiye ile birlikte İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti imzalamıştır. Böylece Türkiye'nin sınırları uluslararası hukukun güvencesine kavuşmuş, Sevr Antlaşması hukuken tarihe karışmıştır. Lozan, bu yönüyle yeni devletin uluslararası alanda varlığını tescil eden bir tapu senedi niteliği taşır.
Atatürk'ün tam bağımsızlık anlayışı, egemenliğin tek bir alanla sınırlı olmadığını kabul eder. Lozan bu anlayışı büyük ölçüde gerçekleştirmiştir: Siyasi alanda sınırlar ve devletin varlığı tanınmış; ekonomik alanda kapitülasyonlar ve Düyûn-u Umûmiye kaldırılmış; adli alanda yabancılar Türk mahkemelerine ve kanunlarına bağlanmış; askerî alanda Türk ordusuna hiçbir sayı veya silah sınırlaması getirilmemiş; kültürel alanda yabancı okullar Türk kanunlarına tabi kılınmıştır. Azınlıkların eşit Türk vatandaşı sayılması ise yabancı devletlerin iç işlerimize karışma bahanelerini ortadan kaldırmıştır.
Lozan'ın dünya tarihindeki yeri de ayrıca dikkat çekicidir. I. Dünya Savaşı sonunda yenik devletlere masada dikte edilen antlaşmalardan farklı olarak Lozan, savaş meydanında kazanılmış bir zaferin eşit şartlarda kâğıda dökülmesidir. Emperyalizme karşı verilen bu başarılı mücadele, sömürge altındaki milletlere de bağımsızlığın mümkün olduğunu göstermiştir. Ülke içinde ise dış barışın güvenceye alınması, Türk milletinin enerjisini savaştan kalkınmaya ve yeni bir devlet düzeni kurmaya yöneltmesine imkân tanımıştır.
| Egemenlik Alanı | Lozan'daki Karar | Bağımsızlığa Katkısı |
|---|---|---|
| Siyasi | Sınırlar belirlendi, yeni Türk devleti tanındı | Uluslararası hukukta eşit ve egemen devlet statüsü |
| Ekonomik | Kapitülasyonlar kaldırıldı, borçlar paylaştırıldı, Düyûn-u Umûmiye kapatıldı | Mali denetim ve ticari ayrıcalıklar sona erdi |
| Adli | Yabancılar Türk mahkemelerinde yargılanacak | Yargı yetkisi tamamen Türk devletine geçti |
| Askerî | Orduya sayı ve silah sınırlaması getirilmedi | Ülke savunması millî iradeye bırakıldı |
| Kültürel | Yabancı okullar Türk kanunlarına bağlandı | Eğitimde millî denetim sağlandı |
| Toplumsal | Azınlıklar eşit Türk vatandaşı sayıldı | Dış müdahale bahaneleri ortadan kalktı |
Sevr ve Lozan Maddelerinin Konu Konu Karşılaştırılması
Sevr Antlaşması 10 Ağustos 1920'de İtilaf Devletleri ile İstanbul Hükümeti arasında imzalanmıştı. Mebusan Meclisi kapatılmış olduğu için onaylanamamış, yalnızca Saltanat Şûrası'nda görüşülmüştü. TBMM ise Sevr'i tanımamış, onu imzalayanları ve Saltanat Şûrası'nda onay verenleri vatan haini ilan etmişti. Sevr; Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti, Fırat'ın doğusunda özerk bir yönetim, Doğu Trakya ve İzmir çevresinin Yunanistan'a verilmesi, Güney ve Güneybatı Anadolu'nun Fransız ve İtalyan nüfuzuna bırakılması gibi hükümlerle Türk milletine yalnızca İç Anadolu'da küçük bir alan bırakıyordu. Bu nedenle Sevr bir barış antlaşmasından çok bir imha planı olarak değerlendirilir.
İki antlaşma madde madde karşılaştırıldığında aradaki fark çarpıcıdır. Sevr'de kapitülasyonlar tüm İtilaf Devletlerini kapsayacak biçimde genişletilirken Lozan'da tamamen kaldırılmıştır. Sevr'de Osmanlı maliyesi İtilaf denetimine verilirken Lozan'da Düyûn-u Umûmiye kapatılmıştır. Sevr'de Türk ordusu 50.700 kişiyle sınırlandırılıp ağır silahları yasaklanırken Lozan'da orduya hiçbir sınırlama getirilmemiştir. Sevr'de Boğazlar Türk egemenliği dışında bırakılırken Lozan'da Türk başkanlığında bir komisyona bağlanmış ve askersizleştirilmiştir. Sevr'de azınlıklara yabancı devletlerin korumasında ayrıcalıklar tanınırken Lozan'da azınlıklar eşit Türk vatandaşı sayılmıştır.
Nesnel bir değerlendirme için Lozan'da Misak-ı Millî'nin tamamen gerçekleşemediği noktaları da bilmek gerekir: Musul meselesi çözülemeyip sonraya bırakılmış, Hatay 1921 Ankara Antlaşması'yla belirlenen sınırın dışında kalmış, Batı Trakya Yunanistan'da kalmış, On İki Ada İtalya'ya, Gökçeada ile Bozcaada dışındaki Ege adalarının çoğu da Yunanistan'a bırakılmıştır. Boğazlar üzerindeki egemenlik ise uluslararası komisyon nedeniyle kısıtlı kalmıştır. Ne var ki bu eksikler, Sevr'in öngördüğü parçalanmış tabloyla kıyaslandığında Lozan'ın tarihî bir zafer olduğu gerçeğini değiştirmez; açık kalan konuların büyük bölümü de sonraki yıllarda barışçı yollarla ele alınmıştır.
| Konu | Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920) | Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) |
|---|---|---|
| Doğu Anadolu | Ermeni devleti kurulacak | Gümrü, Moskova ve Kars ile çizilen sınır korundu; Ermeni yurdu reddedildi |
| Trakya ve Batı Anadolu | Doğu Trakya ve İzmir çevresi Yunanistan'a | Batı sınırı Meriç; Karaağaç savaş tazminatı olarak alındı |
| Güney sınırı | Fransız ve İtalyan nüfuz bölgeleri; Musul İngiliz denetiminde | 1921 Ankara Antlaşması sınırı kabul edildi; Musul ertelendi |
| Ege adaları | Gökçeada ve Bozcaada dahil Yunanistan'a | Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları Türkiye'ye |
| Boğazlar | Türk egemenliği dışında, İtilaf ağırlıklı komisyon | Askersiz bölge; başkanı Türk olan uluslararası komisyon |
| Kapitülasyonlar | Genişletilerek sürdürülecek | Bütün sonuçlarıyla kaldırıldı |
| Maliye ve borçlar | Maliye İtilaf denetimine verilecek | Borçlar paylaştırıldı, Düyûn-u Umûmiye kaldırıldı |
| Ordu | En çok 50.700 kişi, ağır silah yasak | Hiçbir sınırlama yok |
| Azınlıklar | Yabancı korumasında ayrıcalıklı statü | Eşit Türk vatandaşı |
Lozan'dan Sonra Açık Kalan Sorunlar ve Barışçı Çözümleri
Lozan'da çözülemeyen en önemli konu Musul olmuştur. Antlaşmaya göre mesele dokuz ay içinde Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelerle çözülecek, anlaşma sağlanamazsa Milletler Cemiyeti'ne götürülecekti. Görüşmeler sonuçsuz kalınca konu Milletler Cemiyeti'ne taşındı ve cemiyet İngiltere lehine karar verdi. Aynı dönemde yurt içinde patlak veren Şeyh Said İsyanı (1925) Türkiye'nin elini zayıflattı. Yeni bir savaşı göze almayan Türkiye, 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul'un Irak'a bırakılmasını kabul etti; buna karşılık Musul petrollerinden 25 yıl süreyle yüzde 10 pay alması kararlaştırıldı.
Lozan'ın egemenliği en çok kısıtlayan hükmü Boğazlar düzenlemesiydi. 1930'larda dünyada silahlanma yarışı hızlanıp Milletler Cemiyeti güvenlik sağlayamaz hâle gelince Türkiye, uluslararası hukuka uygun biçimde Boğazlar rejiminin değiştirilmesini istedi. 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile uluslararası komisyon kaldırıldı ve Boğazlar üzerindeki egemenlik Türkiye'ye geçti. Hatay meselesi ise Fransa'nın Suriye'den çekilme kararı üzerine gündeme geldi; Atatürk'ün 'şahsi meselem' dediği bu konu 1938'de Hatay Devleti'nin kurulmasıyla yeni bir aşamaya girdi ve Hatay 29 Haziran 1939'da Türkiye'ye katıldı.
Ekonomik alanda Türkiye, Lozan'da kendisine düşen Osmanlı borçlarını düzenli taksitlerle ödemiş ve son taksiti 1954'te ödeyerek bu yükten tamamen kurtulmuştur. Nüfus mübadelesi ise konferans sürerken 30 Ocak 1923'te imzalanan ayrı bir sözleşmeyle düzenlenmiş; mübadeleyi yürütmek için karma bir komisyon kurulmuş, uygulamada ortaya çıkan etabli sorunları zamanla Türk-Yunan görüşmeleriyle ele alınmış ve 1930'da imzalanan antlaşmalarla iki ülke ilişkileri dostluk dönemine girmiştir. Bütün bu örnekler, Lozan'dan sonra açık kalan meselelerin savaşla değil diplomasi ve uluslararası hukukla çözülmeye çalışıldığını gösterir.
| Sorun | Lozan'daki Durum | Sonraki Çözüm | Tarih |
|---|---|---|---|
| Musul (Irak sınırı) | Çözülemedi, ikili görüşmelere bırakıldı | Ankara Antlaşması ile Irak'a bırakıldı, petrol gelirinden pay | 5 Haziran 1926 |
| Boğazlar | Askersiz bölge ve uluslararası komisyon | Montrö Sözleşmesi ile tam egemenlik | 20 Temmuz 1936 |
| Hatay | 1921 Ankara Antlaşması sınırı geçerli | Hatay Devleti kuruldu, ardından Türkiye'ye katıldı | 1938-1939 |
| Osmanlı borçları | Ayrılan devletlerle paylaştırıldı | Türkiye payını taksitlerle ödedi | Son taksit 1954 |
| Nüfus mübadelesi | Ayrı sözleşmeyle kararlaştırıldı | Karma komisyon ve Türk-Yunan görüşmeleri | 1923 sonrası, yakınlaşma 1930 |
Örnekler
Örnek 1Gümrü, Moskova ve Ankara (1921) antlaşmalarını Türkiye'nin bağımsızlığına katkıları açısından değerlendiriniz.
Cevabı göster
1. adım: Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920) TBMM'nin imzaladığı ilk uluslararası antlaşmadır; Ermenistan TBMM'yi muhatap kabul etmiş, Sevr'in doğuya ilişkin hükümleri fiilen çökmüştür. 2. adım: Moskova Antlaşması (16 Mart 1921) ile Sovyet Rusya Misak-ı Millî'yi tanıyan ilk büyük devlet olmuş, doğu sınırında güvenlik sağlanmış ve Batı Cephesi'ne güç aktarılabilmiştir. 3. adım: Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921) ile Fransa TBMM'yi tanıyan ilk İtilaf devleti olmuş, güney cephesi kapanmış ve İtilaf birliği bozulmuştur; ancak Hatay'ın sınır dışında bırakılması Misak-ı Millî'den ilk taviz olmuştur. Sonuç: Bu antlaşmalar TBMM'nin uluslararası alanda tanınmasını adım adım sağlamış ve Büyük Taarruz ile Lozan'a giden yolu hazırlamıştır.
Örnek 2Mudanya Ateşkes Antlaşması'nı Mondros Ateşkes Antlaşması ile karşılaştırarak Türk milletinin dört yıl içindeki siyasi durum değişikliğini açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Mondros'u (30 Ekim 1918) yenik taraf olarak Osmanlı Devleti imzalamıştır; Mudanya'yı (11 Ekim 1922) galip taraf olarak TBMM Hükümeti imzalamıştır. 2. adım: Mondros'un 7. maddesi işgallere zemin hazırlamış, Boğazlar İtilaf'a açılmış ve ordu terhis edilmiştir. Mudanya ile Doğu Trakya savaşsız kurtarılmış, İstanbul ve Boğazların yönetimi TBMM'ye bırakılmıştır. 3. adım: Mondros ile Osmanlı fiilen, Mudanya ile hukuken sona ermiştir. Sonuç: Dört yıl içinde Türk milleti işgal edilen ve iradesi yok sayılan konumdan, şartları belirleyen ve muhatap alınan konuma yükselmiştir. Bu dönüşüm Millî Mücadele'nin başarısının en açık göstergesidir.
Örnek 3Büyük Taarruz'dan sonra İngiltere'nin Çanakkale'de savaşmak yerine ateşkese razı olmasının nedenlerini ve bunun Mudanya'nın önemiyle ilişkisini açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Türk ordusu Çanakkale yönüne ilerlediğinde Fransa ve İtalya askerlerini bölgeden çekmiş, İngiltere'yi yalnız bırakmıştır. 2. adım: İngiliz dominyonları yeni bir savaşa asker ve destek vermemiş, İngiliz kamuoyu da savaştan yorgun düşmüştür. 3. adım: Büyük Taarruz'u kazanan Türk ordusunun gücü, savaşın İngiltere için ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir. Sonuç: İngiltere ateşkese razı olmuş, Mudanya'da İtilaf Devletleri TBMM'yi muhatap almıştır. Bu durum askerî gücün diplomatik başarıya dönüştüğünü gösterir; ateşkesin ardından İngiltere'de Lloyd George hükümeti de düşmüştür.
Örnek 4Lozan Barış Antlaşması'nın Türkiye'nin bağımsız bir devlet olarak tanınmasındaki önemini 'tam bağımsızlık' anlayışıyla ilişkilendirerek açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Atatürk'e göre tam bağımsızlık siyasi, mali, iktisadi, adli, askerî ve kültürel alanların tamamında bağımsızlıktır. 2. adım: Lozan'da siyasi alanda sınırlar ve devlet tanınmış; ekonomik alanda kapitülasyonlar ve Düyûn-u Umûmiye kaldırılmış; adli alanda yabancılar Türk mahkemelerine bağlanmış; askerî alanda orduya sınırlama getirilmemiş; kültürel alanda yabancı okullar Türk kanunlarına tabi kılınmıştır. 3. adım: Antlaşmayı I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerinin imzalaması, yeni Türk devletinin eşit ve egemen bir devlet olarak tanındığını gösterir. Sonuç: Lozan, tam bağımsızlık ilkesini uluslararası hukukta tescil ettiği için yeni Türk devletinin tapu senedi sayılır.
Örnek 5Sevr ve Lozan antlaşmalarını kapitülasyonlar, ordu ve Boğazlar açısından karşılaştırınız. Hangi konuda Lozan'da bile tam egemenlik sağlanamamıştır?
Cevabı göster
1. adım (Kapitülasyonlar): Sevr'de tüm İtilaf Devletlerine yayılarak genişletilecekti; Lozan'da bütün sonuçlarıyla kaldırıldı. 2. adım (Ordu): Sevr'de 50.700 kişiyle sınırlanıp ağır silahları yasaklanacaktı; Lozan'da hiçbir sınırlama getirilmedi. 3. adım (Boğazlar): Sevr'de Türk egemenliği dışında İtilaf ağırlıklı bir komisyona bırakılıyordu; Lozan'da askersizleştirilip başkanı Türk olan uluslararası komisyona bağlandı. Sonuç: Kapitülasyonlar ve ordu konusunda tam egemenlik sağlanmış, ancak Boğazlar konusunda egemenlik kısıtlı kalmıştır. Bu eksiklik 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile giderilmiştir.
Örnek 6Lozan'da Misak-ı Millî'nin tam olarak gerçekleşemediği konuları belirtip bunların sonraki yıllarda nasıl ele alındığını açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Musul sorunu Lozan'da çözülemedi; Milletler Cemiyeti İngiltere lehine karar verdi ve 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak'a bırakıldı, Türkiye'ye 25 yıl petrol gelirinden yüzde 10 pay verildi. 2. adım: Hatay, 1921 Ankara Antlaşması ile belirlenen güney sınırının dışında kalmıştı; 1938'de Hatay Devleti kuruldu ve 29 Haziran 1939'da Türkiye'ye katıldı. 3. adım: Boğazlar üzerindeki kısıtlı egemenlik 1936 Montrö Sözleşmesi ile tam egemenliğe dönüştürüldü. 4. adım: Batı Trakya ve Ege adalarının çoğu ise Türkiye dışında kaldı. Sonuç: Türkiye açık kalan sorunların çözümünde savaş yerine diplomasi ve uluslararası hukuk yolunu seçmiştir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Aşağıdaki antlaşmalardan hangisiyle İtilaf Devletlerinden biri TBMM Hükümeti'ni ilk kez resmen tanımış ve İtilaf cephesindeki birlik bozulmuştur?
Sakarya Zaferi'nden sonra Fransa ile imzalanan 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması ile Fransa TBMM'yi tanıyan ilk İtilaf devleti olmuştur. Gümrü Ermenistan, Moskova Sovyet Rusya, Kars ise Kafkas cumhuriyetleriyle imzalanmıştır; bunların hiçbiri İtilaf devleti değildir.
2Aşağıdakilerden hangisi Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın sonuçlarından biri değildir?
Kapitülasyonlar Mudanya'da değil, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile kaldırılmıştır. Mudanya bir ateşkestir; ekonomik konular kalıcı barış antlaşmasına bırakılmıştır.
3Sevr Antlaşması'nda Türk ordusunun 50.700 kişiyle sınırlandırılıp ağır silahlarının yasaklanmasına karşılık Lozan'da orduya hiçbir sınırlama getirilmemesi, öncelikle hangi alandaki egemenlikle ilgilidir?
Ordunun sayısı ve silahları üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, ülkenin kendi savunmasını kendi iradesiyle belirlemesi anlamına gelir; bu da askerî egemenliktir.
4Lozan'da tam olarak çözülemeyen konular ile sonradan yapılan düzenlemeler eşleştirilmiştir. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?
Osmanlı borçları silinmemiş, Lozan'da ayrılan devletler arasında paylaştırılmıştır. Türkiye kendi payını taksitlerle ödemiş ve son taksiti 1954'te ödemiştir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Gümrü Antlaşması, TBMM Hükümeti'nin imzaladığı ilk uluslararası antlaşmadır.
3 Aralık 1920'de Ermenistan ile imzalanan Gümrü Antlaşması, TBMM'nin ilk uluslararası antlaşmasıdır.
- Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Türkiye'nin bütün sınırları kesin olarak belirlenmiştir.
Mudanya bir ateşkestir; sınırların büyük bölümü Lozan'da belirlenmiş, Irak sınırı ise Lozan'da bile çözülemeyip 1926'ya kalmıştır.
- Sevr Antlaşması'nda Türk ordusunun en çok 50.700 kişi olması öngörülmüştür.
Sevr, Türk ordusunu 50.700 kişiyle sınırlamış ve ağır silah bulundurmasını yasaklamıştı.
- Lozan Barış Antlaşması ile Boğazlar üzerinde Türkiye'ye tam egemenlik tanınmıştır.
Lozan'da Boğazlar askersizleştirilip başkanı Türk olan uluslararası komisyona bağlanmış, tam egemenlik 1936 Montrö Sözleşmesi ile sağlanmıştır.
- Musul sorunu 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Irak lehine çözümlenmiştir.
Bu antlaşmayla Musul Irak'a bırakılmış, Türkiye'ye 25 yıl süreyle Musul petrol gelirlerinden yüzde 10 pay verilmiştir.
- Gümrü Antlaşması, TBMM Hükümeti'nin imzaladığı ilk uluslararası antlaşmadır.
6Aşağıdaki diplomatik gelişmeleri bağımsızlık açısından önemleriyle eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Millî Mücadele'nin askerî safhasını kapatıp diplomatik safhasını başlatan ateşkes Ateşkes Antlaşması'dır.
- Yeni Türk devletinin bağımsızlığını ve egemenliğini uluslararası alanda tescil eden barış antlaşması Barış Antlaşması'dır.
- Sevr'de genişletilmesi öngörülen, Lozan'da ise bütün sonuçlarıyla kaldırılan ayrıcalıklara denir.
- Lozan'da kurulan Boğazlar Komisyonu, 1936 yılında imzalanan Boğazlar Sözleşmesi ile kaldırılmıştır.
- Lozan'da çözülemeyen Musul sorunu, 5 Haziran 1926'da imzalanan Antlaşması ile sonuçlandırılmıştır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Bir öğrenci 'Lozan, Sevr'in biraz yumuşatılmış hâlinden ibarettir.' görüşünü savunuyor. Sevr ve Lozan antlaşmalarının maddelerini karşılaştırarak ve Mudanya'nın bu süreçteki yerini de göz önüne alarak bu görüşü değerlendiriniz.
1. ipucu: 1. adım: Toprak bütünlüğü açısından Sevr'deki parçalanma planını (Ermeni devleti, Doğu Trakya ve İzmir'in Yunanistan'a verilmesi, nüfuz bölgeleri) Lozan'daki sınırlarla karşılaştırın.
2. ipucu: 2. adım: Kapitülasyonlar, maliye, ordu ve azınlıklar başlıklarında iki antlaşmanın hükümlerini yan yana yazın.
3. ipucu: 3. adım: Mudanya'nın Lozan'a nasıl zemin hazırladığını, Lozan'da tam karşılanamayan konuları ve bunların sonraki çözümlerini ekleyerek görüşü değerlendirin.
Cevap: Bu görüş yanlıştır; çünkü iki antlaşma arasındaki fark derece farkı değil, nitelik farkıdır. Toprak açısından Sevr, Doğu Anadolu'da Ermeni devleti kuruyor, Doğu Trakya ve İzmir çevresini Yunanistan'a, Güney ve Güneybatı Anadolu'yu Fransız ve İtalyan nüfuzuna bırakıyor ve Türklere yalnızca İç Anadolu'da küçük bir alan tanıyordu. Lozan'da ise doğu sınırı korunmuş, Ermeni yurdu reddedilmiş, batı sınırı Meriç olmuş ve Karaağaç savaş tazminatı olarak alınmıştır. Egemenlik açısından Sevr kapitülasyonları genişletip maliyeyi İtilaf denetimine verirken Lozan kapitülasyonları ve Düyûn-u Umûmiye'yi kaldırmıştır; Sevr orduyu 50.700 kişiyle sınırlarken Lozan hiçbir sınırlama getirmemiş, Sevr azınlıklara yabancı korumasında ayrıcalıklar tanırken Lozan onları eşit Türk vatandaşı saymıştır. Bu farkın temelinde Büyük Taarruz ve onu izleyen Mudanya Ateşkesi vardır: Mudanya ile askerî safha bitmiş, Doğu Trakya ve İstanbul savaşsız kurtarılmış ve İtilaf Devletleri TBMM'yi muhatap kabul etmiştir; Türk heyeti Lozan'a bu güçle galip taraf olarak gitmiştir. Lozan'da Musul'un ertelenmesi ve Boğazlar üzerindeki egemenliğin kısıtlanması gibi eksikler bulunsa da bunlar 1926 Ankara Antlaşması ve 1936 Montrö Sözleşmesi ile barışçı yoldan ele alınmıştır. Sonuç olarak Sevr bir imha planı, Lozan ise tam bağımsızlığın uluslararası belgesidir; Lozan'ı Sevr'in yumuşatılmış biçimi saymak, Millî Mücadele ile kazanılan bağımsızlığı görmezden gelmek olur.
Kısaca
- Diplomasinin pusulası: Gümrü, Moskova, Kars ve Ankara antlaşmaları, Misak-ı Millî'yi ölçüt alan TBMM'nin askerî zaferleri adım adım diplomatik kazanımlara dönüştürdüğünü gösterir.
- Mudanya'nın önemi: 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkesi ile askerî safha bitmiş, Doğu Trakya ve İstanbul savaşsız kurtarılmış, İtilaf Devletleri TBMM'yi Türk milletinin tek muhatabı olarak kabul etmiştir.
- Mondros'tan Mudanya'ya: Mondros'ta yenik taraf olarak işgale kapı açan Türk milleti, dört yıl sonra Mudanya'da galip taraf olarak işgalin geri çekilmesini sağlamıştır.
- Uluslararası tanınma: 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk devleti siyasi, ekonomik, adli, askerî ve kültürel alanlarda egemen ve eşit bir devlet olarak tanınmıştır.
- Sevr-Lozan karşılaştırması: Sevr'de parçalanma, kapitülasyonların genişlemesi ve 50.700 kişilik ordu öngörülürken Lozan'da toprak bütünlüğü korunmuş, kapitülasyonlar kaldırılmış ve orduya sınırlama getirilmemiştir.
- Açık kalan sorunlar: Musul (1926), Boğazlar (1936 Montrö), Hatay (1939) ve Osmanlı borçları (son taksit 1954) gibi meseleler savaşla değil, barışçı diplomasiyle ele alınmıştır.