İçeriğe geç

11. sınıf · Tarih · 16. hafta (4-8 Ocak 2027)

1789-1908 Yılları Arasında Osmanlı Devleti’nde Meydana Gelen Siyasi, Askerî ve İdari Gelişmeler: Tanzimat ve Abdülaziz Dönemleri (1839-1876)

2. ÜNİTE: DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE OSMANLI (1789-1908) teması · Konu özeti

🃏 Kavram kartlarıEtkinlikler
Bu hafta

Geçen hafta III. Selim ve II. Mahmud dönemlerini, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından Mısır Meselesi’ne kadar inceledik. Bu hafta yolculuğumuzu 1839-1876 yılları arasına, yani Tanzimat ve Abdülaziz dönemlerine taşıyoruz: Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması’ndan Lübnan, Girit ve Romanya meselelerine, kur’a usulüyle asker alınmasından 1864 Vilayet Nizamnamesi’ne, dış borçlardan büyük göç dalgalarına kadar. Her başlıkta şu soruyu soracağız: Devlet Avrupa’nın desteğine yaslandıkça yönetim ve toplum nasıl değişti, bunun bedeli ne oldu?

1. Tanzimat’ın İlk Yıllarında Dış Politika: Avrupa Dengesine Yaslanmak (1839-1853)

Abdülmecid 1839’da on altı yaşında tahta çıktığında devlet Nizip yenilgisinin ve donanmanın Mısır’a götürülmesinin şokunu yaşıyordu. Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa, Avrupa’nın desteğini kazanmanın en kısa yolunun devletin hukuk düzenini Avrupa’ya güven veren bir biçimde yenilemek olduğunu düşünüyordu. Tanzimat Fermanı’nın ilanı ve ardından gelen 1840-1841 Londra düzenlemeleri bu politikanın ilk meyveleriydi. Bu dönemde Osmanlı dış politikasının temel aracı ordu değil, diplomasi oldu; devletin varlığı İngiltere ve Fransa’nın Rusya’yı dengeleme isteğine bağlandı.

Mısır kuvvetlerinin Suriye’den çekilmesi bölgede yeni bir sorunu açığa çıkardı. Cebel-i Lübnan’da Dürzîler ile Marunîler arasında çatışmalar başladı; Fransa Marunîleri, İngiltere ise Dürzîleri koruyucu tavır takındı. Osmanlı yönetimi 1842’de bölgeyi iki ayrı kaymakamlığa bölen çift kaymakamlık sistemini kabul etti. Bir iç güvenlik sorununun büyük devletlerin onayıyla çözülmesi, Mısır Meselesi’nde görülen dış müdahalenin artık sıradan bir uygulamaya dönüştüğünü gösteriyordu. 1848’de Avrupa’yı saran ihtilallerin ardından yenilen Macar ve Leh mültecileri 1849’da Osmanlı topraklarına sığındı. Rusya ve Avusturya mültecilerin iadesini istedi; Osmanlı Devleti İngiltere ve Fransa’nın desteğini de alarak bu isteği reddetti. Bu tutum Avrupa kamuoyunda Osmanlı’nın itibarını artırdı ama Rusya ile ilişkileri gerdi.

Bu dönemin yönetim yapısına en önemli etkisi, karar alma merkezinin saraydan Babıali’ye kayması oldu. Avrupa dillerini bilen, elçiliklerde ve Tercüme Odası’nda yetişmiş Mustafa Reşid, Âli ve Fuad paşalar devletin dış ve iç politikasını belirleyen asıl güç hâline geldi. Hariciye Nezareti en etkili bakanlık oldu; dış devletlerin elçileri, özellikle İngiliz elçisi Stratford Canning, İstanbul siyasetinde belirleyici bir ağırlık kazandı. Bu durum reformlara hız kazandırdı; ancak toplumun bir bölümünde ıslahatların dış baskıyla yapıldığı düşüncesini ve buna bağlı bir tepkiyi de besledi. 1850’lerin başında Kudüs’teki kutsal yerler üzerinde Katolik ve Ortodoks din adamları arasındaki anlaşmazlık, Fransa ile Rusya’yı karşı karşıya getirerek yaklaşan büyük savaşın zeminini hazırladı.

OlayYılıOsmanlı’nın TutumuYönetim ve Topluma Etkisi
Tanzimat’ın ilanı ve Londra düzenlemeleri1839-1841Avrupa desteğini hukuki reformla kazanmaBabıali bürokratlarının yükselişi
Lübnan’da çift kaymakamlık1842Büyük devletlerin onayıyla idari bölünmeMezhepler arası ayrışmanın idari yapıya yansıması
Macar ve Leh mültecileri meselesi1849İade isteğini reddetmeAvrupa’da itibar artışı, Rusya ile gerginlik
Kutsal yerler anlaşmazlığı1850-1853Fransa ve Rusya arasında denge arayışıDinî koruyuculuk iddialarının siyasi baskıya dönüşmesi
Tanzimat Diplomasisi: Krizden Krize (1839-1853)18391842184918521853Abdülmecidtahtta; Tanzimatilan edildiLübnan’daçiftkaymakamlıkMacar ve Lehmültecileriade edilmediKutsal yerleranlaşmazlığı:Fransa - RusyaRusya Eflakve Boğdan’ıişgal ettiOrtak sonuç: Karar gücü saraydan Babıali bürokratlarına kaydıMustafa Reşid, Âli ve Fuad paşalar; Avrupa desteğine dayanan dış politika
🔍 Büyütmek için dokunun

2. Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması (1853-1856): Avrupa Ahengine Giriş

1853’te İstanbul’a gelen Rus elçisi Menşikov, Osmanlı’daki Ortodoks tebaanın koruyuculuğunun Rusya’ya bırakılmasını istedi. Bu istek kabul edilseydi milyonlarca Osmanlı tebaası üzerinde yabancı bir devletin söz hakkı doğacaktı; Babıali isteği reddetti. Rusya bunun üzerine Eflak ve Boğdan’ı işgal etti ve Ekim 1853’te savaş başladı. Kasım 1853’te Rus donanması Sinop’taki Osmanlı filosunu baskınla yok etti. Rusya’nın Boğazlara ve Akdeniz’e inmesinden çekinen İngiltere ve Fransa 1854’te Osmanlı’nın yanında savaşa girdi; 1855’te Piyemonte-Sardinya Krallığı da bu ittifaka katıldı. Savaşın ana cephesi Kırım oldu; müttefikler uzun bir kuşatmanın ardından 1855’te Sivastopol’u ele geçirdi. Kafkas cephesinde ise Ruslar aynı yıl Kars’ı aldı.

Savaş 30 Mart 1856’da imzalanan Paris Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Osmanlı Devleti Avrupa devletler hukukuna ve Avrupa Ahengi’ne dâhil edildi; büyük devletler Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumayı taahhüt etti. Karadeniz tarafsız hâle getirildi: Kıyılarında ne Rusya ne Osmanlı savaş gemisi ve tersane bulunduracaktı. Eflak ve Boğdan Osmanlı’ya bağlı özerk prenslikler olarak büyük devletlerin güvencesine alındı, Tuna’da ulaşım için uluslararası bir komisyon kuruldu. Kars Osmanlı’ya iade edildi. Antlaşma görüşmeleri sürerken ilan edilen Islahat Fermanı’na metinde atıf yapıldı; büyük devletler bu belgeyi gerekçe göstererek iç işlere karışmayacaklarını belirttiler.

Kırım Savaşı galibiyetle bitmesine rağmen yönetim ve toplum yapısını derinden etkiledi. Savaş masraflarını karşılamak için 1854’te İngiltere’den ilk dış borç alındı; böylece Osmanlı maliyesi Avrupa sermayesine bağlanan bir sürece girdi. Savaş sırasında 1855’te ilk telgraf hattı kuruldu; haberleşmenin hızlanması merkezin taşrayı denetimini güçlendirdi. İstanbul ilk kez binlerce müttefik askeri barındırdı; Florence Nightingale’in Selimiye Kışlası’ndaki hastane çalışmaları Avrupa’da yankı uyandırdı ve Avrupa giyim, tüketim ve davranış biçimleri şehir hayatına daha hızlı girdi. Öte yandan Paris’te verilen güvenceler kâğıt üzerinde kaldı; Islahat Fermanı’ndaki eşitlik vaatleri, Avrupa’nın gayrimüslimler adına söz söyleme bahanesine dönüştü. Rusya ise 1870’te Karadeniz’e ilişkin hükümleri tanımadığını açıkladı ve 1871 Londra Konferansı’nda bu kısıtlamalar kaldırıldı.

Paris Antlaşması Maddesi (1856)Kısa Vadeli SonuçUzun Vadeli Etki
Osmanlı Avrupa devletler hukukuna dâhil edildiOsmanlı uluslararası toplantılarda eşit üye olduAvrupa devletleri iç işlere hukuki zeminde müdahale imkânı buldu
Toprak bütünlüğü büyük devletlerin güvencesindeRusya’ya karşı geçici güvenlikGüvence, 1877-1878 savaşında işlemedi
Karadeniz tarafsız hâle getirildiRus deniz gücü sınırlandı1871 Londra Konferansı ile hüküm kaldırıldı
Eflak ve Boğdan özerk, büyük devletlerin güvencesindeRus himayesi sona erdiRomanya’nın birleşmesine zemin hazırlandı
Islahat Fermanı’na atıfReformlar uluslararası belgeye girdiGayrimüslimler adına dış baskının artması
Kırım Savaşı’nda Cepheler ve Sonuç (1853-1856)MüttefiklerOsmanlı Devleti (1853)İngiltere ve Fransa (1854)Piyemonte-Sardinya (1855)Amaç: Rusya’yı Boğazlardan uzak tutmakRusyaOrtodoksların koruyuculuğuEflak-Boğdan işgaliSinop baskını (1853)Kafkasya’da Kars’ı aldı (1855)karşıSivastopol düştü (1855)Paris Antlaşması (1856): Avrupa Ahengi, toprak bütünlüğü güvencesi, tarafsız Karadeniz
🔍 Büyütmek için dokunun

3. Ayrılıkçı Hareketler ve Özel Statülü Bölgeler (1856-1875)

Paris Antlaşması ile özerkliği büyük devletlerin güvencesine alınan Eflak ve Boğdan halkı, 1859’da iki prenslik için de aynı kişiyi, Aleksandru Ioan Cuza’yı bey seçti. Bu, iki prensliğin fiilen birleşmesi anlamına geliyordu. Osmanlı Devleti, büyük devletlerin çoğunun bu birleşmeyi desteklemesi karşısında 1861-1862’de birleşmeyi kabul etmek zorunda kaldı ve Romanya adı kullanılmaya başlandı. 1866’da Prusya hanedanından Karl (Karol) prens oldu. Sırbistan’da ise kalelerde kalan Osmanlı garnizonları, büyük devletlerin baskısıyla 1867’de geri çekildi; Sırbistan’daki Osmanlı askerî varlığı sona ermiş, bağlılık sembolik hâle gelmişti. Böylece Balkanlarda özerk yapılar bağımsızlığa giden yolun son durağına yaklaştı.

1860’ta Lübnan’da Dürzî-Marunî çatışmaları yeniden alevlendi ve olaylar Şam’a sıçradı. Fransa bölgeye asker çıkardı; Osmanlı Hariciye Nazırı Fuad Paşa geniş yetkilerle bölgeye gönderilerek düzeni sağladı ve sorumluları cezalandırdı. 1861’de büyük devletlerle birlikte hazırlanan Cebel-i Lübnan Nizamnamesi ile bölge, Osmanlı’nın büyük devletlerin onayıyla atayacağı Hristiyan bir mutasarrıf tarafından yönetilecek özel statülü bir sancak oldu. Benzer bir süreç Girit’te yaşandı: 1866-1869 Girit isyanı askerî güçle bastırıldı, ancak 1868’de çıkarılan Girit Nizamnamesi ile adaya Hristiyan ve Müslüman temsilcilerden oluşan meclisleri ve bazı vergi ayrıcalıklarını içeren özel bir yönetim düzeni tanındı.

Kiliselerin yönetimi de siyasi bir mesele hâline geldi. Bulgarlar, Fener Rum Patrikhanesi’nin dinî ve kültürel etkisinden kurtulmak istiyordu; Rusya da bu talebi destekliyordu. 1870’te Abdülaziz’in fermanıyla ayrı bir Bulgar Eksarhlığı kuruldu. Bu karar Rumlarla Bulgarlar arasındaki rekabeti büyüttü ve Bulgar milliyetçiliğine kurumsal bir zemin sağladı. Bu gelişmelerin ortak sonucu, yüzyıllardır dinî topluluklara dayanan millet sisteminin etnik ve ulusal kimliklere göre parçalanmaya başlaması ve merkezin pek çok bölgede ancak büyük devletlerin rızasıyla düzenleme yapabilmesiydi. 1875’te başlayan Hersek isyanı ise Balkanlarda yeni ve daha büyük bir krizin habercisi oldu.

BölgeKritik Gelişme ve YılıOrtaya Çıkan Yönetim BiçimiMerkez Açısından Sonuç
Eflak ve BoğdanOrtak bey seçimi (1859), birleşmenin kabulü (1861-1862)Birleşik özerk Romanya PrensliğiFiilî kopuşun hızlanması
SırbistanOsmanlı garnizonlarının çekilmesi (1867)Askerî varlık olmayan özerk prenslikBağlılığın sembolik hâle gelmesi
Cebel-i Lübnan1860 olayları, 1861 NizamnamesiHristiyan mutasarrıflı özel statülü sancakYöneticinin seçiminde büyük devletlerin söz hakkı
Girit1866-1869 isyanı, 1868 NizamnamesiKarma meclisli, ayrıcalıklı vilayetİsyanla taviz koparılması
Bulgar toplumuBulgar Eksarhlığı fermanı (1870)Fener’den ayrı kilise teşkilatıMillet sisteminin ulusal temelde bölünmesi
Merkezden Uzaklaşan Bölgeler (1856-1875)Babıali(merkezî yönetim)RomanyaEflak ve Boğdan birleşti1859-1862SırbistanGarnizonlar çekildi1867Cebel-i LübnanHristiyan mutasarrıf1861 NizamnamesiGiritKarma meclis, ayrıcalık1868 NizamnamesiBulgar EksarhlığıAyrı kilise (1870)Kesik çizgi: zayıflayan merkezî bağ
🔍 Büyütmek için dokunun

4. Tanzimat Ordusu: Asakir-i Nizamiye, Kur’a Usulü ve Donanma

II. Mahmud’un kurduğu Asakir-i Mansure-i Muhammediye Tanzimat döneminde yeniden düzenlendi. Tanzimat Fermanı, askerliğin belirli bir süreyle ve adil bir yöntemle yapılacağını vaat etmişti. Bu vaat doğrultusunda 1843’te Serasker Rıza Paşa döneminde yapılan düzenlemeyle ordunun adı Asakir-i Nizamiye-i Şahane oldu. Askere alma işi kur’a (ad çekme) usulüne bağlandı; askerlik süresi beş yıl muvazzaf (fiilî) hizmet ve ardından yedi yıl redif (yedek) hizmet olarak belirlendi. Ordu, merkezleri İstanbul, Rumeli, Anadolu ve Arabistan gibi bölgelerde bulunan ordu bölgelerine ayrıldı; sonraki yıllarda Irak ve Yemen gibi yeni ordular eklendi.

Bu düzenleme askerliğin niteliğini değiştirdi. Daha önce yeniçerilik bir meslek ve ömür boyu süren bir ocak üyeliğiydi; kur’a usulünde ise askerlik Müslüman erkek tebaanın belirli süreli bir yükümlülüğü hâline geldi. Hangi köyden kaç asker alınacağını belirlemek için nüfus kayıtları önem kazandı; askerlik şubesi ve kayıt işlemleri devletin köylere kadar uzanmasının yeni bir aracı oldu. Islahat Fermanı’nın ardından gayrimüslimlerden alınan cizye kaldırıldı; ilke olarak onların da askere alınabileceği kabul edildi, ancak uygulamada gayrimüslimler askerlik yerine bedel-i askerî adı verilen bir vergi ödemeyi tercih etti. Böylece askerlik yükü fiilen Müslüman nüfusun omzunda kaldı; bu da uzun savaşlarda Anadolu ve Rumeli’deki Müslüman köylerde nüfus ve iş gücü kaybını derinleştirdi.

Abdülaziz döneminde Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın öncülüğünde 1869’da yeni bir askerlik düzenlemesi yapıldı: Hizmet nizamiye, ihtiyat, redif ve müstahfız aşamalarına ayrıldı ve ordunun yedek gücü genişletildi. Prusya ve Fransa örnekleri izlenerek tüfek ve topların yenilenmesine çalışıldı. Abdülaziz donanmaya özel önem verdi; İngiltere ve Fransa’dan çok sayıda zırhlı savaş gemisi satın alındı ve Osmanlı donanması dönemin dikkat çekici donanmaları arasına girdi. Ancak bu gemilerin büyük bölümü dış borçla alındığı için askerî güçlenme mali yükü artırdı. Askerî okulların yaygınlaştırılması ise yeni bir subay kuşağı yetiştirdi; bu subaylar ilerleyen yıllarda yalnız askerî değil siyasi gelişmelerde de belirleyici rol oynayacaktı.

ÖlçütYeniçeri Düzeni (1826 öncesi)Tanzimat Ordusu (1843 sonrası)
Askere almaDevşirme, ocağa kayıt, gönüllülükKur’a (ad çekme) usulü
Hizmet süresiÖmür boyu meslek5 yıl muvazzaf + 7 yıl redif
YükümlülerOcak mensuplarıMüslüman erkek tebaa; gayrimüslimlerden bedel-i askerî
TeşkilatOcak ve orta bölükleriBölgesel ordu merkezleri
Devletle ilişkiOcak çıkarlarını koruyan güçMerkezî komutaya bağlı yurttaşlık yükümlülüğü
1843 Düzenlemesine Göre Bir Askerin YolculuğuNüfus kaydıKöydeki erkeknüfus belirlenirKur’aAd çekme ileaskerler seçilirMuvazzaf hizmet5 yılAsakir-i NizamiyeRedif (yedek)7 yılSavaşta çağrılırGayrimüslim tebaa (1856 sonrası)Cizye kaldırıldıAskerlik yerine bedel-i askerîödemesi yaygınlaştı1869 düzenlemesiNizamiye, ihtiyat, redifve müstahfız aşamalarıYedek güç genişletildi
🔍 Büyütmek için dokunun

5. Taşradan Merkeze Yeni İdari Düzen: Muhassıllıktan Vilayet Nizamnamesine

Tanzimat yöneticilerinin ilk idari denemesi vergi toplama alanında oldu. Fermanın vergilerin herkesin gücüne göre adil biçimde alınacağı vaadi üzerine 1840’ta iltizam usulü kaldırıldı; vergileri merkezden maaşla gönderilen muhassıllar toplamaya başladı. Muhassılların yanında yerel ileri gelenlerden, din adamlarından ve gayrimüslim temsilcilerden oluşan memleket meclisleri kuruldu. Ancak deneyimli kadro bulunamaması ve vergi gelirlerinin düşmesi yüzünden uygulama başarılı olamadı; 1842’de iltizama geri dönüldü. Bu başarısızlık bile önemli bir sonuç doğurdu: Yerel meclislerde farklı dinlerden temsilcilerin birlikte yer alması, taşra yönetimine katılım ve temsil fikrinin ilk kez girmesini sağladı.

Şehir yönetiminde de yeni kurumlar doğdu. Kadı ve ihtisap ağasının yürüttüğü şehir işleri için 1855’te İstanbul’da Şehremaneti kuruldu; bu kurum bugünkü belediyelerin öncüsüdür. 1858’de Galata ve Beyoğlu’nda kurulan Altıncı Daire, Avrupa tarzı belediyecilik için örnek bölge oldu. Taşra yönetimindeki en kapsamlı değişiklik ise 1864 Vilayet Nizamnamesi oldu. Eski eyaletlerin yerine daha geniş ve düzenli vilayetler kuruldu: Vilayetin başında vali, livanın (sancağın) başında mutasarrıf, kazanın başında kaymakam bulunacak, köylerde ise muhtarlar görev yapacaktı. Her kademede Müslüman ve gayrimüslim üyelerin yer aldığı idare meclisleri oluşturuldu. Sistem önce Mithat Paşa’nın valiliğindeki Tuna Vilayeti’nde denendi; yol, köprü, okul ve tarım kredisi sandıkları gibi çalışmalar başarılı bulununca 1867’den itibaren diğer bölgelere yayıldı. 1871’de çıkarılan yeni nizamname ile kazanın altına nahiye kademesi eklendi.

Merkezde ise yasama ve yargı işlerinin ayrılması yolunda önemli bir adım atıldı. 1868’de Meclis-i Vala’nın görevleri bölünerek Şura-yı Devlet ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye kuruldu. Şura-yı Devlet kanun tasarılarını hazırlayan ve idari davalara bakan bir kurum olarak bugünkü Danıştay’ın, Divan-ı Ahkam-ı Adliye ise bugünkü Yargıtay’ın temelini oluşturdu. 1869’da çıkarılan Tabiiyet-i Osmaniye Kanunnamesi ile din farkı gözetmeksizin Osmanlı uyruğu hukuki olarak tanımlandı. Toplum açısından bu düzenlemeler, devletin kişiye artık ‘falan cemaatin üyesi’ olarak değil, kayıtlı bir ‘Osmanlı tebaası’ olarak yaklaşmasının ifadesiydi. Öte yandan valilerin yetkilerinin genişlemesi ve telgrafla İstanbul’a bağlanmaları, yerel güçlerin yerine merkezden atanan memurların hâkimiyetini güçlendirdi.

Kurum / DüzenlemeYılıİşleviYönetim ve Topluma Etkisi
Muhassıllık ve memleket meclisleri1840Vergiyi maaşlı memurla toplamaBaşarısız oldu ama yerel temsil fikri doğdu
Şehremaneti1855İstanbul’un şehir hizmetleriModern belediyeciliğin başlangıcı
Vilayet Nizamnamesi1864Vilayet-liva-kaza-köy kademeleriTaşrada düzenli hiyerarşi ve karma idare meclisleri
Şura-yı Devlet1868Kanun hazırlığı ve idari yargıBugünkü Danıştay’ın temeli
Divan-ı Ahkam-ı Adliye1868Yüksek yargıBugünkü Yargıtay’ın temeli
Tabiiyet Kanunnamesi1869Osmanlı uyruğunun tanımıOrtak yurttaşlık bağının hukuki zemini
1864 Vilayet Nizamnamesi: Taşra Yönetiminin KademeleriVilayetValiLiva (Sancak)MutasarrıfKazaKaymakamNahiye (1871’de eklendi)KöyMuhtarHer kademede idare meclisiMemurlar + seçilmiş üyelerMüslüman ve gayrimüslimtemsilciler birlikte(yerel katılım fikri)İlk uygulama: Tuna VilayetiVali Mithat PaşaYol, köprü, okul, tarım sandıkları1867’den sonra diğer bölgelere
🔍 Büyütmek için dokunun

6. Abdülaziz Dönemi: Borçlar, Göçler ve Bir Dönemin Kapanışı (1861-1876)

1861’de tahta çıkan Abdülaziz, 1867’de Paris’teki uluslararası sergiye katılmak üzere Fransa, İngiltere ve Avusturya’yı ziyaret etti. Bu, bir Osmanlı padişahının savaş dışında Avrupa’ya yaptığı ilk seyahatti ve Avrupa ile kurulan yakınlığın sembolü oldu. Dönemde demiryolları (İzmir-Aydın hattı gibi), telgraf ağları, liman ve fener yapımları hızlandı; bunların çoğu yabancı şirketlere verilen imtiyazlarla gerçekleşti. Abdülaziz’in hükümdarlığının ilk yıllarında Âli ve Fuad paşalar devlet yönetimini sürdürdü; 1869’da Fuad, 1871’de Âli Paşa’nın ölümüyle Babıali’de güçlü bir liderlik boşluğu oluştu ve sadrazamlar kısa aralıklarla değişmeye başladı.

Bu dönemin en ağır sorunu dış borçlardı. 1854’te başlayan borçlanma, savaş masrafları, saray harcamaları, donanma alımları ve bütçe açıkları nedeniyle her yıl büyüdü; yeni borçlar çoğu kez eski borçların faizini ödemek için alındı. Avrupa’daki 1873 ekonomik bunalımı ve Anadolu’daki kıtlık devletin gelirlerini düşürünce Babıali, Ekim 1875’te Ramazan Kararnamesi ile borç ödemelerinin yarısını erteleyeceğini açıkladı. Bu, fiilen mali iflas anlamına geliyordu; Avrupa’daki alacaklılar ve hükümetler Osmanlı’ya karşı tavır aldı. Bu gelişme ileride Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin kurulmasına giden yolu açacaktı.

Toplum yapısını bu dönemde en çok değiştiren olgulardan biri göçlerdi. Kırım Savaşı’ndan sonra Kırım Tatarları, 1864’te ise Rusya’nın Kafkasya’yı tamamen ele geçirmesiyle Çerkesler ve diğer Kafkas halkları büyük kitleler hâlinde Osmanlı topraklarına göç etti. Devlet 1860’ta göçmenlerin iskânı için Muhacirin Komisyonu’nu kurdu; göçmenler Anadolu, Rumeli ve Suriye’de boş arazilere yerleştirildi. 1858 Arazi Kanunnamesi ile toprak kullanımının kayıt altına alınması bu iskân sürecini kolaylaştırdı. Göçler, Anadolu’nun nüfusunu ve Müslüman nüfusun oranını artırdı, yeni köyler kurdu; ancak salgınlar, yoksulluk ve yerel halkla toprak anlaşmazlıkları da doğurdu. 1875’te Hersek’te başlayan isyan ve mali çöküşün yarattığı huzursuzluk ortamında, Mithat Paşa ve Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın öncülüğündeki bir grup devlet adamı 30 Mayıs 1876’da Abdülaziz’i tahttan indirdi. Bu olay, padişahın yerine çok kısa sürede başka birini getirebilen bürokrat ve asker grubunun ne kadar güçlendiğini gösterdi ve bir sonraki dönemin anayasal tartışmalarının kapısını araladı.

GelişmeYılıNedeniYönetim ve Topluma Etkisi
Abdülaziz’in Avrupa seyahati1867Avrupa ile yakınlaşma, sergi davetiBatılılaşmanın sarayda sembolleşmesi
Muhacirin Komisyonu1860Kırım ve Kafkas göçmenlerinin iskânıGöçün devlet eliyle yönetilmesi
Çerkes göçü1864Rusya’nın Kafkasya’yı ele geçirmesiAnadolu’da nüfus artışı, yeni köyler
Ramazan Kararnamesi1875Bütçe açığı, ekonomik bunalım, kıtlıkMali iflas, Avrupa’da güven kaybı
Abdülaziz’in tahttan indirilmesi1876Mali çöküş, Balkan isyanları, siyasi bunalımBürokrat ve askerlerin siyasi gücünün görülmesi
Abdülaziz Dönemi: Mali Çöküşe Giden Yol (1854-1876)1854İlk dış borç(Kırım Savaşı)1860’larDonanma, saray,bütçe açıkları1873-1874Avrupa bunalımı,Anadolu’da kıtlık1875RamazanKararnamesi1876Abdülaziztahttan indiToplumsal arka plan: GöçlerKırım Tatarları (1856 sonrası)Çerkes göçü (1864)Muhacirin Komisyonu (1860)Siyasi arka planÂli ve Fuad paşaların ölümüSık değişen sadrazamlar1875 Hersek isyanı
🔍 Büyütmek için dokunun

Örnekler

  1. Örnek 1Tanzimat döneminde karar alma merkezinin saraydan Babıali’ye kaymasının nedenlerini ve yönetim yapısına etkisini açıklayınız.

    Cevabı göster

    1. adım: Nedenler belirlenir. Devletin varlığı İngiltere ve Fransa’nın desteğine bağlanmıştı; bu desteği sağlayacak kişiler Avrupa dillerini ve diplomasiyi bilen bürokratlardı. Mustafa Reşid, Âli ve Fuad paşalar elçiliklerde ve Tercüme Odası’nda yetişmişti. Ayrıca Abdülmecid tahta çok genç çıkmıştı. 2. adım: Uygulamadaki karşılığı gösterilir. Hariciye Nezareti en etkili bakanlık oldu; kriz anlarında (mülteciler meselesi, Kırım Savaşı, Lübnan olayları) kararları Babıali’deki bu kadro aldı. 3. adım: Çıkarım yapılır. Yönetimde padişahın kişisel otoritesinin yerini uzman bürokratların kurumsal otoritesi aldı. Bu durum reformları hızlandırdı; ancak 1871’de Âli Paşa’nın ölümüyle oluşan liderlik boşluğu, sistemin birkaç kişiye bağlı olduğunu da gösterdi.

  2. Örnek 2Kırım Savaşı Osmanlı Devleti’nin galibiyetiyle sona erdiği hâlde, bu savaşın devlet için olumsuz sonuçlar doğurduğu söylenir. Bu yargıyı gerekçeleriyle değerlendiriniz.

    Cevabı göster

    1. adım: Olumlu sonuçlar sıralanır. Paris Antlaşması ile Osmanlı Avrupa devletler hukukuna dâhil edildi, toprak bütünlüğü güvenceye alındı, Karadeniz tarafsızlaştırılarak Rus deniz gücü sınırlandı, Kars geri alındı. 2. adım: Olumsuz sonuçlar sıralanır. Savaş masrafları için 1854’te ilk dış borç alındı ve borçlanma süreci başladı. Islahat Fermanı’na antlaşmada atıf yapılması, Avrupa’nın gayrimüslimler adına iç işlere karışmasına zemin hazırladı. Eflak-Boğdan’ın büyük devletlerin güvencesine alınması, Romanya’nın birleşmesini kolaylaştırdı. Karadeniz hükümleri de 1871’de kaldırıldı. 3. adım: Değerlendirme yapılır. Galibiyet büyük ölçüde müttefiklerin gücüne dayandığı için Osmanlı kendi askerî gücünü değil, Avrupa’ya bağımlılığını artırdı. Bu nedenle yargı doğrudur: Kısa vadeli diplomatik kazançlar, uzun vadeli mali ve siyasi bağımlılıkla dengelenmiştir.

  3. Örnek 31861 Cebel-i Lübnan Nizamnamesi’ne göre bölgenin yönetimi nasıl düzenlenmiştir? Bu düzenleme Osmanlı merkezî otoritesi açısından ne anlama gelir?

    Cevabı göster

    1. adım: Arka plan belirlenir. 1860’ta Dürzî-Marunî çatışmaları yeniden başlamış, olaylar Şam’a yayılmış ve Fransa bölgeye asker çıkarmıştı. Fuad Paşa düzeni sağladı. 2. adım: Düzenleme açıklanır. 1861 Nizamnamesi ile Lübnan, Osmanlı’nın büyük devletlerin onayıyla atayacağı Hristiyan bir mutasarrıfın yönettiği özel statülü bir sancak oldu. 3. adım: Çıkarım yapılır. Bölge Osmanlı toprağı olarak kaldı; ancak yöneticinin dini ve atanma biçimi büyük devletlerin onayına bağlandı. Bu, merkezin kendi topraklarında yönetici atama yetkisini paylaşmak zorunda kaldığını ve dış müdahalenin kurumsallaştığını gösterir.

  4. Örnek 41843 askerî düzenlemesi ve ardından gelen bedel-i askerî uygulaması, Osmanlı toplumunun farklı kesimlerini nasıl etkilemiştir?

    Cevabı göster

    1. adım: Düzenleme hatırlanır. 1843’te kur’a usulü ile askere alma ve beş yıl muvazzaf, yedi yıl redif hizmet getirildi. 2. adım: Müslüman köylüye etkisi belirlenir. Askerlik belirli süreli bir yükümlülük hâline geldiği için ömür boyu belirsizlik ortadan kalktı; ancak uzun hizmet ve savaşlar köylerde iş gücü ve nüfus kaybına yol açtı. Nüfus kaydı askerliğin temeli olduğu için devletin köye uzanan denetimi arttı. 3. adım: Gayrimüslimlere etkisi belirlenir. 1856 sonrası cizye kaldırıldı; ilke olarak askerlik yolu açıldıysa da gayrimüslimler çoğunlukla bedel-i askerî ödedi. 4. adım: Çıkarım yapılır. Hukuki eşitlik ilan edilmesine rağmen askerlik yükü fiilen Müslüman nüfusun üzerinde kaldı; gayrimüslimler ise ticaret ve eğitimde zaman avantajı elde etti. Bu fark, toplumsal ve ekonomik dengeleri etkiledi.

  5. Örnek 51864 Vilayet Nizamnamesi’nin taşra yönetimine getirdiği yenilikleri açıklayınız ve bu düzenlemenin neden önce Tuna Vilayeti’nde denendiğini yorumlayınız.

    Cevabı göster

    1. adım: Kademeler sıralanır. Vilayet (vali), liva/sancak (mutasarrıf), kaza (kaymakam) ve köy (muhtar); 1871’de nahiye eklendi. 2. adım: Yenilikler belirlenir. Eyaletlerin yerine düzenli vilayetler kuruldu, her kademede görev tanımları netleşti, Müslüman ve gayrimüslim üyelerin bulunduğu idare meclisleri oluşturuldu. 3. adım: Tuna Vilayeti tercihi yorumlanır. Bölge Bulgar milliyetçiliğinin ve Rus etkisinin arttığı, stratejik açıdan önemli bir sınır bölgesiydi. İyi işleyen, temsile açık bir yönetim, halkın ayrılıkçı akımlara yönelmesini önleyebilirdi. Mithat Paşa gibi deneyimli bir yöneticinin atanması da bu amacı gösterir. 4. adım: Sonuç: Düzenleme hem merkezîleşmeyi (valinin güçlenmesi) hem yerel katılımı (karma meclisler) birlikte hedefleyen bir model olarak 1867’den sonra yaygınlaştırıldı.

  6. Örnek 6Bir öğrenci, 1864 Çerkes göçü hakkında bilgi topluyor. Elinde I. Osmanlı Muhacirin Komisyonu’nun iskân kayıtları, II. göçmen bir ailenin kuşaktan kuşağa aktarılan hatıraları, III. bir internet forumunda kaynağı belirtilmeden yazılmış göçmen sayısı bilgisi var. Öğrenci bu bilgilerin doğruluğunu nasıl değerlendirmelidir?

    Cevabı göster

    1. adım: Kaynak türleri belirlenir. I. resmî arşiv belgesidir; II. sözlü tarih kaynağıdır; III. kaynağı belirsiz ikincil bir bilgidir. 2. adım: Güçlü ve zayıf yönler değerlendirilir. Resmî kayıtlar yer, tarih ve iskân bilgisi açısından güvenilirdir; ancak devletin kayda geçiremediği ölümleri ve sıkıntıları eksik gösterebilir. Aile hatıraları yaşanan acıları ve gündelik hayatı canlı biçimde aktarır, fakat yıllar içinde değişmiş veya abartılmış olabilir. Kaynağı belirtilmeyen sayı ise doğrulanmadan kullanılmamalıdır. 3. adım: Doğrulama yapılır. Öğrenci sayısal bilgiyi arşiv kayıtları ve akademik çalışmalarla karşılaştırmalı, sözlü anlatıyı duygusal ve gündelik boyutu anlamak için kullanmalı, kaynağı belirsiz bilgiyi ancak güvenilir bir kaynakla desteklenirse çalışmasına almalıdır.

Kavram Kartları

1 / 8

Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.

Etkinlikler

Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.

  1. 11856 Paris Antlaşması’nın hükümleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer alır?

  2. 21864 Vilayet Nizamnamesi ilk olarak Mithat Paşa’nın valiliği sırasında hangi vilayette uygulanmıştır?

  3. 31860 olaylarının ardından 1861’de çıkarılan nizamname ile Osmanlı’nın büyük devletlerin onayıyla atayacağı Hristiyan bir mutasarrıf tarafından yönetilmesi kararlaştırılan bölge aşağıdakilerden hangisidir?

  4. 41868’de kurulan ve kanun tasarılarını hazırlamanın yanında idari davalara bakan Şura-yı Devlet, günümüzdeki hangi kurumun temelini oluşturur?

  5. 5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.

    • Osmanlı Devleti ilk dış borcunu Kırım Savaşı sırasında, 1854’te almıştır.
    • 1840’ta getirilen muhassıllık uygulaması başarılı olmuş ve iltizam usulü bir daha uygulanmamıştır.
    • 1843 düzenlemesiyle askere alma işi kur’a usulüne bağlanmış ve askerlik belirli bir süreyle sınırlandırılmıştır.
    • Romanya ve Sırbistan, 1867 yılında Osmanlı Devleti’nden tamamen bağımsız hâle gelmiştir.
    • 1875 Ramazan Kararnamesi ile Osmanlı Devleti borç ödemelerinin bir bölümünü erteleyeceğini açıklamış, bu durum fiilî bir mali iflas olarak değerlendirilmiştir.
  6. 6Aşağıdaki kavram ve kurumları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

    Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.

  7. 7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.

    1. Kırım Savaşı sırasında Kasım 1853’te Rus donanması limanındaki Osmanlı filosunu baskınla yok etmiştir.
    2. 1843 düzenlemesiyle ordunun adı Asakir-i olmuştur.
    3. 1864 Vilayet Nizamnamesi’ne göre kazaların başında bulunmaktadır.
    4. 1868’de kurulan Divan-ı Ahkam-ı Adliye, bugünkü kurumunun temelini oluşturur.
    5. Rusya’nın Kafkasya’yı ele geçirmesinin ardından 1864’te büyük kitleler hâlinde Osmanlı topraklarına göç eden halk olmuştur.
  8. 81853’te başlayan Kırım Savaşı ile 1876’da Abdülaziz’in tahttan indirilmesi arasındaki süreci siyasi, askerî, idari ve mali boyutlarıyla ilişkilendirerek, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya yaslanan politikasının yönetim ve toplum yapısına etkileri hakkında bir çıkarım yapınız.

Kısaca

  • Denge diplomasisi (1839-1853): Tanzimat devlet adamları İngiltere ve Fransa ile yakın ilişkiler kurmuş, karar alma gücü saraydan Babıali bürokratlarına doğru kaymıştır.
  • Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması (1853-1856): Osmanlı Devleti savaştan galip çıkmış, Avrupa devletler hukukuna dâhil edilmiş; ancak ilk dış borç (1854) alınmış ve iç işlerine müdahale kapısı aralanmıştır.
  • Ayrılıkçı hareketler ve özel statüler: Romanya’nın birleşmesi, Sırbistan’dan Osmanlı garnizonlarının çekilmesi (1867), Lübnan (1861) ve Girit (1868) için özel yönetim düzenlemeleri ile Bulgar Eksarhlığı (1870), merkezin Balkanlar ve adalar üzerindeki denetimini zayıflatmıştır.
  • Tanzimat ordusu: 1843 düzenlemesiyle ordu Asakir-i Nizamiye adını almış, kur’a usulü ile belirli süreli askerlik getirilmiş; gayrimüslimlerden cizye yerine bedel-i askerî alınmaya başlanmıştır.
  • Yeni idari düzen: Muhassıllık denemesi (1840), İstanbul Şehremaneti (1855), 1864 Vilayet Nizamnamesi ve 1868’de kurulan Şura-yı Devlet ile Divan-ı Ahkam-ı Adliye, taşra ve merkez yönetimini yeniden biçimlendirmiştir.
  • Abdülaziz dönemi: Dış borçların büyümesi 1875 Ramazan Kararnamesi ile mali çöküşe varmış; Kırım ve Kafkasya’dan gelen göçler toplum yapısını değiştirmiş, dönem 1876’da padişahın tahttan indirilmesiyle kapanmıştır.

Bu dersin öteki kaynakları