Son üç haftada Medine dönemini Hicret'ten Veda Haccı'na kadar olay olay izledik. Bu hafta aynı döneme bir de içeriden bakıyoruz. Önce Mescid-i Nebevî'nin okul, meclis ve şifahane olarak gördüğü işleve, Ashâb-ı Suffe'ye ve Bedir esirlerinin öğretmenliğine değineceğiz. Ardından Bedir, Uhud ve Hendek'te uygulanan istişare (الشُّورَى) geleneğini inceleyeceğiz. Kısa bir Arapça diyalogla dinleme-sıralama-özetleme becerilerini çalışacak, siyer kavramlarının kök-kalıp ilişkisini çözeceğiz. Dil bilgisi bölümünde ise mezîd fiillerden türeyen ism-i fâil, ism-i mef'ûl ve mastar kalıplarını tanıyacağız. Son olarak etkinliklerde her gün karşımıza çıkan تَحَدَّثْ، نَاقِشْ، لَخِّصْ gibi emir yönergelerini öğreneceğiz.
Mescid-i Nebevî'nin Çok Yönlü İşlevi, Ashâb-ı Suffe ve Medine'de Eğitim
Hicretin ilk yılında yapılan Mescid-i Nebevî yalnızca namaz kılınan bir yer değildi. Siyer metinleri bunu şöyle özetler: لَمْ يَكُنِ الْمَسْجِدُ النَّبَوِيُّ مَكَانًا لِلصَّلَاةِ فَقَطْ، بَلْ كَانَ مَدْرَسَةً وَمَجْلِسًا لِلشُّورَى وَدَارًا لِاسْتِقْبَالِ الْوُفُودِ ('Mescid-i Nebevî yalnızca bir namaz yeri değildi; aynı zamanda bir okul, bir istişare meclisi ve heyetlerin karşılandığı bir evdi.'). Hz. Peygamber (s.a.v.) davaları burada dinler, gazvelerden önce ashabıyla burada istişare eder, ordular da buradan uğurlanırdı. Hendek Gazvesi'nde ağır yaralanan Sa'd b. Muâz için mescidin içine bir çadır kurulmuştu. Buhârî'nin aktardığına göre bunun amacı, Hz. Peygamber'in onu yakından ziyaret edebilmesiydi. Böylece mescit, gerektiğinde bir şifahane işlevi de gördü.
Mescidin bir köşesinde, üstü hurma dallarıyla örtülü gölgelikli bir bölüm vardı. Buraya suffe (الصُّفَّةُ) denir. Kalacak yeri ve ailesi olmayan muhacirler ile ilim öğrenmek için Medine'ye gelenler burada barınırdı. Bu kişilere Ashâb-ı Suffe (أَصْحَابُ الصُّفَّةِ ya da أَهْلُ الصُّفَّةِ) denir; sayıları zaman zaman değişmiştir. Onlar gece gündüz Kur'an ve yazı öğrenir, öğrendiklerini başkalarına aktarırdı: كَانَ أَهْلُ الصُّفَّةِ يَتَعَلَّمُونَ الْقُرْآنَ وَالْكِتَابَةَ. Cümledeki يَتَعَلَّمُونَ fiili, tefe'ul babından 'öğreniyorlardı' anlamındadır. Ubâde b. Sâmit, Suffe ehlinden bazı kişilere yazı ve Kur'an öğrettiğini anlatır: عَلَّمْتُ نَاسًا مِنْ أَهْلِ الصُّفَّةِ الْكِتَابَ وَالْقُرْآنَ (Ebû Dâvûd). En çok hadis rivayet eden sahabi olan Ebû Hüreyre de Suffe ehlindendi.
Medine'de okuma-yazmaya verilen değerin en çarpıcı örneği Bedir esirleriyle ilgilidir. Ahmed b. Hanbel ve İbn Sa'd'ın aktardığına göre, fidye ödeyecek durumda olmayan okuryazar esirlerin her biri, on Medineli çocuğa yazı öğrettiğinde serbest bırakıldı: عَلَّمَ كُلُّ أَسِيرٍ عَشَرَةً مِنْ أَوْلَادِ الْمَدِينَةِ الْكِتَابَةَ. Burada عَلَّمَ, mücerred عَلِمَ ('bildi') fiilinin tef'îl babına aktarılmış hâlidir. Bu bab fiili iki mef'ûl alan geçişli bir fiil yapar ve ona 'öğretti' anlamı kazandırır. Daha sonra vahiy kâtibi olacak genç Zeyd b. Sâbit, Hz. Peygamber'in isteği üzerine Yahudilerin yazısını da kısa sürede öğrenmiştir (Tirmizî). Bu örnekler, Medine döneminde davetin bilgiyle ve eğitimle birlikte yürüdüğünü gösterir.
| Mescidin İşlevi | Arapça İfade | Medine Döneminden Örnek |
|---|---|---|
| İbadet | الصَّلَاةُ وَالِاعْتِكَافُ | Beş vakit namaz, cuma ve itikaf |
| Eğitim | التَّعْلِيمُ | Ashâb-ı Suffe'nin Kur'an ve yazı öğrenmesi |
| İstişare | الشُّورَى | Uhud öncesinde şehirde mi dışarıda mı savaşılacağının konuşulması |
| Heyet kabulü | اِسْتِقْبَالُ الْوُفُودِ | Senetü'l-Vüfûd'da kabile heyetlerinin ağırlanması |
| Tedavi | مُدَاوَاةُ الْجَرْحَى | Hendek'te yaralanan Sa'd b. Muâz için kurulan çadır |
| Barınma | إِيوَاءُ الْفُقَرَاءِ | Kimsesiz muhacirlerin suffede kalması |
Gazvelerde İstişare ve Liderlik: Bedir, Uhud ve Hendek'ten Dersler
Medine döneminde alınan önemli kararların neredeyse tamamı istişare ile verildi. Kur'an bu ilkeyi iki yerde açıkça dile getirir. Müminleri وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ ('Onların işleri aralarında danışma iledir.' Şûrâ, 42/38) diye över. Hz. Peygamber'e ise Uhud'dan sonra وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ ('İş hakkında onlarla istişare et; karar verince de Allah'a tevekkül et.' Âl-i İmrân, 3/159) diye emreder. Aynı ش و ر kökünden üç mezîd fiil türer. Müfâale babındaki شَاوَرَ 'danıştı', istif'âl babındaki اِسْتَشَارَ 'görüş istedi', tefâul babındaki تَشَاوَرَ ise 'karşılıklı danıştılar' anlamına gelir. 'Görüş bildirdi' anlamındaki أَشَارَ fiili de aynı kökten, if'âl babındandır.
Bedir'den önce Hz. Peygamber ashabına أَشِيرُوا عَلَيَّ أَيُّهَا النَّاسُ ('Ey insanlar, bana görüşünüzü bildirin!') diye seslendi. Ensar adına Sa'd b. Muâz söz alıp tam bağlılığını bildirdi. Ordu konakladığında Hubâb b. Münzir şöyle sordu: أَهَذَا مَنْزِلٌ أَنْزَلَكَهُ اللَّهُ، أَمْ هُوَ الرَّأْيُ وَالْحَرْبُ وَالْمَكِيدَةُ؟ ('Burası Allah'ın sana indirdiği bir konak mı, yoksa bir görüş, savaş ve taktik meselesi mi?'). Hz. Peygamber بَلْ هُوَ الرَّأْيُ وَالْحَرْبُ وَالْمَكِيدَةُ ('Hayır, bu bir görüş, savaş ve taktik meselesidir') cevabını verdi. Bunun üzerine Hubâb'ın önerisi uygulandı ve ordu su kuyularına yakın bir yere taşındı (İbn Hişâm). Bu olay, vahiy dışındaki konularda uzman görüşüne başvurmanın güzel bir örneğidir.
Uhud'dan önce Hz. Peygamber'in görüşü şehirde kalıp savunma yapmaktı. Ancak gençlerin ağırlıkta olduğu çoğunluk düşmanı dışarıda karşılamak istedi ve çoğunluğun görüşü uygulandı. Abdullah b. Cübeyr komutasındaki elli okçu Ayneyn tepesine yerleştirildi ve onlara şu emir verildi: إِنْ رَأَيْتُمُونَا تَخْطَفُنَا الطَّيْرُ فَلَا تَبْرَحُوا مَكَانَكُمْ هَذَا حَتَّى أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ ('Kuşların bizi kapıp götürdüğünü görseniz bile, ben size haber gönderinceye kadar bu yerinizden ayrılmayın.' Buhârî). Okçuların çoğunun bu emre uymaması, kazanılmak üzere olan zaferi zor bir sınava dönüştürdü. Hicri 5'te Ahzâb ordusu Medine'ye yürüdüğünde ise Selmân-ı Fârisî'nin önerisiyle şehrin açık tarafına hendek kazıldı. Hz. Peygamber de toprak taşıyarak kazıya katıldı ve ashabıyla birlikte اللَّهُمَّ لَا عَيْشَ إِلَّا عَيْشُ الْآخِرَهْ، فَاغْفِرْ لِلْأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَهْ ('Allah'ım, asıl hayat ahiret hayatıdır; Ensar'ı ve Muhacirleri bağışla.' Buhârî) diyordu.
| Gazve (Arapça) | Hicri / Miladi | İstişare ve Öneri | Çıkarılan Ders |
|---|---|---|---|
| غَزْوَةُ بَدْرٍ | 2 / 624 | Hubâb b. Münzir: kuyulara yakın bir yerde konaklamak | Vahiy dışındaki işlerde uzman görüşü alınır. |
| غَزْوَةُ أُحُدٍ | 3 / 625 | Çoğunluk: düşmanı şehir dışında karşılamak; okçular tepeye yerleşir. | Karara uyulur; komutanın emrine bağlılık zaferin şartıdır. |
| غَزْوَةُ الْخَنْدَقِ | 5 / 627 | Selmân-ı Fârisî: şehrin açık tarafına hendek kazmak | Yeni ve yararlı fikir kimden gelirse gelsin değerlendirilir; lider yükü paylaşır. |
Medine Dönemi Temel Kavramları: Kök, Kalıp ve Anlam İlişkisi
Siyer metinlerindeki kavramların çoğu ya bir mezîd fiilden ya da o fiilin mastarından türer. Kökü ve babı tanıyan bir öğrenci, ilk kez gördüğü kelimenin anlamını büyük ölçüde tahmin edebilir. Örneğin الْهِجْرَةُ kelimesi mücerred هَجَرَ ('terk etti') fiiliyle ilgili bir isimdir. 'Göç etti' anlamındaki fiil ise müfâale babındaki هَاجَرَ - يُهَاجِرُ fiilidir. Bu fiilin ism-i fâili مُهَاجِرٌ (göç eden), çoğulu da الْمُهَاجِرُونَ olur. Medineli Müslümanlara verilen الْأَنْصَارُ adı ise نَصَرَ ('yardım etti') kökünden gelir ve 'yardımcılar' anlamındadır.
Hicretin ilk yılındaki kurumlar da bu yolla çözülebilir. الْمُؤَاخَاةُ (Muâhât), أ خ و kökünden müfâale babındaki آخَى - يُؤَاخِي fiilinin mastarıdır. Hemze ile elif birleşerek medli elife (آ) dönüşmüştür; kelimenin anlamı 'kardeş yapmak, kardeşleştirmek'tir. Medine Sözleşmesi için الصَّحِيفَةُ (yazılı belge) ve وَثِيقَةُ الْمَدِينَةِ ifadeleri kullanılır. Antlaşma yapmayı anlatan عَاهَدَ - يُعَاهِدُ - مُعَاهَدَةٌ fiili de müfâale babındandır. Savaşlarla ilgili iki kavramın farkına da dikkat edilmelidir. Hz. Peygamber'in bizzat katıldığı seferlere غَزْوَةٌ (gazve), katılmayıp bir komutan görevlendirdiği askerî birliklere ise سَرِيَّةٌ (seriyye) denir.
Aynı kökün farklı bablara girmesi anlamı değiştirir ama temel fikri korur. Bunun en güzel örneği ف ت ح köküdür. فَتَحَ 'açtı, fethetti' anlamındadır ve فَتْحُ مَكَّةَ kavramı buradan gelir. İfti'âl babındaki اِفْتَتَحَ 'açılış yaptı' demektir; mastarı اِفْتِتَاحٌ (açılış) olur. İnfiâl babındaki اِنْفَتَحَ ise 'açıldı' anlamındadır ve mef'ûl almaz. İstif'âl babındaki اِسْتَفْتَحَ 'açılmasını, hükmü istedi' anlamını taşır. Bedir'le ilgili ayette müşriklerin hüküm talebi bu kalıpla anlatılır: إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ ('Eğer hüküm (fetih) istiyorsanız, işte fetih size gelmiştir.' Enfâl, 8/19). Bu ayette 'istemek' anlamı istif'âl babından, 'fetih' anlamı ise mücerred mastardan gelir.
| Kavram | Kök | Kalıp / Bab | Anlamı |
|---|---|---|---|
| الْمُهَاجِرُونَ | ه ج ر | Müfâale ism-i fâili (مُهَاجِرٌ) çoğulu | Mekke'den Medine'ye göç edenler |
| الْأَنْصَارُ | ن ص ر | Mücerred kökten çoğul isim | Muhacirlere kucak açan Medineliler |
| الْمُؤَاخَاةُ | أ خ و | Müfâale mastarı | Muhacir ve Ensar arasında kurulan kardeşlik |
| الْمُعَاهَدَةُ | ع ه د | Müfâale mastarı | Antlaşma, karşılıklı söz |
| الِاسْتِشَارَةُ | ش و ر | İstif'âl mastarı | Görüş isteme, danışma |
| الِاسْتِشْهَادُ | ش ه د | İstif'âl mastarı | Şehit düşme |
| الْغَزْوَةُ / السَّرِيَّةُ | غ ز و / س ر ي | Mücerred kökten isim | Hz. Peygamber'in katıldığı / katılmadığı sefer |
Dinleme ve Okuma Metni: Mescid-i Nebevî'de Bir Ders Halkası
Aşağıdaki diyalog, bir öğretmen ile iki öğrencinin Medine'nin ilk yıllarını konuştuğu bir ders halkasını canlandırır. Önce dinleyin, sonra okuyun. Ardından olayları sıralayın ve mezîd fiilleri bulun. الْأُسْتَاذُ: يَا طُلَّابُ، مَا أَوَّلُ عَمَلٍ قَامَ بِهِ النَّبِيُّ بَعْدَ وُصُولِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ؟ (Öğrenciler, Peygamber'in Medine'ye vardıktan sonra yaptığı ilk iş nedir?) أَحْمَدُ: بَنَى الْمَسْجِدَ النَّبَوِيَّ، وَشَارَكَ الصَّحَابَةَ فِي حَمْلِ الْحِجَارَةِ. (Mescid-i Nebevî'yi inşa etti ve taş taşımada sahabilere katıldı.) الْأُسْتَاذُ: أَحْسَنْتَ! وَمَاذَا فَعَلَ بَعْدَ ذَلِكَ؟ (Aferin! Peki ondan sonra ne yaptı?) زَيْنَبُ: آخَى بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ، فَتَقَاسَمُوا الْبُيُوتَ وَالْأَمْوَالَ. (Muhacirlerle Ensar'ı kardeş yaptı; onlar da evlerini ve mallarını paylaştılar.) الْأُسْتَاذُ: وَكَيْفَ نَظَّمَ الْعَلَاقَاتِ بَيْنَ سُكَّانِ الْمَدِينَةِ؟ (Medine halkı arasındaki ilişkileri nasıl düzenledi?) أَحْمَدُ: كَتَبَ صَحِيفَةَ الْمَدِينَةِ، فَاتَّفَقَ الْمُسْلِمُونَ وَالْيَهُودُ عَلَى الدِّفَاعِ عَنِ الْمَدِينَةِ. (Medine Sözleşmesi'ni yazdırdı; Müslümanlar ve Yahudiler Medine'yi birlikte savunmak üzere anlaştılar.) زَيْنَبُ: ثُمَّ انْتَصَرَ الْمُسْلِمُونَ فِي بَدْرٍ، وَتَعَلَّمُوا دَرْسًا مُهِمًّا فِي أُحُدٍ، وَحَفَرُوا الْخَنْدَقَ حَوْلَ الْمَدِينَةِ. (Sonra Müslümanlar Bedir'de zafer kazandı, Uhud'da önemli bir ders aldı ve Medine'nin çevresine hendek kazdı.) الْأُسْتَاذُ: مَا الدَّرْسُ الَّذِي تَعَلَّمْنَاهُ مِنْ أُحُدٍ؟ (Uhud'dan öğrendiğimiz ders nedir?) أَحْمَدُ: أَنْ نَلْتَزِمَ بِأَوَامِرِ الْقَائِدِ، وَلَا نَتْرُكَ أَمَاكِنَنَا. (Komutanın emirlerine bağlı kalmak ve yerlerimizi terk etmemek.)
Diyaloğu dinledikten sonra olaylar şöyle sıralanır: Mescid-i Nebevî'nin inşası → Muâhât → Medine Sözleşmesi → Bedir → Uhud → Hendek. Okuma etkinliklerinde metne başlık yazmak da sık istenir. İyi bir başlık metnin ana fikrini kısaca verir: الْمَدِينَةُ الْمُنَوَّرَةُ: بِنَاءُ مُجْتَمَعٍ جَدِيدٍ ('Medine-i Münevvere: Yeni Bir Toplumun İnşası') ya da مِنَ الْمَسْجِدِ إِلَى الْخَنْدَقِ ('Mescitten Hendeğe'). Diyalogdaki mezîd fiiller şunlardır: شَارَكَ، أَحْسَنْتَ، آخَى، تَقَاسَمُوا، نَظَّمَ، اِتَّفَقَ، اِنْتَصَرَ، تَعَلَّمُوا ve نَلْتَزِمَ. Buna karşılık بَنَى، كَتَبَ، حَفَرُوا ve نَتْرُكَ fiilleri mücerreddir.
Metindeki sıralama bir yorum fırsatı da sunar. Hz. Peygamber önce mescitle toplumun manevi merkezini, ardından kardeşlikle sosyal dayanışmasını, sözleşmeyle de hukuki düzenini kurdu. Bu temeller atıldıktan sonra Medine dışarıdan gelen saldırılara karşı savunuldu. Yorum cümlesi şöyle kurulabilir: يَدُلُّ هَذَا عَلَى أَنَّ الدَّعْوَةَ فِي الْمَدِينَةِ بَدَأَتْ بِبِنَاءِ الْإِنْسَانِ ثُمَّ بِبِنَاءِ الْمُجْتَمَعِ ('Bu, Medine'de davetin önce insanı, sonra toplumu inşa ederek başladığını gösterir.'). Böylece Medine dönemi, iman esaslarının günlük hayata ve toplum düzenine nasıl yansıtılacağını gösteren bir model hâline gelmiştir.
| Diyalogdaki Mezîd Fiil | Kök | Bab | Anlamı |
|---|---|---|---|
| شَارَكَ | ش ر ك | Müfâale | katıldı, ortak oldu |
| أَحْسَنْتَ | ح س ن | İf'âl | güzel yaptın, aferin |
| آخَى | أ خ و | Müfâale | kardeş yaptı |
| تَقَاسَمُوا | ق س م | Tefâul | paylaştılar |
| نَظَّمَ | ن ظ م | Tef'îl | düzenledi |
| اِتَّفَقَ | و ف ق | İfti'âl | anlaştı |
| اِنْتَصَرَ | ن ص ر | İfti'âl | zafer kazandı |
| تَعَلَّمُوا | ع ل م | Tefe'ul | öğrendiler |
| نَلْتَزِمُ | ل ز م | İfti'âl | bağlı kalırız, uyarız |
Mezîd Fiillerden Türeyen İsimler: İsm-i Fâil, İsm-i Mef'ûl ve Mastar
Mücerred fiillerde ism-i fâil فَاعِلٌ, ism-i mef'ûl ise مَفْعُولٌ vezninde yapılır. Mezîd fiillerde ise tek ve düzenli bir kural vardır. Muzari fiilin başındaki harf-i mudâraa atılır ve yerine ötreli mim (مُـ) getirilir. Son harften önceki harf esreli olursa ism-i fâil, üstünlü olursa ism-i mef'ûl elde edilir. Örneğin يُعَلِّمُ (öğretir) fiilinden مُعَلِّمٌ (öğreten, öğretmen) ve مُعَلَّمٌ (öğretilen) türer. İstif'âl babındaki يَسْتَقْبِلُ (karşılar) fiilinden de مُسْتَقْبِلٌ (karşılayan) ve مُسْتَقْبَلٌ (karşılanan; gelecek zaman) türer. Görüldüğü gibi iki isim arasındaki fark çoğu zaman tek bir harekedir.
Siyer metinlerinin en temel kelimelerinin önemli bir kısmı mezîd ism-i fâillerdir. مُسْلِمٌ (teslim olan) if'âl babındaki أَسْلَمَ fiilinden, مُؤْمِنٌ (iman eden) yine if'âl babındaki آمَنَ - يُؤْمِنُ fiilinden gelir. مُهَاجِرٌ ve مُجَاهِدٌ müfâale babının ism-i fâilleridir. Medine döneminde ortaya çıkan مُنَافِقٌ (münafık) kelimesi de müfâale babındaki نَافَقَ fiilinden türer. Bazı ism-i mef'ûl kalıpları zamanla özel bir anlam kazanmıştır. İfti'âl babındaki مُجْتَمَعٌ 'toplanılan yer' anlamından 'toplum' anlamına geçmiştir. Şehrin adı الْمَدِينَةُ الْمُنَوَّرَةُ ise tef'îl babındaki نَوَّرَ ('aydınlattı') fiilinin ism-i mef'ûlüyle kurulur ve 'aydınlatılmış, nurlandırılmış şehir' anlamına gelir.
Mastarlar ise her babın kendine özgü kalıbıyla yapılır. Bu kalıplar ezberlendiğinde siyer kavramları kolayca tanınır. Mastar kalıpları şunlardır: if'âl إِفْعَالٌ (الْإِسْلَامُ), tef'îl تَفْعِيلٌ (التَّعْلِيمُ), müfâale مُفَاعَلَةٌ ya da فِعَالٌ (الْمُؤَاخَاةُ، الْجِهَادُ), tefe'ul تَفَعُّلٌ (التَّعَلُّمُ), tefâul تَفَاعُلٌ (التَّعَاوُنُ), ifti'âl اِفْتِعَالٌ (الِاجْتِمَاعُ), infiâl اِنْفِعَالٌ (الِانْطِلَاقُ) ve istif'âl اِسْتِفْعَالٌ (الِاسْتِقْبَالُ). Geçişsiz (lazım) fiillerin ism-i mef'ûlü tek başına kullanılmaz. Örneğin تَعَاوَنَ fiilinin ism-i fâili مُتَعَاوِنٌ (yardımlaşan) olur; ism-i mef'ûl ancak harf-i cerle kullanılabilir. Ayrıca mezîd fiillerde ism-i mef'ûl kalıbı aynı zamanda mekân ve zaman ismi olarak da kullanılır: مُنْطَلَقٌ (çıkış noktası).
| Bab | Muzari | İsm-i Fâil | İsm-i Mef'ûl | Mastar |
|---|---|---|---|---|
| İf'âl | يُرْسِلُ | مُرْسِلٌ (gönderen) | مُرْسَلٌ (gönderilen, elçi) | إِرْسَالٌ |
| Tef'îl | يُعَلِّمُ | مُعَلِّمٌ (öğretmen) | مُعَلَّمٌ (öğretilen) | تَعْلِيمٌ |
| Müfâale | يُعَاهِدُ | مُعَاهِدٌ (antlaşma yapan) | مُعَاهَدٌ (antlaşma yapılan) | مُعَاهَدَةٌ |
| Tefe'ul | يَتَعَلَّمُ | مُتَعَلِّمٌ (öğrenen) | — (geçişsiz kullanım) | تَعَلُّمٌ |
| Tefâul | يَتَعَاوَنُ | مُتَعَاوِنٌ (yardımlaşan) | — (geçişsiz) | تَعَاوُنٌ |
| İfti'âl | يَجْتَمِعُ | مُجْتَمِعٌ (toplanan) | مُجْتَمَعٌ (toplum) | اِجْتِمَاعٌ |
| İnfiâl | يَنْطَلِقُ | مُنْطَلِقٌ (yola çıkan) | مُنْطَلَقٌ (çıkış noktası) | اِنْطِلَاقٌ |
| İstif'âl | يَسْتَقْبِلُ | مُسْتَقْبِلٌ (karşılayan) | مُسْتَقْبَلٌ (gelecek) | اِسْتِقْبَالٌ |
Mezîd Fiillerin Emir Kipi ve Konuşma Yönergeleri
Arapça etkinliklerdeki yönergelerin neredeyse tamamı mezîd fiillerin emir kipidir. Emir kipi muzariden üç adımda yapılır. Önce muzarinin başındaki harf-i mudâraa atılır, sonra son harf sakin yapılır (يُلَخِّصُ → لَخِّصْ). Kalan kelime harekeli bir harfle başlıyorsa başka bir şey eklenmez. Bu durum tef'îl (لَخِّصْ، رَتِّبْ), müfâale (نَاقِشْ، قَارِنْ), tefe'ul (تَحَدَّثْ) ve tefâul (تَبَادَلْ) bablarında görülür. Kelime sakin bir harfle başlıyorsa başına bir hemze getirilir. If'âl babında bu hemze, cümle içinde de okunan hemze-i kat'tır (يُكْمِلُ → أَكْمِلْ). İfti'âl, infiâl ve istif'âl bablarında ise cümle içinde düşen hemze-i vasl gelir (اِسْتَمِعْ، اِنْطَلِقْ، اِسْتَخْرِجْ).
Konuşma etkinliklerinde bu yönergeler Medine konularıyla birleşir: تَحَدَّثْ عَنْ بِنَاءِ الْمَسْجِدِ النَّبَوِيِّ ('Mescid-i Nebevî'nin inşası hakkında konuş'), نَاقِشْ مَعَ زَمِيلِكَ أَهَمِّيَّةَ الشُّورَى فِي غَزْوَةِ الْخَنْدَقِ ('Arkadaşınla Hendek Gazvesi'nde istişarenin önemini tartış'), رَتِّبِ الْأَحْدَاثَ حَسَبَ وُقُوعِهَا ('Olayları oluş sırasına göre diz'), اِسْتَخْرِجِ الْأَفْعَالَ الْمَزِيدَةَ مِنَ النَّصِّ ('Metindeki mezîd fiilleri çıkar'). Emirden sonra harf-i tarifli bir kelime gelirse iki sakin yan yana gelir. Bu durumda emrin sonundaki sakin harf esre ile okunur: رَتِّبْ → رَتِّبِ الْأَحْدَاثَ. Yönergeye cevap verirken aynı fiilin mazi ya da muzarisi kullanılabilir. Örneğin 'Özetle' yönergesine 'Şöyle özetlerim' anlamında أُلَخِّصُ الْأَحْدَاثَ كَمَا يَلِي cümlesiyle başlanabilir.
Emir, muhataba göre şekil değiştirir. Tekil erkeğe تَحَدَّثْ, tekil kadına تَحَدَّثِي, çoğul erkeğe تَحَدَّثُوا, çoğul kadına ise تَحَدَّثْنَ denir. Olumsuz emir (nehiy), لَا + meczum muzari ile yapılır. Uhud'da okçulara verilen فَلَا تَبْرَحُوا مَكَانَكُمْ emri buna örnektir. Muâhât'ın ruhunu yansıtan ayette mezîd emir ve nehiy yan yana gelir: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا ('Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.' Âl-i İmrân, 3/103). Burada اِعْتَصِمُوا ifti'âl babının emridir. لَا تَفَرَّقُوا ise tefe'ul babındaki تَتَفَرَّقُوا fiilinin baştaki te'lerinden biri düşmüş hâlidir. Benzer bir yapı وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ ('İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.' Mâide, 5/2) ayetinde tefâul babıyla görülür.
| Bab | Muzari | Emir | Yönerge Örneği | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| İf'âl | يُكْمِلُ | أَكْمِلْ | أَكْمِلِ الْجُمَلَ الْآتِيَةَ | Aşağıdaki cümleleri tamamla. |
| Tef'îl | يُلَخِّصُ | لَخِّصْ | لَخِّصْ أَحْدَاثَ غَزْوَةِ أُحُدٍ | Uhud Gazvesi'nin olaylarını özetle. |
| Müfâale | يُنَاقِشُ | نَاقِشْ | نَاقِشْ مَعَ زَمِيلِكَ أَهَمِّيَّةَ الشُّورَى | Arkadaşınla şûrânın önemini tartış. |
| Tefe'ul | يَتَحَدَّثُ | تَحَدَّثْ | تَحَدَّثْ عَنْ أَهْلِ الصُّفَّةِ | Ehl-i Suffe hakkında konuş. |
| Tefâul | يَتَبَادَلُ | تَبَادَلْ | تَبَادَلِ الْأَدْوَارَ مَعَ زَمِيلِكَ | Arkadaşınla rolleri değiştir. |
| İfti'âl | يَسْتَمِعُ | اِسْتَمِعْ | اِسْتَمِعْ إِلَى الْحِوَارِ | Diyaloğu dinle. |
| İnfiâl | يَنْطَلِقُ | اِنْطَلِقْ | اِنْطَلِقْ مِنْ هَذَا السُّؤَالِ | Bu sorudan yola çık. |
| İstif'âl | يَسْتَخْرِجُ | اِسْتَخْرِجْ | اِسْتَخْرِجِ الْأَفْعَالَ الْمَزِيدَةَ | Mezîd fiilleri çıkar. |
Örnekler
Örnek 1Bedir'de Hubâb b. Münzir ile Hz. Peygamber arasında geçen şu konuşmayı Türkçeye çeviriniz ve altı çizilecek mezîd fiillerin babını belirleyiniz: أَهَذَا مَنْزِلٌ أَنْزَلَكَهُ اللَّهُ لَيْسَ لَنَا أَنْ نَتَقَدَّمَهُ وَلَا نَتَأَخَّرَ عَنْهُ، أَمْ هُوَ الرَّأْيُ وَالْحَرْبُ وَالْمَكِيدَةُ؟ قَالَ: بَلْ هُوَ الرَّأْيُ وَالْحَرْبُ وَالْمَكِيدَةُ.
Cevabı göster
1. adım (çeviri): 'Burası, Allah'ın sana indirdiği ve bizim ne ilerisine ne de gerisine geçebileceğimiz bir konak mı; yoksa bir görüş, savaş ve taktik meselesi mi? (Hz. Peygamber) Hayır, bu bir görüş, savaş ve taktik meselesidir, dedi.' 2. adım (mezîd fiiller): أَنْزَلَ fiilinin kökü ن ز ل'dir; başına hemze eklenmiştir ve fiil if'âl babındandır ('indirdi'). Sonundaki كَ ve هُ zamirdir. نَتَقَدَّمَ fiilinin kökü ق د م'dir; başında te bulunur ve orta harfi şeddelidir. Bu yüzden tefe'ul babındandır ('öne geçeriz'). نَتَأَخَّرَ ise kökü أ خ ر olan ve yine tefe'ul babından gelen bir fiildir ('geri kalırız'). 3. adım (mücerred): قَالَ üç harfli mücerred bir fiildir. 4. adım (yorum): Sahabi, kararın vahiy mi yoksa görüş mü olduğunu edeple sormuştur. Görüş olduğunu öğrenince de önerisini sunmuştur. Bu olay, istişarenin Medine'de bir yönetim ilkesi olduğunu gösterir.
Örnek 2Aşağıdaki mezîd fiillerin ism-i fâilini, ism-i mef'ûlünü ve mastarını yazınız: نَظَّمَ - يُنَظِّمُ، اِسْتَخْدَمَ - يَسْتَخْدِمُ، عَاهَدَ - يُعَاهِدُ، تَعَاوَنَ - يَتَعَاوَنُ.
Cevabı göster
1) نَظَّمَ (tef'îl): İsm-i fâili مُنَظِّمٌ (düzenleyen), ism-i mef'ûlü مُنَظَّمٌ (düzenlenmiş, düzenli), mastarı تَنْظِيمٌ (düzenleme). 2) اِسْتَخْدَمَ (istif'âl): İsm-i fâili مُسْتَخْدِمٌ (kullanan, kullanıcı), ism-i mef'ûlü مُسْتَخْدَمٌ (kullanılan), mastarı اِسْتِخْدَامٌ (kullanma). 3) عَاهَدَ (müfâale): İsm-i fâili مُعَاهِدٌ (antlaşma yapan), ism-i mef'ûlü مُعَاهَدٌ (kendisiyle antlaşma yapılan), mastarı مُعَاهَدَةٌ (antlaşma). 4) تَعَاوَنَ (tefâul): İsm-i fâili مُتَعَاوِنٌ (yardımlaşan) olur. Fiil geçişsiz olduğu için ism-i mef'ûlü tek başına kullanılmaz. Mastarı تَعَاوُنٌ (yardımlaşma) olur. Kural özeti: Muzarinin başındaki harf yerine مُـ getirilir. Sondan önceki harf esreli olursa ism-i fâil, üstünlü olursa ism-i mef'ûl elde edilir.
Örnek 3Aşağıdaki muzari fiillerden tekil erkek için emir yapınız ve her birinin babını belirtiniz: يُرَتِّبُ، يُشَارِكُ، يَسْتَمِعُ، يُكْمِلُ، يَتَحَدَّثُ، يَسْتَخْرِجُ.
Cevabı göster
1) يُرَتِّبُ → harf-i mudâraa atılır, kalan kelime harekeli رَ ile başlar → رَتِّبْ (sırala). Tef'îl babıdır. 2) يُشَارِكُ → شَارِكْ (katıl). Müfâale babıdır; hemze gelmez. 3) يَسْتَمِعُ → kalan سْتَمِعْ sakinle başlar; başına hemze-i vasl gelir → اِسْتَمِعْ (dinle). İfti'âl babıdır. 4) يُكْمِلُ → kalan كْمِلْ sakinle başlar; if'âl babı olduğu için hemze-i kat' gelir → أَكْمِلْ (tamamla). 5) يَتَحَدَّثُ → تَحَدَّثْ (konuş). Tefe'ul babıdır; te harekeli olduğu için hemze gelmez. 6) يَسْتَخْرِجُ → اِسْتَخْرِجْ (çıkar, bul). İstif'âl babıdır; başına hemze-i vasl gelir.
Örnek 4Diyaloğa göre Medine'nin ilk yıllarındaki olayları sıralayınız ve لَخِّصْ yönergesine dört Arapça cümleyle cevap veriniz. Her cümlede en az bir mezîd fiil bulunsun.
Cevabı göster
1. adım (sıra): Mescid-i Nebevî (H.1) → Muâhât (H.1) → Medine Sözleşmesi (H.1) → Bedir (H.2) → Uhud (H.3) → Hendek (H.5). 2. adım (özet): أَوَّلًا، بَنَى النَّبِيُّ الْمَسْجِدَ وَشَارَكَ أَصْحَابَهُ فِي الْعَمَلِ. (Önce Peygamber mescidi yaptı ve işte ashabına katıldı.) شَارَكَ: müfâale. ثُمَّ آخَى بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ. (Sonra Muhacirlerle Ensar'ı kardeş yaptı.) آخَى: müfâale. وَبَعْدَ ذَلِكَ نَظَّمَ حَيَاةَ الْمَدِينَةِ بِالصَّحِيفَةِ. (Bundan sonra Medine hayatını sözleşmeyle düzenledi.) نَظَّمَ: tef'îl. وَأَخِيرًا دَافَعَ الْمُسْلِمُونَ عَنِ الْمَدِينَةِ فِي بَدْرٍ وَأُحُدٍ وَالْخَنْدَقِ. (Son olarak Müslümanlar Medine'yi Bedir, Uhud ve Hendek'te savundu.) دَافَعَ: müfâale. 3. adım (kontrol): Bağlaçlar (أَوَّلًا، ثُمَّ، وَبَعْدَ ذَلِكَ، وَأَخِيرًا) sırayı açıkça göstermektedir.
Örnek 5وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ (Âl-i İmrân, 3/159) ayetini Türkçeye çeviriniz. Ayetteki fiillerin ve türemiş ismin kalıbını açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım (çeviri): 'İş hakkında onlarla istişare et; karar verdiğin zaman da Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.' 2. adım: شَاوِرْ fiilinin kökü ش و ر'dir. Müfâale babındaki يُشَاوِرُ muzarisinden yapılmış bir emirdir; sonundaki هُمْ zamirdir. Harf-i mudâraa atılınca kelime harekeli şın ile başladığı için hemze gelmemiştir. 3. adım: عَزَمْتَ mücerred bir mazidir (عَزَمَ: karar verdi). 4. adım: تَوَكَّلْ, tefe'ul babındaki يَتَوَكَّلُ muzarisinden yapılmış bir emirdir (Allah'a güven, dayan). 5. adım: يُحِبُّ, if'âl babındaki أَحَبَّ fiilinin muzarisidir (sever). 6. adım: الْمُتَوَكِّلِينَ, tefe'ul babının ism-i fâili olan مُتَوَكِّلٌ kelimesinin cem-i müzekker sâlimidir. İnne'nin ismi olan lafzatullahın mef'ûlü olduğu için mansuptur. Yorum: Ayet, danışma, karar verme ve Allah'a güvenme şeklinde üç aşamalı bir karar modeli sunar.
Örnek 6تَحَدَّثْ عَنْ أَهْلِ الصُّفَّةِ (Ehl-i Suffe hakkında konuş) yönergesine dört-beş cümlelik kısa bir Arapça sunumla cevap veriniz. Türkçesini ve kullandığınız mezîd fiillerin babını yazınız.
Cevabı göster
أَهْلُ الصُّفَّةِ صَحَابَةٌ فُقَرَاءُ سَكَنُوا فِي صُفَّةِ الْمَسْجِدِ النَّبَوِيِّ. (Ehl-i Suffe, Mescid-i Nebevî'nin suffesinde kalan fakir sahabilerdir.) كَانُوا يَتَعَلَّمُونَ الْقُرْآنَ وَالْكِتَابَةَ لَيْلًا وَنَهَارًا. (Gece gündüz Kur'an ve yazı öğrenirlerdi.) وَكَانَ النَّبِيُّ يُعَلِّمُهُمْ وَيُكْرِمُهُمْ وَيُرْسِلُ إِلَيْهِمُ الطَّعَامَ. (Peygamber onlara öğretir, ikramda bulunur ve onlara yemek gönderirdi.) وَمِنْ أَشْهَرِهِمْ أَبُو هُرَيْرَةَ الَّذِي رَوَى أَحَادِيثَ كَثِيرَةً. (En meşhurlarından biri, pek çok hadis rivayet eden Ebû Hüreyre'dir.) أَرَى أَنَّ الصُّفَّةَ كَانَتْ أَوَّلَ مَدْرَسَةٍ دَاخِلِيَّةٍ فِي الْإِسْلَامِ. (Kanaatimce Suffe, İslam'daki ilk yatılı okuldu.) Mezîd fiiller: يَتَعَلَّمُونَ (tefe'ul), يُعَلِّمُ (tef'îl), يُكْرِمُ ve يُرْسِلُ (if'âl). سَكَنُوا، رَوَى ve أَرَى ise mücerreddir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Bedir'de esir düşen ve fidye ödeyecek durumda olmayan okuryazar Mekkelilerin serbest bırakılma şartı aşağıdakilerden hangisidir?
Ahmed b. Hanbel ve İbn Sa'd'ın aktardığına göre okuryazar esirlerin her biri on Medineli çocuğa yazı öğretince serbest bırakılmıştır. Hendek ise Bedir'den üç yıl sonradır; bu yüzden D seçeneği zaman bakımından da yanlıştır.
2Hicri 5'te Ahzâb ordusuna karşı Medine'nin açık tarafına hendek kazılmasını öneren sahabi aşağıdakilerden hangisidir?
Hendek önerisi Selmân-ı Fârisî'ye aittir. Hubâb b. Münzir Bedir'de ordugâhın yeri hakkında görüş bildirmiştir. Abdullah b. Cübeyr Uhud'da okçuların komutanıdır. Sa'd b. Muâz ise Bedir öncesinde Ensar adına konuşmuş, Hendek'te de ağır yaralanmıştır.
3'Gelecek zaman' anlamında kullanılan مُسْتَقْبَلٌ kelimesi için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
مُسْتَقْبَلٌ, istif'âl babındaki يَسْتَقْبِلُ muzarisinden türemiştir. Sondan önceki harf olan be üstünlü olduğu için ism-i mef'ûldür. Esreli şekli مُسْتَقْبِلٌ ise 'karşılayan' anlamındaki ism-i fâildir.
4Aşağıdaki etkinlik yönergelerinden hangisi ifti'âl babından yapılmış bir emirdir?
اِسْتَمِعْ fiilinin kökü س م ع'dir. Sin asli harf, hemze ve te ise ziyadedir; bu yüzden fiil ifti'âl babındandır. لَخِّصْ tef'îl, نَاقِشْ müfâale, اِسْتَخْرِجْ ise istif'âl babındandır (kökü خ ر ج).
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Uhud'da Ayneyn tepesine yerleştirilen okçuların komutanı Abdullah b. Cübeyr'dir.
Hz. Peygamber yaklaşık elli okçuyu Abdullah b. Cübeyr komutasında tepeye yerleştirmiş ve yerlerinden ayrılmamalarını emretmiştir.
- Hendek kazılması fikri Bedir'de görüş bildiren Hubâb b. Münzir'e aittir.
Hendek fikri Selmân-ı Fârisî'ye aittir. Hubâb b. Münzir'in önerisi Bedir'de ordugâhın su kuyularına yakın bir yere taşınmasıyla ilgilidir.
- الْمُنَوَّرَةُ kelimesi tef'îl babındaki نَوَّرَ fiilinin ism-i mef'ûlüdür.
يُنَوِّرُ muzarisinden ötreli mim ve sondan önceki harfin üstünü ile مُنَوَّرٌ elde edilir. Kelimenin müennesi مُنَوَّرَةٌ, anlamı 'aydınlatılmış'tır.
- اِسْتَمَعَ fiili, başında اِسْتَـ bulunduğu için istif'âl babındandır.
Kökü س م ع olduğundan sin asli harftir. Ziyade harfleri yalnızca hemze-i vasl ve te'dir; fiil ifti'âl babındandır.
- أَكْمِلْ emrinin başındaki hemze, if'âl babına ait hemze-i kat'tır ve cümle içinde de okunur.
If'âl babının muzarisi ötreli olduğundan (يُكْمِلُ) emirde üstünlü hemze-i kat' gelir ve cümle içinde düşmez.
- Uhud'da Ayneyn tepesine yerleştirilen okçuların komutanı Abdullah b. Cübeyr'dir.
6Aşağıdaki Medine dönemi kavramlarını açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- 'Öğretmen' anlamındaki kelimesi tef'îl babının ism-i fâilidir.
- 'Gelecek zaman' anlamındaki kelimesi istif'âl babının ism-i mef'ûlüdür.
- 'Toplum' anlamında kullanılan kelimesi ifti'âl babının ism-i mef'ûl kalıbındadır.
- Uhud'dan sonra inen ayette Hz. Peygamber'e 'onlarla istişare et' anlamında müfâale babından emri verilmiştir.
- Etkinliklerde 'özetle' anlamında kullanılan tef'îl emri kelimesidir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Aşağıdaki metni okuyunuz: فِي السَّنَةِ الْخَامِسَةِ لِلْهِجْرَةِ تَجَمَّعَتِ الْأَحْزَابُ حَوْلَ الْمَدِينَةِ، فَاسْتَشَارَ النَّبِيُّ أَصْحَابَهُ، فَاقْتَرَحَ سَلْمَانُ الْفَارِسِيُّ حَفْرَ الْخَنْدَقِ، فَشَارَكَ النَّبِيُّ الصَّحَابَةَ فِي الْحَفْرِ. a) Metni Türkçeye çeviriniz. b) Mezîd fiilleri bulup kök ve bablarını belirleyiniz. c) Her mezîd fiilin ism-i fâilini ve mastarını yazınız. d) Metne Arapça bir başlık koyunuz. e) نَاقِشْ yönergesiyle metinle ilgili bir emir cümlesi kurunuz.
1. ipucu: 1. adım: Cümleyi فَـ bağlaçlarından bölerek dört parçaya ayırınız ve her parçayı ayrı ayrı çeviriniz.
2. ipucu: 2. adım: Her fiilin mazisinde harf sayısını bulup üç asli harfi ayırınız. Kalan harflerin yerine bakarak babı belirleyiniz. اِقْتَرَحَ fiilinde kökün ق ر ح olduğuna dikkat ediniz.
3. ipucu: 3. adım: Muzariyi yazınız ve harf-i mudâraa yerine مُـ getirerek ism-i fâili kurunuz; mastar için babın mastar veznini kullanınız. Başlık için olayın adını ve ana fikri birleştiriniz; emir cümlesinde نَاقِشْ مَعَ زَمِيلِكَ kalıbını kullanınız.
Cevap: a) Çeviri: 'Hicretin beşinci yılında Ahzâb (müttefik kabileler) Medine'nin çevresinde toplandı. Peygamber ashabına danıştı. Selmân-ı Fârisî hendek kazılmasını önerdi. Peygamber de kazıda sahabilere katıldı.' b) Mezîd fiiller: تَجَمَّعَتْ: kök ج م ع, tefe'ul babı (toplandı; sondaki te müennes alametidir). اِسْتَشَارَ: kök ش و ر, istif'âl babı (danıştı, görüş istedi). اِقْتَرَحَ: kök ق ر ح, ifti'âl babı (önerdi). شَارَكَ: kök ش ر ك, müfâale babı (katıldı). حَفْرٌ ise mücerred حَفَرَ fiilinin mastarıdır. c) Türemiş isimler: مُتَجَمِّعٌ / تَجَمُّعٌ; مُسْتَشِيرٌ / اِسْتِشَارَةٌ; مُقْتَرِحٌ / اِقْتِرَاحٌ; مُشَارِكٌ / مُشَارَكَةٌ. d) Başlık: الشُّورَى فِي غَزْوَةِ الْخَنْدَقِ ('Hendek Gazvesi'nde İstişare'). e) Emir cümlesi: نَاقِشْ مَعَ زَمِيلِكَ فَائِدَةَ الشُّورَى فِي غَزْوَةِ الْخَنْدَقِ. ('Arkadaşınla Hendek Gazvesi'nde istişarenin faydasını tartış.') Yorum: Metin, liderin danıştığını, iyi fikri benimsediğini ve işe bizzat katıldığını gösterir. Bu, Medine döneminin davette örnek liderlik modelini ortaya koyar.
Kısaca
- Mescidin işlevleri: Mescid-i Nebevî ibadetin yanında eğitim, istişare, heyet kabulü, yaralıların tedavisi ve kimsesizlerin barınması için kullanılan çok yönlü bir merkezdi.
- Medine'de eğitim: Ashâb-ı Suffe mescitte Kur'an ve yazı öğrendi. Fidye ödeyemeyen okuryazar Bedir esirleri ise on Medineli çocuğa yazı öğreterek serbest kaldı.
- İstişare: Bedir'de Hubâb b. Münzir'in, Hendek'te Selmân-ı Fârisî'nin önerisi uygulandı. Uhud'dan sonra inen وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ emriyle şûrâ, toplumun temel ilkelerinden biri olarak pekişti.
- Kök ve kalıp: Aynı kök farklı bablara girince anlamı değişir: فَتَحَ 'açtı', اِنْفَتَحَ 'açıldı', اِسْتَفْتَحَ ise 'açılmasını istedi' demektir.
- Türeyen isimler: Mezîd muzaride harf-i mudâraa yerine ötreli mim getirilir. Son harften önceki harf esreli olursa ism-i fâil (مُعَلِّمٌ), üstünlü olursa ism-i mef'ûl (مُعَلَّمٌ) elde edilir.
- Emir kalıpları: Muzariden harf-i mudâraa atılır, son harf sakin yapılır. لَخِّصْ، نَاقِشْ ve تَحَدَّثْ hemzesiz, أَكْمِلْ hemze-i kat'lı, اِسْتَمِعْ ise hemze-i vasllıdır.