Üç haftadır Medine dönemini olaylar, kurumlar ve kavramlar üzerinden inceledik. Bu hafta üniteyi tamamlıyoruz ve bu kez olayları yaşayan insanlara bakıyoruz. Ebû Eyyûb el-Ensârî'den Dıhye el-Kelbî'ye kadar dönemin önemli isimlerini tanıyacağız. Ardından Hudeybiye'de yapılan Bey'atü'r-Rıdvan'ı ve Medine döneminin son yılını okuyacağız. On yılı tek bir okuma metninde özetleyeceğiz. Dil bilgisi bölümünde siyer anlatımlarının vazgeçilmezi olan meçhul (edilgen) mezîd fiilleri (أُرْسِلَ، بُويِعَ، اُسْتُشْهِدَ) ve مَا، لَمْ، لَا، لَنْ ile kurulan olumsuz cümleleri öğreneceğiz. Son olarak tartışmalarda kullanılacak görüş bildirme kalıplarını çalışacağız.
Medine Döneminin Şahsiyetleri: Olaylar ve İsimler
Siyer, olayları onları yaşayan insanlarla birlikte anlatır. Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye vardığında devesi Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evinin yakınında çöktü. Mescit ve odalar tamamlanıncaya kadar Hz. Peygamber bu evde kaldı: اِسْتَضَافَ أَبُو أَيُّوبَ الْأَنْصَارِيُّ النَّبِيَّ فِي بَيْتِهِ ('Ebû Eyyûb el-Ensârî Peygamber'i evinde misafir etti.'). Buradaki اِسْتَضَافَ fiili ض ي ف kökünden, istif'âl babındandır. Muâhât'ın en bilinen örneği ise Abdurrahman b. Avf ile Sa'd b. Rebî'dir. Buhârî'nin rivayetine göre Sa'd malının yarısını kardeşine vermek istedi. Abdurrahman ona şöyle karşılık verdi: بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ، أَيْنَ سُوقُكُمْ؟ ('Allah ailene ve malına bereket versin; çarşınız nerede?'). Bu cümledeki بَارَكَ, müfâale babındandır.
Gazvelerde öne çıkan isimler de mezîd fiillerle anlatılır. Hz. Peygamber'in amcası Hamza b. Abdülmuttalib Uhud'da şehit düştü: اُسْتُشْهِدَ حَمْزَةُ فِي غَزْوَةِ أُحُدٍ. Kendisine 'şehitlerin efendisi' anlamında Seyyidü'ş-şühedâ denir. Hayber'de Hz. Peygamber, Buhârî'nin aktardığına göre şöyle buyurdu: لَأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَدًا رَجُلًا يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ('Yarın sancağı, Allah'ı ve Resûlünü seven bir adama vereceğim.'). Ertesi gün sancak Hz. Ali'ye verildi ve kale onun komutasında fethedildi. Bu cümlede أُعْطِيَنَّ ve يُحِبُّ if'âl babından muzari fiillerdir.
Diplomasi alanında da pek çok sahabi görev aldı. Hudeybiye'de Mekke'ye elçi olarak Hz. Osman gönderildi. Kureyş adına antlaşmayı müzakere eden kişi ise Süheyl b. Amr idi. Antlaşmadan sonra yazılan mektupları Dıhye el-Kelbî Bizans İmparatoru Herakleios'a, Amr b. Ümeyye ed-Damrî Habeş Necâşîsi'ne, Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî Sâsânî hükümdarı Kisrâ'ya, Hâtıb b. Ebî Belteа ise Mısır'daki Mukavkıs'a ulaştırdı. Hicretin ilk yılında ezan meşru kılındığında Medine'nin müezzinliğini Bilâl-i Habeşî üstlendi. Hz. Ebû Bekir ise son hastalık günlerinde Hz. Peygamber'in emriyle namazları kıldırdı. Bu isimleri olaylarla birlikte öğrenmek, eşleştirme ve özetleme etkinliklerinde büyük kolaylık sağlar.
| Şahsiyet | Arapça Adı | İlgili Olay | Mezîd Fiilli Cümle |
|---|---|---|---|
| Ebû Eyyûb el-Ensârî | أَبُو أَيُّوبَ الْأَنْصَارِيُّ | Hicret sonrası misafirlik | اِسْتَضَافَ النَّبِيَّ فِي بَيْتِهِ (istif'âl) |
| Abdurrahman b. Avf | عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ | Muâhât | آخَى النَّبِيُّ بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ (müfâale) |
| Hamza b. Abdülmuttalib | حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ | Uhud Gazvesi | اُسْتُشْهِدَ فِي أُحُدٍ (istif'âl, meçhul) |
| Hz. Ali | عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ | Hayber'in fethi | أُعْطِيَ الرَّايَةَ (if'âl, meçhul) |
| Hz. Osman | عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ | Hudeybiye elçiliği | أُرْسِلَ إِلَى مَكَّةَ (if'âl, meçhul) |
| Süheyl b. Amr | سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو | Hudeybiye Antlaşması | فَاوَضَ النَّبِيَّ نِيَابَةً عَنْ قُرَيْشٍ (müfâale) |
| Dıhye el-Kelbî | دِحْيَةُ الْكَلْبِيُّ | Herakleios'a davet mektubu | أَوْصَلَ الرِّسَالَةَ إِلَى هِرَقْلَ (if'âl) |
| Bilâl-i Habeşî | بِلَالٌ الْحَبَشِيُّ | Medine'de ilk ezan | أَذَّنَ فِي الْمَسْجِدِ النَّبَوِيِّ (tef'îl) |
Bey'atü'r-Rıdvan ve Hz. Osman'ın Elçiliği
Hicretin altıncı yılının Zilkade ayında (628) Hz. Peygamber, bin dört yüz civarında sahabiyle umre niyetiyle Mekke'ye doğru yola çıktı. Müslümanlar ihramlıydı ve yanlarında kurbanlık develer vardı. Kureyş onların şehre girmesine izin vermeyince ordu, Mekke'ye yakın Hudeybiye denen yerde konakladı. Hz. Peygamber, savaş için değil ziyaret için geldiklerini bildirmek üzere Hz. Osman'ı elçi olarak Mekke'ye gönderdi: أَرْسَلَ النَّبِيُّ عُثْمَانَ إِلَى قُرَيْشٍ لِيُخْبِرَهُمْ أَنَّ الْمُسْلِمِينَ جَاءُوا مُعْتَمِرِينَ ('Peygamber, Müslümanların umre yapmak için geldiklerini haber vermesi için Osman'ı Kureyş'e gönderdi.'). Cümledeki أَرْسَلَ ve يُخْبِرَ if'âl babındandır. مُعْتَمِرِينَ ise ifti'âl babındaki اِعْتَمَرَ ('umre yaptı') fiilinin ism-i fâilidir.
Hz. Osman'ın dönüşü gecikince öldürüldüğü haberi yayıldı. Bunun üzerine Hz. Peygamber ashabını bir ağacın altında topladı. Sahabiler, gerekirse sonuna kadar savaşacaklarına ve geri dönmeyeceklerine dair ona biat ettiler. Bu biate, Allah'ın hoşnutluğunu ifade eden ayetten dolayı Bey'atü'r-Rıdvan (بَيْعَةُ الرِّضْوَانِ) denir: لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا ('Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bildi, onlara güven ve huzur indirdi ve onları yakın bir fetihle ödüllendirdi.' Fetih, 48/18). Buhârî'nin rivayetine göre Hz. Peygamber sağ elini göstererek هَذِهِ يَدُ عُثْمَانَ ('Bu Osman'ın elidir') dedi ve onun yerine de kendi eliyle biat etti.
Kısa süre sonra Hz. Osman'ın sağ olduğu anlaşıldı. Kureyş, Süheyl b. Amr'ı müzakere için gönderdi ve görüşmeler sonunda Hudeybiye Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın maddeleri ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünüyordu. Ancak dönüş yolunda إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا ('Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.' Fetih, 48/1) ayetiyle başlayan sure indi. Müslim'in rivayetine göre Hz. Ömer أَوَفَتْحٌ هُوَ؟ ('Bu bir fetih mi?') diye sordu. Hz. Peygamber de نَعَمْ ('Evet') cevabını verdi. Sonraki iki yıl bu cevabı doğruladı. Barış ortamında davet mektupları gönderildi, Hayber fethedildi ve Müslümanların sayısı hızla arttı. Hicri 8'de Mekke on bin kişilik bir orduyla fethedildi. Bu süreç, Medine döneminde davetin barışla nasıl genişlediğini gösteren en açık örnektir.
| Kelime | Kök | Bab ve Tür | Anlamı |
|---|---|---|---|
| بَايَعَ - يُبَايِعُ | ب ي ع | Müfâale, malum fiil | biat etti, bağlılık sözü verdi |
| بَيْعَةٌ / مُبَايَعَةٌ | ب ي ع | Mastar ve isim | biat, bağlılık sözleşmesi |
| أَنْزَلَ | ن ز ل | If'âl, malum fiil | indirdi |
| أَثَابَ | ث و ب | If'âl, malum fiil | karşılık verdi, ödüllendirdi |
| مُعْتَمِرٌ | ع م ر | İfti'âl, ism-i fâil | umre yapan |
| مُبِينٌ | ب ي ن | If'âl (أَبَانَ), ism-i fâil | apaçık, açıklayan |
| تَفَاوَضَ / مُفَاوَضَاتٌ | ف و ض | Tefâul fiili, müfâale mastarının çoğulu | müzakere ettiler / müzakereler |
Medine Döneminin Son Yılı: Veda Haccı'ndan Vefata
Hicretin onuncu yılında (632) Hz. Peygamber, hayatındaki tek haccı olan Veda Haccı'nı yaptı. Arafat'ta, cuma gününe denk gelen vakfe günü şu ayet indi: الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا ('Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim.' Mâide, 5/3). Ayetin Arafat'ta indiğini Hz. Ömer bildirmiştir (Buhârî). Ayetteki أَكْمَلْتُ ve أَتْمَمْتُ fiillerinin ikisi de if'âl babındandır. أَتْمَمْتُ fiilinde kökün iki aynı harfi (ت م م), sakin zamirle karşılaşınca ayrı yazılmıştır. Bu ayet, Medine'de yirmi üç yıllık vahyin tamamlanmaya yaklaştığını haber veren bir müjde olarak anlaşıldı.
Medine'ye dönüşten birkaç ay sonra Hz. Peygamber hastalandı. Rahatsızlığı ağırlaşınca mescide çıkamaz oldu ve Buhârî'nin rivayetine göre مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ('Ebû Bekir'e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın.') buyurdu. Burada يُصَلِّ, tef'îl babındaki صَلَّى - يُصَلِّي fiilinin emir lamıyla meczum olmuş muzarisidir. Hz. Peygamber, Hicri 11 yılının Rebîülevvel ayında, bir pazartesi günü (Haziran 632) Hz. Âişe'nin odasında vefat etti ve oraya defnedildi. Son sözleri arasında اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الْأَعْلَى ('Allah'ım, en yüce dosta!') duası bulunur (Buhârî). Siyer metinleri vefatı çoğu zaman تُوُفِّيَ النَّبِيُّ ya da اِنْتَقَلَ النَّبِيُّ إِلَى الرَّفِيقِ الْأَعْلَى şeklinde anlatır.
Vefat haberi Medine'yi derinden sarstı; bazı sahabiler bu habere inanmak istemedi. Hz. Ebû Bekir topluluğa şöyle seslendi: مَنْ كَانَ يَعْبُدُ مُحَمَّدًا فَإِنَّ مُحَمَّدًا قَدْ مَاتَ، وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ ('Kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah'a ibadet ediyorsa bilsin ki Allah diridir, ölmez.' Buhârî). Ardından şu ayeti okudu: وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ ('Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geri mi döneceksiniz?' Âl-i İmrân, 3/144). Ayetteki قُتِلَ mücerred bir meçhul fiildir. اِنْقَلَبْتُمْ ise infiâl babından 'geri döndünüz' anlamındadır. Bu konuşma, davetin bir şahsa değil Allah'ın mesajına dayandığını hatırlatarak toplumu birlik içinde tuttu. Böylece yaklaşık on yıl süren Medine dönemi tamamlandı ve emanet ashaba geçti.
| Zaman | Olay | Arapça İfade | Öne Çıkan Mezîd Fiil |
|---|---|---|---|
| Zilhicce, Hicri 10 (Mart 632) | Veda Haccı ve Veda Hutbesi | حَجَّةُ الْوَدَاعِ | وَدَّعَ (tef'îl, vedalaştı) |
| Arafat günü | Mâide 5/3 ayetinin inmesi | الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ | أَكْمَلَ، أَتَمَّ (if'âl) |
| Hicri 11'in başları | Hastalık; Ebû Bekir'in imameti | فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ | صَلَّى (tef'îl) |
| Rebîülevvel, Hicri 11 (Haziran 632) | Hz. Peygamber'in vefatı | تُوُفِّيَ النَّبِيُّ | تُوُفِّيَ (tefe'ul, meçhul) |
| Vefat günü | Ebû Bekir'in konuşması | فَإِنَّ اللَّهَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ | اِنْقَلَبَ (infiâl, ayette) |
Okuma Metni: Medine'de On Yıl
Aşağıdaki metin, Medine dönemini yıl yıl özetler. Önce sesli okuyun, sonra her yılın olayını not edin. Ardından malum ve meçhul mezîd fiilleri işaretleyin. عَشْرُ سَنَوَاتٍ فِي الْمَدِينَةِ فِي السَّنَةِ الْأُولَى لِلْهِجْرَةِ بُنِيَ الْمَسْجِدُ النَّبَوِيُّ، وَآخَى النَّبِيُّ بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ، وَكُتِبَتْ صَحِيفَةُ الْمَدِينَةِ. (Hicretin ilk yılında Mescid-i Nebevî yapıldı, Peygamber Muhacirlerle Ensar'ı kardeş yaptı ve Medine Sözleşmesi yazıldı.) وَفِي السَّنَةِ الثَّانِيَةِ انْتَصَرَ الْمُسْلِمُونَ فِي بَدْرٍ، وَفِي السَّنَةِ الثَّالِثَةِ اُسْتُشْهِدَ سَبْعُونَ صَحَابِيًّا فِي أُحُدٍ. (İkinci yılda Müslümanlar Bedir'de zafer kazandı; üçüncü yılda Uhud'da yetmiş sahabi şehit düştü.) وَفِي السَّنَةِ الْخَامِسَةِ حُفِرَ الْخَنْدَقُ، فَانْصَرَفَ الْأَحْزَابُ خَائِبِينَ. (Beşinci yılda hendek kazıldı ve Ahzâb eli boş geri döndü.) وَفِي السَّنَةِ السَّادِسَةِ بَايَعَ الصَّحَابَةُ النَّبِيَّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ، ثُمَّ عُقِدَ صُلْحُ الْحُدَيْبِيَةِ، وَبَعْدَهُ أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ إِلَى الْمُلُوكِ. (Altıncı yılda sahabiler ağacın altında Peygamber'e biat etti, sonra Hudeybiye Antlaşması yapıldı; ardından hükümdarlara mektuplar gönderildi.) وَفِي السَّنَةِ السَّابِعَةِ فُتِحَتْ خَيْبَرُ، وَفِي السَّنَةِ الثَّامِنَةِ دَخَلَ الْمُسْلِمُونَ مَكَّةَ فَاتِحِينَ. (Yedinci yılda Hayber fethedildi; sekizinci yılda Müslümanlar Mekke'ye fatih olarak girdi.) وَفِي السَّنَةِ التَّاسِعَةِ اسْتَقْبَلَ النَّبِيُّ الْوُفُودَ فِي الْمَسْجِدِ، فَسُمِّيَتْ سَنَةَ الْوُفُودِ. (Dokuzuncu yılda Peygamber heyetleri mescitte karşıladı; bu yüzden o yıla 'heyetler yılı' adı verildi.) وَفِي السَّنَةِ الْعَاشِرَةِ حَجَّ النَّبِيُّ حَجَّةَ الْوَدَاعِ، وَفِي السَّنَةِ الْحَادِيَةَ عَشْرَةَ تُوُفِّيَ بَعْدَ أَنِ انْتَشَرَ الْإِسْلَامُ فِي الْجَزِيرَةِ الْعَرَبِيَّةِ. (Onuncu yılda Peygamber Veda Haccı'nı yaptı; on birinci yılda, İslam Arap Yarımadası'na yayıldıktan sonra vefat etti.)
Metindeki fiilleri üç gruba ayırabiliriz. Malum mezîd fiiller şunlardır: آخَى (müfâale), اِنْتَصَرَ (ifti'âl), اِنْصَرَفَ (infiâl), بَايَعَ (müfâale), اِسْتَقْبَلَ (istif'âl) ve اِنْتَشَرَ (ifti'âl). Meçhul mezîd fiiller ise اُسْتُشْهِدَ (istif'âl), أُرْسِلَتْ (if'âl), سُمِّيَتْ (tef'îl) ve تُوُفِّيَ (tefe'ul) fiilleridir. Meçhul mücerred fiiller de metinde yer alır: بُنِيَ، كُتِبَتْ، حُفِرَ، عُقِدَ ve فُتِحَتْ. Metinde bu kadar çok meçhul fiil kullanılmasının bir sebebi vardır. Tarih anlatımında çoğu zaman işi kimin yaptığı değil, olayın kendisi önemlidir. Örneğin 'hendek kazıldı' denirken herkesin birlikte kazdığı zaten bilinir.
Metin, okuma etkinliklerinde istenen iki beceriye de zemin hazırlar. Başlık yazma için ana fikir kısa bir isim tamlamasıyla verilebilir: مِنَ الْهِجْرَةِ إِلَى الْوَفَاةِ ('Hicret'ten Vefata') ya da الْمَدِينَةُ: دَوْلَةٌ وَدَعْوَةٌ ('Medine: Devlet ve Davet'). Yorumlama için de olayların yönüne bakılır. İlk beş yıl savunma ve toplum inşası yıllarıdır. Hudeybiye'den sonraki beş yıl ise barış, mektuplar ve heyetlerle davetin dışa açıldığı yıllardır. Bu yorum Arapça olarak şöyle ifade edilebilir: بَدَأَتِ الدَّعْوَةُ فِي الْمَدِينَةِ بِبِنَاءِ الْمُجْتَمَعِ وَالدِّفَاعِ عَنْهُ، ثُمَّ انْتَقَلَتْ بَعْدَ الصُّلْحِ إِلَى الْعَالَمِ ('Medine'de davet toplumu kurmak ve onu savunmakla başladı; barıştan sonra ise dünyaya açıldı.'). Bu cümlede اِنْتَقَلَتْ ifti'âl babındandır.
| Yıl (Hicri / Miladi) | Olay | Metindeki Fiil | Fiilin Türü |
|---|---|---|---|
| 1 / 622 | Mescit, Muâhât, Sözleşme | بُنِيَ، آخَى، كُتِبَتْ | Mücerred meçhul, müfâale malum, mücerred meçhul |
| 2 / 624 | Bedir zaferi | اِنْتَصَرَ | İfti'âl, malum |
| 3 / 625 | Uhud'da şehitler | اُسْتُشْهِدَ | İstif'âl, meçhul |
| 5 / 627 | Hendek ve Ahzâb'ın çekilmesi | حُفِرَ، اِنْصَرَفَ | Mücerred meçhul, infiâl malum |
| 6 / 628 | Biat, Hudeybiye, mektuplar | بَايَعَ، عُقِدَ، أُرْسِلَتْ | Müfâale malum, mücerred meçhul, if'âl meçhul |
| 7 / 628 | Hayber'in fethi | فُتِحَتْ | Mücerred meçhul |
| 8 / 630 | Mekke'nin Fethi | دَخَلَ | Mücerred malum |
| 9 / 630-631 | Senetü'l-Vüfûd | اِسْتَقْبَلَ، سُمِّيَتْ | İstif'âl malum, tef'îl meçhul |
| 10-11 / 632 | Veda Haccı ve vefat | تُوُفِّيَ، اِنْتَشَرَ | Tefe'ul meçhul, ifti'âl malum |
Mezîd Fiillerin Meçhul (Edilgen) Çatısı
Fiilin öznesi belirtilmeyip işin kendisine odaklanıldığında meçhul fiil (الْفِعْلُ الْمَبْنِيُّ لِلْمَجْهُولِ) kullanılır. Bu durumda özne düşer ve nesne onun yerini alır. Öznenin yerine geçen bu kelimeye nâib-i fâil (نَائِبُ الْفَاعِلِ) denir ve merfû okunur. Örneğin أَرْسَلَ النَّبِيُّ الرَّسَائِلَ ('Peygamber mektupları gönderdi') cümlesinde mansub olan الرَّسَائِلَ, meçhul cümlede merfû olur: أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ ('Mektuplar gönderildi'). Nâib-i fâil müennes olduğu için fiile müennes te'si (ـتْ) eklenmiştir. Mücerred fiillerde meçhul kalıbı فُعِلَ - يُفْعَلُ veznindedir (فُتِحَتْ مَكَّةُ). Mezîd fiillerde de mantık aynıdır, yalnızca harf sayısı arttığı için ötrelerin yeri değişir.
Mazi meçhulün temel kuralı: Sondan önceki harf esreli olur, ondan önceki bütün harekeli harfler de ötreli olur. Bu kural bablara şöyle uygulanır. If'âl ve tef'îl babında ilk harf ötre alır: أَرْسَلَ → أُرْسِلَ، عَلَّمَ → عُلِّمَ. Müfâale babında ilk harf ötre alınca arkasındaki elif vava dönüşür: بَايَعَ → بُويِعَ، شَاوَرَ → شُووِرَ. Te ile başlayan tefe'ul ve tefâul bablarında ilk iki harf ötreli olur: تَوَفَّى → تُوُفِّيَ، تَبَادَلَ → تُبُودِلَ. Hemze-i vasl ile başlayan bablarda ise hemze ve üçüncü harf ötreli olur: اِقْتَرَحَ → اُقْتُرِحَ، اِسْتَقْبَلَ → اُسْتُقْبِلَ. Kısaca iki harf her zaman sabittir: sondan önceki harf esre, kelimenin başı ise ötre alır.
Muzari meçhulün kuralı daha kolaydır: Harf-i mudâraa ötreli, sondan önceki harf üstünlü olur. Örnekler şunlardır: يُرْسِلُ → يُرْسَلُ، يُعَلِّمُ → يُعَلَّمُ، يُبَايِعُ → يُبَايَعُ، يَتَعَلَّمُ → يُتَعَلَّمُ، يَسْتَقْبِلُ → يُسْتَقْبَلُ. Dikkat edilirse dört harfli bablarda harf-i mudâraa zaten ötrelidir; bu bablarda değişen tek şey sondan önceki harftir. İnfiâl babı çoğunlukla bir başka fiilin etkisini kabul etme anlamı taşır ve geçişsizdir. Bu yüzden genellikle meçhul yapılmaz. Bazı meçhul fiiller kalıplaşarak kendine özgü bir anlam kazanmıştır. Örneğin اُسْتُشْهِدَ 'şehit düştü', تُوُفِّيَ ise 'vefat etti' demektir. Siyer metinlerinde bunlar malum fiil gibi çevrilir.
| Bab | Mazi Malum | Mazi Meçhul | Muzari Meçhul | Siyer Cümlesi |
|---|---|---|---|---|
| İf'âl | أَرْسَلَ | أُرْسِلَ | يُرْسَلُ | أُرْسِلَ عُثْمَانُ إِلَى مَكَّةَ |
| Tef'îl | عَلَّمَ | عُلِّمَ | يُعَلَّمُ | عُلِّمَ أَوْلَادُ الْمَدِينَةِ الْكِتَابَةَ |
| Müfâale | بَايَعَ | بُويِعَ | يُبَايَعُ | بُويِعَ النَّبِيُّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ |
| Tefe'ul | تَوَفَّى | تُوُفِّيَ | يُتَوَفَّى | تُوُفِّيَ النَّبِيُّ فِي الْمَدِينَةِ |
| Tefâul | تَبَادَلَ | تُبُودِلَ | يُتَبَادَلُ | تُبُودِلَتِ الرَّسَائِلُ |
| İfti'âl | اِقْتَرَحَ | اُقْتُرِحَ | يُقْتَرَحُ | اُقْتُرِحَ حَفْرُ الْخَنْدَقِ |
| İnfiâl | اِنْصَرَفَ | — (geçişsiz) | — | اِنْصَرَفَ الْأَحْزَابُ (malum kalır) |
| İstif'âl | اِسْتَقْبَلَ | اُسْتُقْبِلَ | يُسْتَقْبَلُ | اُسْتُقْبِلَتِ الْوُفُودُ فِي الْمَسْجِدِ |
Mezîd Fiillerle Olumsuz Cümleler ve Görüş Bildirme Kalıpları
Siyer olaylarını özetlerken ve tartışırken olumsuz cümlelere de sık ihtiyaç duyarız. Arapçada olumsuzluk bildiren dört temel edat vardır. مَا + mazi geçmişte olmayan bir işi anlatır: مَا قَاتَلَ الْمُسْلِمُونَ فِي الْحُدَيْبِيَةِ ('Müslümanlar Hudeybiye'de savaşmadı'). Aynı anlam لَمْ + meczum muzari ile de verilir ve yazı dilinde bu kalıp daha yaygındır: لَمْ يُقَاتِلِ الْمُسْلِمُونَ فِي الْحُدَيْبِيَةِ. Burada يُقَاتِلْ fiilinin sonundaki sükûn, arkasından gelen harf-i tarif yüzünden esreye dönmüştür. لَا + merfû muzari şimdiki ve geniş zamanı olumsuz yapar: لَا يَتَخَلَّى الْمُؤْمِنُ عَنْ أَخِيهِ ('Mümin kardeşini yalnız bırakmaz'). لَنْ + mansub muzari ise geleceği kesin bir dille olumsuz yapar: لَنْ نُخَالِفَ أَمْرَ الْقَائِدِ ('Komutanın emrine asla karşı gelmeyeceğiz').
Edatlar muzarinin sonunu değiştirir. Bu değişiklik özellikle çoğul ve ikil şekillerde açıkça görülür. لَمْ ve لَنْ, يُقَاتِلُونَ gibi beş fiil kalıplarının sonundaki nunu düşürür: لَمْ يُقَاتِلُوا ve لَنْ يُقَاتِلُوا. Ancak bu iki kalıbın anlamı farklıdır: İlki 'savaşmadılar', ikincisi 'savaşmayacaklar' demektir. Meçhul fiiller de aynı kurallarla olumsuz yapılır: مَا أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ قَبْلَ الصُّلْحِ ve لَمْ تُرْسَلِ الرَّسَائِلُ قَبْلَ الصُّلْحِ ('Mektuplar antlaşmadan önce gönderilmedi'). Geçen hafta gördüğümüz olumsuz emir (nehiy) de لَا ile yapılır, ama fiil meczum olur: لَا تَبْرَحُوا. Buna göre لَا + merfû muzari olumsuz bir haber, لَا + meczum muzari ise yasaklama bildirir.
Konuşma etkinliklerinde (نَاقِشْ مَعَ زَمِيلِكَ) arkadaşınızın görüşüne katılmak ya da itiraz etmek için mezîd fiilli kalıplar kullanılır. Bunlardan bazıları şunlardır: أُوَافِقُكَ الرَّأْيَ ('sana katılıyorum', müfâale), لَا أُوَافِقُكَ لِأَنَّ ... ('sana katılmıyorum, çünkü ...'), أَتَّفِقُ مَعَكَ ('seninle aynı fikirdeyim', ifti'âl), أَخْتَلِفُ مَعَكَ ('seninle farklı düşünüyorum', ifti'âl), أَقْتَرِحُ أَنْ ... ('... öneriyorum', ifti'âl), أَسْتَنْتِجُ أَنَّ ... ('... sonucunu çıkarıyorum', istif'âl). Örnek bir tartışmada bir öğrenci لَمْ يَنْتَصِرِ الْمُسْلِمُونَ فِي الْحُدَيْبِيَةِ ('Müslümanlar Hudeybiye'de kazanmadı') diyebilir. Arkadaşı da şöyle cevap verebilir: أَخْتَلِفُ مَعَكَ، لِأَنَّ الْقُرْآنَ سَمَّاهُ فَتْحًا مُبِينًا ('Seninle farklı düşünüyorum; çünkü Kur'an onu apaçık bir fetih diye adlandırdı'). Görüşler böyle gerekçeyle ve kibar bir dille ifade edildiğinde tartışma, Medine'deki istişare geleneğine uygun bir öğrenme etkinliğine dönüşür.
| Edat | Fiil Biçimi | Zaman ve Anlam | Mezîd Fiilli Örnek | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| مَا | Mazi | Geçmiş olumsuz | مَا اسْتَسْلَمَ الْمُسْلِمُونَ فِي الْخَنْدَقِ | Müslümanlar Hendek'te teslim olmadı. |
| لَمْ | Meczum muzari | Geçmiş olumsuz | لَمْ يَشْتَرِكِ النَّبِيُّ فِي السَّرِيَّةِ | Peygamber seriyyeye katılmadı. |
| لَا | Merfû muzari | Şimdiki / geniş zaman olumsuz | لَا يَتَخَلَّى الْمُؤْمِنُ عَنْ أَخِيهِ | Mümin kardeşini yalnız bırakmaz. |
| لَنْ | Mansub muzari | Gelecek olumsuz (kesin) | لَنْ نُخَالِفَ أَمْرَ الْقَائِدِ | Komutanın emrine asla karşı gelmeyeceğiz. |
| لَا (nehiy) | Meczum muzari | Olumsuz emir, yasaklama | لَا تَتْرُكُوا أَمَاكِنَكُمْ | Yerlerinizi terk etmeyin. |
Örnekler
Örnek 1Muâhât ile ilgili şu rivayeti Türkçeye çeviriniz ve mezîd fiilleri babıyla birlikte belirleyiniz: آخَى النَّبِيُّ بَيْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَسَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، فَعَرَضَ عَلَيْهِ سَعْدٌ نِصْفَ مَالِهِ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ: بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ، أَيْنَ سُوقُكُمْ؟
Cevabı göster
1. adım (çeviri): 'Peygamber, Abdurrahman b. Avf ile Sa'd b. Rebî'i kardeş yaptı. Sa'd ona malının yarısını teklif etti. Abdurrahman da şöyle dedi: Allah ailene ve malına bereket versin; çarşınız nerede?' 2. adım (mezîd fiiller): آخَى fiilinin kökü أ خ و'dir. Hemze ile elif birleşmiş, medli elif oluşmuştur; fiil müfâale babındandır ('kardeş yaptı'). بَارَكَ fiilinin kökü ب ر ك'dir; birinci harften sonra elif eklenmiştir ve fiil müfâale babındandır ('bereket verdi'). 3. adım (mücerred fiiller): عَرَضَ ('teklif etti, sundu') ve قَالَ üç harfli mücerred fiillerdir. 4. adım (yorum): Abdurrahman kardeşinin cömertliğine dua ile karşılık vermiş, kendi emeğiyle geçinmeyi seçmiştir. Muâhât hem paylaşmayı hem de onurlu bir çalışma ahlakını birlikte öğretmiştir.
Örnek 2Aşağıdaki malum cümleleri meçhul cümleye çeviriniz ve yaptığınız değişiklikleri açıklayınız: a) أَرْسَلَ النَّبِيُّ الرَّسَائِلَ إِلَى الْمُلُوكِ. b) اِسْتَقْبَلَ النَّبِيُّ الْوُفُودَ فِي الْمَسْجِدِ. c) بَايَعَ الصَّحَابَةُ النَّبِيَّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ. d) اِقْتَرَحَ سَلْمَانُ حَفْرَ الْخَنْدَقِ.
Cevabı göster
a) أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ إِلَى الْمُلُوكِ. ('Mektuplar hükümdarlara gönderildi.') Fâil olan النَّبِيُّ çıkarıldı. If'âl babında ilk harf ötre, sondan önceki harf esre aldı. Nâib-i fâil müennes çoğul olduğu için fiile ـتْ eklendi. Bu harf, harf-i tarif yüzünden esre ile okunur. b) اُسْتُقْبِلَتِ الْوُفُودُ فِي الْمَسْجِدِ. ('Heyetler mescitte karşılandı.') İstif'âl babında hemze ve üçüncü harf (te) ötre, sondan önceki harf (be) esre aldı. c) بُويِعَ النَّبِيُّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ. ('Peygamber'e ağacın altında biat edildi.') Müfâale babında ilk harf ötre aldı, elif vava döndü. Mef'ûl olan النَّبِيَّ nâib-i fâil olunca merfû oldu: النَّبِيُّ. d) اُقْتُرِحَ حَفْرُ الْخَنْدَقِ. ('Hendek kazılması önerildi.') İfti'âl babında hemze ve üçüncü harf (te) ötre, ra esre aldı. حَفْرَ merfû olarak حَفْرُ şeklini aldı.
Örnek 3لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا (Fetih, 48/18) ayetini Türkçeye çeviriniz. Mezîd fiilleri ve ism-i fâili kalıplarıyla açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım (çeviri): 'Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah müminlerden razı olmuştur. Kalplerindekini bildi, onlara güven ve huzur indirdi ve onları yakın bir fetihle ödüllendirdi.' 2. adım: يُبَايِعُونَكَ müfâale babındaki بَايَعَ fiilinin muzarisidir. Sonundaki كَ zamiri mef'ûldür. إِذْ ile birlikte biatın yapıldığı anı anlatır. 3. adım: أَنْزَلَ (ن ز ل) ve أَثَابَ (ث و ب) if'âl babındandır. İkisi de başına eklenen hemze ile geçişli bir anlam kazanmıştır: 'indirdi' ve 'karşılık verdi'. 4. adım: رَضِيَ ve عَلِمَ mücerred fiillerdir. 5. adım: الْمُؤْمِنِينَ, if'âl babındaki آمَنَ - يُؤْمِنُ fiilinin ism-i fâili olan مُؤْمِنٌ kelimesinin cem-i müzekker sâlimidir. Harf-i cer عَنْ ile mecrur olduğu için ـِينَ ile gelmiştir. Yorum: 'Yakın fetih' ifadesi, ayetin inişinden kısa süre sonra gerçekleşen Hayber'in fethi ve sonrasındaki kazanımlarla açıklanır.
Örnek 4Aşağıdaki olumlu cümleleri, parantezde verilen edatla olumsuz yapınız ve Türkçeye çeviriniz: a) يُقَاتِلُ الْمُسْلِمُونَ فِي الْحُدَيْبِيَةِ. (لَمْ) b) يَتْرُكُ الرُّمَاةُ أَمَاكِنَهُمْ. (لَنْ) c) أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ قَبْلَ الصُّلْحِ. (مَا) d) يَتَخَلَّى الْمُؤْمِنُ عَنْ أَخِيهِ. (لَا)
Cevabı göster
a) لَمْ يُقَاتِلِ الْمُسْلِمُونَ فِي الْحُدَيْبِيَةِ. ('Müslümanlar Hudeybiye'de savaşmadı.') لَمْ fiili meczum yaptı. Son harf sakin olacakken, harf-i tarifle karşılaşınca esre ile okundu. Fiil, fâil çoğul olsa da başta geldiği için tekil kalır. b) لَنْ يَتْرُكَ الرُّمَاةُ أَمَاكِنَهُمْ. ('Okçular yerlerini asla terk etmeyecek.') لَنْ fiili mansub yaptı ve son harf üstün aldı. يَتْرُكُ mücerred bir fiildir; kural mezîd fiillerde de aynıdır. c) مَا أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ قَبْلَ الصُّلْحِ. ('Mektuplar antlaşmadan önce gönderilmedi.') مَا maziyi değiştirmez; meçhul kalıp aynen korunur. Aynı anlam لَمْ تُرْسَلِ الرَّسَائِلُ ile de verilebilir. d) لَا يَتَخَلَّى الْمُؤْمِنُ عَنْ أَخِيهِ. ('Mümin kardeşini yalnız bırakmaz.') لَا merfû muzariyi değiştirmez. يَتَخَلَّى fiili tefe'ul babındandır (خ ل و).
Örnek 5'Medine'de On Yıl' okuma metninden hareketle: a) Hicri 6, 7 ve 8. yılların olaylarını sıralayınız. b) Metne Arapça yeni bir başlık yazınız. c) Medine döneminin İslam davetindeki yerini iki Arapça cümleyle yorumlayınız.
Cevabı göster
a) Sıralama: Hicri 6'da Bey'atü'r-Rıdvan (بَايَعَ الصَّحَابَةُ النَّبِيَّ), ardından Hudeybiye Antlaşması (عُقِدَ صُلْحُ الْحُدَيْبِيَةِ) ve davet mektupları (أُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ). Hicri 7'de Hayber'in fethi (فُتِحَتْ خَيْبَرُ). Hicri 8'de Mekke'nin Fethi (دَخَلَ الْمُسْلِمُونَ مَكَّةَ فَاتِحِينَ). b) Başlık: عَشْرُ سَنَوَاتٍ غَيَّرَتِ التَّارِيخَ ('Tarihi Değiştiren On Yıl'). Bu başlıktaki غَيَّرَتْ fiili tef'îl babındandır. c) Yorum: أَسَّسَ النَّبِيُّ فِي الْمَدِينَةِ مُجْتَمَعًا مُتَعَاوِنًا. ('Peygamber Medine'de yardımlaşan bir toplum kurdu.') ثُمَّ انْتَشَرَتِ الدَّعْوَةُ بَعْدَ الصُّلْحِ فِي الْجَزِيرَةِ الْعَرَبِيَّةِ كُلِّهَا. ('Sonra antlaşmadan sonra davet bütün Arap Yarımadası'na yayıldı.') Kullanılan mezîd kelimeler şunlardır: أَسَّسَ (tef'îl), مُجْتَمَعٌ (ifti'âl ism-i mef'ûlü), مُتَعَاوِنٌ (tefâul ism-i fâili), اِنْتَشَرَتْ (ifti'âl).
Örnek 6نَاقِشْ مَعَ زَمِيلِكَ: هَلْ كَانَ صُلْحُ الْحُدَيْبِيَةِ هَزِيمَةً أَمْ فَتْحًا؟ ('Arkadaşınla tartış: Hudeybiye Antlaşması bir yenilgi miydi, yoksa bir fetih mi?') yönergesine uygun, en az dört konuşmalık bir Arapça diyalog yazınız. Görüş bildirme kalıplarını ve olumsuz cümleleri kullanınız.
Cevabı göster
يُوسُفُ: أَرَى أَنَّ الْمُسْلِمِينَ لَمْ يَنْتَصِرُوا فِي الْحُدَيْبِيَةِ، لِأَنَّهُمْ لَمْ يَدْخُلُوا مَكَّةَ. (Yusuf: Bence Müslümanlar Hudeybiye'de kazanmadı, çünkü Mekke'ye girmediler.) مَرْيَمُ: أَخْتَلِفُ مَعَكَ، فَالْقُرْآنُ سَمَّاهُ فَتْحًا مُبِينًا. (Meryem: Seninle farklı düşünüyorum; Kur'an onu apaçık bir fetih diye adlandırdı.) يُوسُفُ: وَلَكِنْ لِمَاذَا سُمِّيَ فَتْحًا؟ (Yusuf: Peki neden fetih diye adlandırıldı?) مَرْيَمُ: لِأَنَّ الْحَرْبَ تَوَقَّفَتْ، فَأُرْسِلَتِ الرَّسَائِلُ وَانْتَشَرَ الْإِسْلَامُ، ثُمَّ فُتِحَتْ مَكَّةُ بَعْدَ سَنَتَيْنِ. (Meryem: Çünkü savaş durdu; mektuplar gönderildi ve İslam yayıldı. Sonra iki yıl içinde Mekke fethedildi.) يُوسُفُ: أَتَّفِقُ مَعَكِ الْآنَ؛ أَسْتَنْتِجُ أَنَّ السَّلَامَ كَانَ أَقْوَى مِنَ الْحَرْبِ. (Yusuf: Şimdi seninle aynı fikirdeyim; barışın savaştan daha güçlü olduğu sonucunu çıkarıyorum.) Kullanılan yapılar: Olumsuz cümleler لَمْ يَنْتَصِرُوا ve لَمْ يَدْخُلُوا (çoğulda nun düşer). Meçhul fiiller سُمِّيَ، أُرْسِلَتْ ve فُتِحَتْ. Görüş kalıpları أَخْتَلِفُ، أَتَّفِقُ ve أَسْتَنْتِجُ. Kadına hitapta zamir مَعَكِ şeklinde esreli olur.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Hudeybiye'de Mekke'ye elçi olarak gönderilen ve öldürüldüğü söylentisi üzerine Bey'atü'r-Rıdvan yapılan sahabi aşağıdakilerden hangisidir?
Hz. Peygamber, umre için geldiklerini bildirmek üzere Hz. Osman'ı Mekke'ye göndermiştir. Onun öldürüldüğü haberi yayılınca ağacın altında biat yapılmıştır. Dıhye el-Kelbî ise daha sonra Herakleios'a mektup götüren elçidir.
2بُويِعَ النَّبِيُّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ cümlesindeki بُويِعَ fiili için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Fiilin malumu müfâale babındaki بَايَعَ fiilidir. Mazi meçhulde ilk harf ötre alır, arkasındaki elif vava döner ve sondan önceki harf esreli olur: بُويِعَ. Bu yüzden النَّبِيُّ nâib-i fâil olarak merfûdur.
3Veda Haccı sırasında Arafat'ta inen ve dinin kemale erdiğini bildiren ayet aşağıdakilerden hangisidir?
Mâide 5/3 ayetinin Veda Haccı'nda Arafat'ta indiği Buhârî'de Hz. Ömer'den rivayet edilir. Fetih 48/1 Hudeybiye dönüşünde inmiştir. Âl-i İmrân 3/159 Uhud'la ilgilidir. Âl-i İmrân 3/144 ise vefat günü Hz. Ebû Bekir'in okuduğu ayettir.
4'Müslümanlar Hudeybiye'de savaşmadılar' anlamını dil bilgisi bakımından doğru olarak veren cümle aşağıdakilerden hangisidir?
لَمْ muzariyi cezm eder. Sakin olan son harf, harf-i tarifle karşılaşınca esre ile okunur. B seçeneğinde fiil merfû bırakıldığı için yanlıştır. C seçeneğinde لَنْ mazi fiille kullanılmıştır. D seçeneği ise olumsuz emirdir ve 'savaşmayın' anlamına gelir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Hz. Peygamber Medine'ye geldiğinde, mescit ve odalar tamamlanıncaya kadar Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evinde kaldı.
Hz. Peygamber'in devesi Ebû Eyyûb'un evinin yakınına çöktü. Hz. Peygamber, odaları bitene kadar bu evde misafir olarak kaldı.
- Bey'atü'r-Rıdvan, Mekke'nin Fethi'nden sonra Kâbe'nin önünde yapılmıştır.
Bey'atü'r-Rıdvan Hicri 6'da Hudeybiye'de, bir ağacın altında yapılmıştır. Mekke'nin Fethi ise Hicri 8'dedir.
- تُوُفِّيَ kalıp bakımından tefe'ul babının mazi meçhulüdür ve 'vefat etti' diye çevrilir.
Etken kalıbı تَوَفَّى ('canını aldı') şeklindedir. Te ile başlayan bablarda ilk iki harf ötreli olur, sondan önceki harf ise esre alır.
- لَنْ edatı muzari fiili cezm eder ve geçmiş zamanı olumsuz yapar.
لَنْ muzariyi nasb eder ve geleceği olumsuz yapar (لَنْ نُخَالِفَ). Muzariyi cezm ederek geçmişi olumsuz yapan edat لَمْ'dir.
- Hz. Peygamber'in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir, 'Allah diridir, ölmez' diyerek Âl-i İmrân suresinin 144. ayetini okudu.
Buhârî'nin rivayetine göre Hz. Ebû Bekir bu konuşmayı yapmış ve وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ ayetini okumuştur.
- Hz. Peygamber Medine'ye geldiğinde, mescit ve odalar tamamlanıncaya kadar Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evinde kaldı.
6Aşağıdaki Medine dönemi şahsiyetlerini ilgili oldukları olaylarla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- Hamza'nın Uhud'da şehit düştüğünü anlatan istif'âl babındaki meçhul fiil fiilidir.
- Hendek kazılmasının önerildiğini anlatan ifti'âl babındaki meçhul fiil fiilidir.
- Siyer metinlerinde Hz. Peygamber'in vefatı tefe'ul babının meçhulü olan fiiliyle anlatılır.
- Muzariyi cezm ederek geçmiş zamanı olumsuz yapan edat edatıdır.
- Muzariyi nasb ederek gelecek zamanı kesin olarak olumsuz yapan edat edatıdır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Aşağıdaki metni okuyunuz: فِي السَّنَةِ السَّادِسَةِ لِلْهِجْرَةِ أَرْسَلَ النَّبِيُّ عُثْمَانَ إِلَى مَكَّةَ، فَانْتَشَرَ خَبَرُ قَتْلِهِ، فَبَايَعَ الصَّحَابَةُ النَّبِيَّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ، ثُمَّ رَجَعَ عُثْمَانُ سَالِمًا. a) Metni Türkçeye çeviriniz. b) Mezîd fiilleri bulup kök ve bablarını belirleyiniz. c) أَرْسَلَ ve بَايَعَ içeren cümleleri meçhul yapınız. d) لَمْ ile 'Müslümanlar o yıl Mekke'ye girmedi' cümlesini kurunuz. e) Metne Arapça bir başlık yazınız ve olayın davetteki yerini tek cümleyle yorumlayınız.
1. ipucu: 1. adım: Metni فَـ ve ثُمَّ bağlaçlarından dört parçaya ayırınız ve her parçayı sırayla çeviriniz.
2. ipucu: 2. adım: Her fiilin harflerini sayınız; üç asli harfi ayırıp ziyade harflerin yerine bakınız. اِنْتَشَرَ fiilinde kökün ن ش ر olduğuna dikkat ediniz.
3. ipucu: 3. adım: Meçhul yaparken fâili çıkarınız, fiilin başını ötre ve sondan önceki harfini esre yapınız, mef'ûlü merfû okuyunuz. Olumsuz cümlede لَمْ muzariyi cezm eder ve çoğulda nun düşer.
Cevap: a) Çeviri: 'Hicretin altıncı yılında Peygamber Osman'ı Mekke'ye gönderdi. Onun öldürüldüğü haberi yayıldı. Bunun üzerine sahabiler ağacın altında Peygamber'e biat ettiler. Sonra Osman sağ salim geri döndü.' b) Mezîd fiiller: أَرْسَلَ: kök ر س ل, if'âl babı (gönderdi). اِنْتَشَرَ: kök ن ش ر, ifti'âl babı (yayıldı). بَايَعَ: kök ب ي ع, müfâale babı (biat etti). رَجَعَ ise mücerred bir fiildir. سَالِمًا, mücerred سَلِمَ fiilinin ism-i fâilidir ve hâl olarak kullanılmıştır. c) Meçhul cümleler: أُرْسِلَ عُثْمَانُ إِلَى مَكَّةَ ('Osman Mekke'ye gönderildi'). بُويِعَ النَّبِيُّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ ('Peygamber'e ağacın altında biat edildi'). Her iki cümlede de mef'ûl, nâib-i fâil olarak merfû okunmuştur. d) Olumsuz cümle: لَمْ يَدْخُلِ الْمُسْلِمُونَ مَكَّةَ فِي تِلْكَ السَّنَةِ. Fiil başta geldiği için tekil kalır. Sakin olan son harf, harf-i tarif yüzünden esre ile okunur. e) Başlık: بَيْعَةُ الرِّضْوَانِ: وَفَاءٌ وَأُخُوَّةٌ ('Rıdvan Biatı: Vefa ve Kardeşlik'). Yorum: تَدُلُّ هَذِهِ الْبَيْعَةُ عَلَى أَنَّ الصَّحَابَةَ اتَّحَدُوا لِلدِّفَاعِ عَنْ أَخِيهِمْ، فَكَانَتْ مُقَدِّمَةً لِلصُّلْحِ وَالْفَتْحِ. ('Bu biat, sahabilerin kardeşlerini savunmak için birleştiğini gösterir; böylece barışın ve fethin başlangıcı olmuştur.') Kullanılan اِتَّحَدُوا ifti'âl (و ح د), مُقَدِّمَةٌ ise tef'îl ism-i fâilidir.
Kısaca
- Şahsiyetler: Ebû Eyyûb el-Ensârî Hz. Peygamber'i evinde misafir etti. Hamza Uhud'da şehit düştü. Hz. Osman Hudeybiye'de elçi oldu. Dıhye el-Kelbî ise Herakleios'a davet mektubunu götürdü.
- Bey'atü'r-Rıdvan: Hicri 6'da Hz. Osman'ın öldürüldüğü söylentisi üzerine yaklaşık bin dört yüz sahabi ağacın altında biat etti. Fetih suresinin 18. ayeti bu biati إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ diye anar.
- Son yıl: Veda Haccı'nda Arafat'ta الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ ayeti indi (Mâide, 5/3). Hz. Peygamber Hicri 11 yılının Rebîülevvel ayında (632) Medine'de vefat etti.
- On yılın anlamı: Medine döneminde mescitle manevi merkez, kardeşlikle dayanışma, sözleşmeyle hukuk kuruldu. Savunma, barış ve davet mektuplarıyla İslam Arap Yarımadası'na yayıldı.
- Meçhul mezîd: Mazide ilk harekeli harf ötreli, sondan önceki harf esreli olur (أُرْسِلَ، عُلِّمَ). Muzaride ise harf-i mudâraa ötreli, sondan önceki harf üstünlü olur (يُرْسَلُ).
- Olumsuzluk: مَا + mazi ve لَمْ + meczum muzari geçmişi, لَا + merfû muzari şimdiki ve geniş zamanı, لَنْ + mansub muzari ise geleceği olumsuz yapar.