Geçen hafta Batı Cephesi'nin ana olaylarını tarih sırasıyla öğrendik: Kuva-yı Milliye'den düzenli orduya geçişi, İnönü zaferlerini, Kütahya-Eskişehir yenilgisini ve bu dönemin siyasi adımlarını. Bu hafta aynı tabloya daha yakından bakıyoruz: Batı Anadolu'da direnişin ilk kıvılcımlarını, cephane taşıyan isimsiz kahramanları, ordunun disiplin sorunlarını ve muharebeleri karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Ayrıca Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile İstiklal Marşı'nı birer belge gibi okuyarak dönemin ruhunu anlamaya çalışacağız.
İzmir'in İşgalinden Ayvalık'a: Batı Anadolu'da İlk Direniş Odakları
15 Mayıs 1919'da Yunan askerleri İzmir'e çıktığında şehirde büyük bir şaşkınlık yaşandı. Osmanlı yönetimi direnilmemesini istemesine rağmen gazeteci Hasan Tahsin, Yunan askerlerine ateş açarak işgale karşı ilk kurşunu attı ve şehit edildi. Bu olay, işgalin sessizce kabul edilmeyeceğini gösteren bir semboldür. İşgal sırasında yaşanan katliamlar, Anadolu'nun dört bir yanında protesto mitinglerinin düzenlenmesine yol açtı.
Yunan ordusu kısa sürede iç bölgelere ilerlemeye başladı. 29 Mayıs 1919'da Ayvalık'ta Yarbay Ali Bey (Çetinkaya) komutasındaki birlik, Yunanlılara karşı ilk düzenli silahlı direnişi gösterdi. Bu direniş önemlidir; çünkü bir Osmanlı subayının emrindeki askerlerle halkın birlikte hareket ettiğini gösterir. Aydın ve Nazilli çevresinde Demirci Mehmet Efe, Aydın yakınlarında Ekim 1919'daki Malgaç Baskını ile tanınan Yörük Ali Efe gibi önderler de yerel halkı silahlandırarak Yunan ilerleyişine karşı durdu.
Bu yerel direnişlerin ortak özelliği, kendiliğinden doğmaları ve bölgesel kalmalarıdır. Her önder kendi çevresini savunuyor, birlikler arasında ortak bir plan bulunmuyordu. Yine de bu direnişler, düşmanın hızını kesti, Anadolu'nun iç kısımlarının hazırlanmasına zaman kazandırdı ve halkta 'vatan bizim ellerimizle kurtulacak' inancını uyandırdı. Kısacası Kuva-yı Milliye, düzenli ordu doğana kadar cepheyi taşıyan bir köprü oldu.
| Yer / Kişi | Gelişme | Önemi |
|---|---|---|
| İzmir - Hasan Tahsin | 15 Mayıs 1919'da işgalcilere ilk kurşunu attı. | İşgale karşı direnişin sembolü oldu. |
| Ayvalık - Yarbay Ali Bey | 29 Mayıs 1919'da birliğiyle direndi. | Yunanlılara karşı ilk düzenli silahlı direniş |
| Aydın, Nazilli - Demirci Mehmet Efe | Efe ve zeybekleri teşkilatlandırdı. | Yunan ilerleyişini yavaşlattı. |
| Aydın çevresi - Yörük Ali Efe | Ekim 1919'da Malgaç Baskını'nı gerçekleştirdi. | Halkın moralini yükseltti. |
Kongreler, Cephanelik Baskınları ve İstiklal Yolu: Direnişin Arka Cephesi
Batı Anadolu'daki direniş yalnız silahlı çarpışmalardan ibaret değildi. Halk, mücadeleyi örgütlemek için bölgesel kongreler topladı. 1919-1920 yıllarında Balıkesir'de toplanan kongreler ve Ağustos 1919'daki Alaşehir Kongresi, Yunan işgaline karşı silahlı direnişin sürdürülmesine karar verdi; bölge halkından asker, para ve erzak toplanmasını düzenledi. Bu kongreler, Erzurum ve Sivas kongreleri gibi bütün yurdu değil, işgal altındaki bölgeyi ilgilendiren yerel nitelikte toplantılardı.
Direnişin en büyük sorunu silah ve cephane eksikliğiydi; çünkü Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı ordusunun silahları toplanıp depolara konmuştu. Bu depolardan biri olan Çanakkale yakınlarındaki Akbaş cephaneliğinden Ocak 1920'de büyük miktarda silah ve cephane gizlice alınarak Anadolu'ya gönderildi. İstanbul'da kurulan gizli gruplar da depolardan kaçırdıkları silahları deniz yoluyla Karadeniz kıyılarına ulaştırdı.
Gemilerle İnebolu'ya getirilen cephane, buradan Kastamonu üzerinden Ankara'ya ve oradan cepheye taşındı. Bu güzergâha bugün İstiklal Yolu denir. Kağnılarla, sırtlarda, kar ve çamur altında yapılan bu taşımacılıkta kadınlar, çocuklar ve yaşlılar büyük fedakârlık gösterdi. Cephane taşırken donarak hayatını kaybeden Şerife Bacı, bu isimsiz kahramanların sembolü olmuştur. Cephede savaşan Kara Fatma (Fatma Seher Hanım) gibi kadınlar da Türk kadınının Millî Mücadele'deki yerini göstermiştir.
| Arka Cephe Faaliyeti | Ne Yapıldı? | Cepheye Katkısı |
|---|---|---|
| Balıkesir ve Alaşehir kongreleri | Direnişin sürdürülmesine karar verildi; asker, para ve erzak toplandı. | Yerel direniş örgütlü hâle geldi. |
| Akbaş cephaneliği (Ocak 1920) | Depolardaki silah ve cephane Anadolu'ya gönderildi. | Silah sıkıntısı kısmen giderildi. |
| İstiklal Yolu | Cephane İnebolu-Kastamonu-Ankara hattından taşındı. | Cephenin ikmali sağlandı. |
| Kadınların ve halkın emeği | Kağnı ile taşıma, cephe gerisinde üretim ve hizmet | Millî birlik ve dayanışma güçlendi. |
Düzenli Orduya Geçişte Disiplin: Hıyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri
Düzenli ordu kurma kararı almak kolaydı; ancak bu orduyu ayakta tutmak çok zordu. Yıllardır süren savaşlardan yorgun düşen halk arasında askerden kaçma, yani firar yaygındı. Bazı bölgelerde Meclis'e karşı ayaklanmalar çıkıyor, İstanbul Hükümeti ve işgalciler halkı Ankara'ya karşı kışkırtıyordu. Ordunun güçlenmesi için önce iç düzenin sağlanması gerekiyordu.
BMM bu amaçla 29 Nisan 1920'de Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu çıkardı. Bu kanuna göre Meclis'in meşruluğuna karşı söz, yazı ya da eylemle çıkanlar vatan haini sayılacak ve ağır şekilde cezalandırılacaktı. Ardından Eylül 1920'de firarilerle ilgili kanunun uygulanması için İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Üyeleri milletvekillerinden oluşan bu mahkemeler, firarileri, isyancıları ve casusları yargıladı; kararları kesindi ve hızla uygulanıyordu.
Bu önlemler kısa sürede etkisini gösterdi: Firarlar azaldı, ayaklanmalar bastırıldı, halkın Meclis'e bağlılığı arttı ve askere alma işleri düzene girdi. İstiklal Mahkemelerinin üyelerinin milletvekili olması, o dönemde yargı yetkisinin de fiilen Meclis'te kullanıldığını gösterir; bu durum, Teşkilat-ı Esasiye'de yer alacak güçler birliği anlayışıyla uyumludur. Kısacası düzenli ordunun başarısı yalnız cephede değil, Meclis'in aldığı bu disiplin kararlarında hazırlanmıştır.
| Sorun | Alınan Önlem | Sonuç |
|---|---|---|
| Meclis'e karşı kışkırtma ve ayaklanmalar | Hıyanet-i Vataniye Kanunu (29 Nisan 1920) | Meclis'in otoritesi güçlendi. |
| Askerden kaçma (firar) | İstiklal Mahkemeleri (Eylül 1920) | Firarlar azaldı, ordu insan kaynağı arttı. |
| Dağınık ve disiplinsiz birlikler | Kuva-yı Milliye'nin düzenli orduya katılması | Tek komuta ve tek plan sağlandı. |
| Silah ve cephane eksikliği | Depolardan silah taşıma, Sovyet yardımı | Ordunun donanımı güçlendi. |
Üç Muharebenin Karşılaştırmalı Çözümlemesi
Batı Cephesi'nde 1921 yılının ilk yarısında yapılan üç büyük muharebeyi yan yana koyduğumuzda önemli bir tablo ortaya çıkar. I. İnönü (6-10 Ocak 1921) ve II. İnönü (23 Mart-1 Nisan 1921) muharebelerinde Türk ordusu, Eskişehir'in batısındaki engebeli İnönü mevzilerinde savunma yaparak düşmanı durdurdu. Bu araziyi iyi tanımak, savunma hatlarını önceden hazırlamak ve yeni ordunun disiplini, sayıca üstün düşmana karşı avantaj sağladı.
Yunan ordusunun hedefi her seferinde aynıydı: Eskişehir ve Afyon gibi demiryolu kavşaklarını ele geçirerek Ankara'ya ulaşmak ve TBMM'yi yıkmak. Demiryolu, ordunun asker ve cephane taşıması için hayati önemdeydi. II. İnönü'de Yunan ordusu iki koldan (Bursa ve Uşak yönünden) saldırdı; ancak ana saldırının İnönü'de durdurulması sonucu belirledi. Kütahya-Eskişehir (10-24 Temmuz 1921) muharebelerinde ise Yunanistan ordusunu büyük ölçüde güçlendirmiş, Türk ordusunun yeni toparlanan birliklerine karşı sayı ve silah üstünlüğü sağlamıştı. Sonuçta Afyon, Kütahya ve Eskişehir düşman eline geçti.
Bu yenilgiden sonra Mustafa Kemal Paşa cepheye giderek komutanlarla durumu değerlendirdi ve ordunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesine karar verdi. Bu kararın mantığı şuydu: Ordu yok olursa vatan da kaybedilirdi; toprak ise ordu yaşadıkça geri alınabilirdi. Çekilme, düşmanı ikmal merkezlerinden uzaklaştıracak, Türk ordusuna toparlanma zamanı kazandıracaktı. Ancak bu karar Meclis'te sert eleştirilere yol açtı; bazı milletvekilleri Meclis'in Kayseri'ye taşınmasını bile konuştu. Ankara'da yaşanan bu kaygılı günler, gelecek haftalarda işleyeceğimiz yeni kararların zeminini oluşturdu.
| Ölçüt | I. İnönü | II. İnönü | Kütahya-Eskişehir |
|---|---|---|---|
| Tarih | 6-10 Ocak 1921 | 23 Mart-1 Nisan 1921 | 10-24 Temmuz 1921 |
| Türk komutanı | İsmet Bey | İsmet Bey | İsmet Paşa; çekilme kararı Mustafa Kemal Paşa'nın |
| Türk ordusunun durumu | Yeni kurulmuş, savunmada | Daha deneyimli, savunmada | Sayı ve silahça zayıf |
| Sonuç | Türk zaferi | Türk zaferi | Yunan başarısı, Sakarya'nın doğusuna çekilme |
| Belirleyici etken | Disiplin ve hazır mevziler | Kararlı savunma ve moral | Yunan ordusunun sayı ve silah üstünlüğü |
Cephe ve Masa: Askerî Başarıların Diplomasiye Yansıması
Batı Cephesi'ni anlamanın en iyi yolu, cephe ile diplomasi masası arasındaki bağı görmektir. TBMM Hükümeti savaş meydanında güçlendikçe yabancı devletlerin ona bakışı değişti. I. İnönü'den önce İtilaf Devletleri Ankara'yı ciddiye almıyor, yalnız İstanbul Hükümeti'ni muhatap kabul ediyordu. I. İnönü'den sonra ise Ankara heyetini Londra Konferansı'na çağırmak zorunda kaldılar; bu da TBMM'nin fiilen tanınması demekti.
Londra'da Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, İngiltere ile esir değişimi, Fransa ve İtalya ile de Anadolu'nun bazı bölgelerinde bu devletlere ekonomik ayrıcalıklar tanıyan ayrı anlaşmalar imzaladı. TBMM, bu anlaşmaları Misakımillî'ye ve tam bağımsızlık ilkesine aykırı bularak onaylamadı. Bu tutum, Meclis'in zor şartlarda bile ilkelerinden taviz vermediğini gösterdi. Aynı günlerde Doğu'da Afganistan (1 Mart 1921) ve Sovyet Rusya (16 Mart 1921) ile imzalanan antlaşmalar, Ankara'nın yalnız olmadığını ortaya koydu.
II. İnönü zaferi bu dengeyi daha da değiştirdi. İtilaf Devletleri Türk-Yunan savaşında tarafsız kalacaklarını açıkladı; bu, Yunanistan'ın açık destekten yoksun kalması demekti. İtalya Anadolu'dan çekilmeye başladı, Fransa ise Haziran 1921'de görüşme yapmak üzere Ankara'ya temsilci gönderdi. Kütahya-Eskişehir yenilgisi ise bu görüşmeleri yavaşlattı; çünkü Avrupa devletleri savaşın sonucunu beklemeye başladı. Bu örnek bize şunu öğretir: Masada elde edilen her kazanç, cephedeki güce bağlıdır.
| Cephedeki Gelişme | Masadaki Yansıması |
|---|---|
| I. İnönü zaferi (Ocak 1921) | Londra Konferansı'na çağrılma; TBMM'nin fiilen tanınması |
| Ankara'nın güçlenmesi (Şubat-Mart 1921) | Afganistan ile Dostluk ve Sovyet Rusya ile Moskova antlaşmaları |
| Misakımillî'de kararlılık | Bekir Sami Bey'in anlaşmalarının TBMM tarafından onaylanmaması |
| II. İnönü zaferi (Nisan 1921) | İtilaf'ın tarafsızlık ilanı, İtalya'nın çekilmeye başlaması, Fransa'nın görüşmeye gelmesi |
| Kütahya-Eskişehir yenilgisi (Temmuz 1921) | Avrupa devletlerinin savaşın sonucunu beklemeye başlaması |
Belgelerle Dönemin Ruhu: Teşkilat-ı Esasiye ve İstiklal Marşı Üzerine Okumalar
Bir dönemi anlamanın yolu, o dönemde yazılan belgeleri okumaktır. 20 Ocak 1921'de kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, 23 maddeden oluşan kısa bir anayasadır; fakat söylediği şey çok büyüktür. 1876 Kanun-i Esasi'de egemenlik padişaha aitti, padişah meclisi kapatabiliyor ve hükümeti o atıyordu. Teşkilat-ı Esasiye ise ilk maddesiyle egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söyleyerek bu anlayışı tersine çevirdi. Kanunda padişahın adı bile geçmiyordu; devleti 'Türkiye Büyük Millet Meclisi' yönetir deniyordu.
İstiklal Marşı ise dönemin manevi belgesidir. Mehmet Akif Ersoy'un 10 kıtalık şiiri, 'Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak' dizesiyle başlar; yani daha ilk sözünde milleti korkuya kapılmamaya çağırır. Şiirde bayrak, bağımsızlık, iman, şehitlik ve vatan sevgisi temaları öne çıkar. 'Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal!' dizesi bağımsızlığın milletin hakkı olduğunu; 'Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın' dizesi ise en zor günlerde bile umudun kaybedilmediğini anlatır.
İki belgeyi birlikte düşündüğümüzde Millî Mücadele'nin iki temel dayanağı ortaya çıkar: Teşkilat-ı Esasiye hukuki ve siyasi temeli (millî egemenlik), İstiklal Marşı ise manevi temeli (bağımsızlık inancı ve fedakârlık) temsil eder. İkisinin de I. ve II. İnönü arasındaki kısa sürede kabul edilmesi tesadüf değildir: Cephedeki zafer, Meclis'e hem yeni devletin kurallarını yazma hem de milletin duygularını tek bir sesle dile getirme cesaretini vermiştir. Bugün İstiklal Marşı'nın ilk iki kıtasını ayakta ve saygıyla okumamız, bu ortak hafızaya sahip çıkmamızın bir göstergesidir.
| Ölçüt | Kanun-i Esasi (1876) | Teşkilat-ı Esasiye (1921) |
|---|---|---|
| Egemenliğin kaynağı | Padişah | Millet |
| Yasama | Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Âyan; padişahın onayı gerekir | TBMM |
| Yürütme | Padişah ve onun atadığı hükümet | TBMM (meclis hükümeti sistemi) |
| Güçlerin durumu | Güçler padişahta yoğunlaşmıştır | Güçler birliği: yasama ve yürütme Meclis'te |
| Hazırlanış ortamı | Padişahın onayıyla ilan edildi | Savaş içinde, millet adına Meclis tarafından kabul edildi |
Örnekler
Örnek 1Ayvalık'ta Yarbay Ali Bey'in gösterdiği direniş, İzmir'de Hasan Tahsin'in attığı ilk kurşundan hangi yönüyle ayrılır?
Cevabı göster
1. adım: Hasan Tahsin, 15 Mayıs 1919'da İzmir'de bireysel olarak işgalcilere ateş açmıştır; bu, işgale karşı direnişin sembolüdür. 2. adım: Yarbay Ali Bey ise 29 Mayıs 1919'da Ayvalık'ta emrindeki askerî birlikle ve halkla birlikte örgütlü bir direniş göstermiştir. 3. adım: Ayvalık direnişi, bir subayın komutasında ve askerî düzen içinde yapıldığı için Yunanlılara karşı ilk düzenli silahlı direniş kabul edilir. Sonuç: Fark, direnişin bireysel ya da örgütlü ve askerî olmasındadır.
Örnek 2İstiklal Yolu'nun (İnebolu-Kastamonu-Ankara) Millî Mücadele açısından önemini açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Mondros'tan sonra silahlar toplandığı için Anadolu'da büyük bir silah ve cephane sıkıntısı vardı. 2. adım: İstanbul'daki depolardan kaçırılan silahlar gemilerle Karadeniz kıyısındaki İnebolu'ya getirildi. 3. adım: Cephane, buradan kağnılarla ve sırtta Kastamonu üzerinden Ankara'ya, oradan cepheye taşındı; bu işte kadınlar, çocuklar ve yaşlılar büyük emek verdi. Sonuç: İstiklal Yolu cephenin ikmalini sağlamış ve millî birlik ve dayanışmanın sembolü olmuştur.
Örnek 3Hıyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri düzenli ordunun başarısına nasıl katkı sağlamıştır?
Cevabı göster
1. adım: Dönemin sorunları; firarlar, Meclis'e karşı ayaklanmalar ve kışkırtmalardı. 2. adım: 29 Nisan 1920'de çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu, Meclis'e karşı çıkmayı vatana ihanet saydı. 3. adım: Eylül 1920'de kurulan İstiklal Mahkemeleri, firarileri ve isyancıları hızla yargıladı. Sonuç: Firarlar azaldı, iç düzen sağlandı, ordunun insan kaynağı arttı. Böylece I. ve II. İnönü'de savaşacak disiplinli ordunun zemini hazırlandı.
Örnek 4İnönü muharebelerinde kazanılan zaferlerle Kütahya-Eskişehir'deki yenilginin nedenlerini karşılaştırınız.
Cevabı göster
İnönü zaferlerinin nedenleri: Türk ordusu Eskişehir'in batısındaki hazırlanmış İnönü mevzilerinde savunma yaptı; yeni ordunun disiplini, kararlılığı ve İsmet Bey'in komutası etkili oldu. Kütahya-Eskişehir yenilgisinin nedeni: Üst üste iki yenilgi alan Yunanistan ordusunu büyük ölçüde güçlendirdi; Yunan ordusu sayı ve silah üstünlüğü sağladı. Sonuç: Türk ordusu, yok olmamak ve toparlanmak için Sakarya Nehri'nin doğusuna çekildi; bu, ordunun korunmasını amaçlayan bilinçli bir karardır.
Örnek 5TBMM'nin Bekir Sami Bey'in Londra'da yaptığı anlaşmaları onaylamaması neyi gösterir?
Cevabı göster
1. adım: Bekir Sami Bey, Londra'da İngiltere ile esir değişimi, Fransa ve İtalya ile Anadolu'da bu devletlere ekonomik ayrıcalık tanıyan anlaşmalar imzalamıştı. 2. adım: Ekonomik ayrıcalık vermek, Misakımillî'deki tam bağımsızlık ilkesine aykırıydı. 3. adım: TBMM bu anlaşmaları onaylamadı; Bekir Sami Bey Dışişleri Bakanlığından ayrıldı. Sonuç: Bu durum, Meclis'in zor şartlarda bile Misakımillî'den taviz vermediğini ve dış politikada son kararın Meclis'e ait olduğunu gösterir.
Örnek 6Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nu 1876 Kanun-i Esasi ile egemenlik ve yürütme açısından karşılaştırınız.
Cevabı göster
Egemenlik: Kanun-i Esasi'de egemenlik padişaha, Teşkilat-ı Esasiye'de ise kayıtsız şartsız millete aittir. Yürütme: Kanun-i Esasi'de hükümeti padişah atar ve yönetir; Teşkilat-ı Esasiye'de yürütme yetkisi TBMM'dedir ve Meclis bu yetkiyi kendi içinden seçtiği vekiller aracılığıyla kullanır (meclis hükümeti sistemi). Sonuç: Teşkilat-ı Esasiye, yönetimin padişahtan alınıp millete verilmesinin hukuki belgesidir ve ileride Cumhuriyet'in ilanına zemin hazırlamıştır.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Yunanlılara karşı ilk düzenli silahlı direniş aşağıdakilerden hangisinde gösterilmiştir?
29 Mayıs 1919'da Ayvalık'ta Yarbay Ali Bey komutasındaki birliğin direnişi, Yunanlılara karşı ilk düzenli silahlı direniştir. Hasan Tahsin ise İzmir'de işgalcilere ilk kurşunu atmıştır.
2Balıkesir ve Alaşehir kongreleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Balıkesir ve Alaşehir kongreleri bölgesel kongrelerdir; Yunan işgaline karşı Batı Anadolu'da silahlı direnişin sürdürülmesi, asker ve para toplanması gibi kararlar almışlardır. Misakımillî ise Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde kabul edilmiştir.
3İstiklal Mahkemelerinin üyelerinin milletvekillerinden oluşması aşağıdakilerden hangisini gösterir?
Milletvekillerinin yargılama yapması, o olağanüstü dönemde yargı yetkisinin de fiilen Meclis'te toplandığını gösterir; bu, güçler birliği anlayışıyla uyumludur.
4Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra ordunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Mustafa Kemal Paşa, ordunun dağılmasını önlemek, düşmanı ikmal merkezlerinden uzaklaştırmak ve Türk ordusuna toparlanma zamanı kazandırmak için çekilme kararı vermiştir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Hıyanet-i Vataniye Kanunu, BMM'nin meşruluğuna karşı çıkmayı vatana ihanet saymıştır.
29 Nisan 1920'de çıkarılan kanun, Meclis'e karşı söz, yazı veya eylemle çıkanları vatan haini saymıştır.
- İstiklal Yolu, İzmir'den Ankara'ya uzanan cephane taşıma güzergâhıdır.
İstiklal Yolu, İnebolu'dan Kastamonu üzerinden Ankara'ya uzanan güzergâhtır; İzmir o dönemde Yunan işgali altındadır.
- Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda egemenlik padişah ile millet arasında paylaştırılmıştır.
Teşkilat-ı Esasiye'ye göre egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir; padişahtan söz edilmemiştir.
- II. İnönü zaferinden sonra İtilaf Devletleri Türk-Yunan savaşında tarafsız kalacaklarını açıklamıştır.
II. İnönü'den sonra İtilaf Devletleri tarafsızlık ilan etmiş, İtalya da Anadolu'dan çekilmeye başlamıştır.
- Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'nı milletin malı saydığı için Safahat'a almamıştır.
Akif şiirini milletin malı kabul etmiş, ödül parasını da Dârülmesai'ye bağışlamıştır.
- Hıyanet-i Vataniye Kanunu, BMM'nin meşruluğuna karşı çıkmayı vatana ihanet saymıştır.
6Aşağıdaki kişi ve kavramları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- 29 Mayıs 1919'da Yunanlılara karşı ilk düzenli silahlı direniş 'ta gösterilmiştir.
- Ocak 1920'de Çanakkale yakınlarındaki cephaneliğinden alınan silahlar Anadolu'ya gönderilmiştir.
- İstanbul'dan gemilerle getirilen cephane Karadeniz kıyısındaki limanına indirilmiştir.
- Meclis'e karşı çıkmayı vatana ihanet sayan kanun Kanunu'dur.
- Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra Türk ordusu Nehri'nin doğusuna çekilmiştir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
8Bir öğrenci 'Batı Cephesi'nde kazanılan başarılar yalnız askerlerin cephede savaşmasıyla elde edilmiştir.' görüşünü savunmaktadır. Bu görüşü; arka cephe faaliyetleri, Meclis'in aldığı kararlar ve diplomasi olmak üzere üç açıdan değerlendirerek görüşün eksik olduğunu kanıtlarla gösteriniz.
1. ipucu: 1. adım: Arka cephe açısından silah ve cephanenin nereden, kimler tarafından ve hangi yolla taşındığını düşününüz (Akbaş, İstiklal Yolu, Şerife Bacı).
2. ipucu: 2. adım: Meclis'in iç düzeni sağlamak için aldığı kararları sıralayınız (Hıyanet-i Vataniye Kanunu, İstiklal Mahkemeleri, Teşkilat-ı Esasiye) ve bunların orduya etkisini yazınız.
3. ipucu: 3. adım: Diplomasi açısından Londra Konferansı, Afganistan ve Moskova antlaşmalarının ordunun ve TBMM'nin gücüne katkısını belirleyip genel bir sonuç cümlesi kurunuz.
Cevap: Görüş eksiktir; çünkü başarı birçok alanın ortak ürünüdür. Arka cephe: Mondros'tan sonra silahlar toplanmıştı. Akbaş cephaneliğinden ve İstanbul depolarından alınan silahlar İnebolu'ya getirildi, İnebolu-Kastamonu-Ankara hattındaki İstiklal Yolu'ndan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar tarafından cepheye taşındı. Bu emek olmasaydı ordu savaşacak cephaneyi bulamazdı. Meclis kararları: Hıyanet-i Vataniye Kanunu (29 Nisan 1920) ve İstiklal Mahkemeleri (Eylül 1920) firarları ve isyanları önleyerek ordunun insan kaynağını ve disiplinini korudu. Teşkilat-ı Esasiye (20 Ocak 1921) millî egemenliği ilan ederek mücadelenin hukuki temelini oluşturdu. Diplomasi: Londra Konferansı'nda TBMM fiilen tanındı; Afganistan (1 Mart 1921) ve Sovyet Rusya (16 Mart 1921) ile yapılan antlaşmalar Ankara'nın yalnız olmadığını gösterdi, Sovyetlerden silah ve para yardımı sağlandı. Sonuç: Batı Cephesi'ndeki başarılar; cephedeki askerin kahramanlığıyla birlikte arka cephedeki halkın fedakârlığı, Meclis'in kararlılığı ve diplomasinin desteğiyle kazanılmıştır. Bu, Millî Mücadele'nin bir millet topyekûn mücadelesi olduğunu gösterir.
Kısaca
- İlk Direniş: 15 Mayıs 1919'da İzmir'de Hasan Tahsin'in ilk kurşunu ve 29 Mayıs 1919'da Ayvalık'ta Yarbay Ali Bey'in direnişi, Batı Anadolu'da Kuva-yı Milliye hareketinin başlangıcını simgeler.
- Bölgesel Kongreler: Balıkesir ve Alaşehir kongreleri, Yunan işgaline karşı silahlı direnişi örgütleyen, asker ve para toplayan yerel kongrelerdir.
- Arka Cephe: Akbaş cephaneliğinden alınan silahlar ve İnebolu-Kastamonu-Ankara yolu (İstiklal Yolu) üzerinden kadınların, çocukların ve yaşlıların taşıdığı cephane, cephenin ayakta kalmasını sağlamıştır.
- Disiplin: Hıyanet-i Vataniye Kanunu (29 Nisan 1920) ve İstiklal Mahkemeleri (Eylül 1920), firarları ve Meclis'e karşı hareketleri önleyerek düzenli ordunun güçlenmesine katkı sağlamıştır.
- Karşılaştırma: İnönü zaferlerinde disiplinli savunma ve uygun arazi belirleyici olmuş; Kütahya-Eskişehir'de ise Yunan ordusunun sayı ve silah üstünlüğü sonucu belirlemiştir.
- Belgeler: Teşkilat-ı Esasiye millî egemenliği, İstiklal Marşı ise bağımsızlık, iman ve fedakârlık duygusunu ifade ederek Millî Mücadele'nin hukuki ve manevi temellerini oluşturmuştur.