İçeriğe geç

8. sınıf · T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük · 7. hafta (26-30 Ekim 2026)

Mondros Ateşkes Antlaşması ve Tepkiler

Millî Uyanış: Bağımsızlık Yolunda Atılan Adımlar teması · Konu özeti

Etkinlikler
Bu hafta

Önceki iki haftada Birinci Dünya Savaşı’nın nedenlerini, Osmanlı Devleti’nin savaştığı cepheleri ve savaşın sonuçlarını öğrendin. Savaşı kaybeden Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladı. Bu hafta o antlaşmanın maddelerini, ardından başlayan işgalleri ve aynı olaya verilen üç farklı tepkiyi inceleyeceksin: Osmanlı yönetiminin, Mustafa Kemal’in ve halkın tutumu. Haftanın sonunda 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı var; Cumhuriyet’in, Mondros’un imzalanmasından neredeyse tam beş yıl sonra ilan edildiğini fark etmen, bu haftanın anlamını kavramana yardımcı olacak.

Savaşın sonu ve ateşkese giden yol

1918 sonbaharında Osmanlı Devleti’nin savaşı sürdürecek gücü kalmamıştı. Suriye ve Filistin’deki cephe çökmüş, İngiliz birlikleri kuzeye doğru ilerliyordu. 29 Eylül 1918’de müttefik Bulgaristan savaştan çekilince Osmanlı toprakları ile Almanya arasındaki kara bağlantısı da kesildi. Bu gelişmeler üzerine Talat Paşa hükûmeti Ekim 1918’de istifa etti; yeni hükûmeti kuran Ahmet İzzet Paşa, İtilaf Devletleri’nden ateşkes istedi.

Osmanlı yönetimi ateşkes isterken ABD Başkanı Wilson’ın 8 Ocak 1918’de açıkladığı ilkelere güveniyordu. Bu ilkelere göre yenilen devletlerden toprak alınmayacak, her millet kendi geleceğine kendisi karar verecekti. Hükûmet bu yüzden ağır koşullar dayatılmayacağını, İngilizlerin de insaflı davranacağını umuyordu. Bu umudun ne kadar boş olduğunu birkaç hafta içinde göreceksin.

Görüşmeler için Bahriye Nazırı Rauf Bey’in başkanlığındaki heyet, Ege’deki Limni Adası’nın Mondros Limanı’na gitti. İtilaf Devletleri’ni temsil eden İngiliz Amiral Calthorpe ile görüşmeler 27 Ekim 1918’de İngiliz savaş gemisi Agamemnon’da başladı ve 30 Ekim 1918’de 25 maddelik Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti böylece Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilmiş oldu; ancak bu belge bir barış antlaşması değildi, yalnızca çatışmaları durduruyordu. Rauf Bey İstanbul’a döndüğünde ateşkesin beklenenden iyi olduğunu, devletin bağımsızlığının korunduğunu düşünüyordu.

Antlaşmanın ağır maddeleri

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın maddelerini okuduğunda, bunların sıradan bir ateşkesin çok ötesine geçtiğini görürsün. Çanakkale ve İstanbul Boğazları İtilaf Devletleri’ne açılacak, Boğazlardaki kaleler onlar tarafından işgal edilecekti. Sınır güvenliği ve iç düzen için gerekli askerler dışında Osmanlı ordusu terhis edilecek; silahlar, cephane ve savaş gemileri İtilaf Devletleri’ne teslim edilecekti. Böylece devletin kendini savunma gücü ortadan kaldırılıyordu.

Telsiz, telgraf ve kablolar ile bütün demir yolları İtilaf Devletleri’nin denetimine giriyordu. Bu maddeler, hem ülkenin haberleşmesini hem de asker ve mal taşımasını işgalcilerin kontrolüne veriyordu. Toros tünelleri de İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecekti; bu tüneller Anadolu ile Suriye ve Irak arasındaki geçişin anahtarıydı. Üstelik İtilaf Devletleri’nin esirleri serbest bırakılırken Osmanlı esirleri için böyle bir hak tanınmıyordu.

Antlaşmanın en tehlikeli maddesi 7. maddeydi: İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahip olacaktı. “Tehdit” sözcüğü tanımlanmadığı için işgalciler istedikleri yeri, istedikleri gerekçeyle işgal edebilecekti. 24. madde ise Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas’tan oluşan altı doğu ilinde (Vilayat-ı Sitte) karışıklık çıkarsa bu illerin işgal edilebileceğini söylüyordu; bu madde Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurma düşüncesine zemin hazırlıyordu.

MaddeNe diyor?Osmanlı Devleti için anlamı
1Boğazlar açılacak, Boğazlardaki kaleler İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.İstanbul savunmasız kaldı; İtilaf donanması Boğazlardan geçerek İstanbul önlerine geldi.
5Güvenlik için gerekli küçük bir kuvvet dışında ordu terhis edilecek.Devlet, işgallere karşı koyacak düzenli ordudan yoksun bırakıldı.
7İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit eden bir durumda herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek.Her yerin işgaline hukuki kılıf hazırlandı; Anadolu’daki işgaller bu maddeye dayandırıldı.
10Toros tünelleri İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.Anadolu ile Suriye ve Irak arasındaki geçiş denetim altına alındı.
12Hükûmet haberleşmesi dışındaki telsiz, telgraf ve kablolar İtilaf denetimine girecek.Ülke içi haberleşme işgalcilerin gözetimine girdi.
15Bütün demir yolları İtilaf Devletleri’nin denetimine verilecek.Asker ve malzeme taşıma olanağı kısıtlandı.
24Altı doğu ilinde karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri bu illerin bir bölümünü işgal edebilecek.Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurma planına zemin hazırlandı.

İşgaller başlıyor

Antlaşmanın mürekkebi kurumadan işgaller başladı. 3 Kasım 1918’de İngilizler Musul’a girdi; bu, ateşkesten sonraki ilk işgaldi ve dayanağı 7. maddeydi. 9 Kasım 1918’de yine İngilizler İskenderun’u işgal etti. 13 Kasım 1918’de ise İtilaf Devletleri’nin donanması İstanbul önlerine demirledi; başkent, resmen olmasa da fiilen işgal altına girmişti.

İşgaller 1919’da genişledi. İngilizler Aralık 1918’de Antep’e, Şubat 1919’da Maraş’a, Mart 1919’da Urfa’ya girdi; bu üç şehir yıl sonuna doğru Fransızlara bırakıldı. Fransızlar Aralık 1918’den itibaren Adana ve çevresine yerleşti. İtalyanlar 28 Mart 1919’da Antalya’yı, Yunanlılar ise 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti. İzmir’in Yunanlılara verilmesi, İngiltere’nin desteğiyle Paris Barış Konferansı’nda kararlaştırılmıştı.

İşgallerin hepsinin dayanağı aynıydı: 7. madde. Dikkat edersen İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar işgal ettikleri yerlerde güvenliklerini tehdit eden bir durum olduğunu kanıtlamak zorunda bile kalmadı. Mustafa Kemal’in ateşkes imzalanır imzalanmaz dile getirdiği endişe birkaç hafta içinde gerçeğe dönüşmüştü: Maddeler, İtilaf Devletleri tarafından istedikleri gibi yorumlanıyordu.

Yerİşgal eden devletTarih
Musulİngiltere3 Kasım 1918
İskenderunİngiltere9 Kasım 1918
İstanbul (donanmanın gelişi)İtilaf Devletleri13 Kasım 1918
Adana ve çevresiFransaAralık 1918
Antep, Maraş, Urfaİngiltere (sonra Fransa)Aralık 1918-Mart 1919
Antalyaİtalya28 Mart 1919
İzmirYunanistan15 Mayıs 1919

Osmanlı yönetiminin tutumu

Ateşkes imzalandığında tahtta, 4 Temmuz 1918’de padişah olan Sultan Vahdettin vardı. Hükûmetler kısa aralıklarla değişti: Ateşkesi imzalayan Ahmet İzzet Paşa hükûmeti Kasım 1918’de çekildi, onu Tevfik Paşa hükûmeti izledi; 4 Mart 1919’da ise Damat Ferit Paşa sadrazam oldu. Devleti savaşa sokan İttihat ve Terakki’nin önderleri Enver, Talat ve Cemal paşalar ise Kasım 1918’in ilk günlerinde ülkeyi terk etmişti.

Osmanlı yönetiminin ortak tutumu, İtilaf Devletleri’ne karşı koymamaktı. Padişah ve hükûmetler, savaşta yenilmiş ve ordusu dağıtılmış bir devletin direnemeyeceğini düşünüyor; işgalcileri kızdırmadan, onların isteklerine uyarak saltanatı ve hilafeti korumayı amaçlıyordu. İşgallere yalnız yazılı protestolarla karşılık verildi. Mustafa Kemal’in İskenderun’a asker çıkaran İngilizlere direnme isteği bile hükûmet tarafından geri çevrildi.

Padişah Vahdettin 21 Aralık 1918’de Meclis-i Mebusan’ı kapattı; böylece milletin temsilcilerinin söz hakkı da ortadan kalktı. Damat Ferit Paşa hükûmeti kurtuluşu İngiltere’nin himayesinde görüyor, halkın direniş girişimlerine kuşkuyla bakıyordu. Bu tutumu analiz ederken şunu görmelisin: Yönetim, milletin değil hanedanın geleceğini öne alıyor; kurtuluşu milletin gücünde değil, işgalcilerin insafında arıyordu.

Mustafa Kemal’in tepkisi

Mondros imzalandığında Mustafa Kemal Paşa, Suriye Cephesi’nde 7. Ordu’nun komutanıydı. Ateşkesin ertesi günü, 31 Ekim 1918’de, karargâhı Adana’da bulunan Yıldırım Orduları Grubu’nun komutanlığına getirildi. Ateşkes maddelerini okur okumaz hükûmete telgraflar çekti. Ona göre bu belge bir ateşkesten çok teslim belgesiydi; özellikle 7. madde, İtilaf Devletleri’nin ülkeyi diledikleri gibi işgal etmesine kapı aralıyordu ve maddeler kesinlikle onların lehine yorumlanacaktı.

Uyarıları yalnız sözde kalmadı. İngilizler İskenderun’a asker çıkarmak isteyince buna izin verilmemesi gerektiğini bildirdi ve birliklerine, gerekirse ateşle karşılık verilmesi talimatını verdi. Hükûmet ise İtilaf Devletleri’yle anlaşmazlık çıkmasın diye ona geri adım attırdı. 7 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu kaldırıldı; Mustafa Kemal, Harbiye Nezareti’nin emrine alınarak İstanbul’a çağrıldı.

13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldiğinde İtilaf donanmasının gemilerini Boğaz’da demirlemiş olarak gördü. Bu manzara karşısında yaveri Cevat Abbas Bey’e söylediği söz, sonraki yılların özeti gibidir: “Geldikleri gibi giderler.” İstanbul’da önce hükûmet yoluyla bir çıkış aradı: Padişahla birkaç kez görüştü, arkadaşı Fethi Bey ile Minber gazetesini çıkararak görüşlerini halka duyurmaya çalıştı, Şişli’deki evinde güvendiği komutanlarla durumu değerlendirdi.

Sonunda İstanbul’da bir şey yapılamayacağına, kurtuluşun ancak milletin kendi gücüyle Anadolu’dan başlatılacak bir mücadeleyle sağlanabileceğine karar verdi. Nutuk’ta bu kararını millî egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak diye özetler. 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması bu kararın ilk adımıdır; o adımı önümüzdeki haftalarda inceleyeceksin.

Halkın tepkisi: direniş, birlik ve vatanseverlik

Ordusu terhis edilen, hükûmeti sessiz kalan ülkede halk kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldı. İlk tepki örgütlenmekti: 1918’in sonundan itibaren işgal tehdidi altındaki bölgelerde Trakya Paşaeli, İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Kilikyalılar gibi cemiyetler kuruldu. Bu cemiyetler, yaşadıkları bölgenin Türk yurdu olduğunu basın yoluyla ve kongrelerle dünyaya duyurmaya, işgallere karşı halkı bilinçlendirmeye çalıştı.

İkinci tepki silahlı direnişti. Fransızlara karşı ilk kurşun 19 Aralık 1918’de Dörtyol’da atıldı. İzmir’in işgali sırasında gazeteci Hasan Tahsin, Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkarak şehit düştü. Yunan ilerleyişine karşı Mayıs 1919’un sonunda Ayvalık’ta Yarbay Ali Bey (Çetinkaya) komutasındaki birlik direnişe geçti; Ege’de, Güney’de ve Doğu’da halkın gönüllü olarak kurduğu silahlı birlikler ortaya çıktı. Bu birliklere Kuvayımilliye adı verildi.

Üçüncü tepki sesini yükseltmekti. İzmir’in işgalinden bir gün önce, 14 Mayıs 1919 gecesi, İzmirliler Maşatlık’ta toplanarak işgali reddettiklerini ilan etti. İşgalden sonra İstanbul’da Fatih, Üsküdar, Kadıköy ve Sultanahmet’te büyük mitingler düzenlendi; 23 Mayıs 1919’daki Sultanahmet Mitingi’nde Halide Edip on binlerce kişiye seslendi. Anadolu’nun dört bir yanından İstanbul’a ve İtilaf Devletleri’ne protesto telgrafları gönderildi.

Bu tepkileri millî birlik ve beraberlik ile vatanseverlik açısından değerlendirdiğinde şunu görürsün: Köylü ve kentli, kadın ve erkek, asker ve sivil, bölgesel çıkarları aşan ortak bir amaç etrafında birleşti; Dörtyol’daki köylü ile İzmir’deki gazeteci aynı vatan için aynı tehlikeyi göze aldı. Vatanseverlik burada bir duygu olmaktan çıkıp eyleme dönüştü; halk, devletin yapmadığını kendi örgütlenmesiyle yapmaya başladı.

Üç tutumu karşılaştır: Mondros’tan Cumhuriyet’e

Aynı olaya verilen üç tepkiyi yan yana koyduğunda kazanımın istediği analiz ortaya çıkar. Osmanlı yönetimi ateşkesi kabullenip işgallere boyun eğdi; gerekçesi saltanatı ve hilafeti korumaktı, sonucu ise ülkenin parça parça işgal edilmesi oldu. Mustafa Kemal önce asker olarak itiraz etti, sonra İstanbul’da siyasi çözüm aradı, sonunda milletin gücüne dayanan mücadeleyi başlatmaya karar verdi. Halk ise cemiyetler, mitingler ve Kuvayımilliye ile kendi direnişini örgütledi.

Bu karşılaştırmadaki en önemli nokta, Mustafa Kemal’in tutumu ile halkın tutumunun aynı yöne bakmasıdır. Mustafa Kemal halkın dağınık direnişini tek amaç etrafında birleştirecek, halk da onun önderliğinde bir millet olarak ayağa kalkacaktı. Millî birlik ve beraberlik, bu buluşmanın adıdır.

Bu haftanın takviminde anlamlı bir rastlantı var. Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918’de imzalandı; neredeyse tam beş yıl sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Teslim belgesinden bağımsız bir cumhuriyete giden beş yıllık yol, bu hafta tanıdığın tepkilerin üzerine kuruldu. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarken bu bağı hatırla.

TarafTutum (davranış)GerekçeSonuç
Osmanlı yönetimiAteşkesi kabul etti, işgallere karşı koymadı, Meclis-i Mebusan’ı kapattı.Direnmenin mümkün olmadığı düşüncesi; saltanatı ve hilafeti koruma kaygısıİşgaller genişledi; yönetim milletten koptu.
Mustafa KemalAteşkese ve işgallere itiraz etti, İstanbul’da çözüm aradı, Anadolu’ya geçmeye karar verdi.Maddelerin İtilaf lehine yorumlanacağı öngörüsü; kurtuluşun milletin gücünde olduğu inancıMillî Mücadele’nin önderi oldu.
HalkCemiyetler kurdu, mitingler düzenledi, Kuvayımilliye ile direndi.Vatanı ve kendi geleceğini koruma isteği; millî birlik bilinciDireniş zaman kazandırdı, Millî Mücadele’nin tabanını oluşturdu.

Örnekler

  1. Örnek 1Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra Rauf Bey, devletin bağımsızlığının korunduğunu düşünüyordu; oysa birkaç hafta içinde Musul ve İskenderun işgal edildi. Bu iki durum arasındaki çelişkiyi nasıl açıklarsın?

    Cevabı göster

    Rauf Bey ve hükûmet, maddelerin iyi niyetle uygulanacağına ve Wilson İlkeleri’nin koruyuculuğuna güveniyordu. Oysa 7. madde, güvenliği tehdit eden bir durum gerekçesiyle herhangi bir stratejik noktanın işgaline izin veriyordu ve “tehdit”in ne olduğunu İtilaf Devletleri belirliyordu. Çelişki, maddelerin metninden değil, onları kimin yorumlayacağından kaynaklanır; Mustafa Kemal’in uyarısı da tam olarak buydu.

  2. Örnek 2Antlaşmanın 5. maddesi (ordunun terhisi) ile 7. maddesi (stratejik noktaların işgali) birlikte düşünüldüğünde Osmanlı Devleti için nasıl bir sonuç ortaya çıkar?

    Cevabı göster

    5. madde devletin savunma gücünü ortadan kaldırır; 7. madde ise işgal için hukuki bir kılıf sağlar. İkisi birlikte, işgal edilebilecek ama savunulamayacak bir ülke demektir. Bu yüzden Mustafa Kemal, ateşkesin bir teslim belgesi niteliğinde olduğunu düşünmüştür.

  3. Örnek 3Bir öğrenci “Osmanlı yönetimi işgallere hiç tepki göstermedi.” diyor. Bu yargıyı nasıl düzeltirsin?

    Cevabı göster

    Yönetim tepkisiz değildi, ancak tepkisi yazılı protestolarla sınırlı kaldı; fiilî bir direnişe izin vermedi, hatta Mustafa Kemal’in İskenderun’da direnme isteğini geri çevirdi. Doğru ifade şudur: Osmanlı yönetimi işgallere karşı koymama tutumunu benimsedi; çünkü direnmenin mümkün olmadığını düşünüyor ve saltanatı korumayı öne alıyordu.

  4. Örnek 4Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldiğinde İtilaf donanmasını görerek “Geldikleri gibi giderler.” dedi. Bu sözü, onun ateşkes karşısındaki tutumuyla ilişkilendirerek açıkla.

    Cevabı göster

    Söz, işgalin geçici olduğuna ve kurtuluşa duyulan inancı gösterir. Mustafa Kemal, ateşkesin ilk gününden beri maddelerin kötüye kullanılacağını söylüyordu; yani işgali bekliyordu. Ancak işgali kaçınılmaz görmek ile kalıcı görmek farklıdır: O, işgalin kalıcı olmayacağına inanıyor ve bunun için milletin gücüne dayanan bir mücadele düşünüyordu. Bu söz, tutumunun kararlılık ve umut yönünü yansıtır.

  5. Örnek 5İzmir’in işgalinden sonra İstanbul’da mitingler düzenlenmesi ile Ege’de Kuvayımilliye birliklerinin kurulması aynı tepkinin iki farklı biçimi olarak değerlendirilebilir mi? Gerekçesiyle açıkla.

    Cevabı göster

    Evet. İkisi de halkın işgali kabul etmediğini gösterir; yalnız biçimleri farklıdır. Mitingler protesto ve bilinçlendirme yoludur, Kuvayımilliye ise silahlı direniştir. Hedefleri aynıdır: vatanın bütünlüğünü korumak. Farklı bölgelerdeki, farklı kesimlerden insanların aynı amaç için harekete geçmesi millî birlik ve beraberliğin, kişilerin tehlikeyi göze alması ise vatanseverliğin göstergesidir.

  6. Örnek 6Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918’de imzalandı, Cumhuriyet ise 29 Ekim 1923’te ilan edildi. Bu iki tarih arasındaki beş yılı, bu hafta öğrendiğin üç tutumla nasıl ilişkilendirirsin?

    Cevabı göster

    Mondros’la ortaya çıkan işgal ortamında Osmanlı yönetimi boyun eğdi; Mustafa Kemal ile halk ise direnmeyi seçti. Bu iki direniş birleşince önce Millî Mücadele, ardından bağımsız yeni devlet ve Cumhuriyet doğdu. Beş yıllık süreç, teslimiyet yerine milletin kendi gücüne güvenmesinin sonucudur; 29 Ekim’i kutlarken hatırlanması gereken karar budur.

Etkinlikler

Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.

  1. 1Mondros Ateşkes Antlaşması ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

  2. 2Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne aşağıdaki yetkilerden hangisini vermiştir?

  3. 3Aşağıdakilerden hangisi Mustafa Kemal’in Mondros Ateşkes Antlaşması karşısındaki tutumunu yansıtmaz?

  4. 4Her ifade için doğru ya da yanlış kararı ver.

    • Ateşkesten sonraki ilk işgal, İngilizlerin 3 Kasım 1918’de Musul’a girmesidir.
    • Padişah Vahdettin, işgallere karşı koymak için Meclis-i Mebusan’ı toplantıya çağırmıştır.
    • Fransızlara karşı ilk silahlı direniş 19 Aralık 1918’de Dörtyol’da başlamıştır.
    • İzmir, Mondros’un 24. maddesine dayanılarak işgal edilmiştir.
    • Mustafa Kemal, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na getirilmiştir.
  5. 5Her olayı ilgili tarih ve bilgiyle eşleştir.

    Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.

  6. 6Boşlukları uygun sözcüklerle doldur; bir sözcük artacak.

    1. Mondros’ta Osmanlı heyetine Bahriye Nazırı Bey başkanlık etti.
    2. Ateşkesten sonraki ilk işgal, İngilizlerin şehrine girmesiyle başladı.
    3. İşgallere karşı halkın kurduğu gönüllü silahlı birliklere denir.
    4. Mustafa Kemal, 7 Kasım 1918’de Orduları Grubu’nun kaldırılması üzerine İstanbul’a çağrıldı.
  7. 7Bir öğrenci “Osmanlı yönetimi de Mustafa Kemal de ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı; dolayısıyla tutumları aynıdır.” diyor. Bu yargıyı nasıl düzeltirsin?

  8. 8Bir öğrenci, halkın Mondros sonrasındaki tepkilerini sıralarken şunları yazıyor: Meclis-i Mebusan’ın kapatılması, Sultanahmet Mitingi, Kuvayımilliye birliklerinin kurulması, müdafaa-i hukuk cemiyetleri. Listedeki hatayı bul ve düzelt.

Kısaca

  • Savaşı kaybeden Osmanlı Devleti, Rauf Bey’in başkanlığındaki heyet eliyle 30 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda, Agamemnon gemisinde Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladı.
  • Antlaşma Boğazları açtı, orduyu terhis etti, haberleşme ve ulaşımı İtilaf denetimine verdi; 7. madde stratejik noktaların, 24. madde altı doğu ilinin işgaline kapı araladı. Musul (3 Kasım 1918) ile başlayan işgaller İzmir’e (15 Mayıs 1919) kadar genişledi.
  • Osmanlı yönetimi saltanatı ve hilafeti koruma kaygısıyla işgallere karşı koymadı, yazılı protestolarla yetindi ve Meclis-i Mebusan’ı kapattı.
  • Mustafa Kemal, maddelerin İtilaf lehine yorumlanacağını ilk günden bildirdi; 13 Kasım 1918’de İstanbul’da “Geldikleri gibi giderler.” diyerek kurtuluş inancını gösterdi ve milletin gücüne dayanan mücadeleye karar verdi.
  • Halk cemiyetler kurdu, mitingler düzenledi, Kuvayımilliye ile direndi; bu tepkiler millî birlik ve beraberliğin, vatanseverliğin somut örnekleridir. Mondros’tan beş yıl sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

Bu dersin öteki kaynakları