Geçen hafta Tanzimat ve Abdülaziz dönemlerini, Kırım Savaşı’ndan Ramazan Kararnamesi’ne kadar inceledik. Bu hafta konumuzun son halkasına, 1876-1908 yılları arasındaki II. Abdülhamid dönemine geçiyoruz: 1876 bunalımından 93 Harbi’ne, Ayastefanos ve Berlin’den Tunus, Mısır ve Girit’in kaybına, Ermeni ve Makedonya meselelerinden Alman askerî danışmanlarına, Düyun-ı Umumiye’den Yıldız Sarayı merkezli yönetime ve 1908’e giden yola kadar. Her başlıkta şu soruyu soracağız: Avrupa dengesi bozulduğunda devlet kendini nasıl korumaya çalıştı ve bu çaba yönetimi ve toplumu nasıl değiştirdi?
1. 1876 Bunalımı: Balkan İsyanlarından Tersane Konferansı’na (1875-1877)
1875 yazında Hersek’te ağır vergi yükü ve kötü hasat yüzünden başlayan köylü isyanı kısa sürede Bosna’ya yayıldı. Nisan 1876’da Bulgar komitelerinin hazırladığı Bulgar isyanı çıktı; isyanın bastırılması sırasında yaşanan olaylar Avrupa basınında abartılı biçimde ‘Bulgar vahşeti’ olarak işlendi ve İngiliz kamuoyu Osmanlı’ya karşı döndü. Mayıs 1876’da Selanik’te Fransız ve Alman konsoloslarının bir kalabalık tarafından öldürülmesi, büyük devletlerin müdahale isteğini artırdı. Bu dış baskı ortamında İstanbul’da da büyük bir iç bunalım yaşandı: 30 Mayıs 1876’da Abdülaziz tahttan indirildi, yerine geçen V. Murad’ın sağlık durumu bozulunca o da üç ay sonra tahttan uzaklaştırıldı ve 31 Ağustos 1876’da II. Abdülhamid padişah oldu. Bir yıl içinde üç padişahın tahtta görülmesi, devlet otoritesinin ne kadar sarsıldığını gösteriyordu.
Haziran-Temmuz 1876’da Rusya’nın desteğine güvenen Sırbistan ve Karadağ Osmanlı’ya savaş açtı. Osmanlı ordusu Sırp cephesinde üstünlük sağladı; fakat Rusya’nın verdiği ültimatom üzerine ateşkes yapılmak zorunda kalındı. Balkan sorununu görüşmek üzere büyük devletlerin temsilcileri Aralık 1876’da İstanbul’da Tersane Konferansı’nı topladı. Konferans, Bosna-Hersek ve Bulgar bölgeleri için büyük devletlerin denetiminde geniş özerklik istiyordu. Konferansın açıldığı gün, 23 Aralık 1876’da Kanun-ı Esasi ilan edildi ve Osmanlı temsilcisi, artık bütün tebaaya anayasal haklar tanındığı için ayrı düzenlemelere gerek kalmadığını açıkladı. Büyük devletler bu tutumu yeterli bulmadı; konferans sonuçsuz dağıldı, Mart 1877’de hazırlanan Londra Protokolü de Osmanlı tarafından reddedildi.
Bu bunalımın yönetim yapısına etkisi çok yönlü oldu. Bir yandan anayasa ve Meclis-i Mebusan ile katılımcı bir yönetim denendi; öte yandan Kanun-ı Esasi’ye konan bir hükümle padişaha tanınan sürgün yetkisi kullanılarak anayasanın mimarı Mithat Paşa Şubat 1877’de sürgüne gönderildi. Bu karar, yeni padişahın güç dengesini kendi lehine çevirme kararlılığını gösteriyordu. Toplumda ise Balkanlarda yaşanan çatışmalar Müslüman ve Hristiyan halklar arasındaki güveni sarstı, ilk göç dalgalarını başlattı. Diplomatik açıdan en önemli sonuç, Kırım Savaşı’nda Osmanlı’nın yanında yer alan İngiltere’nin kamuoyu baskısı yüzünden bu kez tarafsız kalmasıydı; Rusya bu yalnızlıktan yararlanarak 24 Nisan 1877’de savaş ilan etti.
| Gelişme | Tarih | Nedeni | Yönetim ve Topluma Etkisi |
|---|---|---|---|
| Hersek ve Bosna isyanı | 1875 | Vergi yükü, kötü hasat, dış kışkırtma | Balkan krizinin başlaması |
| Bulgar isyanı | Nisan 1876 | Bulgar komitelerinin örgütlenmesi | Avrupa kamuoyunun Osmanlı aleyhine dönmesi |
| Padişah değişiklikleri | Mayıs-Ağustos 1876 | Mali çöküş ve siyasi bunalım | Otoritenin sarsılması, II. Abdülhamid’in tahta çıkışı |
| Sırbistan-Karadağ savaşı | 1876 | Rus desteğine güvenme | Askerî başarıya rağmen Rus ültimatomu |
| Tersane Konferansı ve Kanun-ı Esasi | 23 Aralık 1876 | Büyük devletlerin ıslahat ve özerklik baskısı | Anayasanın dış baskıya karşı kalkan olarak kullanılması |
2. 93 Harbi, Ayastefanos ve Berlin: Balkanlarda Büyük Kırılma (1877-1878)
Rumi takvimde 1293 yılına denk geldiği için 93 Harbi adıyla anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı iki cephede yürüdü. Rumeli’de Romanya’nın da katıldığı Rus ordusu Tuna’yı geçti; Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Plevne’de aylarca süren bir savunma yaptı ve Rus ilerleyişini geciktirdi. Ancak kuşatma altındaki Plevne 10 Aralık 1877’de düştü; Balkan dağlarındaki Şıpka geçidinin de aşılmasıyla Ruslar Edirne’yi aldı ve İstanbul’un kapısındaki Yeşilköy (Ayastefanos)’e kadar geldi. Kafkas cephesinde Gazi Ahmed Muhtar Paşa başarılı savunmalar yaptıysa da Kars Kasım 1877’de düştü; aynı ay Erzurum’daki Aziziye tabyalarında askerle birlikte halkın da katıldığı savunma (Nene Hatun’un adıyla hatırlanır) sembol hâline geldi.
31 Ocak 1878’de Edirne Mütarekesi imzalandı ve 3 Mart 1878’de Ayastefanos Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmayla Ege Denizi’ne kadar uzanan, Rus etkisindeki bir Büyük Bulgaristan prensliği kuruluyor; Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız oluyor; Kars, Ardahan, Batum ve Doğubayazıt Rusya’ya bırakılıyor; Bosna-Hersek’te ve Ermenilerin yaşadığı bölgelerde ıslahat yapılması kararlaştırılıyordu. Rusya’nın Balkanlarda bu kadar güçlenmesi İngiltere ve Avusturya-Macaristan’ı harekete geçirdi. İngiltere, 4 Haziran 1878 Kıbrıs Sözleşmesi ile Rusya’ya karşı Osmanlı’yı destekleme sözü karşılığında Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak üstlendi. Ardından Almanya’nın başbakanı Bismarck’ın ev sahipliğinde toplanan kongre sonunda 13 Temmuz 1878’de Berlin Antlaşması imzalandı.
Berlin Antlaşması’na göre Büyük Bulgaristan üçe bölündü: Osmanlı’ya bağlı özerk Bulgaristan Prensliği, Hristiyan bir valinin yöneteceği özerk Doğu Rumeli ve doğrudan Osmanlı yönetimine bırakılan Makedonya. Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlığı tanındı; Bosna-Hersek’in yönetimi Avusturya-Macaristan’a verildi; Kars, Ardahan ve Batum Rusya’da kaldı, Doğubayazıt Osmanlı’ya iade edildi; Ermenilerin yaşadığı bölgelerde yapılacak ıslahat 61. madde ile büyük devletlerin denetimine bağlandı. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti Balkanlardaki topraklarının önemli bir bölümünü kaybetti ve Paris’te verilen toprak bütünlüğü güvencesinin anlamsız olduğu görüldü. Toplum yapısı açısından sonuçlar daha da derindi: Savaş sırasında ve sonrasında Rumeli ve Kafkasya’dan yüz binlerce Müslüman göçmen Anadolu’ya ve İstanbul’a sığındı. Osmanlı nüfusunda Müslümanların oranı belirgin biçimde arttı, Anadolu devletin çekirdeği hâline geldi. II. Abdülhamid de savaş ortamını gerekçe göstererek Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı kapattı; meşrutiyet otuz yıl askıya alındı.
| Konu | Ayastefanos (3 Mart 1878) | Berlin (13 Temmuz 1878) |
|---|---|---|
| Bulgaristan | Ege’ye uzanan Büyük Bulgaristan | Üçe bölündü: Prenslik, Doğu Rumeli, Makedonya |
| Sırbistan, Karadağ, Romanya | Bağımsız | Bağımsız (sınırlar daraltıldı) |
| Doğu Anadolu | Kars, Ardahan, Batum, Doğubayazıt Rusya’ya | Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya; Doğubayazıt iade |
| Bosna-Hersek | Islahat yapılacak | Yönetimi Avusturya-Macaristan’a verildi |
| Ermeni ıslahatı | Rusya’nın gözetiminde (16. madde) | Büyük devletlerin denetiminde (61. madde) |
3. Berlin Sonrasında Toprak Kayıpları: Tunus’tan Girit’e (1878-1908)
Berlin Antlaşması Osmanlı’nın kayıplarını durdurmadı; tersine, büyük devletler antlaşmanın yarattığı ortamı kendi çıkarları için kullandı. Berlin’de Yunanistan lehine sınır düzeltmesi önerilmişti; uzun görüşmelerin ardından 1881’de Teselya ve Narda çevresi Yunanistan’a bırakıldı. Aynı yıl Fransa, Cezayir sınırındaki aşiret saldırılarını bahane ederek Tunus’a asker çıkardı ve Bardo Antlaşması ile bölgeyi himayesine aldı. Osmanlı Devleti protesto etmekten öteye geçemedi; çünkü Tunus’a ulaşacak ne donanma gücü ne de onu destekleyecek bir müttefik vardı.
En büyük kırılmalardan biri Mısır’da yaşandı. Mısır’ın borçları nedeniyle İngiltere ve Fransa ülkenin maliyesini denetim altına almıştı. Bu yabancı denetime karşı Urabi Paşa önderliğinde bir hareket ortaya çıkınca İngiltere 1882’de İskenderiye’yi bombaladı ve Tel-el-Kebir’de Urabi kuvvetlerini yenerek Mısır’ı işgal etti. Mısır kâğıt üzerinde Osmanlı’ya bağlı kalsa da fiilen İngiliz yönetimine girdi; bu olay, Kıbrıs Sözleşmesi’nde dost görünen İngiltere’nin artık Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumadığını açıkça gösterdi. 1885’te ise Doğu Rumeli’de çıkan bir ayaklanma sonucu bölge Bulgaristan Prensliği’ne katıldı. Osmanlı askerî müdahale yerine diplomasiyi seçti; 1886 Tophane Antlaşması ile Bulgar prensinin Doğu Rumeli valisi olması kabul edildi ve bölge fiilen kaybedildi.
Girit’te ise Yunanistan’a katılmak isteyen grupların çıkardığı isyanlar 1897’de Osmanlı-Yunan Savaşı’na dönüştü. Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Teselya’da ilerledi ve Dömeke’de kesin bir zafer kazandı. Ancak büyük devletler müdahale etti: Yunanistan’dan savaş tazminatı alındı, sınırda küçük düzeltmeler yapıldı; buna karşılık Girit özerk bir yönetime kavuşturuldu ve 1898’de Yunan kralının oğlu Prens Yorgi adaya yüksek komiser olarak getirildi. Böylece ‘savaşta kazanılan, masada kaybedilen’ bir sonuç ortaya çıktı. 1908 sonbaharında ise Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i ilhak etti, Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etti. Bu kayıplar yönetimi daha savunmacı ve kuşkucu bir tutuma itti; toplumda ise kaybedilen bölgelerden gelen göçmenler, devleti kurtarma tartışmalarına yeni bir duygusal yoğunluk kattı.
| Bölge | Yılı | Kaybın Biçimi | Kim Kazandı? |
|---|---|---|---|
| Kıbrıs | 1878 | Yönetimin geçici olarak devri | İngiltere |
| Teselya ve Narda çevresi | 1881 | Berlin kararının uygulanması | Yunanistan |
| Tunus | 1881 | İşgal ve himaye (Bardo Antlaşması) | Fransa |
| Mısır | 1882 | Fiilî işgal | İngiltere |
| Doğu Rumeli | 1885-1886 | Bulgaristan’a katılma | Bulgaristan Prensliği |
| Girit | 1897-1898 | Savaş kazanıldığı hâlde özerklik | Yunanistan’a yaklaşan ada yönetimi |
| Bosna-Hersek | 1908 | İlhak | Avusturya-Macaristan |
4. II. Abdülhamid’in Dış Politikası: Denge, İslam Birliği ve Yeni Meseleler
93 Harbi’nin acı tecrübesinden sonra II. Abdülhamid’in temel ilkesi, devleti yeni bir büyük savaşa sokmamak oldu. Bunun için büyük devletler arasındaki rekabetten yararlanan bir denge politikası izledi: Bir devletin baskısına karşı diğerinin çıkarlarını öne sürmek, verilen sözleri uzun görüşmelerle oyalamak ve doğrudan çatışmadan kaçınmak bu politikanın araçlarıydı. Mısır’ın işgali İngiltere ile ilişkileri soğutunca padişah, Osmanlı toprakları üzerinde doğrudan sömürge emeli olmadığını düşündüğü Almanya’ya yaklaştı. Kaiser II. Wilhelm 1889 ve 1898’de Osmanlı ülkesini ziyaret etti; Alman şirketleri Anadolu demiryollarının yapımını üstlendi ve 1903’te Bağdat Demiryolu imtiyazını aldı. Bu yakınlaşma ilerleyen yıllarda Osmanlı’nın Almanya ile ittifakına giden yolu açacaktı.
Dış politikanın ikinci ayağı İslam Birliği (İttihad-ı İslam) siyasetiydi. Kayıplar sonucunda nüfusun büyük çoğunluğu Müslüman hâle gelmişti; padişah ‘halife’ sıfatını öne çıkararak hem Osmanlı Müslümanlarını devlete bağlamak hem de İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yönetimindeki Müslüman halklar üzerinden bu devletlere karşı bir baskı aracı oluşturmak istedi. Bu siyasetin en somut eseri, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların bağışlarıyla da finanse edilen Hicaz Demiryolu oldu. 1900’de başlayan ve 1908’de Medine’ye ulaşan demiryolu hac yolculuğunu kolaylaştırdı, aynı zamanda Arabistan’a asker sevkini hızlandırarak merkezin bu bölgedeki gücünü artırdı.
Bu dönemde iki yeni mesele dış müdahalenin başlıca alanı oldu. Ermeni meselesi, Berlin’in 61. maddesiyle uluslararası bir konu hâline gelmişti. 1887’de Cenevre’de Hınçak, 1890’da Tiflis’te Taşnaksutyun komiteleri kuruldu; Sason (1894) gibi bölgelerde silahlı olaylar çıktı, 1896’da İstanbul’da Osmanlı Bankası baskını yapıldı, 1905’te ise padişaha Cuma selamlığı sırasında bombalı suikast girişiminde bulunuldu. Makedonya meselesinde ise Bulgar, Sırp ve Yunan çeteleri bölgeyi kendi devletlerine katmak için birbirleriyle ve Osmanlı güçleriyle çatışıyordu. Osmanlı 1902’de Rumeli Umum Müfettişliği’ni kurdu; ancak 1903’te Avusturya ve Rusya’nın hazırladığı Mürzsteg programıyla bölgenin jandarmasında yabancı subaylar görev almaya başladı. Haziran 1908’de İngiltere ve Rusya hükümdarlarının Reval’de görüşmesi, Makedonya’nın elden çıkacağı kaygısını doruğa taşıdı. Bu iki mesele, devletin kendi tebaasıyla ilişkisinin bile uluslararası denetim konusu olabildiğini gösterdi ve yönetimin güvenlik merkezli tutumunu sertleştirdi.
| Devlet | İlişkinin Seyri | Kritik Olay | Osmanlı’ya Etkisi |
|---|---|---|---|
| İngiltere | Dostluktan soğukluğa | Kıbrıs (1878), Mısır’ın işgali (1882) | Geleneksel destekçinin kaybı |
| Rusya | Düşmanlık ve dikkatli barış | 93 Harbi, Makedonya reformları | Balkanlarda sürekli baskı |
| Fransa | Sömürgeci rekabet | Tunus’un işgali (1881) | Kuzey Afrika’da kayıp |
| Almanya | Yakınlaşma | Kaiser ziyaretleri (1889, 1898), Bağdat Demiryolu (1903) | Askerî ve ekonomik iş birliği |
| Avusturya-Macaristan | Balkanlarda rekabet | Bosna-Hersek yönetimi, Mürzsteg (1903) | Balkan topraklarının elden çıkması |
5. Ordunun Yeniden Yapılanması: Alman Danışmanlar, Hamidiye Alayları ve Mektepli Subaylar
93 Harbi’ndeki yenilgi, Osmanlı ordusunun komuta, eğitim ve seferberlik alanlarında ciddi eksikleri olduğunu ortaya koydu. II. Abdülhamid ordunun yeniden düzenlenmesi için 1870-1871’de Fransa’yı yenen Prusya-Alman ordusunu örnek aldı ve Almanya’dan askerî danışmanlar istedi. 1880’lerin başında gelen Alman subayları arasında en etkilisi, 1883’ten 1895’e kadar Osmanlı hizmetinde kalan Colmar von der Goltz oldu. Goltz, Mekteb-i Harbiye’nin ders programlarını yeniledi, kurmay subay yetiştirme sistemini geliştirdi, seferberlik planlarının hazırlanmasına katkıda bulundu ve yedek kuvvetlerin düzenlenmesi üzerinde çalıştı. Alman yapımı tüfek ve topların alınması da bu iş birliğinin parçasıydı.
Askerî yapılanmanın bir başka yönü, sınır bölgelerinde aşiretlerin devlet düzenine bağlanmasıydı. 1891’de Doğu Anadolu’daki aşiretlerden Hamidiye Hafif Süvari Alayları kuruldu. Rus ordusundaki Kazak birliklerinden esinlenen bu alaylarla Rus sınırının güvenliğini sağlamak, Ermeni komitelerinin silahlı faaliyetlerine karşı bölgede güç bulundurmak ve aşiretleri devlete bağlamak amaçlanıyordu. Aşiret ileri gelenlerinin çocuklarını devlet terbiyesiyle yetiştirmek için İstanbul’da 1892’de Aşiret Mekteb-i Hümayunu açıldı. Bu uygulamalar aşiretleri merkezle bütünleştirmeye yardım etti; ancak bazı alayların yerel çatışmalarda keyfî davranması bölgedeki toplumsal gerilimleri artırdı.
Buna karşılık donanma bu dönemde geri planda kaldı. Abdülaziz döneminde güçlendirilen zırhlıların büyük bölümü Haliç’te bekletildi; yeni gemi alımları sınırlı tutuldu. Bunun nedenleri arasında mali sıkıntılar, karadan gelen tehditlerin öncelikli görülmesi ve 1876’da padişahın tahttan indirilmesinde donanmanın da rol oynamasının yarattığı güvensizlik sayılır. Yeniden yapılanan ordunun gücü 1897’de Yunanistan karşısında kazanılan zaferle görüldü. En uzun vadeli sonuç ise askerî okulların yaygınlaşmasıydı: İstanbul’un yanı sıra pek çok şehirde açılan askerî rüştiye ve idadiler, Harbiye’ye öğrenci yetiştirdi. Bu okullarda yetişen, Avrupa’daki gelişmeleri takip eden ‘mektepli’ subaylar ile alaydan yetişme subaylar arasında görüş farkları belirdi; mektepli subayların bir kısmı, padişahın yönetim tarzına karşı örgütlenen muhalefetin çekirdeğini oluşturdu.
| Askerî Uygulama | Yılı | Amacı | Yönetim ve Topluma Etkisi |
|---|---|---|---|
| Alman askerî danışmanları (Goltz) | 1883-1895 | Eğitim, kurmaylık ve seferberliği yenilemek | Ordu üzerinde Alman etkisi, Almanya ile yakınlaşma |
| Hamidiye Hafif Süvari Alayları | 1891 | Sınır güvenliği, aşiretleri devlete bağlamak | Merkezle bütünleşme; yerel gerginlikler |
| Aşiret Mekteb-i Hümayunu | 1892 | Aşiret çocuklarını devlet adına yetiştirmek | Taşra seçkinlerinin merkeze bağlanması |
| Donanmanın Haliç’te bekletilmesi | 1878 sonrası | Mali ve güvenlik kaygıları | Deniz gücünün zayıflaması |
| Askerî okulların yaygınlaşması | 1880-1908 | Nitelikli subay yetiştirmek | Muhalif mektepli subay kuşağının doğması |
6. Yıldız’dan Yönetilen Devlet: Merkeziyetçilik, Düyun-ı Umumiye ve 1908’e Giden Yol
Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasından sonra devlet yönetiminin merkezi Babıali’den Yıldız Sarayı’na kaydı. Tanzimat döneminde güçlenen sadrazam ve bürokratların ağırlığı azaldı; önemli kararlar padişahın çevresindeki mabeyin (saray kalemi) aracılığıyla alınmaya başlandı. Bu yönetim tarzının en önemli aracı telgraf oldu: Ülkenin her köşesine uzanan telgraf hatları sayesinde valilerle doğrudan haberleşiliyor, taşradaki gelişmeler saatler içinde saraya ulaşıyordu. Bunun yanında jurnal adı verilen ihbar raporları, gizli polis ağı ve sıkı basın sansürü ile muhalefet denetim altında tutuldu. Bu dönem merkezî otoritenin Osmanlı tarihinde en güçlü olduğu dönemlerden biri oldu; ancak siyasi katılımın kısıtlanması aydınlar arasında derin bir hoşnutsuzluk yarattı.
Mali alanda en kritik adım, Ramazan Kararnamesi’nden sonra alacaklılarla yapılan görüşmelerin sonucuydu. 20 Aralık 1881’de çıkarılan Muharrem Kararnamesi ile borçların miktarı ve faizi indirildi; buna karşılık borçların ödenmesi için Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu. Yönetim kurulunda alacaklı devletlerin temsilcilerinin bulunduğu bu idare tuz, tütün, ipek, damga, alkollü içki ve balık gibi gelirleri doğrudan toplamaya başladı. 1883’te tütün tekeli de yabancı sermayeli Reji Şirketi’ne verildi. Böylece devlet, kendi topraklarında bazı vergileri toplama yetkisini yabancı bir kuruma bıraktı; bu durum mali bağımsızlığın ciddi biçimde zedelenmesi anlamına geliyordu. Öte yandan bu dönemde yeni büyük borçlanmalardan kaçınıldı, bütçede tasarrufa önem verildi.
Yönetim merkeziyetçiyken, eğitim alanında geniş bir yayılma yaşandı. Kaza merkezlerinde rüştiyeler, vilayet merkezlerinde idadiler açıldı; Mekteb-i Mülkiye yeniden düzenlendi, Mekteb-i Hukuk (1880) kuruldu ve 1900’de Darülfünun-ı Şahane öğretime başladı. Devlet, sadık memur ve subay yetiştirmek için açtığı bu okullarda aynı zamanda Avrupa’daki fikirlerle tanışan yeni bir kuşak yetiştirdi. 1889’da Askerî Tıbbiye öğrencileri tarafından kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti, zamanla İttihat ve Terakki adını aldı; muhalefetin önemli bölümü yurt dışında, özellikle Paris’te ve Cenevre’de örgütlendi. 1906’da Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin İttihat ve Terakki ile birleşmesiyle hareket Makedonya’daki subaylar arasında güçlendi. Reval görüşmesinin yarattığı kaygı ortamında Temmuz 1908’de Niyazi Bey’in Resne’de, ardından Enver Bey’in dağa çıkmasıyla Rumeli’de geniş bir ayaklanma başladı. Askerin desteğini kaybeden II. Abdülhamid, Temmuz 1908’de Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı. Böylece 1876’da başlayan dönem, onu kapatan güçlerin de devletin kendi okullarında yetiştiği bir dönüşümle sona erdi.
| Alan | Uygulama | Yılı | Yönetim ve Topluma Etkisi |
|---|---|---|---|
| Siyasi yönetim | Kararların Yıldız Sarayı’nda toplanması | 1878 sonrası | Babıali’nin etkisinin azalması |
| Haberleşme ve denetim | Telgraf ağı, jurnal, sansür | 1878-1908 | Güçlü merkezî denetim, kısıtlı siyasi katılım |
| Maliye | Muharrem Kararnamesi ve Düyun-ı Umumiye | 1881 | Gelirlerin bir bölümünün yabancı denetimine girmesi |
| Maliye | Reji Şirketi’ne tütün tekeli | 1883 | Tütün üreticisi üzerinde yabancı şirket denetimi |
| Eğitim | İdadiler, Mekteb-i Hukuk, Darülfünun | 1880-1900 | Okumuş yeni kuşak ve muhalif aydınlar |
| Siyasi muhalefet | İttihat ve Terakki, Rumeli’de ayaklanma | 1889-1908 | Meşrutiyet’in yeniden ilanı |
Örnekler
Örnek 1Tersane Konferansı’nın açıldığı gün Kanun-ı Esasi’nin ilan edilmesi, Osmanlı yönetiminin hangi amacı taşıdığını gösterir? Bu amaç gerçekleşmiş midir?
Cevabı göster
1. adım: Konferansın amacı belirlenir. Büyük devletler Bosna-Hersek ve Bulgar bölgeleri için kendi denetimlerinde geniş özerklik istiyordu. 2. adım: Osmanlı’nın tutumu açıklanır. Kanun-ı Esasi bütün tebaaya eşit haklar tanıdığı için, Osmanlı temsilcisi ayrı bölgelere özel düzenleme yapılmasına gerek kalmadığını savundu. Anayasa böylece dış baskıya karşı diplomatik bir kalkan olarak kullanıldı. 3. adım: Sonuç değerlendirilir. Büyük devletler bu açıklamayı yeterli bulmadı, konferans sonuçsuz kaldı, Londra Protokolü de reddedildi ve Rusya Nisan 1877’de savaş açtı. Amaç kısa vadede büyük devletlerin özerklik planını engellese de savaşı önleyemediği için gerçekleşmemiştir.
Örnek 2Berlin Antlaşması’nın Ayastefanos Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti lehine olduğu söylenir. Bu yargıyı gerekçeleriyle değerlendiriniz.
Cevabı göster
1. adım: Osmanlı lehine değişiklikler sıralanır. Büyük Bulgaristan üçe bölündü, Makedonya Osmanlı’ya iade edildi; Doğubayazıt geri verildi; Rusya’nın Balkanlardaki etkisi azaltıldı. 2. adım: Osmanlı aleyhine yönler sıralanır. Kongre öncesinde Kıbrıs’ın yönetimi İngiltere’ye bırakıldı; Bosna-Hersek’in yönetimi Avusturya-Macaristan’a verildi; Ermeni ıslahatı 61. madde ile tek bir devletin değil bütün büyük devletlerin denetimine bağlandı. 3. adım: Değerlendirme yapılır. Toprak açısından Berlin daha az kayıplıdır; ancak bu düzeltme Osmanlı’yı korumak için değil Rusya’yı dengelemek için yapılmıştır ve bedeli başka topraklarla ödenmiştir. Bu nedenle yargı kısmen doğrudur: Berlin Osmanlı lehine görünse de dış müdahaleyi uluslararası düzeyde kurumsallaştırmıştır.
Örnek 31881 Tunus ve 1882 Mısır olaylarından sonra II. Abdülhamid’in dış politikada Almanya’ya yaklaşmasının nedenlerini açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Olaylar hatırlanır. Fransa 1881’de Tunus’u himayesine aldı, İngiltere 1882’de Mısır’ı işgal etti. Kıbrıs Sözleşmesi ile Osmanlı’yı koruma sözü veren İngiltere, artık Osmanlı topraklarına el koyan bir devlet hâline gelmişti. 2. adım: Geleneksel destekçilerin kaybı belirlenir. Kırım Savaşı’nda yanında olan İngiltere ve Fransa’nın kendisi toprak kaybının sebebi olunca Osmanlı yeni bir dengeleyici aradı. 3. adım: Almanya’nın özellikleri sıralanır. Almanya güçlü bir orduya sahipti, Osmanlı toprakları üzerinde doğrudan sömürge talebi yoktu ve ekonomik yatırımlarla (demiryolları) iş birliği öneriyordu. 4. adım: Sonuç: Alman askerî danışmanların gelmesi, Kaiser ziyaretleri ve Bağdat Demiryolu imtiyazı bu yakınlaşmanın göstergeleridir; bu ilişki sonraki dönemde ittifaka dönüşecektir.
Örnek 4Hamidiye Hafif Süvari Alayları’nın kurulmasının amaçlarını ve bölgedeki toplumsal etkilerini açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Kuruluş bilgisi verilir. Alaylar 1891’de Doğu Anadolu’daki aşiretlerden, Rus ordusundaki Kazak birlikleri örnek alınarak kuruldu. 2. adım: Amaçlar sıralanır. Rus sınırını korumak, Ermeni komitelerinin silahlı faaliyetlerine karşı bölgede güç bulundurmak ve merkezden uzak aşiretleri devlete bağlamak. 3. adım: Destekleyici uygulama belirtilir. 1892’de İstanbul’da Aşiret Mekteb-i Hümayunu açılarak aşiret ileri gelenlerinin çocukları devlet terbiyesiyle yetiştirildi. 4. adım: Etkiler değerlendirilir. Aşiretler devletin askerî ve idari düzenine katıldı; ancak bazı alayların yerel anlaşmazlıklarda keyfî davranması bölgedeki gerilimleri artırdı. Çıkarım: Uygulama merkeziyetçiliği güçlendiren bir araçtı, fakat denetimi zayıf kaldığı yerlerde toplumsal sorunlar da doğurdu.
Örnek 5Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin kurulması Osmanlı Devleti’nin egemenliği açısından neden önemlidir?
Cevabı göster
1. adım: Arka plan açıklanır. 1875 Ramazan Kararnamesi ile borç ödemeleri ertelenmiş, fiilî iflas yaşanmıştı. 2. adım: Düzenleme açıklanır. 1881 Muharrem Kararnamesi ile borçlar ve faizler indirildi; buna karşılık yönetiminde alacaklıların temsilcileri bulunan Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu. 3. adım: Yetkileri belirlenir. İdare tuz, tütün, ipek, damga, alkollü içki ve balık gelirlerini doğrudan topladı; 1883’te tütün tekeli Reji Şirketi’ne verildi. 4. adım: Çıkarım yapılır. Vergi toplamak egemenliğin temel unsurlarından biridir. Devletin kendi topraklarında bazı vergileri yabancı denetimli bir kuruma bırakması, mali bağımsızlığın ve dolayısıyla egemenliğin sınırlandığını gösterir. Öte yandan borçların düzenlenmesi devletin uluslararası mali güvenini kısmen yeniden kazanmasını sağladı.
Örnek 6Bir öğrenci, ‘II. Abdülhamid dönemi yalnızca baskı dönemidir.’ yargısını sorgulamak istiyor. Hangi bilgileri toplamalı ve nasıl bir çıkarım yapabilir?
Cevabı göster
1. adım: Yargıyı destekleyen bilgiler toplanır. Meclis-i Mebusan 1878’de kapatıldı, Kanun-ı Esasi otuz yıl uygulanmadı, jurnal ve sansürle muhalefet bastırıldı, muhaliflerin bir kısmı sürgüne gitti. 2. adım: Yargıyı sınırlayan bilgiler toplanır. Rüştiye ve idadiler yaygınlaştı, Mekteb-i Hukuk ve Darülfünun açıldı; telgraf ve demiryolu ağları genişledi; Hicaz Demiryolu yapıldı; büyük savaşlardan kaçınılarak 1878-1908 arasında görece uzun bir barış dönemi yaşandı. 3. adım: Kaynakların doğruluğu değerlendirilir. Muhalif Jön Türk yayınları dönemi yalnız baskı olarak, saray kaynakları ise yalnız başarı olarak anlatmaya eğilimlidir; arşiv belgeleri ve istatistiklerle karşılaştırma yapılmalıdır. 4. adım: Çıkarım: Dönem siyasi katılım açısından baskıcıdır; ancak eğitim, ulaşım ve merkezî idare alanlarında önemli yatırımların yapıldığı bir dönüşüm dönemidir. Bu nedenle tek yönlü yargı eksiktir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
11878 Berlin Antlaşması ile üçe bölünen Bulgar topraklarından hangisi doğrudan Osmanlı yönetimine bırakılmıştır?
Berlin’de Büyük Bulgaristan; özerk Bulgaristan Prensliği, Hristiyan valili özerk Doğu Rumeli ve doğrudan Osmanlı yönetimine bırakılan Makedonya olmak üzere üçe ayrılmıştır.
21883-1895 yılları arasında Osmanlı ordusunda görev yaparak askerî eğitim ve kurmay subay yetiştirme sistemini yeniden düzenleyen Colmar von der Goltz hangi devletin subayıdır?
Goltz, II. Abdülhamid’in Prusya-Alman ordusunu örnek alma politikası çerçevesinde gelen Alman askerî danışmanların en etkilisidir.
31891’de Doğu Anadolu’daki aşiretlerden oluşturulan Hamidiye Hafif Süvari Alayları’nın kuruluş amaçları arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
Hamidiye Alayları kara süvari birlikleridir; donanmayla ilgisi yoktur. Sınır güvenliği, aşiretlerin bütünleştirilmesi ve bölgede güç bulundurma ise kuruluş amaçlarıdır.
4Osmanlı dış borçlarının yeniden düzenlenmesini sağlayan ve Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin kurulmasına yol açan 1881 tarihli belge aşağıdakilerden hangisidir?
20 Aralık 1881 tarihli Muharrem Kararnamesi ile borçlar indirilmiş ve Düyun-ı Umumiye kurulmuştur. Ramazan Kararnamesi 1875’teki ödeme ertelemesidir; Tophane Doğu Rumeli’yle, Bardo Tunus’la ilgilidir.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Kıbrıs Sözleşmesi ile İngiltere, Rusya’ya karşı Osmanlı’yı destekleme sözü karşılığında Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak üstlenmiştir.
Doğru. 4 Haziran 1878 tarihli sözleşme Berlin Kongresi öncesinde imzalanmıştır.
- 1882’de Mısır’ı işgal eden devlet Fransa’dır.
Yanlış. Mısır’ı Urabi Paşa hareketinin ardından 1882’de İngiltere işgal etmiştir. Fransa 1881’de Tunus’u himayesine almıştır.
- 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nı Osmanlı ordusu kazanmış, ancak büyük devletlerin müdahalesiyle Girit özerk bir yönetime kavuşturulmuştur.
Doğru. Dömeke zaferine rağmen Girit 1898’de Prens Yorgi’nin yüksek komiserliğinde özerk yönetime geçmiştir.
- II. Abdülhamid döneminde devlet yönetiminin merkezi Yıldız Sarayı’ndan Babıali’ye kaymıştır.
Yanlış. Durum tam tersidir: Tanzimat’ta güçlenen Babıali’nin etkisi azalmış, kararlar Yıldız Sarayı’nda toplanmıştır.
- Hicaz Demiryolu’nun yapımında dünya Müslümanlarının bağışları da kullanılmış ve hat 1908’de Medine’ye ulaşmıştır.
Doğru. Demiryolu İslam Birliği siyasetinin somut bir eseri olarak görülür.
- Kıbrıs Sözleşmesi ile İngiltere, Rusya’ya karşı Osmanlı’yı destekleme sözü karşılığında Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak üstlenmiştir.
6Aşağıdaki kavram ve olayları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- 93 Harbi’nin Rumeli cephesinde Gazi Osman Paşa’nın uzun süre savunduğu kale olmuştur.
- 1878’de imzalanan bir sözleşmeyle yönetimi geçici olarak İngiltere’ye bırakılan ada adasıdır.
- 1881’de çıkarılan Kararnamesi ile Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulmuştur.
- 1891’de Doğu Anadolu aşiretlerinden kurulan süvari birliklerine Alayları denir.
- Haziran 1908’de İngiltere ve Rusya hükümdarlarının görüştüğü buluşması, Makedonya’nın elden çıkacağı kaygısını artırmıştır.
Önce bütün boşlukları doldurun.
81876’da II. Abdülhamid’in tahta çıkışından 1908’de Kanun-ı Esasi’nin yeniden yürürlüğe konmasına kadar geçen süreci siyasi, askerî, idari ve mali boyutlarıyla ilişkilendirerek, bu dönemin Osmanlı Devleti’nin yönetim ve toplum yapısına etkileri hakkında bir çıkarım yapınız.
1. ipucu: 1. adım: 1876 bunalımını, Tersane Konferansı’nı, 93 Harbi’ni, Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarını ve ardından gelen toprak kayıplarını (Tunus, Mısır, Doğu Rumeli, Girit) sırala; Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasını ekle.
2. ipucu: 2. adım: Denge politikası, Almanya ile yakınlaşma ve İslam Birliği siyasetini; Alman askerî danışmanları, Hamidiye Alayları ve askerî okulları; Yıldız merkezli yönetim, telgraf, jurnal ve Düyun-ı Umumiye’yi açıkla.
3. ipucu: 3. adım: Göçlerin nüfus yapısına etkisini, okulların yetiştirdiği yeni kuşağı, Ermeni ve Makedonya meselelerini ve 1908’deki Rumeli ayaklanmasını ilişkilendirerek genel bir çıkarım yap.
Cevap: 1876’da Balkan isyanları, Selanik olayları ve iki padişah değişikliği arasında tahta çıkan II. Abdülhamid, Tersane Konferansı’nın açıldığı gün Kanun-ı Esasi’yi ilan ederek büyük devletlerin özerklik isteklerini boşa çıkarmaya çalıştı; ancak Rusya 1877’de savaş açtı. Plevne ve Kafkas savunmalarına rağmen kaybedilen 93 Harbi, Ayastefanos ile ağır şartlar getirdi. Berlin Antlaşması Büyük Bulgaristan’ı üçe böldü, Sırbistan, Karadağ ve Romanya’yı bağımsız yaptı, Bosna-Hersek’i Avusturya yönetimine, Kars, Ardahan ve Batum’u Rusya’ya bıraktı; Kıbrıs ise İngiltere’ye verilmişti. Padişah savaş ortamında Meclis-i Mebusan’ı kapattı. Sonraki yıllarda Teselya, Tunus, Mısır ve Doğu Rumeli kaybedildi; 1897 zaferine rağmen Girit özerk oldu. Bu kayıplar karşısında II. Abdülhamid savaştan kaçınan bir denge politikası izledi, İngiltere’den uzaklaşıp Almanya’ya yaklaştı, hilafet vurgusuyla İslam Birliği siyasetini yürüttü ve Hicaz Demiryolu’nu yaptırdı. Ordu, Goltz gibi Alman danışmanlarla yeniden düzenlendi, 1891’de Hamidiye Alayları kuruldu, askerî okullar yaygınlaştı; donanma ise geri planda kaldı. Yönetim Yıldız Sarayı’nda toplandı; telgraf, jurnal ve sansürle güçlü bir merkezî denetim kuruldu. Mali alanda 1881 Muharrem Kararnamesi ile borçlar düzenlendi, ancak Düyun-ı Umumiye bazı gelirleri doğrudan toplayarak mali bağımsızlığı sınırladı. Aynı dönemde idadiler, Mekteb-i Hukuk ve Darülfünun açıldı. Ermeni ve Makedonya meseleleri dış müdahalenin yeni alanları oldu; Reval görüşmesinin yarattığı kaygı ortamında Rumeli’deki subayların ayaklanmasıyla padişah 1908’de Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koydu. Çıkarım: Bu dönemde yönetim yapısı Babıali’den saraya kayan, katılımı kısıtlayan ama devlet otoritesini taşrada en güçlü hâline getiren bir merkeziyetçiliğe dönüştü. Toprak kayıpları ve göçler toplumu daha çok Müslüman ve Anadolu merkezli bir yapıya taşıdı; bu da İslam Birliği siyasetinin toplumsal zeminini oluşturdu. Ancak devletin kendini korumak için açtığı okullarda yetişen subay ve aydınlar, katılımı kısıtlayan yönetim tarzını sorguladı. Böylece dönem, merkezî otoriteyi güçlendiren araçların aynı zamanda o otoriteyi değiştiren güçleri yetiştirdiği bir dönüşümle sona ermiştir.
Kısaca
- 1876 bunalımı: Balkan isyanları, iki padişah değişikliği ve Sırbistan-Karadağ savaşı arasında toplanan Tersane Konferansı, Kanun-ı Esasi’nin ilanına rağmen Rusya ile savaşı önleyememiştir.
- 93 Harbi ve Berlin Antlaşması (1877-1878): Plevne ve Kafkas savunmalarına rağmen kaybedilen savaş Ayastefanos ile ağır şartlar getirmiş; Berlin’de Bulgaristan üçe bölünmüş, Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olmuş, Kıbrıs ise İngiltere’nin yönetimine bırakılmıştır.
- Berlin sonrası kayıplar: Teselya (1881), Tunus (1881), Mısır (1882), Doğu Rumeli (1885) ve Girit’in özerkliği (1898), ‘toprak bütünlüğü güvencesi’nin artık işlemediğini göstermiştir.
- Denge ve İslam Birliği politikası: II. Abdülhamid büyük devletleri birbirine karşı kullanmaya, hilafet vurgusuyla Müslümanları devlete bağlamaya çalışmış; İngiltere’den uzaklaşıp Almanya’ya yaklaşmış, Ermeni ve Makedonya meseleleri ise dış müdahalenin yeni alanları olmuştur.
- Askerî yeniden yapılanma: Colmar von der Goltz gibi Alman danışmanlar orduyu ve askerî eğitimi yeniden düzenlemiş, 1891’de Hamidiye Alayları kurulmuş, donanma ise geri planda kalmıştır.
- Merkeziyetçi yönetim ve 1908: Yıldız Sarayı’ndan telgraf ve jurnal ağıyla yürütülen yönetim, 1881 Düyun-ı Umumiye ile mali denetim altına giren devlet ve yaygınlaşan mekteplerde yetişen muhalif kuşak, Temmuz 1908’de Meşrutiyet’in yeniden ilanıyla sonuçlanmıştır.
Bu dersin öteki kaynakları
- 11. Sınıf Tarih Yıllık Planı (2026-2027) Yıllık plan
- Tarih Dersi Öğretim Programı (ortaöğretim) Öğretim programı
- 11. Sınıf Tarih Ortak Yazılı Senaryoları (1. dönem, 2026-2027) Yazılı senaryosu
- Tarih 11.Sınıf Ders Kitabı Ders kitabı
- 11. Sınıf Tarih Günlük Planları (2026-2027) Ders planı
- 11. Sınıf Tarih 1. Hafta Çalışma Kâğıdı: II. Viyana’dan Karlofça’ya: Savaşın Siyasi ve Toplumsal Sonuçları Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 2. Hafta Çalışma Kâğıdı: Prut’tan Küçük Kaynarca’ya: XVIII. Yüzyılda Osmanlı Siyasi ve Askerî Mücadeleleri Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 3. Hafta Çalışma Kâğıdı: Osmanlı Devleti’nin 1683-1789 Yılları Arasındaki Siyasi ve Askerî Mücadeleleri Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 4. Hafta Çalışma Kâğıdı: 1683-1789 Siyasi ve Askerî Mücadelelerinin Çok Yönlü Sonuçları Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 5. Hafta Çalışma Kâğıdı: Pasarofça Antlaşması ve Lale Devri'nin Devlet ve Toplum Hayatına Etkileri (TAR.11.1.2) Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 6. Hafta Çalışma Kâğıdı: Lale Devri’nin Devlet ve Toplum Hayatına Etkileri Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 7. Hafta Çalışma Kâğıdı: 1755 Lizbon ve 1766 İstanbul Depremlerinin Siyasi, Toplumsal, Ekonomik ve Düşünsel Etkileri Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 8. Hafta Çalışma Kâğıdı: Lizbon (1755) ve İstanbul (1766) Depremlerinin Siyasi, Ekonomik, Sosyal ve Düşünsel Etkileri ile Yeniden İmar Çalışmaları Çalışma kâğıdı
- 11. Sınıf Tarih 9. Hafta Çalışma Kâğıdı: Sanayi Devrimi'nin Meydana Getirdiği Siyasi, Sosyal ve Ekonomik Değişimler ile Osmanlı Ekonomisine Etkileri Çalışma kâğıdı