Geçen hafta Lozan ile birlikte yeni Türk devletinin dünyaca tanınmasını değerlendirmiştik. Bu hafta yeni bir üniteye adım atıyoruz: Bağımsızlığını kazanan Türk milleti, şimdi çağdaş bir devlet kurmanın yolunu arıyor. Önce bu yolun pusulası olan Atatürk ilkelerini (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık) tanıyacak, ardından saltanatın kaldırılmasından 1924 Anayasası'na uzanan siyasi inkılapları neden ve sonuçlarıyla inceleyeceğiz. Her adımda 'Bu gelişme hangi ilkenin hayata geçmesidir?' sorusunu sorarak düşünce ile uygulamayı birbirine bağlayacağız.
Atatürk İlkeleri I: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık
Atatürk ilkeleri, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi ve ardından gelen inkılaplar sırasında ortaya çıkmış; bir masa başı kuramı olarak değil, yaşanan ihtiyaçlara verilen akılcı cevaplar olarak şekillenmiştir. Bu ilkeler 1931'de Cumhuriyet Halk Fırkası programına 'altı ok' olarak girmiş, 5 Şubat 1937'de de anayasaya eklenerek devletin temel nitelikleri hâline gelmiştir. Ortak amaçları, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak; ortak dayanakları ise millî egemenlik, millî bağımsızlık, akıl ve bilimdir. İlkeler birbirinden kopuk değildir; biri zayıfladığında diğerleri de anlamını yitirir.
Cumhuriyetçilik, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve milletin bu egemenliği seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı yönetim biçimini benimsemektir. Bu ilkeye göre devlet yönetimi bir kişiye ya da hanedana miras olarak geçemez; yöneticiler belirli sürelerle seçilir ve millete hesap verir. Cumhuriyetçilik bu yönüyle demokrasiyle doğrudan bağlantılıdır ve diğer bütün ilkelerin üzerinde yükseldiği temeldir. Atatürk, cumhuriyeti Türk milletinin karakterine en uygun yönetim olarak görmüş ve onu gençliğe emanet etmiştir.
Milliyetçilik, Atatürk'ün tanımıyla 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.' anlayışına dayanır. Bu milliyetçilik ırka değil, ortak tarih, dil, kültür, vatan ve ülkü birliğine dayanan birleştirici ve bütünleştirici bir anlayıştır; başka milletlere düşmanlık beslemez, 'Yurtta sulh, cihanda sulh.' düşüncesiyle uyumludur. Halkçılık ise toplumda hiçbir kişiye, aileye ya da zümreye ayrıcalık tanınmamasını, herkesin kanun önünde eşit olmasını ve devlet hizmetlerinin bütün halka ulaşmasını amaçlar. Halkçılık, sınıf mücadelesi yerine toplumu imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olarak görür ve cumhuriyetçiliğin toplumsal ayağını oluşturur.
| İlke | Temel Anlamı | Anahtar Kavramlar | Uygulamadan Örnek |
|---|---|---|---|
| Cumhuriyetçilik | Egemenliğin millete ait olması ve seçimle kullanılması | Millî egemenlik, seçim, demokrasi, hesap verebilirlik | 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanı |
| Milliyetçilik | Ortak kültür ve ülküye dayanan Türk milleti bilinci | Millî birlik, bağımsızlık, barışçılık, birleştiricilik | Ankara'nın başkent olması, millî kültürün öne çıkarılması |
| Halkçılık | Kanun önünde eşitlik ve ayrıcalıkların reddi | Eşitlik, sosyal adalet, halk için yönetim | Saltanatla birlikte hanedan ayrıcalığının sona ermesi |
Atatürk İlkeleri II: Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık
Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması; devletin bütün inançlara eşit mesafede durması ve her bireye din ve vicdan özgürlüğü tanınmasıdır. Laik bir devlette kanunlar dinî kurallara göre değil, toplumun ihtiyaçlarına ve akla göre yapılır; buna karşılık devlet kimsenin inancına karışmaz, kimseyi bir inanca zorlamaz. Laiklik dine karşıtlık değildir; dinin siyasete alet edilmesini önleyerek hem devletin hem de dinin saygınlığını korur. Bu ilke, egemenliğin millete ait olmasını öngören cumhuriyetçilikle de doğrudan bağlantılıdır; çünkü egemenliği millete dayanan bir devlette yönetimin meşruiyeti dinî bir makamdan değil, milletin iradesinden gelir.
Devletçilik, ekonomide özel girişimi esas almakla birlikte, özel sektörün gücünün yetmediği ya da millî çıkarların gerektirdiği alanlarda devletin yatırımcı ve düzenleyici olarak ekonomiye girmesidir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında sermaye birikimi azdı, yetişmiş eleman ve sanayi tesisi yetersizdi. 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde özel girişim desteklenmiş; ancak bu yolla beklenen kalkınma sağlanamayınca ve 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ülkeyi de etkileyince 1930'lardan itibaren devletçilik ağırlık kazanmış, 1934'te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı uygulamaya konmuştur. Bu nedenle devletçilik, Türkiye'ye özgü bir karma ekonomi anlayışı olarak değerlendirilir.
İnkılapçılık, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yapılan köklü değişiklikleri benimsemek, bu değişiklikleri korumak ve geliştirmek demektir. Bu ilke hem bir değişim hem de bir koruma ilkesidir: Eskimiş kurumların yerine akla ve bilime dayanan yenilerini koyar, kazanılan yenilikleri geri dönüşlere karşı savunur. İnkılapçılık, öbür beş ilkenin hayata geçirilmesini sağlayan dinamik güçtür; bu yüzden 'diğer ilkelerin bekçisi' olarak da anılır. Atatürk'ün 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.' sözü, inkılapların kaynağının dogmalar değil bilim olduğunu açıkça gösterir.
| İlke | Ortaya Çıkışını Hazırlayan İhtiyaç | Temel Amaç | Bağlantılı Olduğu İlke |
|---|---|---|---|
| Laiklik | Dinî kurumların devlet yönetiminde belirleyici olması | Din ve vicdan özgürlüğü, akla dayalı hukuk | Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık |
| Devletçilik | Sermaye ve sanayi eksikliği, 1929 bunalımı | Planlı ve hızlı ekonomik kalkınma | Halkçılık, Milliyetçilik |
| İnkılapçılık | Geri kalmışlık ve eskimiş kurumlar | Çağdaşlaşma ve kazanımların korunması | Tüm ilkeler |
Saltanatın Kaldırılması ve Ankara'nın Başkent Oluşu: Neden ve Sonuçlar
Millî Mücadele boyunca Anadolu'da TBMM, İstanbul'da ise padişah ve onun hükümeti bulunuyordu. 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu egemenliği millete vermiş olsa da saltanat hukuken sürüyordu. Büyük Taarruz'dan sonra İtilaf Devletlerinin Lozan Konferansı'na TBMM ile birlikte İstanbul Hükümeti'ni de davet etmesi bu ikiliği açıkça ortaya koydu. Barış masasında Türk milletini iki ayrı heyetin temsil etmesi, İtilaf Devletlerine iki taraf arasındaki farklılıkları kullanma fırsatı verebilirdi. Ayrıca saltanat, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesiyle bağdaşmıyordu. Bu nedenlerle TBMM, 1 Kasım 1922'de halifelik ile saltanatı birbirinden ayırarak saltanatı kaldırdı.
Saltanatın kaldırılmasıyla Osmanlı Devleti'nin siyasi varlığı resmen sona erdi ve TBMM, Türk milletinin tek ve meşru temsilcisi hâline geldi. Tevfik Paşa Hükümeti 4 Kasım 1922'de istifa etti, İstanbul'un yönetimi TBMM adına Refet Paşa'ya geçti. Son padişah Vahdettin 17 Kasım 1922'de bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı; TBMM, 18 Kasım'da halifeliğe Abdülmecid Efendi'yi seçti. Böylece halifelik siyasi yetkisi olmayan, makamı Meclis'in seçimine bağlı bir kurum hâline geldi. Saltanatın kaldırılması, egemenliğin bir hanedandan alınıp millete devredilmesi bakımından cumhuriyete giden yolun ilk büyük adımıdır.
Lozan Barış Antlaşması imzalandıktan sonra yeni devletin yönetim merkezinin neresi olacağı tartışıldı. İstanbul, denizden gelecek saldırılara açık olduğu için savunmaya elverişsizdi; işgal yıllarında yabancı etkisi altında kalmış ve Osmanlı saltanatının simgesi olmuştu. Ankara ise Millî Mücadele'nin yönetildiği merkez, Anadolu'nun ortasında savunmaya uygun ve demiryoluyla bağlantılı bir şehirdi. Bu nedenlerle İsmet Paşa ve arkadaşlarının önergesiyle 13 Ekim 1923'te kabul edilen kanunla Ankara başkent oldu. Bu karar yeni devletin Osmanlı'nın devamı olmadığını, gücünü Anadolu halkından aldığını gösterdi; başkent birçok ülkenin tepkisine rağmen elçiliklerin zamanla Ankara'ya taşınmasıyla uluslararası alanda da kabul gördü.
| Gelişme | Nedenleri | Sonuçları | İlgili İlkeler |
|---|---|---|---|
| Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) | Lozan'a iki hükümetin çağrılması, saltanatın millî egemenlikle çelişmesi | Osmanlı Devleti resmen sona erdi, TBMM tek temsilci oldu, halifelik siyasi yetkisiz kaldı | Cumhuriyetçilik, Halkçılık |
| Ankara'nın başkent oluşu (13 Ekim 1923) | İstanbul'un savunmasızlığı ve saltanat simgesi olması; Ankara'nın Millî Mücadele merkezi ve merkezî konumu | Yeni devletin Osmanlı'dan farklı kimliği vurgulandı, Anadolu'nun kalkınmasına öncülük edildi | Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik |
Cumhuriyet'in İlanı (29 Ekim 1923): Yönetimin Adının Konması
Saltanatın kaldırılmasından sonra TBMM'nin yönetimi sürüyordu; ancak yeni devletin rejiminin adı konmamıştı. 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'na göre devlet meclis hükümeti sistemiyle yönetiliyor, bakanlar tek tek Meclis tarafından seçiliyordu. Bu sistem savaş yıllarında işe yarasa da barış döneminde ciddi aksaklıklar doğurdu. Ekim 1923'te Fethi (Okyar) Bey Hükümeti'nin istifa etmesinden sonra Meclis'teki farklı gruplar yeni bakanların seçiminde uzlaşamadı ve hükümet kurulamadı. Ayrıca devlet başkanının kim olduğu belirsizdi: Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanı olarak devleti temsil ediyor, bazı çevreler ise halifeyi devlet başkanı gibi görmek istiyordu.
Bu krizi çözmek isteyen Mustafa Kemal Paşa, 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya'da arkadaşlarına 'Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz.' dedi ve Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nda yapılacak değişikliğin taslağını hazırladı. 29 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen değişiklikle 'Türkiye Devleti'nin şekl-i hükümeti cumhuriyettir.' hükmü anayasaya girdi. Aynı gün yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa oy birliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi; o da başbakanlığa İsmet Paşa'yı getirdi. Böylece meclis hükümeti sisteminden kabine sistemine geçildi: Başbakanı cumhurbaşkanı atıyor, bakanları başbakan seçip Meclis'in onayına sunuyordu.
Cumhuriyet'in ilanıyla rejim sorunu çözülmüş, devlet başkanlığı belirsizliği sona ermiş ve millî egemenlik anlayışı yönetimin adıyla birlikte kesinleşmiştir. Hükümet krizlerinin önü alınmış, devlet yönetimi istikrar kazanmıştır. Bununla birlikte bazı gelişmeler de doğmuştur: Cumhuriyet ile bağdaşmayan halifeliğin geleceği tartışılmaya başlanmış, Millî Mücadele'nin bazı önde gelen isimleri kararın aceleyle alındığını ileri sürerek tepki göstermiştir. Bu tartışmalar ileride çok partili hayat denemelerine ve 3 Mart 1924 kararlarına zemin hazırlamıştır. Cumhuriyet'in ilanı, Atatürk'ün en büyük eseri olarak kabul edilir ve Cumhuriyetçilik ilkesinin somut ifadesidir.
| Karşılaştırma | Cumhuriyet'ten Önce (1921 Düzeni) | Cumhuriyet'ten Sonra (29 Ekim 1923) |
|---|---|---|
| Rejimin adı | Belirsiz; 'TBMM Hükümeti' | Cumhuriyet |
| Devlet başkanı | Fiilen Meclis Başkanı, tartışmalı | Meclis'in seçtiği cumhurbaşkanı |
| Hükümet sistemi | Meclis hükümeti: Bakanlar tek tek Meclis'çe seçilir | Kabine sistemi: Cumhurbaşkanı başbakanı atar |
| Yürütmenin işleyişi | Gruplar arasında uzlaşmazlık, hükümet krizleri | Daha hızlı ve istikrarlı yürütme |
| Halifeliğin konumu | Bazı çevrelerce devlet başkanı adayı | Cumhuriyet ile çelişen, tartışmalı bir makam |
3 Mart 1924 Kararları: Halifelik, Şer'iye ve Evkaf ile Erkân-ı Harbiye Vekâletlerinin Kaldırılması
Cumhuriyet'in ilanından sonra halifelik yeni rejimle çelişen bir kurum olarak kaldı. Halife Abdülmecid Efendi törenlerde padişah gibi davranıyor, yabancı temsilcilerle görüşüyordu; cumhuriyete karşı olan çevreler de halifeliğin çevresinde toplanmaya başladı. Aralık 1923'te Hindistan Müslümanlarının önderlerinden Ağa Han ve Emir Ali'nin halifeliğin korunmasını isteyen mektubunun, TBMM'ye ulaşmadan İstanbul gazetelerinde yayımlanması, bu makamın iç işlerimize karışma aracı hâline gelebileceğini gösterdi. Bunun üzerine 3 Mart 1924'te kabul edilen kanunla halifelik kaldırıldı ve Osmanlı hanedanı üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına karar verildi.
Aynı gün çıkarılan diğer kanunlar da devletin yapısını köklü biçimde değiştirdi. Din işlerini ve vakıfları yöneten Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı; böylece bir dinî kurum bakanlar kurulunda temsil edilmez oldu. Yerine dinî hizmetleri yürütmek üzere Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı, vakıfları yönetmek üzere Evkaf Genel Müdürlüğü kuruldu. Bu düzenleme, din hizmetlerinin devlet eliyle ama siyasetten uzak bir biçimde yürütülmesini amaçlıyordu. Yine aynı gün eğitimi tek çatı altında toplayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu da kabul edildi; bu kanunu eğitim alanındaki inkılaplar arasında ayrıca inceleyeceğiz.
Millî Mücadele yıllarında ordunun yönetimi için kurulan ve bakanlar kurulunda yer alan Erkân-ı Harbiye Vekâleti de 3 Mart 1924'te kaldırıldı ve yerine Başbakanlığa bağlı Genelkurmay Başkanlığı kuruldu; bu göreve Fevzi (Çakmak) Paşa getirildi. Bu değişiklikle Genelkurmay Başkanı bakanlar kurulunun üyesi olmaktan çıktı, böylece ordunun siyasetin dışında tutulması ve siyasi tartışmaların orduya yansımasının önlenmesi amaçlandı. 3 Mart kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde devlet yönetiminde din ile siyaset ve ordu ile siyaset birbirinden ayrılmış, laik ve çağdaş bir devlet yapısının temelleri atılmıştır.
| Kaldırılan Kurum | Kaldırılma Nedeni | Yerine Kurulan / Sonuç | İlgili İlkeler |
|---|---|---|---|
| Halifelik | Cumhuriyet ve millî egemenlikle çelişmesi, muhalefetin odağı olması, dış etkilere açık olması | Hanedan yurt dışına çıkarıldı; cumhuriyet ve laiklik güçlendi | Laiklik, Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık |
| Şer'iye ve Evkaf Vekâleti | Dinî bir kurumun bakanlar kurulunda yer alması | Diyanet İşleri Başkanlığı ve Evkaf Genel Müdürlüğü | Laiklik |
| Erkân-ı Harbiye Vekâleti | Ordunun siyasetle iç içe olması | Başbakanlığa bağlı Genelkurmay Başkanlığı | Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık |
1924 Anayasası ve Siyasi İnkılapların Atatürk İlkeleriyle İlişkisi
1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu savaş şartlarında hazırlanmış, 23 maddelik kısa bir metindi; temel hak ve özgürlükler, yargı ve cumhurbaşkanlığı gibi konuları düzenlemiyordu. Cumhuriyet'in ilanı ve 3 Mart kararlarından sonra yeni devlet düzenine uygun kapsamlı bir anayasa gerekli hâle geldi. TBMM, 20 Nisan 1924'te 105 maddelik yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nu kabul etti. Anayasa devletin şeklinin cumhuriyet, başkentinin Ankara, resmî dilinin Türkçe olduğunu belirtti ve 'Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir.' ilkesini yeniden temel aldı.
1924 Anayasası'na göre yasama ve yürütme yetkisi Meclis'te toplanmıştı; ancak Meclis yürütme yetkisini kendi seçtiği cumhurbaşkanı ve onun atadığı başbakan ile bakanlar kurulu aracılığıyla kullanıyordu. Yargı yetkisi ise millet adına bağımsız mahkemelere verilmişti. Bu yönüyle anayasa kuvvetler birliği ile kuvvetler ayrılığı arasında karma bir yapı taşır. Cumhurbaşkanı Meclis üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir, bakanlar kurulu Meclis'e karşı sorumludur. Anayasa kanun önünde eşitliği, kişi dokunulmazlığını, düşünce ve basın özgürlüğü gibi temel hakları güvence altına aldı; 18 yaşını dolduran erkeklere seçme, 30 yaşını dolduranlara seçilme hakkı tanıdı.
1924 Anayasası, inkılapların ilerlemesine göre değiştirilerek 1961 Anayasası kabul edilene kadar yürürlükte kaldı. 1928'de 'Devletin dini İslam'dır.' hükmü çıkarıldı, 1934'te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı, 1937'de altı ilke anayasaya girerek laiklik devletin temel niteliği hâline geldi. Bu hafta incelediğimiz bütün siyasi gelişmeler bir zincirin halkaları gibidir: Saltanatın kaldırılması egemenliği millete devretti, Ankara yeni devletin kimliğini simgeledi, Cumhuriyet rejimin adını koydu, 3 Mart kararları din ve ordu ile siyaseti ayırdı, 1924 Anayasası ise bütün bu kazanımları hukuki güvenceye aldı. Her halka, Atatürk ilkelerinin siyasi alanda uygulanmasıdır.
| Karşılaştırma | 1921 Teşkilât-ı Esasiye | 1924 Teşkilât-ı Esasiye |
|---|---|---|
| Kabul tarihi ve madde sayısı | 20 Ocak 1921, 23 madde | 20 Nisan 1924, 105 madde |
| Egemenlik | Kayıtsız şartsız milletin | Kayıtsız şartsız milletin |
| Hükümet sistemi | Meclis hükümeti (güçler birliği) | Kabine sistemi, güçler birliği ile ayrılığı arasında karma yapı |
| Devlet başkanlığı | Düzenlenmemiş | Meclis'çe seçilen cumhurbaşkanı |
| Yargı | Düzenlenmemiş | Bağımsız mahkemeler |
| Temel hak ve özgürlükler | Yer almıyor | Eşitlik, kişi dokunulmazlığı, basın özgürlüğü vb. |
| Sonraki önemli değişiklikler | 1923'te cumhuriyet maddesi eklendi | 1928 din maddesi çıktı, 1934 kadın hakları, 1937 altı ilke |
Örnekler
Örnek 1Atatürk ilkelerinin birbirini tamamlayan bir bütün olduğunu Cumhuriyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkeleri üzerinden açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: Cumhuriyetçilik egemenliğin millete ait olmasını ve seçimle kullanılmasını öngörür; yönetimin meşruiyetini milletin iradesine dayandırır. 2. adım: Halkçılık, bu egemenliğin bütün halka eşit biçimde ait olmasını sağlar; hiçbir kişi, aile ya da zümreye ayrıcalık tanımaz. Egemenliği millete veren bir rejim, ayrıcalıklı sınıflar varken gerçek anlamını bulamaz. 3. adım: Laiklik, yönetimin meşruiyetinin dinî bir makamdan değil milletten gelmesini sağlar; böylece cumhuriyetin dayandığı millî egemenliği korur. Sonuç: Laiklik olmadan millî egemenlik, halkçılık olmadan eşit vatandaşlık eksik kalır; bu yüzden ilkeler birbirinin hem dayanağı hem güvencesidir.
Örnek 2Cumhuriyet'in ilk yıllarında devletçilik ilkesinin benimsenmesinin nedenlerini açıklayınız. Bu ilke neden 'karma ekonomi' olarak nitelendirilir?
Cevabı göster
1. adım: Cumhuriyet'in ilk yıllarında ülkede sermaye birikimi azdı, sanayi tesisleri ve yetişmiş eleman yetersizdi. 2. adım: 1923 İzmir İktisat Kongresi'nden sonra özel girişim desteklendi; ancak özel sektör beklenen kalkınmayı tek başına sağlayamadı. 3. adım: 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı Türkiye'yi de etkileyince devlet, yatırımcı ve düzenleyici olarak ekonomiye daha fazla girdi; 1934'te I. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulandı. Sonuç: Devletçilik özel mülkiyeti ve özel girişimi kaldırmadığı, yalnızca onların yetersiz kaldığı alanlarda devleti devreye soktuğu için 'karma ekonomi' olarak nitelendirilir.
Örnek 31 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasını neden ve sonuçlarıyla açıklayarak hangi ilkelerle ilişkili olduğunu belirtiniz.
Cevabı göster
1. adım (Nedenler): İtilaf Devletleri Lozan Konferansı'na TBMM ile birlikte İstanbul Hükümeti'ni de çağırmış, böylece Türk milletini iki ayrı yönetimin temsil etme tehlikesi doğmuştu. Ayrıca saltanat, egemenliğin millete ait olduğu ilkesiyle çelişiyordu. 2. adım (Karar): TBMM 1 Kasım 1922'de halifeliği saltanattan ayırarak saltanatı kaldırdı. 3. adım (Sonuçlar): Osmanlı Devleti'nin siyasi varlığı resmen sona erdi; TBMM Türk milletinin tek temsilcisi oldu; Tevfik Paşa Hükümeti istifa etti; Vahdettin 17 Kasım'da İstanbul'dan ayrıldı ve halifeliğe Meclis tarafından Abdülmecid Efendi seçildi. Sonuç: Egemenliğin hanedandan alınıp millete verilmesi Cumhuriyetçilik, hanedan ayrıcalığının sona ermesi Halkçılık ilkesiyle ilişkilidir.
Örnek 4Yeni Türk devletinin başkenti olarak İstanbul yerine Ankara'nın seçilmesinin nedenlerini karşılaştırmalı olarak açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım (İstanbul'un dezavantajları): Denizden gelecek saldırılara açık olduğu için savunmaya elverişsizdi; işgal yıllarında yabancı etkisinde kalmıştı ve Osmanlı saltanatının simgesiydi. 2. adım (Ankara'nın avantajları): Millî Mücadele'nin yönetildiği merkezdi; Anadolu'nun ortasında, savunmaya uygun konumdaydı ve demiryoluyla bağlantılıydı. 3. adım (Siyasi anlam): Ankara'nın seçilmesi, yeni devletin Osmanlı'nın devamı olmadığını ve gücünü Anadolu halkından aldığını simgeliyordu. Sonuç: 13 Ekim 1923'te çıkarılan kanunla Ankara başkent oldu; bu karar Milliyetçilik ve Cumhuriyetçilik ilkeleriyle ilişkilidir.
Örnek 5Cumhuriyet'in ilanını hazırlayan hükümet krizini ve Cumhuriyet'in ilanıyla hükümet sisteminde meydana gelen değişikliği açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım: 1921 Teşkilât-ı Esasiye'ye göre meclis hükümeti sistemi uygulanıyor, her bakan Meclis tarafından ayrı ayrı seçiliyordu. 2. adım: Ekim 1923'te Fethi Bey Hükümeti istifa edince Meclis'teki gruplar yeni bakanlar üzerinde uzlaşamadı ve hükümet kurulamadı. Devlet başkanlığı makamı da belirsizdi. 3. adım: Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle 29 Ekim 1923'te anayasaya 'Türkiye Devleti'nin şekl-i hükümeti cumhuriyettir.' hükmü eklendi; Mustafa Kemal Paşa ilk cumhurbaşkanı seçildi, İsmet Paşa başbakan oldu. Sonuç: Meclis hükümeti sisteminden kabine sistemine geçildi; başbakanı cumhurbaşkanı atadı, bakanları başbakan seçip Meclis onayına sundu. Böylece yürütme daha istikrarlı hâle geldi.
Örnek 6Halifeliğin 3 Mart 1924'te kaldırılmasının nedenlerini ve sonuçlarını açıklayınız.
Cevabı göster
1. adım (Nedenler): Halifelik, egemenliğin millete ait olduğu cumhuriyet rejimiyle bağdaşmıyordu; Halife Abdülmecid Efendi padişah gibi davranıyordu; cumhuriyet karşıtları bu makamın etrafında toplanıyordu; Ağa Han ve Emir Ali'nin mektubu, halifeliğin dış müdahaleye kapı açabileceğini gösterdi. 2. adım (Karar): 3 Mart 1924'te çıkarılan kanunla halifelik kaldırıldı ve Osmanlı hanedanı üyeleri yurt dışına çıkarıldı. 3. adım (Sonuçlar): Cumhuriyet ile çelişen son kurum ortadan kalktı; din ile devlet işlerinin ayrılmasında önemli bir adım atıldı; aynı gün Şer'iye ve Evkaf Vekâleti de kaldırılarak Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Sonuç: Bu gelişme Laiklik, Cumhuriyetçilik ve İnkılapçılık ilkeleriyle ilişkilidir.
Kavram Kartları
1 / 8
Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.
Etkinlikler
Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.
1Saltanatın 1 Kasım 1922'de kaldırılmasını doğrudan hızlandıran gelişme aşağıdakilerden hangisidir?
Lozan'a iki ayrı hükümetin çağrılması, Türk milletini barış masasında iki heyetin temsil etmesi tehlikesini doğurmuş ve saltanatın kaldırılmasını hızlandırmıştır. Mektup olayı halifeliğin kaldırılmasıyla, hükümet krizi Cumhuriyet'in ilanıyla ilgilidir; Ankara ise saltanatın kaldırılmasından sonra başkent olmuştur.
2Aşağıdakilerden hangisi 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanının doğrudan sonuçlarından biridir?
Cumhuriyet'in ilanıyla cumhurbaşkanlığı makamı oluşturulmuş ve devlet başkanlığı belirsizliği sona ermiştir. Halifelik 1924'te kaldırılmış, Ankara 13 Ekim 1923'te başkent olmuş, kadınlar milletvekilliği hakkını 1934'te kazanmıştır.
33 Mart 1924'te Erkân-ı Harbiye Vekâleti kaldırılarak yerine Başbakanlığa bağlı Genelkurmay Başkanlığı kurulmasıyla öncelikle aşağıdakilerden hangisi amaçlanmıştır?
Genelkurmay Başkanı'nın bakanlar kurulu üyesi olmaktan çıkarılmasıyla ordu siyasi tartışmaların dışında tutulmak istenmiştir. Dinî hizmetler Diyanet İşleri Başkanlığı'yla, eğitim birliği Tevhid-i Tedrisat ile ilgilidir.
4Özel sektörün sermaye yetersizliği ve 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkileri nedeniyle devletin sanayi yatırımlarına öncülük etmesi ve 1934'te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nı uygulaması, aşağıdaki ilkelerden hangisinin gereğidir?
Özel girişimin yetersiz kaldığı alanlarda devletin yatırımcı ve düzenleyici olarak ekonomiye girmesi Devletçilik ilkesinin temel anlamıdır.
5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.
- Saltanat kaldırıldığında halifelik de aynı kararla kaldırılmıştır.
1 Kasım 1922'de yalnız saltanat kaldırılmış, halifelik Osmanoğulları ailesinden Meclis'in seçeceği kişiye bırakılmıştır. Halifelik 3 Mart 1924'te kaldırılmıştır.
- Ankara, Cumhuriyet'in ilanından önce başkent olarak kabul edilmiştir.
Ankara 13 Ekim 1923'te başkent olmuş, Cumhuriyet ise 29 Ekim 1923'te ilan edilmiştir.
- Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Evkaf Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
3 Mart 1924'te dinî hizmetler için Diyanet İşleri Başkanlığı, vakıflar için Evkaf Genel Müdürlüğü kurulmuş ve ikisi de Başbakanlığa bağlanmıştır.
- 1924 Anayasası'nın ilk metninde laiklik ilkesi yer almaktaydı.
İlk metinde 'Devletin dini İslam'dır.' hükmü vardı; bu hüküm 1928'de çıkarılmış, laiklik 1937'de anayasaya girmiştir.
- Cumhuriyet'in ilanıyla meclis hükümeti sisteminden kabine sistemine geçilmiştir.
Cumhurbaşkanının başbakanı atadığı, başbakanın da bakanları belirleyip Meclis onayına sunduğu kabine sistemine geçilmiştir.
- Saltanat kaldırıldığında halifelik de aynı kararla kaldırılmıştır.
6Aşağıdaki siyasi gelişmeleri en yakından ilişkili oldukları açıklamalarla eşleştiriniz.
Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.
7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.
- TBMM 1 Kasım 1922'de halifeliği ayırarak makamını kaldırmıştır.
- 13 Ekim 1923'te kabul edilen kanunla yeni Türk devletinin başkenti olmuştur.
- Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılınca dinî hizmetleri yürütmek üzere İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
- Erkân-ı Harbiye Vekâleti'nin yerine Başbakanlığa bağlı Başkanlığı kurulmuştur.
- Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ve din ve vicdan özgürlüğünü esas alan ilke ilkesidir.
Önce bütün boşlukları doldurun.
81922-1924 yılları arasındaki siyasi gelişmeleri (saltanatın kaldırılması, Ankara'nın başkent oluşu, Cumhuriyet'in ilanı, 3 Mart 1924 kararları ve 1924 Anayasası) tarih sırasına koyunuz; her birini ilgili Atatürk ilkesiyle ilişkilendirerek bu gelişmelerin neden bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olduğunu açıklayınız.
1. ipucu: 1. adım: Gelişmeleri tarihleriyle sıralayın: 1 Kasım 1922, 13 Ekim 1923, 29 Ekim 1923, 3 Mart 1924, 20 Nisan 1924.
2. ipucu: 2. adım: Her gelişmenin neyi değiştirdiğini (egemenlik, başkent, rejim, din-devlet ve ordu-siyaset ilişkisi, hukuki düzen) ve hangi ilkeyle ilişkili olduğunu yazın.
3. ipucu: 3. adım: Her adımın bir sonrakini nasıl hazırladığını ve ortak ilkenin neden İnkılapçılık olduğunu gösterin.
Cevap: Sıralama şöyledir: Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922), Ankara'nın başkent oluşu (13 Ekim 1923), Cumhuriyet'in ilanı (29 Ekim 1923), halifelik, Şer'iye ve Evkaf ile Erkân-ı Harbiye vekâletlerinin kaldırılması (3 Mart 1924) ve 1924 Anayasası'nın kabulü (20 Nisan 1924). Saltanatın kaldırılması egemenliği hanedandan alıp millete vermiş, Cumhuriyetçilik ve Halkçılık ilkelerini hayata geçirmiş ve Osmanlı'nın siyasi varlığını bitirerek yeni bir başkent ile yeni bir rejimin yolunu açmıştır. Ankara'nın başkent olması, yeni devletin Osmanlı'nın devamı olmadığını ve gücünü Anadolu halkından aldığını göstermiş; Milliyetçilik ilkesiyle ilişkilidir. Saltanat kalktığı hâlde rejimin adı ve devlet başkanlığı belirsiz kalınca çıkan hükümet krizi Cumhuriyet'in ilanını getirmiş; bu da Cumhuriyetçilik ilkesinin somut ifadesi olmuştur. Cumhuriyet ilan edildikten sonra halifelik rejimle çelişen bir kurum olarak kalmış, bu çelişki 3 Mart 1924 kararlarıyla giderilmiştir: Halifelik ile Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması Laiklik, Erkân-ı Harbiye Vekâleti'nin kaldırılması ordunun siyasetten ayrılması bakımından Cumhuriyetçilik ilkesiyle ilişkilidir. En son 1924 Anayasası, millî egemenliği, cumhuriyeti ve temel hakları hukuki güvenceye alarak bu kazanımları kalıcı kılmış; Cumhuriyetçilik ve Halkçılık ilkelerini yansıtmıştır. Her gelişme bir öncekinin açtığı yoldan ilerlediği ve eskimiş kurumların yerine çağdaş kurumlar koyduğu için bu süreç bir zincirin halkaları gibidir ve hepsinin ortak ilkesi İnkılapçılıktır.
Kısaca
- İlkelerin özü: Atatürk ilkeleri millî egemenliğe, akla ve bilime dayanan, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı amaçlayan ve birbirini tamamlayan bir bütündür; 1937'de anayasaya girmiştir.
- Saltanatın kaldırılması: Lozan'a İstanbul Hükümeti'nin de çağrılmasıyla belirginleşen ikiliği bitirmek için 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılmış, Osmanlı Devleti'nin siyasi varlığı resmen sona ermiştir.
- Ankara'nın başkent oluşu: Savunmaya elverişli konumu, Millî Mücadele'nin merkezi olması ve Anadolu'nun ortasında bulunması nedeniyle Ankara 13 Ekim 1923'te başkent ilan edilmiştir.
- Cumhuriyet'in ilanı: Devlet başkanlığı belirsizliği ve meclis hükümeti sisteminin doğurduğu kriz üzerine 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilmiş, Mustafa Kemal Paşa ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir.
- 3 Mart 1924 kararları: Halifelik, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye Vekâleti kaldırılarak din ile devlet işleri ve ordu ile siyaset birbirinden ayrılmıştır.
- 1924 Anayasası: 20 Nisan 1924'te kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, millî egemenliği ve cumhuriyeti hukuki güvenceye alan, 1961'e kadar yürürlükte kalan anayasa olmuştur.
Bu dersin öteki kaynakları
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Yıllık Planı (2026-2027) Yıllık plan
- T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı (ortaöğretim) Öğretim programı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Günlük Planları (2026-2027) Ders planı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 1. Hafta Çalışma Kâğıdı: Mustafa Kemal’in Yetiştiği Ortam ve Fikir Hayatı Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 2. Hafta Çalışma Kâğıdı: 20. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti (Fikir Akımları, Siyasi-Askerî Gelişmeler, Ekonomik ve Sosyal Hayat) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 3. Hafta Çalışma Kâğıdı: Birinci Dünya Savaşı (1914–1918) ve Osmanlı Devleti'nin Savaştığı Cepheler (İTA.12.1.3) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 4. Hafta Çalışma Kâğıdı: 1.3. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Savunma ve Yardım Cepheleri (İTA.12.1.3) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 5. Hafta Çalışma Kâğıdı: I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Cepheleri, 1915 Olayları ve Gizli Antlaşmalar (1.3) Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 6. Hafta Çalışma Kâğıdı: I. Dünya Savaşı'nın Sonuçları ve Mondros Ateşkes Antlaşması Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 7. Hafta Çalışma Kâğıdı: İşgaller, Kuvâ-yı Millîye, Cemiyetler ve Millî Mücadele'ye Hazırlık Dönemi Çalışma kâğıdı
- 12. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 8. Hafta Çalışma Kâğıdı: Kuvâ-yı Millîye'den Büyük Millet Meclisinin Açılışına: Cemiyetler, Havza ve Amasya Genelgeleri, Erzurum ve Sivas Kongreleri, Amasya Görüşmeleri (2.1) Çalışma kâğıdı