İçeriğe geç

6. sınıf · Sosyal Bilgiler · 17. hafta (11-15 Ocak 2027)

İslamiyet’in Kabulüyle Türklerin Sosyal ve Kültürel Hayatlarında Meydana Gelen Değişimler (Kaynaklarla Analiz: Eserler, Eğitim, Sanat, Hukuk ve Günümüzle Karşılaştırma)

Ortak Mirasımız teması · Konu özeti

🃏 Kavram kartlarıEtkinlikler
Bu hafta

Geçen hafta Türklerin Müslümanlarla nasıl tanıştığını, İslamiyet'in Türkler arasında nasıl yayıldığını; inançta, törenlerde, isimlerde ve yazıda neler değiştiğini öğrendik. Bu hafta işin tarihçi yanına geçiyoruz: Kutadgu Bilig ve Divânu Lugâti't-Türk gibi dönemin eserlerini birer kaynak gibi okuyacak; eğitimde, sanatta, hukukta ve toplum düzeninde yaşanan değişimi bu kaynaklara dayanarak inceleyeceğiz. Haftanın sonunda farklı kaynak türlerini bir arada değerlendirip o dönemin sonuçlarını bugünkü hayatımızla karşılaştırabileceksiniz.

Kutadgu Bilig: Bir Eserden Toplum Hayatını Okumak

Tarihçiler geçmişi anlamak için en çok o dönemde yazılmış eserlere başvurur. İslamiyet'in kabulünden sonra Türkçe yazılan ilk büyük eserlerden biri Kutadgu Bilig'dir. Adı 'mutluluk veren bilgi' anlamına gelir. Eseri Balasagunlu Yusuf Has Hacib 1069-1070 yıllarında Kaşgar'da tamamlamış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunmuştur. Hükümdar eseri çok beğenmiş ve yazarına saray teşkilatında önemli bir görev olan Has Hacib unvanını vermiştir. Bu bilgi bize, Karahanlı sarayında Türkçe eserlerin değer gördüğünü ve bilginlerin desteklendiğini gösterir.

Kutadgu Bilig, manzum (şiir biçiminde) yazılmış, binlerce beyitten oluşan bir siyasetnamedir; yani devletin nasıl yönetileceğini, hükümdarın ve devlet adamlarının nasıl davranması gerektiğini anlatır. Eserde dört kahraman dört temel kavramı temsil eder: Hükümdar Kün Togdı adaleti, vezir Ay Toldı kutu yani talihi ve devleti, vezirin oğlu Ögdülmiş aklı, dünyadan elini eteğini çekmiş derviş Odgurmış ise akıbeti yani insanın sonunu ve ahireti temsil eder. Kahramanların konuşmaları aracılığıyla adaletli yönetim, bilginin değeri, sözün önemi ve güzel ahlak öğütlenir.

Bu eseri bir kaynak olarak okuduğumuzda değişimi açıkça görürüz. Kut ve töre gibi eski Türk devlet kavramları eserde yer almaya devam eder; ancak bunlar Allah'a inanç, ahiret sorumluluğu ve İslam ahlakı ile birlikte anlatılır. Eser Türkçe yazılmış, fakat Arap ve İran edebiyatında kullanılan aruz ölçüsü ile kaleme alınmıştır. Yani Kutadgu Bilig hem dil hem düşünce bakımından eski Türk birikimi ile İslam kültürünün buluştuğu bir köprü eserdir. Dönemin koşullarında bu eser, Müslüman olmuş Türk hükümdarlarına yönetim rehberi olmuş; bugün ise Türk dilinin ve Türk-İslam düşüncesinin en değerli belgelerinden biri olarak okunmaktadır.

KahramanTemsil Ettiği KavramEserdeki GöreviBize Gösterdiği
Kün TogdıAdalet (töre)HükümdarAdalet, yönetimin temeli olarak görülür
Ay ToldıKut (talih, devlet)VezirKut kavramı İslamiyet'ten sonra da sürmüştür
ÖgdülmişAkılVezirin oğlu, sonra vezirBilgi ve akıl devlet işlerinde vazgeçilmezdir
OdgurmışAkıbet (ahiret, kanaat)DervişDünya işleri ahiret sorumluluğuyla düşünülür
KUTADGU BİLİG: DÖRT KAHRAMAN, DÖRT KAVRAMKün TogdıHükümdarADALETAy ToldıVezirKUT (TALİH, DEVLET)ÖgdülmişVezirin oğluAKILOdgurmışDervişAKIBET (AHİRET)KUTADGU BİLİGYusuf Has Hacib, 1069-1070Tabgaç Buğra Han'a sunulduTürk devlet geleneği + İslam ahlakı = Türk-İslam yönetim anlayışı
🔍 Büyütmek için dokunun

Divânu Lugâti't-Türk: Türk Dünyasının Aynası

İslamiyet'in kabulünden sonra Türkler, İslam dünyasında hızla etkili bir güç hâline geldi. Selçukluların Bağdat'a girmesiyle Araplar Türklerle daha sık karşılaşmaya ve Türkçe öğrenme ihtiyacı duymaya başladı. İşte bu koşullarda Karahanlı hanedanına mensup olduğu bilinen Kaşgarlı Mahmud, 1072-1074 yılları arasında Bağdat'ta Divânu Lugâti't-Türk'ü yazdı ve eserini Abbasi halifesine sundu. Eserin adı 'Türk dillerinin divanı', yani Türkçe kelimelerin toplandığı derleme anlamına gelir. Türkçe kelimeler Arapça açıklanmıştır; bu yönüyle eser bir Türkçe-Arapça sözlüktür.

Kaşgarlı Mahmud eserini hazırlamak için Türk illerini yıllarca dolaşmış, boyların konuştuğu dili, söylediği şiirleri ve kullandığı atasözlerini bizzat derlemiştir. Bu nedenle eser, gözleme ve derlemeye dayanan birinci el bir kaynaktır. Eserde yalnız kelimeler değil; Türk boylarının adları ve yaşadıkları yerler, yemekler, oyunlar, giyim, avcılık, tarım ve ticaret, eski inançlar ve gelenekler de anlatılır. İçinde sav denilen atasözleri, koşuk denilen şiirler ve ölenin ardından söylenen sagulardan örnekler bulunur. Eserde ayrıca Türk boylarının yerleşim alanlarını gösteren, merkezinde Balasagun'un bulunduğu yuvarlak bir dünya haritası yer alır.

Kaşgarlı Mahmud eserin başında amacını açıkça söyler: Türkçenin Arapçadan geri kalmadığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek. Ona göre bu iki dil, yarış meydanında yan yana koşan iki at gibidir. Bu düşünce bize önemli bir sonuç verir: Türkler İslamiyet'i kabul ettikten sonra Arapçayı din ve bilim dili olarak benimsemiş, ancak kendi dillerine sahip çıkmayı da sürdürmüştür. Dönemin koşullarında eser Türklerle Arapların birbirini anlamasına hizmet etmiştir. Bugün ise Türkçenin XI. yüzyıldaki durumunu, kelime hazinesini ve Türk kültürünü öğrenmek isteyen her araştırmacının başvurduğu temel kaynaktır.

SoruDivânu Lugâti't-Türk'teki Cevap
Kim yazdı?Kaşgarlı Mahmud
Ne zaman ve nerede?1072-1074, Bağdat
Kime sunuldu?Abbasi halifesine
Hangi amaçla?Araplara Türkçeyi öğretmek, Türkçenin değerini göstermek
Nasıl hazırlandı?Türk illeri gezilerek dil, şiir ve atasözleri derlendi
Neler içerir?Kelimeler, sav, koşuk, sagu, boylar, gelenekler, dünya haritası
Kaynak türü nedir?Gözleme ve derlemeye dayanan birinci el kaynak
DİVÂNU LUGÂTİ'T-TÜRK BİZE NELER ANLATIR?BalasagunTürk boylarıYuvarlak dünya haritasıDilTürkçe kelimeler,Arapça açıklamalarEdebiyatSav (atasözü), koşuk,sagu örnekleriGündelik HayatYemek, oyun, giyim,tarım, ticaretİnanç ve GelenekEski inanç kelimeleri veİslami kavramlarKaşgarlı Mahmud, 1072-1074, BağdatAmaç: Araplara Türkçeyi öğretmek
🔍 Büyütmek için dokunun

Eğitim ve Bilim Hayatında Değişim: Medreseler ve Bilginler

İslamiyet öncesinde Türklerde bilgi ve beceriler daha çok aile içinde, usta-çırak ilişkisiyle ve sözlü gelenekle aktarılıyordu. Çocuklar ata binmeyi, ok atmayı, hayvan yetiştirmeyi büyüklerinden öğreniyor; destanlar, atasözleri ve öğütler kuşaktan kuşağa sözlü olarak geçiyordu. Uygurlar gibi yerleşik toplulukların yazı ve okuma geleneği bulunsa da düzenli, kalıcı binalarda yürütülen bir eğitim kurumu yaygın değildi. İslamiyet'in kabulüyle birlikte bu durum değişti: Kur'an'ı okumak, dinî bilgileri öğrenmek ve İslam dünyasının bilim birikimine ulaşmak için düzenli bir eğitim ihtiyacı doğdu.

Bu ihtiyaç mektep ve medrese adı verilen kurumlarla karşılandı. Mekteplerde çocuklar okuma yazma ve temel dinî bilgileri öğrenirken, medreselerde tefsir, hadis, fıkıh (İslam hukuku) gibi dinî bilimlerin yanında matematik, astronomi, tıp ve dil bilgisi gibi alanlarda da eğitim verildi. Medreselerde ders veren hocalara müderris, öğrencilere talebe denirdi. Bu kurumlar vakıf gelirleriyle ayakta durduğu için öğrenciler parasız okur, kalacak yer ve yemek de vakıftan karşılanırdı. Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'ın Semerkant'ta medrese kurdurup bunu vakıfla desteklemesi, Türk hükümdarlarının eğitime verdiği önemin erken örneklerindendir.

Büyük Selçuklular döneminde eğitim devlet eliyle düzenli bir yapıya kavuştu. Vezir Nizamülmülk, Bağdat başta olmak üzere birçok şehirde kendi adıyla anılan Nizamiye medreselerini kurdurdu; Bağdat Nizamiyesi 1067'de öğretime açıldı. Bu medreseler hem bilgin yetiştirdi hem de devlete kadı, müderris ve kâtip gibi yetişmiş görevliler sağladı. Gazneli Mahmud'un sarayında bulunan ünlü bilgin Bîrûnî gibi isimler de Türk hükümdarlarının bilginleri koruduğunu gösterir. Dönemin koşullarında medrese, toplumda okuma yazmayı ve bilimi yayan en önemli kurumdu. Bugün eğitim devlet okullarında ve üniversitelerde verilmektedir; ancak parasız eğitim, burs ve yurt gibi uygulamalar ile bilginin topluma hizmet etmesi düşüncesi o dönemden günümüze uzanan bir anlayıştır.

Alanİslamiyet Öncesiİslamiyet SonrasıGünümüz
Eğitimin yeriAile, oba, usta yanıMektep ve medreseOkul ve üniversite
Aktarım biçimiÇoğunlukla sözlüYazılı eserlerle düzenli derslerYazılı ve dijital kaynaklarla öğretim
Öğreten kişiAile büyükleri, ustalar, ozanlarMüderris, hocaÖğretmen, öğretim üyesi
Eğitimin finansmanıAilenin imkânlarıVakıf gelirleri; parasız eğitimDevlet bütçesi; parasız eğitim, burs, yurt
Öğretilen konularBinicilik, okçuluk, hayvancılık, destanlarDinî bilimler, matematik, astronomi, tıp, dilFen, sosyal, matematik, dil ve sanat dersleri
VAKIFTAN TOPLUMA: MEDRESE NASIL İŞLİYORDU?VAKIFHükümdar, vezirve zenginlerinbağışlarıMEDRESEMüderrisders verirTalebeparasız okurTefsir, hadis, fıkıh, matematik,astronomi, tıp, dil bilgisiYETİŞEN KİŞİLERKadıMüderrisKâtipBilgin, hekimÖrnek: Bağdat Nizamiyesi (1067) - Vezir Nizamülmülk
🔍 Büyütmek için dokunun

Sanat ve Mimaride Türk-İslam Sentezi

İslamiyet öncesinde Türk sanatı, göçebe hayatın ihtiyaçlarına göre şekillenmişti. Taşınabilir eşyalar önemliydi: halı ve kilim, keçe, at koşum takımları, kemer tokaları ve silahlar ustalıkla süslenirdi. Bu süslemelerde geyik, kartal, kurt, at gibi canlıların birbirine dolanmış biçimde işlendiği hayvan üslubu öne çıkardı. Müzikte kopuz en önemli çalgıydı; ozanlar destanları kopuz eşliğinde söylerdi. Bu birikim İslamiyet'in kabulüyle kaybolmadı; yeni inancın getirdiği anlayışla birleşerek Türk-İslam sanatı adı verilen yeni bir sanat dünyası oluştu.

İslamiyet'ten sonra en çok gelişen sanatlardan biri hat, yani güzel yazı sanatıdır. Kur'an-ı Kerim'in ve dinî metinlerin güzel yazılması büyük değer taşıdığı için hattatlar saygın kişiler oldu. Yazıların çevresini altın yaldız ve renkli boyalarla süsleyen tezhip sanatı gelişti. Yapılarda geometrik desenler, bitkisel motifler ve yazı kuşakları yaygınlaştı. Karahanlı ve Gazneli yapılarında pişmiş tuğlanın türlü biçimlerde dizilmesiyle zengin süslemeler yapıldı; Selçuklular döneminde ise renkli sırlı çini cami, medrese ve türbelerin duvarlarını süslemeye başladı. Cami, minare, medrese ve kervansaray gibi yapılar, Türk ustalarının elinde yeni biçimler kazandı.

Bu dönüşümde süreklilik de açıkça görülür. Halı ve kilim dokumacılığı aynı ustalıkla sürdü; bugün dünyanın tanıdığı Türk halıcılığı bu geleneğin devamıdır. Hayvan figürleri ve çift başlı kartal gibi motifler Selçuklu eserlerinde de kullanıldı. Kopuz çalınmaya devam etti; bunun yanında tekke ve dergâhlarda okunan ilahiler ile dinî müzik gelişti. Hükümdarlık sembolü olarak belirli vakitlerde davul ve zurna çalınması anlamına gelen nevbet geleneği de sürdü. Dönemin koşullarında sanat, hem yeni inancın değerlerini ifade etmenin hem de toplumun kimliğini yaşatmanın aracı oldu. Bugün hat, tezhip, çini ve ebru gibi sanatlar okullarda ve atölyelerde öğretilmekte; cami ve medreselerdeki süslemeler hâlâ hayranlıkla izlenmektedir.

Sanat Dalıİslamiyet Öncesiİslamiyet SonrasıDeğişim mi, Süreklilik mi?
Yazı ve süslemeYazıtlarda taşa kazınmış yazıHat ve tezhip sanatlarıDeğişim: Yazı bir sanat dalına dönüştü
Süsleme motifleriHayvan üslubuGeometrik ve bitkisel desenler; hayvan motifleri de sürdüDeğişim içinde süreklilik
DokumacılıkHalı, kilim, keçeHalı ve kilim dokumacılığı gelişerek sürdüSüreklilik
MimariÇadır, otağ, kurganCami, medrese, kervansaray, kümbet; tuğla ve çini süslemeDeğişim
MüzikKopuz eşliğinde destanKopuz sürdü; ilahi ve tekke müziği geliştiDeğişim ve süreklilik bir arada
Hükümdarlık sembolleriTuğ, davul, otağNevbet geleneği, tuğ ve davul sürdüSüreklilik
İKİ KAYNAKTAN DOĞAN SANAT: TÜRK-İSLAM SENTEZİESKİ TÜRK SANATIHayvan üslubuHalı, kilim, keçeKopuz ve destanÇadır biçimiTuğ ve davulMaden işçiliğiİSLAM SANATIHat (güzel yazı)TezhipGeometrik desenlerCami, minare, medreseYazı kuşaklarıİlahi ve dinî müzikTÜRK-İSLAMSANATIÇinili camilerKümbetlerDesenli halılarGünümüzde: hat, tezhip, çini, ebru ve halıcılık atölyelerde yaşatılıyor
🔍 Büyütmek için dokunun

Hukuk, Adalet ve Toplum Düzeninde Değişim

İslamiyet öncesinde Türk toplumunu düzenleyen kurallar bütününe töre denirdi. Töre, yazılı olmayan; gelenek, görenek ve kurultay kararlarıyla oluşan kurallardan meydana geliyordu. Hükümdar dahil herkes töreye uymak zorundaydı ve töreye göre adaletle yönetmek hükümdarın en önemli göreviydi. İslamiyet'in kabulüyle hukuk anlayışında köklü bir değişim yaşandı. Artık hukukun temel kaynağı Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in sünneti oldu; bu kaynaklara dayanan hukuka şer'i hukuk adı verildi.

Ancak Türkler töre geleneğini tamamen bırakmadı. Devlet yönetimi, vergi, askerlik ve toprak gibi konularda hükümdarın çıkardığı kurallar ve eski töreden gelen uygulamalar örfi hukuk olarak devam etti. Böylece Türk-İslam devletlerinde hukuk iki kaynağa dayandı: dinî kurallar ve hükümdarın kararları. Bu iki kaynağın birlikte kullanılması, dönemin koşullarında hem dinî değerlerin korunmasını hem de geniş toprakların ihtiyaçlarına göre esnek bir yönetim kurulmasını sağladı. Yargılama görevini medresede yetişmiş kadılar üstlendi. Büyük Selçuklularda halkın şikâyetlerinin dinlendiği Divan-ı Mazalim ise haksızlığa uğrayanların hükümdara ya da onun görevlendirdiği kişilere başvurabildiği bir yargı yeriydi.

Toplum yapısında da yeni kesimler öne çıktı. Din ve hukuk bilginlerinden oluşan ulema, eğitim ve yargıda önemli bir yer edindi. Şehirlerde tüccar ve zanaatkârlar, köylerde çiftçiler yaşarken; hayvancılıkla geçinen göçebe Türkmenler de toplumun önemli bir parçası olmaya devam etti. Eski Türklerdeki misafirperverlik, büyüğe saygı ve aile bağları korunurken, İslam'ın komşu hakkı, yetimi ve yoksulu gözetme gibi öğütleriyle güçlendi. Bugün Türkiye'de hukuk, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı kanunlara dayanır ve bağımsız mahkemelerde hâkimler tarafından uygulanır. Hukukun kaynağı değişmiş olsa da adaletin devletin temeli olduğu düşüncesi, Kutadgu Bilig'den günümüze uzanan ortak bir değerdir.

Konuİslamiyet Öncesiİslamiyet SonrasıGünümüz
Hukukun kaynağıTöre (yazısız kurallar, kurultay kararları)Şer'i hukuk ve örfi hukukAnayasa ve kanunlar
Kuralları belirleyenGelenek, kurultay, hükümdarDinî kaynaklar ve hükümdarın kararlarıTürkiye Büyük Millet Meclisi
Yargılama yapanHükümdar ve boy büyükleriKadı; şikâyetler için Divan-ı MazalimBağımsız mahkemeler ve hâkimler
Öne çıkan toplum kesimleriHükümdar ailesi, boy beyleri, savaşçılar, kamlarUlema, askerler, tüccarlar, çiftçiler, TürkmenlerTüm vatandaşlar kanun önünde eşit
Ortak değerAdaletli yönetimAdaletli yönetimHukukun üstünlüğü ve adalet
TÖREDEN İKİ KAYNAKLI HUKUKATÖREYazısız kurallar, kurultayİslamiyet'in kabulüŞER'İ HUKUKKaynak: Kur'an ve sünnetİbadet, aile, miras, alışverişÖRFİ HUKUKKaynak: Hükümdarın kararları, töreVergi, askerlik, devlet yönetimiUygulayan: Kadı (medresede yetişmiş)
🔍 Büyütmek için dokunun

Kaynakları Birlikte Okumak: Dönemin Sonuçları ve Günümüz

Bir tarihçi tek bir kaynağa dayanarak kesin bir sonuca varmaz; farklı türdeki kaynakları karşılaştırarak değerlendirir. İslamiyet'in kabulüyle yaşanan değişimi incelerken başvurabileceğimiz kaynakları dört grupta toplayabiliriz: yazılı eserler (Kutadgu Bilig, Divânu Lugâti't-Türk, İbn Fadlân'ın seyahatnamesi), yapılar (camiler, medreseler, kervansaraylar, minareler), sikkeler yani madenî paralar ve mezar taşları ile kitabeler. Örneğin Karahanlı sikkelerinde Arapça dinî ifadelerin yanında Tabgaç, Arslan, Buğra gibi Türkçe unvanlar yer alır. Bir para gibi küçük bir buluntu bile bize değişim ile sürekliliğin bir arada yaşandığını anlatır.

Kaynakları değerlendirirken iki ayrımı akılda tutmak gerekir. Birincisi, kaynağın birinci el mi ikinci el mi olduğudur: Olayın yaşandığı dönemde yazılan ya da yapılan kaynaklar birinci el, sonradan önceki kayıtlara dayanarak hazırlananlar ikinci el kaynaktır. İkincisi, kanıt ile yorumun farkıdır: 'Kutadgu Bilig Türkçe yazılmıştır' bir kanıttır; 'Karahanlılar Türkçeye değer veriyordu' ise bu kanıttan yapılan bir yorumdur. Birden çok kaynak aynı yorumu destekliyorsa, yani Kutadgu Bilig'in Türkçe yazılması, Divânu Lugâti't-Türk'ün Türkçeyi savunması ve sikkelerde Türkçe unvanların bulunması bir araya geliyorsa, yorumumuz güç kazanır.

Bu kaynakların tamamından çıkan genel sonuç şudur: Dönemin koşullarında İslamiyet'in kabulü Türklere yeni bir inançla birlikte eğitim kurumları, yazılı kültür, yeni bir hukuk anlayışı ve yeni sanat dalları kazandırdı; Türkler ise bu medeniyete kendi devlet geleneklerini, dillerini ve sanat birikimlerini taşıdı. Ortaya çıkan Türk-İslam kültürü, sonraki yüzyıllarda Anadolu'da kurulacak devletlerin de temeli oldu. Günümüzle karşılaştırdığımızda bazı şeylerin değiştiğini görürüz: Alfabemiz Latin harflidir, hukukumuz kanunlara dayanır, eğitim devlet okullarında verilir. Ancak adaletin önemi, bilgiye ve bilgine saygı, parasız eğitim anlayışı, hat ve çini gibi sanatlar, Kutadgu Bilig ve Divânu Lugâti't-Türk'ün bugün de okunması, bu mirasın yaşamaya devam ettiğini gösterir.

Kaynak TürüÖrnekKaynaktan Çıkan KanıtUlaşılan Yorum
Yazılı eserKutadgu BiligKut ve töre kavramları İslam ahlakıyla birlikte anlatılmışEski devlet geleneği yeni inançla birleşti
Yazılı eserDivânu Lugâti't-TürkTürkçenin Arapça kadar değerli olduğu savunulmuşTürkler İslamiyet'ten sonra dillerine sahip çıktı
YapıNizamiye medreseleriDevlet eliyle kurulmuş, vakıfla desteklenmişEğitim devletin önem verdiği bir alan oldu
SikkeKarahanlı paralarıArapça dinî ifadeler ve Türkçe unvanlar bir aradaDeğişim ve süreklilik iç içe yaşandı
Mezar taşıKitabeli mezar taşlarıÖlenin adı ve dua yazılmışMezar kültürü yeni inanca göre şekillendi
KAYNAKLARDAN SONUCA, DÜNDEN BUGÜNEYazılı EserlerKutadgu Bilig, DivânYapılarMedrese, cami, minareSikkelerArapça ifade + Türkçe unvanMezar TaşlarıAd ve dua kitabeleriSONUÇ: Türk-İslam KültürüDeğişim ve süreklilik iç içeDEĞİŞENAlfabe: Latin harfleri (1928)Hukuk: Anayasa ve kanunlarEğitim: Okul ve üniversiteSÜRENAdaletin devletin temeli olmasıParasız eğitim, bilgine saygıHat, çini, halı; okunan eserler
🔍 Büyütmek için dokunun

Örnekler

  1. Örnek 1Kutadgu Bilig'de hükümdar Kün Togdı adaleti, vezir Ay Toldı kutu, Ögdülmiş aklı, Odgurmış ise akıbeti temsil eder. Bu bilgilerden hareketle eserin İslamiyet'in kabulünden sonraki Türk devlet anlayışı hakkında ne söylediğini açıklayınız.

    Cevabı göster

    1. Adım – Eski Türk unsurlarını belirleyelim: Kut ve töreye dayalı adalet, ilk Türk devletlerinden gelen kavramlardır. Eserde bu kavramların yer alması eski devlet geleneğinin sürdüğünü gösterir. 2. Adım – İslami unsurları belirleyelim: Akıbet, yani ahiret sorumluluğu ve dervişin temsil ettiği kanaat anlayışı İslam ahlakıyla ilgilidir. 3. Adım – İlişkiyi kuralım: Eserde hükümdarın adaletli olması hem töreye uygun hem de Allah'a karşı bir sorumluluk olarak anlatılır. 4. Sonuç: Kutadgu Bilig, İslamiyet'in kabulünden sonra Türk devlet anlayışının eski Türk geleneği ile İslam ahlakının birleşmesiyle şekillendiğini gösteren bir kaynaktır.

  2. Örnek 2Kaşgarlı Mahmud, Divânu Lugâti't-Türk'ü 1072-1074 yıllarında Bağdat'ta yazmış ve Araplara Türkçeyi öğretmeyi amaçlamıştır. Bu eserin yazılmasına yol açan dönemin koşullarını açıklayınız.

    Cevabı göster

    1. Adım – Siyasi koşul: XI. yüzyılda Selçuklular Bağdat'a girmiş, Türkler İslam dünyasında güçlü bir konuma gelmişti. 2. Adım – Toplumsal koşul: Araplar, yönetimde ve orduda sıkça karşılaştıkları Türklerle iletişim kurmak için Türkçe öğrenme ihtiyacı duyuyordu. 3. Adım – Kültürel koşul: İslam dünyasının bilim dili Arapçaydı; Kaşgarlı Mahmud Türkçenin de en az Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek istiyordu. 4. Sonuç: Eser, Türklerin İslam dünyasında artan etkisi ve iki toplum arasındaki iletişim ihtiyacı sonucunda yazılmıştır. Bu durum, Türklerin İslamiyet'i kabul ederken kendi dillerine sahip çıktığını da gösterir.

  3. Örnek 3İslamiyet öncesinde Türklerde bilgi çoğunlukla aile içinde ve sözlü olarak aktarılırken, İslamiyet'ten sonra mektep ve medreseler yaygınlaşmıştır. Bu değişimin nedenlerini ve sonuçlarını açıklayınız.

    Cevabı göster

    1. Adım – Nedenler: Kur'an'ı okumak ve dinî bilgileri öğrenmek düzenli bir eğitim gerektiriyordu. Ayrıca İslam dünyasının matematik, tıp, astronomi gibi alanlardaki bilim birikimine ulaşmak için yazılı eserleri okuyabilmek gerekiyordu. Yerleşik hayata geçişin hızlanması da kalıcı eğitim binalarının yapılmasını mümkün kıldı. 2. Adım – Kurumlar: Mekteplerde okuma yazma, medreselerde dinî ve akli bilimler öğretildi; vakıflar sayesinde eğitim parasız oldu. 3. Adım – Sonuçlar: Okuma yazma yaygınlaştı, Türkler arasından bilginler yetişti, devlete kadı ve kâtip gibi yetişmiş görevliler sağlandı. 4. Sonuç: Eğitim sözlü ve aile içi bir aktarımdan, kurumlara dayalı düzenli bir yapıya dönüştü.

  4. Örnek 4Selçuklu dönemine ait bir medresenin cümle kapısında yazı kuşakları ve geometrik desenlerin yanında çift başlı kartal figürü bulunduğunu düşünelim. Bu eseri değişim ve süreklilik açısından değerlendiriniz.

    Cevabı göster

    1. Adım – İslamiyet'le gelen unsurlar: Medrese bir İslam eğitim kurumudur; yazı kuşakları hat sanatının, geometrik desenler İslam süsleme anlayışının ürünüdür. Bunlar değişimi gösterir. 2. Adım – Eski Türk geleneğinden gelen unsurlar: Kartal gibi hayvan figürleri eski Türk sanatındaki hayvan üslubunun devamıdır. Bu da sürekliliği gösterir. 3. Adım – Birleştirelim: Aynı yapıda iki kaynaktan gelen unsurlar bir arada kullanılmıştır. 4. Sonuç: Bu eser, Türklerin İslamiyet'ten sonra kendi sanat birikimini yeni inancın anlayışıyla birleştirdiğini, yani bir Türk-İslam sentezi oluşturduğunu gösteren somut bir kanıttır.

  5. Örnek 5Türk-İslam devletlerinde hukuk, şer'i hukuk ve örfi hukuk olmak üzere iki kaynağa dayanmıştır. Bu durumu dönemin koşulları içinde açıklayıp günümüz hukuk anlayışıyla karşılaştırınız.

    Cevabı göster

    1. Adım – Şer'i hukuk: Kur'an ve sünnete dayanır; aile, miras, alışveriş gibi konuları düzenler. İslamiyet'in kabulüyle hukukun temel kaynağı olmuştur. 2. Adım – Örfi hukuk: Hükümdarın kararlarına ve eski töreden gelen uygulamalara dayanır; vergi, askerlik ve devlet yönetimi gibi konuları düzenler. 3. Adım – Dönemin koşulları: Geniş topraklara yayılan devletler, dinî kuralların ayrıntılı düzenlemediği yönetim işleri için hükümdarın kararlarına ihtiyaç duyuyordu. İki kaynağın birlikte kullanılması hem dinî değerleri korudu hem de yönetime esneklik kazandırdı. 4. Adım – Günümüzle karşılaştırma: Bugün hukukun kaynağı anayasa ve TBMM'nin yaptığı kanunlardır; yargılamayı kadılar değil, bağımsız mahkemelerdeki hâkimler yapar. 5. Sonuç: Hukukun kaynağı ve uygulayıcıları değişmiştir; ancak adaletin devletin temeli olduğu düşüncesi o dönemden bugüne süren ortak bir değerdir.

  6. Örnek 6Bir öğrenci şu yorumu yapıyor: 'Karahanlılar İslamiyet'i kabul ettikten sonra Türkçeye ve Türk geleneklerine değer vermeye devam etmiştir.' Bu yorumu desteklemek için bu hafta öğrendiğiniz kaynaklardan en az üç kanıt gösteriniz.

    Cevabı göster

    1. Adım – Kanıt 1: Kutadgu Bilig, Karahanlılar döneminde Türkçe yazılmış ve hükümdar Tabgaç Buğra Han tarafından ödüllendirilmiştir. Eserde kut ve töre gibi eski Türk kavramları yer alır. 2. Adım – Kanıt 2: Divânu Lugâti't-Türk'te Kaşgarlı Mahmud, Türkçenin Arapça kadar değerli olduğunu savunmuş; Türk boylarının şiirlerini, atasözlerini ve geleneklerini derlemiştir. 3. Adım – Kanıt 3: Karahanlı sikkelerinde Arapça dinî ifadelerin yanında Tabgaç, Arslan, Buğra gibi Türkçe unvanlar kullanılmıştır. 4. Adım – Değerlendirme: Üç farklı türdeki kaynak (edebî eser, sözlük, para) aynı yorumu desteklemektedir. 5. Sonuç: Birden çok kaynak tarafından desteklendiği için öğrencinin yorumu güçlü ve güvenilir bir yorumdur.

Kavram Kartları

1 / 8

Karta dokunarak arka yüzündeki açıklamayı görün; yön tuşlarıyla kartlar arasında geçiş yapın.

Etkinlikler

Soruları çözün; her cevaptan sonra doğru mu yanlış mı olduğunu hemen göreceksiniz.

  1. 11069-1070 yıllarında yazılıp Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunulan Kutadgu Bilig adlı eserin yazarı aşağıdakilerden hangisidir?

  2. 2Kaşgarlı Mahmud'un Divânu Lugâti't-Türk'ü yazmasındaki temel amaç aşağıdakilerden hangisidir?

  3. 3Kutadgu Bilig'de adaleti temsil eden kahraman aşağıdakilerden hangisidir?

  4. 4Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet'in kabulünden sonra Türk sanatında eski geleneğin sürdüğüne örnek gösterilebilir?

  5. 5Aşağıdaki ifadelerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyiniz.

    • Divânu Lugâti't-Türk, Türkçe kelimelerin Arapça açıklandığı bir sözlüktür.
    • İslamiyet'in kabulüyle töre tamamen ortadan kalkmış, hiçbir izi kalmamıştır.
    • Medreseler genellikle vakıf gelirleriyle yaşatıldığı için öğrenciler parasız eğitim alırdı.
    • Nizamiye medreseleri Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han tarafından kurdurulmuştur.
    • Kutadgu Bilig Türkçe yazılmış olmakla birlikte aruz ölçüsüyle kaleme alınmıştır.
  6. 6Aşağıdaki kavramları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

    Soldan bir öğeye, sonra sağdaki eşine dokunun.

  7. 7Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kavramlarla tamamlayınız.

    1. Divânu Lugâti't-Türk adlı eseri 1072-1074 yıllarında Bağdat'ta Mahmud yazmıştır.
    2. Türk-İslam devletlerinde hükümdarın kararlarına ve gelenekten gelen uygulamalara dayanan hukuka hukuk denir.
    3. Bağdat'ta 1067'de açılan Medresesi, Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurdurduğu medreselerin en tanınmışıdır.
    4. Medresede yetişen ve İslam hukukuna göre yargılama yapan kişiye denir.
    5. Arap harfleriyle belirli kurallara göre yapılan güzel yazı sanatına denir.
  8. 8Elinizde üç kaynak var: (1) Kutadgu Bilig'de hükümdarın adaletli olması gerektiğini, bilginin ve aklın devlet işlerinde vazgeçilmez olduğunu anlatan öğütler, (2) Divânu Lugâti't-Türk'te Türk boylarının atasözleri ve şiirleriyle birlikte İslamiyet'le gelen yeni kavramların yer alması, (3) Vakıf gelirleriyle parasız eğitim veren Nizamiye medreseleri. Bu kaynaklara dayanarak İslamiyet'in kabulüyle Türklerin sosyal ve kültürel hayatındaki değişimi analiz ediniz; dönemin koşullarındaki sonuçlarını açıklayıp günümüzle karşılaştırınız.

Kısaca

  • Kutadgu Bilig: Yusuf Has Hacib'in 1069-1070'te yazıp Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunduğu bu eser, adalet, kut, akıl ve akıbet kavramlarını dört kahramanla anlatarak Türk devlet geleneği ile İslam ahlakının birleştiğini gösterir.
  • Divânu Lugâti't-Türk: Kaşgarlı Mahmud'un 1072-1074 yıllarında Bağdat'ta yazdığı bu eser, Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla hazırlanmış; Türk boylarına, geleneklerine, atasözlerine ve şiirlerine dair zengin bilgiler veren birinci el bir kaynaktır.
  • Eğitim ve bilim: İslamiyet'ten sonra eğitim, vakıflarla desteklenen ve parasız eğitim veren medreselerde yürütülmüş; Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurdurduğu Nizamiye medreseleri devletin eğitime sahip çıkmasının önemli bir örneği olmuştur.
  • Sanat: Hat, tezhip, çini ve geometrik süsleme gibi sanatlar gelişmiş; halı-kilim dokumacılığı, hayvan motifleri ve kopuz eşliğinde söyleme gibi eski Türk sanat gelenekleri de yeni anlayışla birlikte yaşamaya devam etmiştir.
  • Hukuk ve toplum: Eski Türklerde yazısız kurallar olan töre, İslamiyet'ten sonra yerini Kur'an ve sünnete dayanan şer'i hukuk ile hükümdarın kararlarına dayanan örfi hukuka bırakmış; kadılar yargı görevini üstlenmiş, ulema yeni bir toplum kesimi olarak öne çıkmıştır.
  • Kaynaklar ve günümüz: Yazılı eserler, yapılar, sikkeler ve mezar taşları birlikte incelendiğinde değişim ile sürekliliğin iç içe yaşandığı görülür; bugünkü okullarımız, adalet anlayışımız, sanatlarımız ve dilimiz bu birikimin izlerini taşır.

Bu dersin öteki kaynakları